Sabahattin ÖNKİBAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabahattin ÖNKİBAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.9.09

DYP mebusluğu beklerken Başbakan olan Tayyip beyin Yahudilerle dansı

Önce bir şeyin altını çizeyim. Hayır bu satırların yazarı antisemitist yani klasik anlamda bir Yahudi düşmanı falan değildir.
Tersine daha önce yazı yazdığı Türkiye gazetesi gibi muhafazakar bir gazetede bile gözlemlerine dayanarak “İsrail, Türklerin Dünya’da sevildiği nadir ülkelerden biri” diye yazılar yazmıştır.
Dolayısı ile değerlendirmelerimiz ön yargılı ideolojik saplantıların sonucu değildir.
Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra gelelim konumuza:
Maalesef Türkiye’de kim iktidar olursa olsun Yahudiler’in aleyhine haber ve sorgulamalar pek yapılmaz!
Düşünün, Vakit gibi bir gazete bile bu konuda ancak zevahiri kurtarma adına hareket ediyor.
Gündem oluştuğunda istisnasız her şeyi konuşup tartışan Türk medyası ve aydınları, örneğin Yahudilerin kutsal topraklar ütopyasını hiç mi hiç sorgulamaz ya da K.Irak’daki Yahudi Kürtler olgusunu zerre gündeme getirmez!
Yahudilerin hedefe oturtulmaması bizim medyada adeta inanç gibi bir şeydir!
Bütün gençlik ve olgunluk dönemlerini Musevi düşmanlığı ile geçirip fikri kimlik ve kişilik bulan AKP kesiminin aynı geleneği hem de eskileri katlayarak sürdürmesi aslında var olan mutlak bir realitenin ispatıdır.
O da Yahudilerin Türkiye’deki müthiş etkisi ya da dolaylı hükümranlığıdır!
Tam bu noktada bir parantez açalım ve bir anekdot aktaralım:
Hafta sonu bizim sitenin lokalinde tavla partisi sonrasında eski siyasilerin bulunduğu bir grupla sohbetteyiz.
AP ve DYP’nin eski bakanlarından Hasan Ekinci anlatıyor:
- “Tayyip Beyle siyasette yasaklı iken yani AKP’yi kurmadan bir süre önce ortak dostumuz olan Artvinli bir işadamının Çatalca’daki evinde buluştuk ve 5 saat sohbet ettik.”
Ekinci devam ediyor:
- “Görüşme talebi ondan gelmişti ve bana Hasan Ağabey sen deneyimlisin ne yapmam lazım sorusunu sordu. Ben de, siyasi yasak ilelebet olmaz, yasağın ileride kalkar ve DYP ya da ANAP’dan mebus olursun dedim. O da, benim düşüncem de aynı karşılığını verdi.”
Ekinci anlatmayı sürdürüyor:
- “Aradan birkaç ay geçti yine Artvinli bir işadamının bürosunda ama bu sefer tesadüfen karşılaştık. Tayyip bey o karşılaşmamızda bana heyecanla ’Hasan Ağbi işler değişti, göreceksin Başbakan olacağım’ dedi. Tayyip bey bürodan çıkınca ortak işadamı dostumuza durumu sordum. Aldığım karşılık şuydu: Erdoğan ABD konsolosu ve Yahudi temsilcilerle temas halinde imiş!”
Hasan Ekinci’nin bu anlattıkları benim 2001 yılında Star gazetesinde yazdığım Erdoğan ADL önderi Abraham Foxman’la İstanbul’da gizlice buluştu haberimi doğruluyor ki zaten o haber hiçbir zaman yalanlanmamıştı.
Devam edelim...
Yukarıda aktarılan ve yıllardır yaşananlarla sabit ki Tayyip bey, Musevi lobisinin hâlâ gözdesidir!
Belli ki Yahudiler Erdoğan’ı deliğe süpürme kararını ertelemiştir.
Öyle olmasaydı 10 gün önce 50 siyonist örgüt lideri ADL çatısının önderliğinde Tayyip Erdoğan’ı kucaklayıp bağrına basmazdı.
İlginçtir, Erdoğan’ın bu denli geniş katılımlı bir toplantıya niçin katıldığı ve orada neler konuşulduğu medyamızda hiç mi hiç gündeme getirilmedi... Öyle ya 50 Yahudi önder laf olsun diye böyle bir toplantıya katılır mı? Demek ki ortada ciddi bir gündem ve ardından mutabakat söz konusudur!
İyi de nedir bu mutabakat? Yahudiler neyin karşılığında Erdoğan’a desteğini sürdürüyor? Kürt açılımı işi, mayınlı arazi ve askeri ihaleler olabilir mi?
Laf aramızda bendeniz, İsrail ve ABD desteği kesilmeden AKP’nin iktidardan gönderilebileceğini pek düşünmüyorum! Bunlar Erdoğan’a bir süre daha iş gördürüp ardından uğurlayacaklar.. Dileyelim o iş gördürme sürecinde Türkiye bölünmesin!
Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 30 Eylül 2009

2.5.09

TSK ile vuruşmak!

Bir tarafta 2009’un ilk üç ayında yüzde10’ları aşan ekonomik daralma.
Diğer tarafta Azerbaycan’la Türk kamuoyu ikilisi ile ABD-AB, Ermenistan ve diaspora dörtlüsü arasında sıkışma, Kıbrıs’da finale gelinmesi ve K.Irak’ta yaşanan malum süreç.
Ve bunlardan da önemli olan DTP-PKK kalkışmasının geldiği dehşet nokta, Tayyip beyi günlerdir uyutmuyor.
Öyle, çünkü bu konulardan her biri, bir değil birkaç iktidarı bile yutacak önemi haiz.
Değil tamamında, birinde bile mağlup olmak zaten inişte olan AKP’yi duvara toslatacak.
İşte bu realiteyi gören Tayyip Erdoğan haftalardır çıkış yolu arıyor.
Ekonomik buhranın küresel olgular sebebiyle en az iki yıl sürmesi kesindir ki, böyle bir zaman dilimine bir iktidarın dayanması ve ayakta kalması mümkün değil..
Keza Azerbaycan-Ermenistan olayında da zor bir süreç işlemeye başladı. Bir tarafta Obama’ya ayak üstü yapılan taahhütler, öbür yanda ayağa kalkan kamuoyları!
Aynı şekilde AB bağlamında Kıbrıs’ta da son tangoya gün sayılıyor.
Ya AB defteri yakılacak ya da Kıbrıs’la ilgili talep ve dayatmalara boyun eğilecek.
Kuzey Irak konusu bir başka dert.
Azıtan DTP ve PKK ise en sıcak problem.
Tayyip Erdoğan’ın gündemdeki bütün bu sıcak konulara değil bir çıkış yolu haritası ya da politikası, herhangi bir bakışı bile yok.
Adeta sorunların ardından sürüklenip geliyor.
Bir ara kabinede revizyon yapıp yeni hava ve imajla yol alırım diye düşündü ama bu rüzgarın kendine ancak üç gün yetebileceğini gördü.
Aslında Erdoğan’ın sorunu sadece vizyonsuzluk ve politikasızlık değil, gününü gün etme anlayışıdır..
6.5 yıldır sorunları hep halının altına süpürerek yani erteleyerek bugünlere geldi ama artık hesap günü geldi çattı.
Öyle olunca da Tayyip bey, tabir yerinde ise duvara dayandı ve kıpırdayamıyor.
Sorunlar, artık aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık hüviyetinde. Bir başka boyut, artık dış dinamikler de Tayyip beyden eskisi gibi ümitvar değil.
ABD ve İsrail, bölgede Türkiye’yi, daha doğrusu ordusunu olmazsa olmaz görüyor ve yolculuğa Tayyip beyle çıktı lakin aradan geçen 6.5 yılda Erdoğan aşındı. En önemlisi Tayyip beyle TSK arasında var olan güven bunalımının aşılmamış olması, Washington ile Tel Aviv’in desteğinde tereddütler yarattı.
Hillary Clinton ile Obama’nın Ankara ziyaretlerindeki laiklik vurgusu bunun işaretidir.
Evet Paxamericana ve İsrail, bir süredir ‘Türkiye’de yeni bir ekip olsa daha mı iyi olur’u sorguluyor.
Sorunların büyüklüğünü ve ABD ile İsrail gibi en yakın destekçilerinin bu bakışlarını gören Tayyip bey ise kara kara düşünüyor.
Peki Erdoğan çıkış yolu olarak neyi mi aklına getirebilir?
Gelin bir komplo teorisi yürütelim:
Yoksa Ergenekon’daki keskinlikler ve TSK’nın hedef alınmasına gösterdiği hoşgörü, askerin sabrının taşmasına mı endekslidir?
Evet Tayyip bey, bu sorunların altından kalkamayacağını gördü de, askerle vuruşarak demokrasi mücahidi imajıyla çekilmeyi ya da çekilmeye mecbur kalacak pozisyonu inşaya mı çalışıyor?
Olur mu öyle şey demeyin, değil geçen her gün, her saat bile Tayyip beyi aşındırıyor ve Erdoğan da bunu görüyor. Dolayısı ile bu gidişata böyle bir tedbir ve ambalaj çok mantıksız değildir.
Komplo teorin uçuk diyenlere sorarım o zaman, Türkiye bu kadar devasa sorunların kucağında iken hükümetin TSK ile bu boyutta cebelleşmesi nasıl izah edilecek?
Sabahattin ÖNKİBAR, Yeniçağ, 2 Mayıs 2009