"Muhteşem Yüzyıl" dizisinde skandal!
"Dolunaylar kadar güzel olan gelin, yıldızı parlak padişahın önünde cilvelenmeye başlayınca yiğit sultan, gönülleri kendine bağlayan bu güzelin zülfünün tellerine öyle bir dolandı ki, çevrede ne kadar ince hesapla uğraşan varsa, bunu çözmeye çalıştı da bir sonuç alamadı. Yemekler, içki âlemleri, sohbet demleri sürüp gitti ve gönül hanesine muhabbet tohumları ekildi. Padişah, memleket konularından el çekti, ol zülfü kafirin sözüne bağlandı, birkaç gün âdeta padişahlığını unuttu. (...) Gece gündüz, o ak gerdanın işveli dilberin sohbetini tek dilek bilip "umutlarında Rabbine bağlan" emrini adeta unuttu. Keyif verici, yasaklanan yiyecek içeceklerin tüm yasağcısı iken, Tanrı rızasını şaşıran arzuları dinleyip atalarının ele almadıkları al renkli kadehi, gönül götüren dilberin ısrarlarına kanarak yudumladı." (1)
"II. Bayezid'ın şehzadelik devri Amasya'daki yaranı ile zevk ve safa ve iyş u nûş alemleriyle geçmişti; bu tarihlerde kendisi uyuşturucu maddelerden afyon macunu da kullanmıştır. (Bunu haber alan Fatih Sultan Mehmet çok kızıyor, yanındaki adamların öldürülmelerini istiyor. Bunun üzerine...) Bayezid babasına yazdığı cevabında evvelce bazı mükeyyifat istimal etmişse de artık pederinin hayır duasiyle o gibi şeylerden tamamen vazgeçtiğini arz ederek babasının hiddetini teskin etmiştir; hükümdar olduktan sonra bir müddet daha içki alemleri tertib etmiş ve sonra tamamen terk ile ibadetle meşgul olmuştur." (2)"Yavuz Sultan Selim tahta çıkışından birkaç hafta sonra sonra cülûs şenlikleri yapılmasını emretti ve bu vesile ile babasının koymuş olduğu şarab yasağını kaldırdı. Bu hal imparatorlukta büyük şaşkınlığa ve çeşitli dedikodulara yol açtı. Şaraba düşkün olanlar bu kararı alkışlıyorlar, koyu dindarlar ise ateş püskürüyordu. Bu hükümdarın sefahatı o dereceye vardı ki, halk kendisine sarhoş manasına gelen "mest" lâkabını taktı. Onun hükümdarlığı zamanında şarap üretimi hemen tamamen yaygın hale geldi. Öyle ki artık kimse saklamaya da lüzum görmüyordu. Ülkenin her sınıf insanları kadar din adamları, kanun adamları da alenen içmekten çekinmez oldular." (3)
"Lala Mustafa Paşa, krallığın başkenti Magosa'ya hakim olduktan sonra buraya bir müftü ile bir kadı tayin etmiş. Bunlar Ekmel Efendi ve Kâmil Efendi'dir. Eskiden meyhane olan iki büyük bina kendilerine ikametgah olarak verilir: şeriatın bu iki memuru Kuran'ın yasak ettiği içkileri kendi hesaplarına satışa çıkarmaktan çekinmezler. Müslümanlar olsun, hıristiyanlar olsun, Allahın günü akın akın içki almak üzere onlara başvururlar. Halktan bazıları da 'bugün şarabımızı kimden alsak dersin? Müftüden mi, yoksa kadıdan mı?' diye hadiseyi istihza konusu bile ederler." (4)
"Nişancı Firuz Bey El Tevfiki... sürekli olarak içer, sarhoş ve bitkin bir halde kalırdı. Hatta namuslu adamların meyhanesidir diye arasıra koltuk meyhanelerine gider, içtiği şarabın etkisi ile dönüşte bir köşeye yıkılır kalırdı. Bu derece taşkınlığına rağmen yine de görevinden uzaklaştırılmadı." (5)
"Şarap müslümanlıkta yasak. Buna rağmen sık sık ve öyle çok içiyorlar ki, çoğunlukla da kaldıramıyorlar. Genellikle de bedava olsun diye hristiyanlardan alıyorlar. Bunların pek çoğunu ben gördüm. Bizim elçi d'Aramont'un verdiği şölenlere gelen saray ileri gelenleri istedikleri kadar içiyorlar. Elçi bunlara elinden gelen ikramı yapıyor. O kadar çok yiyip içiyorlar ki, evlerine dönerken kentin en geniş caddesi bile onlara dar geliyor. Kendilerine ziyafet verene teşekkür bile etmiyor, sadece sarhoş oluncaya kadar içiyorlar. Önce de söylediğim gibi kendi kanunları özellikle şarap içmeyi yasaklamış ama başkalarının cebinden içerek daha az günaha giriyorlar." (6)
"Sarhoşluğun Türkleri suça itmesine ve şarap içilmesinin dinen yasak olmasına rağmen İstanbul'daki meyhanelere bizim kabarelerimiz kadar yaygındır. Hükümet hem bunları korur, hem de bunlardan haraç alır; şarap vergisini toplama işi Şarap Emini denen bir tahsildara aittir." (7)
"Sarayda tecrit edilmiş ve tesiri görülmüş suçlarla gizli gizli çocuk düşürmek âdeti, çocuk yapmak âdetinden daha çok kolay bir işti.Yüzlerce kadının, ikballerin, gözdelerin, cariyelerin, kaynaştığı harem gibi bir muhitte, padişahlardan, şehzadelerden doğacak meşru ve gayrımeşru, vakitli vakitsiz bir sürü münasebetlerin zevk mahsullerini cenin halinde iken kolay çarelerle yok etmek haremin içyüzüne ait gizli adetlerden biri idi." (8)
"Kadın bolluğu padişahta bir tepki uyandırmakta gecikmedi. Oğlanlara meyletmeye başladı. Bu gayrı tabii meyil Osmanlı padişahları için yeni değildi. Fakat Abdülmect devrinde silinmeye ve kaybolmaya başlamıştı. Bir hastalık gibi yeniden başlamış oldu." (9)
"Şirler (arslanlar) pençe-i kahrımdan olurken lerzan,Beni bir gözleri âhuya zebûn etti, felek." (10)
"Kanuni'nin Rum oğlan sevgilisi İbrahim sonradan sadrazam oldu... Sultan İbrahim denilen adam işte buydu... Galatasaray lisesini 1528'de o kurdu." (11)
"Sultan Abdülaziz Çırağan ve Beylerbeyi saraylarını kârgir olarak inşa ettirdikten başka, Kağıthane, Çekmece ve İzmit kasırlarını da yaptırmıştı. Bütün bu sarayları süslemek ve canlandırmak için türlü cinsten eşyaya ve güzel kadınlara ihtiyaç hasıl oldu. Az zamanda bu cins kadınlarla, haremağaları ve halayıkların toplamı 2500'ü buldu. Bu kalabalığı doyurmak için günde beş yüz tabla yemek çıkardı. Her tablada on iki kap yemek bulunduğu hesabedilirse 24 saatte yenilen yemeklerin toplamı 6000 kabı bulurdu." (12)
"Sultan Abdülaziz, halkın fakirliği ve sefaleti ile alay edercesine lüks ve şatafatlı bir hayat sürmekte idi. Kendisine saraylar ve köşkler yaptırıyor ve bir kasaba halkı kadar tutan saray mensupları arasında hayat sürüyordu. Sarayda 1200 kadın, 350 aşçı ve yamak, 400 seyis ve ahır hizmetkârı, 400 hamlacı, kayıkçı, 400 hademi hassa müzika eri ve subayı, 200 kuşbaz ve cambaz, 2000 hademe, 300'den ziyade yaver, kâtip, teşrifatçı ve mabeynci vardı. Bundan başka kahveciler, tütüncüler, çamaşırcı ve harem ağaları da kabarık bir yekun tutuyordu. Bu suretle saraydan çöplenenlerin sayısı 6000 kişiye varıyordu." (13)
"Bizler zaten milletin sırtında bir yük halindeyiz. Ben bir evlat gaip ettim, fakat millet bir yükten daha kurtuldu." (14)
"Birbirine katışan türlü çeşitli yabancı kan yüzünden de (Osmanlı padişahlarının) hepsi çirkin, akıl ve bilinç yönünden dengesiz, sadist, zalim ve gaddar, üstelik vücutça yarı sakattılar. Hemen hepsinin burunları Grek ırkını simgeleyen biçimde 'kemerli' denilen kemik çıkıntılıydı.Tanrının bir 'ceza' anlamında suratlarını bu çeşitk damgalaması bile onların akıllarını başlarına toplaması için yeterli olmayacak, kesintisiz 600 yıl süreyle hep yabancı kadınlarla evlenip ana ve baba olarak onlardan doğmuş olmanın onursuz ilkesini sürdürecek ve böylece baştan sona değin, tek birinin damarında Türk kanının zerresi bile bulunmayacaktır." (15)
"Bilinçsiz, ülküsüz ve köksüz Osmanlı saltanatını meydana getiren Osmanoğlu ailesinde her şey acımasız, sevgisizdi. Dede torununa, baba oğluna, oğullarsa kardeşlerine doğuştan düşmandılar ayrıca. Can korkusu, taht tutkusu ile birlikte yürüyor, baştan bu yana her fırsatta birbirlerini öldürüyorlardı." (16)
"Sergüzeştim, âleme mâlumdur. Zalim Osmanoğullarının Anadolu Türklerine revâ gördüğü eza ve cefa, kahır ve sefalet cana tak etti. Sabır taştı. Can tende kaldıkça bundan böyle onlara boyun eğmeyeceğiz. Üsküdar'dan berisini Osmanoğullarına haram edeceğiz. Eğer fırsta yine onların olursa, nidelim! Baş koyduğumuz serencâmın dillere destan ve ibret olup kalması bize yeter." (17)
DİPNOTLAR
(1) Tacü't Tevarih I. Cilt, Hoca Sadettin Efendi, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1992, Ankara, sf. 210.
(2) Osmanlı Tarihi, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, II. cilt, Türk Tarih Kurumu yay. 1999 Ankara, sf. 246.
(3) 18. Yüzyıl Türkiye'sinde Örf ve Adetler, M. de M. D'Ohsson, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul, sf. 45.
(4) Age. sf. 216.
(5) Peçevi Tarihi, Hz. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal, Kültür Bakanlığı Yayınları: 467, Bin Temel Eser Dizisi: 81, 1981, Ankara, sf. 315.
(6) (1) Nicolas de Nicolay'ın Türkiye Seyahatnamesi ve Desenleri - Tülay Reyhanlı, Erdem Dergisi, Mayıs 1989, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1990 Ankara, sf. 601.
(7) Türkler ve Tatarlara Dair Hatıralar, Baron de Tott, Tercüman 1001 Temel Eser: no: 89, İstanbul, sf. 110.
(8) Teşrifât ve Teşkilât-ı Kadîmemiz- Ali Seydi Bey, Yayına hazır: Niyazi Ahmet Banoğlu, Tercüman 1001 Temel Eser no: 17, İstanbul, sf. 58.
(9) Osmanlı Tarihi, Enver Ziya Karal, III. Cilt, Türk Tarih Kurumu yayınları, 1999 Ankara, sf. 114.
(10) Padişah Anaları, Ali Kemal Meram, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 1997, İstanbul. sf. 87.
(11) Age.
(12) Osmanlı Tarihi, Enver Ziya Karal, III. Cilt, Türk Tarih Kurumu yayınları, 1999 Ankara, sf. 114.
(13) Age. sf. 279.
(14) Teşrifât ve Teşkilât-ı Kadîmemiz- Ali Seydi Bey, Yayına hazır: Niyazi Ahmet Banoğlu, Tercüman 1001 Temel Eser no: 17, İstanbul, sf. 58.
(15) Padişah Anaları, Ali Kemal Meram, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 1997, İstanbul. sf. 87.
(16) Age. sf. 166.
(17) Age. sf. 332