Yalçın Bayer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yalçın Bayer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.2.18

Cumhuriyet'in diktiği ağaçlar bir bir sökülüyor... İşte Türk şekeri

14 şeker fabrikası satılıyor da önü ve arkasını biliyor muyuz?
TRT’nin eski yapımcısı ve yazar Nazmi Kal, Cumhuriyet’in kuruluşundan yalnız üç yıl sonra ülkemizin ilk şekerinin üretildiği fabrikanın çok kısa bir öyküsünü ‘Atatürk’ün Diktiği Ağaçlar’ kitabından aktarıyor.
“Cumhuriyet kurulduğunda çayımıza atacak bir topak şekerimiz yoktu. Çayı üzümle içerdik. Cumhuriyet’in ilk şeker fabrikasının temeli Uşak’ta atılmasına rağmen Cumhuriyet’in ilk şekeri Alpullu’da üretildi. Montaj 11 ayda bitirildi ve 26.11.1926’da işletmeye açıldı, ilk Türk şekeri
üretildi.”
28.11.1926’de Ulus gazetesi yazar ve milletvekili Ahmet Ağaoğlu o günü şöyle anlatır:
 “İşte 30 bin dönümlük geniş bir ovada muazzam bir anıt. Bacalarını semaya kadar yükseltmiş, bölgeye can vermiştir. Kayışlar sürünüyor, çarklar dolaşıyor, makineler inliyor, yüzlerce küp hareket ediyor. İşte Türk şekeri. Herkes oraya koşuyor, bir çimlemik alıyor ağzına koyuyor. Ah ne tatlı şeker, herkesin yüzünde bir sevinç, kalbinde heyecan. Bu Türk’ün, Trakya’nın şekeri.”
Hülya ve evham deyip geçmeyiniz. Hülyasız milletler cansız kapılardır. İstiklal Savaşı da, Ankara-Samsun şimendiferi de, şeker fabrikası da bir hülya idi.
Bütün bu hülyalar hakikat olmuştur. Gazi’nin dehası ve yüksek iradesi bize rehberken başarılamayacak bir iş kalmayacaktır.”

Eski köylü, yeni sanayi işçisi Emrullah Beydeli’yi (1913) dinleyelim:
 “Fabrikaya girende 15’inde idim ama pelvandım ha nah bilekler büle büle. Gazi demiş kalkınacak memleket. Kuruldu ya fabrika mektepse mektep geldi, ziraatsa ziraatin hasını öğrendik. Benim babam ilk pancar dikenlerdendir. Macar ürgetti bize. Tarla işte büle büle sulanacak, büle büle dikilecek...
Fabrika Trakya düzünde yalnız iş değildir, ilimdir be yav ilim. Fabrikanın mektebi vardı. Paraysa girdi köylünün cebine. Miskin otururduk kahvede sekiz ay. Olduk burada işçi. Değil öyle ırgat, rençper, sanayi işçisi olduk be yav. A be elektrik gördük biz Alpullu’da... Hafta sonu gittim köye dedim babama ‘Görmüşüm cenneti koca ova kesmiştir ışığa’. Bir gün de anamı götürdüm. Gördü anam elektriği şaşırdı zavallı.”


500 DÖNÜM ARAZİSİ VAR
500 dönüm arazisi bulunan Türkiye’nin ilk şeker fabrikası olan Alpullu Şeker Fabrikası’nın, Emin Halebak’ın (Lüleburgaz) gerekirse fabrikayı alabileceğini duyurmasından sonra Hasan Akgün’ün (Büyükçekmece) çağrısı üzerine ve Trakya Belediyeler Birliği ve Tekirdağ Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ın daveti üzerine, Trakya’daki tüm CHP’li belediye başkanları Tekirdağ’da bir araya geldi. Kadir Albayrak (Tekirdağ), Emin Halebak (Lüleburgaz), Fehmi Altayoğlu (Hayrabolu), Saim Kırcı (Alpullu) ve Enis İşbilen’den (Uzunköprü) oluşan bir komisyon kuruldu. Belediye başkanları, Alpullu’ya talip olacaklarını ortak bir deklarasyonla ilan ettiler. Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın da katıldığı toplantıda Hasan Akgün (Büyükçekmece), Türkiye’nin ilk şeker üreten fabrikası olan Alpullu Şeker Fabrikası’nın özelleştirilmesinin hukuki yollarla engellenmesini, engellenemezse Trakya halkı adına fabrikayı Trakya Belediyeler Birliği’nin (TBB) üstlenmesi kararı aldığını duyurdu.

Başkan Akgün “Fabrikada pancar şekeri üretimine devam edilmesini istiyoruz, ayrıca fabrika kampusu içinde bulunan tarihi mekânların da açık hava müzesi biçiminde korunması kararlılığındayız” dedi.
 Yalçın Bayer, Hürriyet, 28 Şubat 2018

12.11.12

Ankara’nın taşı

BİLİMSEL araştırmacı (CNRS-Paris) Halûk Tarcan, 74. ölüm yıldönümünde Atatürk’e bir armağan göndermiş. İlginç yazı şöyle başlıyor:

“Atam sen, ‘Biz Türkler Orta Asya’daki büyük bir iç denizin kenarında doğduk, o bizim anayurdumuzdur. Sonra o denizin kurumasıyla dünyanın dört bucağına dağıldık’ dedin... Senin kuşağın Türk tarihini böyle öğrendi; bunu sen bulmuştun. Araştırsınlar diye Türk Tarih Tetkik Cemiyeti’ni kurdun.
Ama 10 Kasım 1938, dokuzu altı geçe o denizi kuruttular, ‘dünyayı Türk yaptı’ dediler...
Sana inanmadılar... Batı’ya Türk tarihini öğrensinler diye gönderdiklerin sana ihanet ettiler. Türkçe bilmeyenlerin yazdıklarına biat ettiler, üstüne tüy kondurmadılar.”
Fakat bir Uygurlu çıkıyor ve 'Orada beş iç deniz vardı' diyerek bunları sayıyor: “Uçuğıltır köl, Om-Oğ, Obıl uçı, Uçuğuy köl, Oğ-Ur...'
“Ama Uygurlu’ya inanmadılar”
  diyerek Atatürk’e seslenişini şöyle sürdürüyor:

“Sen ‘Orta Asya anavatan, Anadolu ikinci vatan, Girit üçüncü vatandır’ dedin... Dinlemediler bile! Batılı bunu kabul etmez, Batı doğru söyler, söylediği doğrudur... Bize, Batı’nın ‘okeyi’ gerektir dediler!
Uygurlu, ‘Orta Asya’da kaya resimleri, yazı var, atalarımız yazıyı buldu’ dedi... Ve yazıları okudu. Alay ettiler. Ama tersini ispat edemediler. Çünkü Türkçe bilmiyorlardı!
- Anadolu’da kaya resmi, yazı var, dedi. Bunlar M.Ö. on üç bini gösteriyor, atalarımız Doğu Anadolu’ya bu tarihte ayak bastı dedi. Yazıları okudu. Sinirlendiler, hayaldır bu; biz, Anadolu’ya 1071’de geldik Batı öyle söylüyor, dediler.
Okunamayan Girit yazısını okudu. ‘Atalarımız yazmışlardı’ dedi, aynı adam. Senin gerçeği keşfetmiş olduğunu ispat etti. Hiç renk vermediler. Derken, Ankara’nın Güdül Salihli Köyü’nden Cemil Söylemezoğlu haykırdı:
- Heyyyy... Güdüllüler uyanın. Biz Anadolu’da beş bin yıldan beri varız.
Bunu Servet Somuncuoğlu duydu, ekip kurdu, gittiler, gördüler; kaya resimleri ve yazıları keşfettiler... Tam beş bin kaya resmi ve yazı... Ama, atalarımızın Türkçelerini bilmediklerinden okuyamadılar...
Okuyana –Batılı olmadığı için– başvurmadılar. Bir Göktürk yazısı tutturmuşlar gidiyorlar... Harfler Orhun’daki yazıların ayni imiş... Orhun öncesini bilmediklerinden orada kaldılar. Daha çok bekleyecekler. Çünkü, damgaları harf sandılar. A, B diye okudular, AT, ÖK diye okuyacaklarına... Orhun’dan önce, Açıktaş, Uluğ-kem, Işub-Oq, Uw-On, Etrüsk, İskit yazılarının varlığına sırtlarını dönmüşler... En son yazı, Orhun’a takılıp kalmışlar, onu ilk sanıyorlar.
Fakat, Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim. Nihayet, Türk tarihinin yeniden yazılması gerektiğini kabul ettiler. Yıl 2011... Biz bunu 1988’de söylemiştik.
Atam, sen ne diyordun, 'Biz Anadolu’da en aşağı beş bin yıl önce varız.' Yıl 1930 idi. Bunu arasınlar diye Türk Tarih Tetkik Cemiyeti kurulmuştu. Ama o cemiyet, Türk Tarih Kurumu, sana inanmadı... Türkçe bilmeyen, nalıncı keseri Batılının kalem aldığı tarihi kabul etti. Batının kalemi, Türk tarihini değil, Batı çıkarları tarihini yazdı. 1071’i kabul ettirdi. Sen ne diyordun, ‘behemahal (zaman kaybetmeden) Türk tarihi yazılmalıdır. Biz beş bin yıldır Anadolu’dayız’. Artık ok yaydan çıkmıştır, ‘Türk gerçeği’ ortadadır. Rahat uyu artık, Türklüğünü inkâr edenler seni rahat bırakırlarsa?...
(Ankara Güdül’deki kaya resmi ve yazıt, Sermet Somuncuoğlu’nun Damgaların Göçü  kitabında görülebilir.)
Yalçın Bayer, Hürriyet, 11 Kasım 2012

26.3.11

Anayasa’dan ‘Türk milleti’ kavramını kaldıramazsınız

ÖĞRENDİĞİNİZ Türk tarihi Batı merkezli tarihtir, Türk milleti ve kültürünü uygarlık tarihinden silemese bile onu cılız ve önemsiz hale getirir.
1071 tarihiyle de Sevr'e hareket noktası vermeyi gaye edinmiştir. Kısacası Haçlı kalemiyle yazılmıştır, resmi tarih budur.
Bilmedikleriniz:
  • Doğu Anadolu'ya 13 binlerde geldik. 1071 Sevr'e hareket noktası olarak Batı tarafından ileri sürülmüştür.
  • İstanbul yöresinde Fikirtepe'de 5500'de bulunmaktayız.
  • Atalarımız yazıyı ve kâğıdı icat etmişlerdir.
  • Latin yazısı DNA testiyle Türk oldukları ortaya çıkan Etrüsk alfabesidir, ona, Latinler sahip çıkmışladır.
  • Pekin'den İzmir'e çekilen bir çizginin kuzey ve güneyindeki geniş sahalarda 1 milyondan fazla ön-atalarımıza ait kaya resimleri, damgalar ve yazıtlar bulunur. Tarihleri 18 binyılları civarıdır.
  • Sadece -Moğol tarihçilerine göre- Moğolistan'da on milyon ön-Türkçe kaya resmi damga ve yazı bulunur.
  • Doğu Anadolu, Orta Anadolu, Ankara dahil, çepeçevre çok sayıda ön-Türkçe yazıları içermektedir.
  • Anadolu'nun dip kültürü Türk kültürüdür.
  • Bu kültür, milyon yılda Orta Asya'da oluşan Qara-Tau (Karadağ) kültürünün meydana çıkması ve gelişmesinden doğmuştur. Bu kültürü, eski Sovyet bilim akademisinden Anton Ranov ortaya çıkarmıştır.
  • Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, İtalya, Portekiz, İspanya Fransa, Almanya, İskandinavya ülkeleri, İngiltere, İrlanda, İzlanda, Kanada'da, bol sayıda ön-Türk yazı resim ve damgalar bulunmaktadır.
  • Dillerin belkemiği olan imek, olmak, etmek fiilini dillerin belkemiği oluşturduğu ve Hint-Avrupa dilinin reddedildiği Batılılarca saklanmaktadır (CNRS, Eylül 2000, bülten 368). Ve de Fransızca, Türkçe ve Mançuca aynı dil ailesinden gelmektedirler.
  • Fransa, Portekiz, İspanya mağaraları ön-Türkçe yazıtlarla doludur.
  • Almancanın kökenindeki Hititçenin kökeninde de ön-Türkçe bulunur.
  • Türkçe ilk dil olarak ortaya çıkmıştır.
Fakat!..
İsmet İnönü'nün Talim Terbiye'ye Amerikanları sokmasıyla Türk tarihi onlar tarafından ve onların çıkarlarına göre cılız ve zavallı hale getirilmiştir. Resmi tarih budur.
Bu tarihe uyarak alacağınız karar ile Türkleri parçalamak, yok etmek isteyen dış mihraklıların paralelinde yer aldığınızın farkında değilsiniz, sizleri uyarıyorum. Lütfen bir toplantı organize edin ve o toplantıda ön-Türk kültürünün karşısında bulunan tüm tarihçi, her tür akademisyen ve kişiler bulunsunlar, ön-Türk kültürünü görsel belgeler, kaya resimleri ve yazıtlarıyla bilgilerinize sunayım. Bunu yapmazsanız ülkenin yıkılışında çok ağır bir sorumluluk altına gireceksiniz.
Hatırlatırım okula ilk başlayan Amerikan vatandaşı herkes, önce ‘I am American' demesini öğrenir ve öğretilir... Tüm dünyada bu böyledir.
Halûk TARCAN
Bilimsel araştırmacı
Yalçın Bayer, Hürriyet, 25 Mart 2011

18.12.08

Ermeniler de özür diliyor!

ERMENİ aydınları da 'Türklerden özür dileme!' kampanyası başlatıyor.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından yapılan çok ince 'ayaktopu' jestinden çok etkilenen 'bizim' "aydınlar"ın belirli bir 'plan ve program' çerçevesinde başlattıkları 'özür dileme' kampanyasından çok etkilenip sevinçten gözleri dolan Ermenistan ve diaspora aydınlarından da karşılık geliyor.
Aradan daha bir hafta geçmeden onlar da kampanya başlatmak için kolları sıvadılar.
Önümüzdeki günlerde Ermenistan Halkı'nın imzasına ve Ermeni Diasporası'nın insafına sunulacak olan 'Duyuru'nun taslağı özel kanallarla elime ulaştı, sizlerle paylaşıyorum.
Aydoğan KEKEVİ

(Bir kaynak: Em. Öğr. Neşide Kerem Demir: 'Bir Şehit Anasına Tarihin Söyledikleri- Türkiye'nin Ermeni Meselesi' (Sayın Neşide Kerem Demir, 27 Ocak 1973 tarihinde şehit edilen Los Angeles Başkonsolos Muavini Bahadır Demir'in annesidir. A.K.)

* * *

"Biz aşağıda imzası bulunan Osmanlı İmparatorluğu'nun 'millet-i sadıka'sı Ermenilerin torunları olarak:
Bizans'ın Kırım'a sürdüğü 170 bin Ermeni'yi Gedik Ahmet Paşa kumandasındaki savaş filosuyla alıp yeniden Osmanlı topraklarına getirip İstanbul'a yerleştiren, Ermeni Patrikliğini ihdas eden Fatih Sultan Mehmet'ten;
Türkmen gençleri cepheden cepheye cihat uğruna koşturulurken Tebriz'den getirdiği Ermeni sanatkarlara ülkenin sanat damarlarını teslim eden Yavuz Sultan Selim'den;
Atalarımızı paşalıktan bakanlığa, Saray hazinesinin tesliminden imparatorluğun temsiline kadar her türlü makama layık gören tüm Osmanlı'dan; kendilerine gösterilen bu güvene layık ve sadık davranmayan; dış ülkelerin emperyalist amaçlarına alet olan; savaş halinde olan Osmanlı ordusuna arkadan saldıran, eli silah tutan erkeklerin cephede olmasını fırsat bilip köy yağmalayan, ırza geçen; terör örgütü kurup onlarca Türk diplomatını şehit eden; bugünkü Ermenistan sınırları içinde bir tek Türk barındırmayan;
Yıllardır her yerde, her fırsatta Türkleri kötülemeyi meslek edinen;
Okul kitaplarından masallara kadar her yerde her fırsatta çocuklarımıza 'Türk Düşmanlığı' aşılayan;
Gerçekleri yazanları, söyleyenleri korkutarak susturmaya çalışan;
Gerçekleri yazan kitapları piyasalardan toplattıran, belgeleri yok eden;
Ermenistan arşivlerini açmayarak sorunu sürüncemede bırakıp kullanan;
Sahte belgeler, tahrifatlı resimler, uyduruk sayılarla yıllardır dünya kamuoyunu aldatan;
Karabağ'da, Hocali'de katliam yapıp, milyonlarca Azeri'yi göçürüp perişan eden;
Her fırsatı 'yerli yersiz', 'doğru yanlış' demeden kullanarak Türkleri dünyaya şikayet edip kötüleyen atalarımız ve günümüz Ermenileri adına özür diliyor; Türk milletinden bizleri ve atalarımızı bağışlamalarını rica ediyoruz..."

Destekleyenler:

(...)

Özür dilemiyoruz
ÖZÜR bildirisine karşı ne yapacağız, bunun karşısında da mı susacağız?
Şimdi biz de sesimizi duyurmak, suçlu olmadığımız bir konuda özür dilemeyeceğimizi göstermek için bir web sitesi açtık. www.ozurdilemiyoruz.biz
Bütün özür dilemeyenlerin desteklerini bekliyoruz, tıklayın, bir imza da siz atın...
Ertuğrul AKGÜNDÜZ

"TARİH yazmak da tarih yapmak kadar önemlidir" diyen Ulu Önder Mustafa Kemal Paşa'dan... ASALA terörüne kurban giden diplomatlarımız ve ailelerinden... özür diliyoruz.
Haydar MUTAF GAZİANTEP
Yalçın Bayer, Hürriyet, 18 Aralık 2008