Ergenekon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ergenekon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.7.19

Unutmamak için (2)

 bianet'ten naklen

Aralarında akademisyen, akademisyen, hukukçu, hak savunucuları, sanatçı ve gazetecilerin bulunduğu 300 kişi, Ergenekon davasının karartılmaması, tersine derinleştirilmesi isteğiyle bir bildiri yayımladı.
"Ergenekon iddianamesi ahtapotun kollarından birini yakalamıştır. Ancak, diğer kollara ve gövdeye ulaşmakta kendini sınırlamış kaygısı uyandırmaktadır" diyen aydınlar bu davayla Susurluk ve Şemdinli'de kaçırılan fırsatı yakalama olanağı doğabileceğini söylüyor.
Kazananın yurttaşlar, "demokrasimiz ve geleceğimiz" olacağını ifade eden aydınlar, demokratik, özgür, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına dayalı bir ülkede yaşamak isteyen herkesi davanın takipçisi olmaya çağırdı.
Bildirinin tam metni şöyle:
Yıllardır gözlerimizin önünde cereyan eden faili meçhul cinayetlerin, siyasi suikastlerin, devletin içine yuvalanmış çetelerin, halkı birbirine düşürmeyi amaçlayan hain provokasyonların, açık ya da örtülü darbelerin ülkemiz üzerine yaydığı karanlığın bir ucundan da olsa delinmesi olanağı Ergenekon davası ile Türkiye demokrasi güçlerinin önüne çıkmış bulunuyor.
Eleştirilebilecek yanlarına, eksikliklerine ve bazı tartışmalı kurgulamalarına rağmen Ergenekon İddianamesi özünde çok önemli suç iddiaları ve belgeleri içermektedir. Bu suçlar bütün derin bağlantılarıyla ortaya çıkarılabildiği takdirde, temiz toplum olma yolunda Susurluk’ta, Şemdinli’de elimizden kaçırdığımız fırsatı yakalama olanağı doğabilir. Yıllardır apaçık bildiğimiz olayların ve bu olayların ardındaki mihrakların aydınlatılarak adalet önünde hesap vermelerinden kazançlı çıkacak olan ne günün siyasi iktidarı, ne de şu veya bu siyasal çevredir. Kazanan biz yurttaşlar, demokrasimiz ve geleceğimiz olacaktır.
Ergenekon İddianamesi ahtapotun kollarından birini yakalamıştır. Ancak, diğer kollara ve gövdeye ulaşmakta kendini sınırlamış kaygısı uyandırmaktadır. Bu kaygı giderilmelidir. Örneğin askeri yargı, savcılığın gönderdiği belge ve bilgileri dikkate alarak yargılama sürecini işlettiği ve gereğini yerine getirdiği takdirde, Türkiye’yi kuşatan ve giderek derinleşen karanlığın aydınlanmasında önemli bir adım daha atılmış olacaktır. Ergenekon davasının, her türlü uzlaşmanın ötesinde toplumsal ve siyasal ufkumuzun aydınlanması davası haline gelebilmesi için siyasi irade şimdi her zamankinden daha gereklidir. Asker-sivil bütün kurum ve kuruluşlar da davanın karartılmaması ve mutlaka derinleştirilmesi için aynı kararlılığı göstermelidir.
Bu davanın hayati önemine inanan bizler, hukuki / adli sürecin kamu vicdanını her yönden rahatlatacak şekilde, yargı bağımsızlığı çerçevesinde, adil ve titiz yargılama ilkelerine sonuna kadar uyularak sürdürülmesini diliyoruz. Türkiye demokrasi güçlerinin, karşılarında bir siyasal kanadın değil devlet içine yuvalanmış çetelerin ve darbeci zihniyetin bulunduğunun bilinciyle Ergenekon davasının derinleşmesi ve öze varması için ortak mücadele vermeleri gereğine inanıyoruz. Demokratik, özgür, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına dayalı bir ülkede yaşamak isteyen tüm yurttaşları, aklının ve vicdanının sesini dinleyerek davanın takipçisi olmaya çağırıyoruz.
İmzacılar:
Abdi Özdiken (Bilişimci), Abdullah Keskin (Sinemacı), Adalet Dinamit (Yönetici), Adnan Özyalçıner (Yazar), Adnan Tonguç (Yazar), Ahmet Aykaç (Prof. Dr.), Ahmet Çakmak (Prof. Dr.), Ahmet Dindar (Avukat), Ahmet İnsel (Prof. Dr.), Ahmet İsvan, Ahmet Kardam, Ahmet Telli (Yazar), Ahmet Ümit (Yazar), Akşin Somel (Prof. Dr.), Ali Akay (Küratör), Ali Deniz Ceylan (Avukat), Ali Kerem Saysel (Akademisyen), Ali Nesin (Prof. Dr.), Ali Uçansu (Diş Hekimi), Arif Ali Cangı (Avukat), Aslı Erdoğan (Yazar), Ayda Arel  (Prof. Dr.), Aydın Cıngı, Aydın Engin (Gazeteci), Ayetullah Sevgir, Ayhan Aktar (Prof. Dr.), Ayhan Bilgen (Mazlum, Der), Ayhan Çabuk (Van Baro Bşk.), Ayhan Kaya (Akademisyen), Ayhan Ongun (İSİDEF Gn. Sek.), Ayla Gürsoy (Prof. Dr.), Aylin Aslım (Müzisyen), Ayşe Berktay (Çevirmen), Ayşe Buğra (Prof. Dr.), Ayşe Erzan (Prof. Dr.), Ayşe Gül Altınay (Akademisyen), Ayşe Hür (Tarihçi, Yazar), Ayşe Kadıoğlu (Akademisyen), Ayşe Soysal (Prof. Dr.), Ayşegül Devecioğlu (Yazar), Ayşegül Kaya (Avukat), Ayşen Anadol (Çevirmen), Bahri Bayram Belen (Avukat), Barış Pirhasan (Yönetmen), Baskın Oran (Prof. Dr.), Bennu Yıldırımlar (Oyuncu), Beral Madra (Küratör), Beril Dedeoğlu (Prof. Dr.), Betül Tanbay (Prof. Dr.), Bircan Yorulmaz, Burhan Şenatalar (Prof. Dr.), Bülent Arınlı (Belgesel yönetmeni), Bülent Atamer (Kimya mühendisi), Bülent Aydın (Gazeteci), Bülent Erkmen (Tasarımcı), Büşra Ersanlı (Prof. Dr.), C. Murat Özgünay, Celal Yıldırım (Dişhekimleri Birliği Bşk), Celalettin Can (78'liler Vakfı), Cem Terzi (Prof. Dr.), Cemal Polat (Sendikacı), Cengiz Aktar (Akademisyen), Cenk Soyer (Mühendis), Cevdet Uçungan (Kars Baro Bşk.), Cuma Boynukara (Tiyatro yazarı), Cüneyt Ozansoy (Akademisyen), Çağatay Anadol (Yayıncı), Çiğdem Mater (Gazeteci), Çiğdem Yalçın Pamukçu (İHOP), Derya Sazak (Gazeteci), Dilara Kahyaoğlu (Eğitimci, sanatçı), Dilek Özcengiz (Prof.Dr.), Doğu Ergil (Prof. Dr.), Emel Ataktürk (Avukat), Emine Uşaklıgil (Yönetici), Emre Gönen (Akademisyen), Enis Rıza (Belgesel yönetmeni), Enver Sezgin , Ercan Karakaş (SODEV)            , Erdağ Aksel (Akademisyen), Erdal Karayazgan, Erdal Yavuz (Akademisyen), Ergin Cinmen (Avukat), Ergun Gümrah (Yönetici), Erkan Şen, Erol Katırcıoğlu (Prof. Dr.), Erol Kızılelma (SODEV), Ersin Kalaycıoğlu (Prof. Dr.), Ersin Salman (İletişimci), Ertuğrul Cenk Gürcan (Akademisyen), Ertuğrul Kürkçü (Yazar), Esra Güçlüer, Esra Koç, Esra Mungan (Akademisyen), Fahri Aral (Yayıncı), Faruk Arhan (Gazeteci), Fehim Caculi (Yönetici), Feray Salman  (İHOP), Ferdan Ergut (Akademisyen), Ferhat Kentel (Akademisyen), Ferhunde Özbay (Prof. Dr.), Fethiye Çetin (Avukat), Feza Kürkçüoğlu, Fikret Adaman (Prof. Dr.), Fikret Adanır (Prof. Dr.), Filiz Kardam  (Akademisyen), Filiz Kutlar (Sanatçı), Fuat Keyman (Prof. Dr.), Füsun Çeliköz, Füsun Üstel (Prof. Dr.), Gencay Gürsoy (Prof. Dr.), Gonca T. Demir (Avukat), Gül Efem (Akademisyen), Gülay Günlük Şenesen (Prof. Dr.), Gülay Toksöz (Prof. Dr.), Gülen Aktaş (Prof. Dr.), Gülseren Onanç (Kagider), Günay G. Özdoğan (Prof. Dr.), Gündüz Mutluay (Yayıncı), Gürol Irzık (Prof. Dr.), Hacer Ansal (Prof. Dr.), Hakan Tahmaz, Haldun Sural (Akademisyen), Hale Bolak Boratav (Akademisyen), Halil Berktay (Prof. Dr.), Halil Ergün (Sanatçı), Haluk İnanıcı (Hukukçu), Hasan Kuruyazıcı (Mimar), Hasan Öztoprak (Yazar), Hasan Yazıcı (Prof. Dr.), Haydar Ergülen (Şair, yazar), Huri Özdoğan (Prof. Dr.), Hülya Gülbahar (Avukat), Hürriyet Karadeniz, Hüseyin Çakır, Hüseyin Öntaş (Avukat), Hüsnü Öndül (İHD Gn. Bşk), Ilgın Su, Işıl Gürsoy Uyar, Işıl Kasapoğlu (Tiyatrocu), Iştar Gözaydın (Akademisyen), İbrahim Betil, İbrahim Kaboğlu (Prof. Dr.), İhsan Çaralan (Gazeteci), İlhan Tekeli (Prof. Dr.), Jale Parla (Prof. Dr.), Jülide Kural (Oyuncu), Kadri Salaz (İşadamı), Kemal Gökhan Gürses (Karikatürist), Koray Çalışkan (Akademisyen), Koray Doğan Urbarlı, Kuvvet Lordoğlu (Prof. Dr.), Lale Mansur (Oyuncu), Lale Tayla (Gazeteci), Levent Korkut (ai Türkiye Başkanı), Leyla İpekçi (Yazar), M. Ali Özel (Siirt Baro Bşk.), M. Zait Söylemez (Muş Baro Bşk.), Macit Koper (Sanatçı), Mahir Günşıray (Sanatçı), Mahmut Güven (Mardin Baro Bşk.), Mahmut Ortakaya  (Dr.), Manuel Çıtak (Fotoğraf sanatçısı), Markar Eseyan (Gazeteci), Mebuse Tekay (Avukat), Mehmet Ali Aslan (Avukat), Mehmet Altan (Prof. Dr.), Mehmet Dağ, Mehmet Demir (Gazeteci), Mehmet Görgeç (Malatya Baro Bşk.), Mehmet Güleryüz (Ressam), Mehmet Karaca, Mehmet Salmanoğlu, Melek Göregenli (Prof. Dr.), Melek Ulagay (Belgesel yönetmeni), Meral Danış Bektaş (Avukat), Meral Okay (Sanatçı), Meral Tamer (Gazeteci), Meryem Kavak (Avukat), Mesut öztürk (Van eski Belediye Bşk.), Mesut Yeğen (Akademisyen), Meşher Yürek (Bitlis Baro Bşk.), Mete Çubukçu (Gazeteci), Mete Tuncay (Prof. Dr.), Mithat Sancar (Prof. Dr.), Muharrem Erbey (İHD Diyarbakır Bşk.), Murat Aksoy (Gazeteci), Murat Belge (Prof. Dr.), Murat Çelikkan (Gazeteci), Murat Morova (Ressam), Murat Paker (Akademisyen), Murathan Mungan (Yazar), Müfit Erkarakaş (Yönetici), Müge İplikçi (Yazar), Müslüm C. Akalın (Urfa Baro Bşk.), Nabi Yağcı, Nail Satlıgan (Akademisyen), Nazan Aksoy (Prof. Dr.), Necip Korkmaz (Hakkari Baro Bşk.), Necmiye Alpay (Yazar), Nedim Hazar (Yönetmen), Nesrin Sungur (Prof. Dr.), Neşe Erdilek (Sosyolog), Nihal Saban (Prof. Dr), Nil Mutluer (Akademisyen), Nuray Uzunören (Prof. Dr.), Nurcihan Hamişoğlu (HYD), Nurdan Arca (Film yönetmeni), Nurhan Yentürk (Prof. Dr.), Nuri Ödemiş (Bilişim uzmanı), Nurşirevan Elçi (Av. Şırnak Baro Bşk.), Nüket Esen (Prof. Dr.), Nükte Devrim Bouvard (Gazeteci), Okan Akhan (Prof. Dr.), Orhan Alkaya (Şair), Osman Kavala, Osman Köker (Yazar), Oya Baydar (Yazar), Oya Köymen (Prof. Dr.), Ozan Erözden (Akademisyen), Öget Öktem Tanör (Prof. Dr.), Ömer Faruk Gergerlioğlu (MazlumDer Gn. Bşk.), Ömer Laçiner (Yazar), Ömer Madra (Açık Radyo), Ören Altmışyedioğlu (Avukat), Özlem Dalkıran (HYD), Özlem İşbilir (Editör), Pelin Batu (Sanatçı), Pınar Selek (Sosyolog), Ragıp İncesağır (Sanatçı), Raşit Tükel (Prof. Dr.) , Rauf Kösemen (Tasarımcı), Reşat Apak (Prof. Dr.), Reşit Canbeyli (Prof. Dr.), Rezzan Tuncay (Prof. Dr.), Rıdvan Akar (Gazeteci), Rojbin Tugan (Avukat), Sami Evren (KESK Gn. Bşk), Sedat Özevin (Batman Baro Bşk.), Sefa Feza Arslan (Akademisyen), Selim Badur (Prof. Dr.), Selim Mahmutoğlu, Sema Kılıçer (HYD), Semih Kaplanoğlu, Semra Somersan (Akademisyen), Sennur Sezer (Şair), Serap Aksoy (Sanatçı), Serdar M. Degirmencioglu (Akademisyen), Sermet Koç (Prof. Dr.), Serra Yılmaz (Oyuncu, çevirmen), Sezgin Tanrıkulu (Diyarbakır Baro Başkanı), Sibel Irzık (Prof. Dr.), Sinan Gökçen (Gazeteci), Sungur Savran (Yazar), Şaban Dayanan (İHD), Şahika Yüksel (Prof. Dr.), Şanar Yurdatapan (Müzisyen), Şebnem İşigüzel (Yazar), Şebnem Korur Fincancı (Prof. Dr.), Şehbal Şenyurt (Belgesel yönetmeni), Şevket Pamuk (Prof. Dr.), Şeyhmus Diken (Yazar), Tahsin Yeşildere (Prof. Dr.), Tan Oral (Karikatürist), Taner Akçam (Yazar), Tanıl Bora (Yazar), Tarhan Erdem (Yazar, araştırmacı), Tarık Ziya Ekinci (Dr.), Tatyos Bebek (Diş Hekimi), Teoman Pamukçu (Akademisyen), Timur Akçalı (Akademisyen), Timur Demir (Ağrı Baro Bşk.), Toktamış Ateş (Prof. Dr.), Tuba Çandar (Yazar), Tuğrul Eryılmaz (Gazeteci), Turgut Tarhanlı (Prof. Dr.), Tülay Ateş (Avukat), Umur Coşkun (Yönetici), Ümit Fırat (Yazar), Ümit Kardaş (Avukat), Ümit Kıvanç (Yazar), Ümit Şenesen (Prof. Dr.), Ünal Ünsal (Emekli Büyükelçi), Vasıf Kortun (Sanatçı), Vecdi Sayar (Gazeteci-Yazar), Vedat Yılmaz (Dr.), Veysel Eşsiz (Akademisyen), Viki Çiprut (Gazeteci), Yakın Ertürk (Prof. Dr.), Yalçın Ergündoğan (Gazeteci), Yaman Aksu (Yazar), Yılmaz Ensaroğlu (Mazlum Der), Yiğit Bener (Yazar), Yusuf Alataş (IHD), Yücel Sayman (Avukat), Yüksel Selek, Zafer Kıraç, Zakarya Mildanoğlu  (Mimar), Zeynep Ekener (HYD), Zeynep Gambetti (Yazar). (TK/EZÖ)

24.11.13

Hasan Cemal'in vicdanını sızlatmak için arkadaşı olmak vardı

MİT’in bir dönemin Taraf yönetici ve yazarlarıyla (Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Mehmet Baransu, Amberin Zaman, Markar Esayan) Mehmet Altan’ı sahte isimlerle, hem de “koordineli” yargıçlar aracılığıyla dinlemesi tartışılıyor...
Tartışılmalı elbette. Çünkü John Locke’un dediği gibi; hukukun bittiği yerde zorbanın egemenliği başlar.
Bu zorbalığa teslim olmamak için ise, ilkemiz şu olmalı:
Hukuksuzluğa uğrayanın kimliğine bakılmaz.

Hasan Cemal T24’teki yazısında bu konuyu işlemiş ve haklı çıkarımlarda bulunmuş:
“-Yargı konusunda vicdanlar sürekli kanama halinde.
- Mahkemelerden adalet bekleyenlerin hayal kırıklıkları tükenmiyor, tükenecek gibi de değil.
- Hukuk devleti bunun neresinde?
- Kuvvetler ayrılığı bunun neresinde?
- Hukuk devleti acaba bu memleketin kapısını ne zaman çalacak?”
YOL VERDİNİZ ZORBALIĞA
Ah Hasan Cemal ah…
“Yargı konusunda vicdanların kanama halinde olduğunun” “sürekli” hale geldiğini yazmak, o kanamayı “sürekli” olarak gündeme getirmenizle bir anlam kazanırdı.
Siz ne yaptınız; o kanama Silivri’de başlarken Milliyet’teki köşenizde şu satırlar çıktı kaleminizden:
“Ergenekon Davası, bu ülke için bir demokrasi ve hukuk sınavıdır. Evet, Ergenekon'un soruşturma aşamasında yanlışlar yapılmış, aşırılıklar yaşanmıştır.
Evet, Ergenekon iddianamesi bazı bakımlardan gereksiz ayrıntılarla tıkış tıkıştır.
Evet, davanın Silivri'deki ilk günü adalete yakışmayacak keşmekeşlik içinde açılmıştır.
Bunlar elbette eleştirilecek.
Ama buradan yola çıkarak davanın özünü saptırmaya, Ergenekon'u inandırıcılıktan yoksun kılmaya çalışmak hatadır.”
Evet, bugün yüksek sesle itiraz ettiğiniz hukuksuzlukları, o günlerde gayet kibar bir dille “yanlışlık, aşırılık” diye tanımlamıştınız.
Bu bir hukuk katliamıdır” diye feryat edenleri, “Ergenekon’un özünü unutturmakla” suçladınız, “inandırıcı değiller” dediniz.
Halbuki, geçtik bir gazeteci olarak duruşma salonuna gelmeyi, bir kez bile “yahu bu sanıklar ne diyor” diye duruşma tutanaklarını incelemediniz.
Meşrulaştırdınız hukuksuzlukları, yol verdiniz zorbalığa.
Öyle ya yeni mi oldu illegal dinlemeler?
Örneğin, bu sitenin tüm yöneticileri cezaevine atılırken, hangi delillerle içeri atıldığına hiç baktınız mı?
Dinleme kararları nasıl alındı hiç gördünüz mü? Odatv davasında Soner Yalçın için hukuksuz şekilde yeniden 3 ay dinleme kararı alındığını; bu hukuksuzluk ortaya çıkınca yeni bir hukuksuzluğa daha imza atıp, bu kez geriye dönük dinleme kararı alındığını bilmiyor musunuz?
Yine Odatv davasında Nedim Şener’in, suç unsuru içermediği tespit edilen ve kanun gereği imha edilmesi gereken telefon konuşmaları üzerinden, “hukuksuzluklarını meşrulaştırdığınız” Zekeriya Öz tarafından sorgulandığını bilmiyor musunuz?
Ya sırf Cemaat’in devlet içindeki örgütlenmesini yazdığı için cezaevinde olan Hanefi Avcı’nın, o çok övdüğünüz Ergenekon, Balyoz davalarının beyin takımındaki polis şefi Ali Fuat Yılmazer tarafından yine benzer şekilde sahte isimlerle mahkeme kararı alınarak dinlendiğini? Ve bu konuda Hanefi Avcı’nın yaptığı hukuki itirazların geri çevrildiğini?

HASAN CEMAL YOUTUBE’A BAKSIN
Bırakın Odatv davasını.
Mustafa Balbay’ı dinliyoruz” diye Cumhuriyet gazetesinin santrali dinlenirken, “Tuncay Özkan’ı dinliyoruz” diye Kanaltürk santrali dinlenirken ve o santral konuşmalarının tamamı Balbay ve Özkan’a yazılırken neredeydiniz?
Gazeteci değil misiniz, bilmiyor musunuz bunları? Duymadınız mı, okumadınız mı?
Eşleri gizlice takip edilip, sanki silah arkadaşlarıyla ilişki içindeymiş gibi manşetler atılınca, bu ahlaksızlığa isyan edip intihar eden askerleri de mi görmediniz?
Ya eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın kızının özel hayatına dair fotoğrafların, ABD Büyükelçiliği’ndeki yetkililere Türk polisi tarafından gösterildiğini de mi duymadınız?
Açın lütfen Youtube’u, Dailymotion’u…
Orada onlarca askerin, siyasetçinin, gazetecinin özel hayatına dair videoları göreceksiniz.


Sözün özü:
Ergenekon'dan Balyoz'a, KCK'dan Devrimci Karargah'a kadar tüm siyasi davalarda yıllarca hep aynı hukuksuzluk yapıldı.
AKP DÖNEMİNDE İLLEGAL DİNLENENLERİN LİSTESİ
Ah Hasan Cemal ah…
O insanların hakları için yüksek sesle itiraz etmediniz.
En büyük karşı çıkışınız “Aman Ergenekon’un pusulası şaşmasın” oldu.
Görmediniz, duymadınız, konuşmadınız.
Hukuksuzluğa uğrayanın kimliğine baktınız.
Ne zamanki hukuksuzluğa uğrayan kişiler arkadaşlarınız çıktı, şimdi “Hukuk devleti bunun neresinde?” diye soruyorsunuz.
Benzer hukuksuzluğu yıllarca haykıran insanlara dair iki satır yazmanız için illa ki arkadaşınız mı olmaları gerekiyordu?
Bilmez misiniz; o zaman siz ve arkadaşlarınız bugünkü gibi yüksek sesle itiraz etseydiniz…
Siz ve arkadaşlarınız o hukuksuzluklara çanak tutmasaydınız…
Siz ve arkadaşlarınız sahte delilerle yapılan yargılamaları “demokrasi” diye yutturmaya kalmasaydınız…
Bugün siz ve arkadaşlarınızın başına bunlar gelmeyecekti.
Hasan Cemal’e aşağıda bir liste vereceğim, arşivinde tutmasını öneririm.
Bu liste, sadece 2010 yılına kadar AKP döneminde sesi ve görüntüleri internete düşen; illegal dinlenen / takip edilen kişi ve kurumların listesi.
Yani Hasan Cemal’in arkadaşlarının hukuksuzca dinlendiği döneme ait bir tablo.
Son 3 yıl da düşünülürse ve bilmediklerimiz de eklenirse liste daha da kabarır…
Sormak lazım; aşağıdaki kişi ve kurumlar benzer hukuksuzluğu yaşarken, Hasan Cemal ne yapmıştı: 

HAKİM VE SAVCILAR
1- Ali Osman Feyyaz Paksüt, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili. (ortam dinlemesi)
2- Serdar Özgüldür, Anayasa Mahkemesi Üyesi. (ortam dinlemesi)
3- Fulya Kantarcıoğlu Anayasa Mahkemesi Üyesi.
4- Yargıtay Birinci Başkanlığı Santrali.
5- Hamdi Yaver Aktan, Yargıtay 8. Daire Üyesi. (ortam dinlemesi)
6- Fatih Arkan, Yargıtay 10. Hukuk Daire Üyesi. (ortam dinlemesi)
7- Yusuf Uluç, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Üyesi. (ortam dinlemesi)
8- Ali Muhsin Karakaş, Yargıtay 2. Ceza Diresi üyesi.
9- Hüseyin Boyrazoğlu, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı.
10- Ercan Yalçınkaya, Yargıtay Eski Genel Sekreter Yardımcısı.
11- Ali Suat Ertosun, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyesi. (ortam dinlemesi)
12- Ömer Faruk Eminağaoğlu, YARSAV Kurucu Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı.
13- Aykut Cengiz Engin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı. (ortam dinlemesi)
14- İlhan Cihaner, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı. (ortam dinlemesi)
15- Hamdi Ünal Karabeyoğlu, Uşak Cumhuriyet Başsavcısı.
16- Osman Kaçmaz, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı.
17- Köksal Şengün, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı.
18- Erkan Canak, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı.
19- Hayri Keskin, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimi.
20- Kadir Ünal, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı.
21- Hakan Kızılarslan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Savcısı.
22- Ali Çakır, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı.
23- Mahmut Kaya, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi.
24- Yılmaz Güven, Eskişehir Vergi Mahkemesi Üyesi.
25- Mecit Ceylan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili.
26- Murat Yiğit, İstanbul Cumhuriyet Savcısı.
27- Salim Demirci, Ankara Cumhuriyet Savcısı. (ortam dinlemesi)

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ
28- Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Başkanı. (ortam dinlemesi)
29- Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı. (ortam dinlemesi)
30- Orgeneral (E) İsmail Hakkı Karadayı, Genelkurmay Başkanı. (ortam dinlemesi)
31- Orgeneral (E) Aytaç Yalman, Kara Kuvvetleri Komutanı. (ortam dinlemesi)
32- Orgeneral (E) Hurşit Tolon, 1. Ordu Komutanı. (ortam dinlemesi)
33- Genelkurmay Başkanlığı Karargahı. (ortam dinlemesi)
34- Orgeneral Saldıray Berk, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Doktrin Komutanı. (ortam dinlemesi)
35- Orgeneral Nusret Taşdeler, Harp Akademileri Komutanı.
36- Orgeneral (E) Ergin Saygun, Genelkurmay 2. Başkanı.
37- Korgeneral Galip Mendi, Kocaeli Garnizon Komutanı.
38- Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, Kocaeli Muhabere Hizmet Destek Eğitim Komutanı. (ortam dinlemesi)
39-Koramiral Kadir Sağdıç, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Öğretim Komutanı. (ortam dinlemesi)
40- Tümgeneral Kenan Koçak, Genelkurmay Başkanlığı Plan Hareket Daire Başkanı.
41- Tümgeneral Gürbüz Kaya, Hakkari Tümen Komutanı. (ortam dinlemesi)
42- Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Foça Jandarma Komando Okulu Komutanı. (ortam dinlemesi)
43- Tümamiral Cem Gürdeniz, Deniz Kuvvetleri Plan Prensipler Dairesi Başkanı. (ortam dinlemesi)
44- Tümgeneral Hıfzı Çubukçu, Genelkurmay Başkanığı Adli Müşaviri. (ortam dinlemesi)
45- Tümgeneral (E) Reha Taşkesen, Kara Harp Okulu Komutanı.
46- Hava Tümgeneral Erol Özdil. (ortam dinlemesi)
47- Tuğgeneral Zeki Es, Çukurca Tugay Komutanı. (ortam dinlemesi)
48- Tuğgeneral (E) Münir Erten, Genelkurmay Başkanlığı Elektronik Sistemleri Komutanı. (ortam dinlemesi)
49- Tuğgeneral (E) Suha Tanyeri, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi (SAREM) Komutanı. (ortam dinlemesi)
50- Tuğgeneral (E) Levent Ersöz, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Grup Komutanı. (ortam dinlemesi)
51- Deniz Kıdemli Kurmay Albay Dursun Çiçek, Genel Kurmay Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi 3. Şube Müdürü. (ortam dinlemesi)
52- Kurmay Albay Mehmet Aygün. (ortam dinlemesi)
53- Albay Ünal Atabay, Kara Kuvvetleri Komutanlığı İç Güvenlik Harekat Şube Müdürü. (ortam dinlemesi)
54- Albay (E) Hasan Atilla Uğur, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Teknik Daire Başkanı. (ortam dinlemesi)
55- Albay Gürsel Tokmakoğlu. (ortam dinlemesi)
56- Albay (E) Arif Doğan. (ortam dinlemesi)
57- Yarbay Onur Dirik, Dağlıca Tabur Komutanı. (ortam dinlemesi)
58- Yarbay Selami Çakmak.
59- Binbaşı Kadir Ayhan. (ortam dinlemesi)
60- Binbaşı Uğur Cevizoğlu. (ortam dinlemesi)
61- Jandarma Binbaşı Ümit Yüksel Berber. (ortam dinlemesi)
62- Erzincan İl Jandarma Alay Komutanlığı. (ortam dinlemesi)
63- Yüzbaşı Coşkun Başbuğ.
64- Çağlar Canbaz, Üsteğmen. (ortam dinlemesi)
65- Fırat Ç., Hava Pilot Üsteğmen.

DİĞER KURUM VE KİŞİLER
66- Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan.
67- Seyfi Oktay, Eski Adalet Bakanı.
68- Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı.
69- Tuncay Özkan, Yeni Parti Genel Başkanı.
70- Önder Sav, CHP Genel Sekreteri.
71- Nesrin Baytok, CHP Milletvekili. (ortam dinlemesi)
72- Prof. Dr. Erdoğan Teziç, YÖK Başkanı. (ortam dinlemesi)
73- Prof. Dr. Erhan Ekinci, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi. (ortam dinlemesi)
74- Selami Öztürk, Kadıköy Belediyesi Başkanı. (ortam dinlemesi)
75- Muzaffer Eryılmaz, Çankaya Belediyesi Başkanı. (ortam dinlemesi)
76- Ulusal Kanal.
77- Kanal Türk.
78- Başkent TV.
79- Avrasya TV.
80- Milliyet Gazetesi santrali.
81- Cumhuriyet Gazetesi santrali.
82- Saygı Öztürk, Gazeteci-yazar.
83- İlhan Taşçı, Gazeteci-yazar.
84- Melih Gökçek, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı.
85- Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı.
86- Gültan Kışanak, BDP Milletvekili.
87- Mehmet Akif Ulusoy, Gelir İdaresi Başkanı.
88- Soner Gedik, Doğan Yayın Holding Başkan Yardımcısı.
89- Necati Altıntaş, Emniyet Genel Müdür Vekili.
90- Ferda Paksüt, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'ün eşi.
91- Mukaddes Eruygur, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral (E) Şener Eruygur'un eşi. (ortam dinlemesi)

NOT: Bu listeyi hazırlarken, Ufuk Akkaya'nın "Tele Tayyip" adlı kitabından yararlanılmıştır.
Barış Pehlivan, Odatv.com, 23.11.2013

20.3.13

Sürpriz” karşımızda!

Sevgili okuyucularım, bugün sizi biraz geçmiş yıllara götürüp belleğinizi tazelemek istiyorum. Bu konuyu burada 23 Ocak 2013 tarihli yazımda bir kez daha gündeme getirmiştim.
Günlerden 17 Mayıs 2006. Silahlı bir kişi Danıştay binasına girdi. Danıştay 2. Dairesi bir süre önce bir öğretmen hakkında türban kararı vermiş ve sıkmabaşlı öğretmenin okuldan atılmasını sağlamıştı. Ama olayın öncesi vardı. Danıştay bu kararı verince, Vakit isimli şeriatçı gazete bu kararda imzaları olan Daire Başkanı Mustafa Birden ile dört Danıştay üyesinin fotoğraflarını 13 Şubat 2006 günü birinci sayfadan dokuz sütuna manşet yapıp “İşte o üyeler” başlığı ile yayınlamış ve onları açıkça hedef göstermişti. Ben de ertesi günkü yazımda “Bu nasıl bir rezalettir, bu hakimlerin can güvenliğini bundan sonra kim koruyacaktır” demiştim.
İş bu kadarla da kalmamıştı. Danıştay’ın bu kararı sonrasında iktidarın bütün elemanları tepinmeye başladılar.
Tayyip konuştu: “Efendi, bu karar (sıkmabaş kararı) senin işin değil. Diyanet’in işi! Bu kararı kınıyorum. Hiçbir hukuk anlayışı içinde tanımlanamaz.”
Bir yüksek yargı organına “Efendi” diye hitap ediyordu.
Bay Abdullah Gül konuştu: “Bu anlayış diktatör rejimlerin felsefesidir. Kaygıyla karşılıyorum. Hayretler içinde kaldık. Bunlar (Bu gibi mahkeme kararları) çok yanlış ve tehlikeli şeylerdir.”
Şimdi işin sonrasına bakalım.
* * *
Vakit gazetesinin Danıştay 2. Dairesi Başkan ve üyelerini açıkça hedef gösteren yayınından bir süre sonra, 17 Mayıs 2006 günü Danıştay katliamı gerçekleşti. O yayın amacına ulaşmıştı.
Alparslan Arslan isimli bir avukat tabancasıyla 2. Daireye çıktı, toplantıda bulunan heyeti bastı, hedef gözetmeden ateş etti. Sonuç tam bir felaketti:
Daire Başkanı Mustafa Birden, üyeler Ayfer Özdemir, Ayla Gönenç, Mustafa Yücel Özbilgin ve tetkik hakimi Ahmet Çobanoğlu yaralandı.
Özbilgin aynı gün hastanede vefat etti. Sanık yakalandığında tekbir getirmişti. İşte savcılıktaki ifadesi:
“Türban kararı nedeniyle mahkeme başkanını vurmaya karar verdim. Odaya girdiğimde Allahuekber diye tekbir getirdim. Ayrıca kaçarken polisle boğuştuğum sırada da tekbir getirmiş olabilirim…”
İddianame sayfa 11:
“(Olay sonrasında kaçarken) Çıkış kapısına yaklaşan Alparslan Arslan’ın polisler tarafından yakalandığı, polislerden kurtulmak amacıyla silahı ile bir el ateş ettiği, güvenlik odasına alındığı sırada tekbir getirerek ‘Osmanlı’nın torunuyum, Allah’ın askerleriyiz’ şeklinde
bağırdığı…”
Utanmaz sıkılmaz yandaş medya bu konuda da sürekli yalan haber yaptı, saldırganın tekbir
getirdiğini inkar etti!
* * *
Tekbirli Danıştay saldırısı iktidarı rahatsız etmişti. Birbiri ardına demeçler vermeye başladılar:
Tayyip: “Bu iş başörtüsüyle ilgili değil.
Saldırı iktidarımıza yöneliktir…”
Bülent Arınç: “Saldırıdan siyasi rant devşirmeyin…”
Cemil Çiçek: “Olayın türbanla bağlantısı tesbit edilmedi…”
Hepsi bir olmuş, olayı çarpıtmaya kalkışıyorlardı.
* * *
Şimdi yazımızın ana konusuna gelelim ve o gün öğleden sonra yapılan Meclis oturumunun
tutanaklarına bir bakalım. Günün en önemli konusu olan Danıştay saldırısı tartışılıyor.
Kürsüde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin var. Sinirler gergin. Görüşmeler karşılıklı laf atma ortamında yapılıyor. Ancak Mehmet Ali Şahin’in birkaç cümlesi var ki, bugün bile anımsanması ve üzerinde durulması gerekiyor… Çünkü çok önemli. Tutanaklardan aynen veriyorum:
“…Bu tür olaylarda ilk tahkikat gizlidir. Benim şu anda, bugün, şu saat itibariyle elde etmiş olduğum bilgileri dahi, bu gizlilik sebebiyle, üzülerek sizlerle paylaşamadığımı ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından gürültüler.)“
Saldırıdan sonra sadece birkaç saat geçmiş ve katil suçüstü yakalanmış. Beyefendi hangi bilgileri elde etmiş de, başkalarıyla paylaşması mümkün olmuyor?
Kendisinin yine tutanaklardan çok, ama çok önemli sözlerini şimdi aktarıyorum:
“Bekleyin. Çok kısa sürede bu olayın hangi amaçla yapıldığı ve arkasında kimlerin olduğu ortaya çıkarılacaktır. Hatta, hissiyatımı (duygularımı) sizlerle paylaşmak isterim. Bir takım SÜRPRİZLERE de hazır olun. (AKP sıralarından alkışlar.)“
* * *
Bir yıl öncesinden Ergenekon davasının püf noktası, işte bu “Sürprizlere hazır olun” sözlerinde yatıyor!
Ancak o gün Meclis’te karşılıklı laf atmalar nedeniyle bu sözler gargaraya geliyor ve üzerinde hiç kimse -ne yazık ki- durmuyor. “Sürprizlerin” ne olduğunu anlamak için aylar ve yıllar geçmesi gerekiyor. Alparslan Arslan isimli katil Ankara’da Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor, deli numaraları yapsa bile suçunu itiraf ediyor ve ağır hapis cezası alıyor.
Fakat dosya Yargıtay’a gelince bazı gizli güçler devreye giriyor. O sırada Silivri’de Ergenekon davası başlatılmış… Ve katliam dosyası Ergenekon davasına aktarılıyor!..
Çünkü Ergenekon davasında sanıklardan herhangi birinin silah kullandığı, darbe
girişiminde bulunduğu, cinayet işlediği, ya da teröre bulaştığı konusunda en ufak bir bilgi ve belge yok.
O halde ne yapmalı? Ergenekon’a bazı terör eylemleri yüklemeli! Katil Alparslan ve
Danıştay cinayeti bu iş için biçilmiş kaftan!
Böylece Alparslan’ı aldılar, yanına bir de kirli adam bulup ikisini birden Ergenekon davasına monte ettiler. Alparslan Ergenekon sanıklarından kimseyi tanımıyordu, onlar da Alparslan’ı tanımıyordu. Ama olsun varsın, orada bir katilin bulunması gerekliydi! Kamuoyunun kandırılması ve gözünün boyanması ancak böyle mümkün olurdu.
Alparslan Arslan “Ergenekoncu (!)” olarak yargılandı ve tutuklanan yurtsever aydınlara bu yolla leke sürülmek istendi.
* * *
Evet, cinayetten birkaç saat sonra Mehmet Ali Şahin hem de Meclis kürsüsünden böyle diyordu: “Sürprizlere hazır olun!..”
Bu sözlerinin anlamı bugüne kadar kendisine sorulmadı, o da açıklamadı. Hangi sürprizin geleceğini nereden biliyordu? O saatte ne poliste ayrıntılı bilgi vardı, ne de savcılıkta. Her şey sıfır düzeyinde idi. Adam sadece tekbir getirdiğini ve cinayeti türban kararı nedeniyle
işlediğini anlatmıştı.
Bu sözlerin perde arkası daha sonra ortaya çıktı.
“Sürpriz” dediği şey, Danıştay cinayetinin bir süre sonra Ergenekon davasına bağlanması, bu yolla hayali katiller, cinayetler, darbe girişimleri ve terör masalları yaratılmasıydı…
Çünkü Ergenekon davası daha önceden ayarlanmış, toplumu sindirme, korkutma ve tepkisizleştirme operasyonu için kullanılmasına karar verilmişti.
* * *
Bu davanın da nasıl yürütüldüğünü, mahkemede sanıklara nasıl manevi işkence yapıldığını, tanıkların dinlenmediğini, pek çoğu yüz kızartıcı suçlardan hapis yatmakta olan gizli tanıkların sergilediği yalanlar ve masallarla sürdürüldüğünü hep birlikte görmedik mi?
Savcı şimdi komutanları, üniversite rektörlerini, gazetecileri, yazarları darbeci ve terörist olarak açıkladı, her biri ayrı ayrı, katil Alparslan Arslan’la aynı kefeye konuldu.
Örgütün (!) bir tek belgesi çıkmadı. Adalet çiğnendi, hukuk yara aldı.
Peki ama örgüt nerede, silahlar nerede!
Silahsız darbe, silahsız terör olur mu!..
Örgütün başı kim, yeri neresi!..Onlar bulunamadı ama hiç sorun değil!..
Cezalar bol kepçe istendi, o kadarı yeter!
* * *
Emin Çölaşan’ın notu: Tayyip dün Meclis kürsüsünde Kılıçdaroğlu’nu eleştirdi, alay edercesine “Bunlar rakıyı sulu içiyormuş” dedi. Aslında açıkça belirtmedi ama, bence şunu söylemek istedi: “Rakıyı susuz içeceksin kardeşim, rakının tadı böyle çıkar!” Tayyip’in rakı kültürü karşısında saygıyla eğiliyorum!

Emin Çölaşan, www.sozcu.com.tr, 20 Mart 2013
http://sozcu.com.tr/2013/yazarlar/emin-colasan/surpriz-karsimizda.html

18.3.13

REDDEDIYORUZ


Türkiye Ergenekon davasında savcıların verdiği esas hakkındaki mütalaayı konuşuyor.

İşte savcıların tartışılan mütalaasına, Ergenekon davası tutuklularından yanıt geldi.

Sanık avukatları aracılığıyla kamuoyuna açıklanan, “Ergenekon tutsaklarının Savcılığının esas hakkındaki mütalaasına cevabıdır” başlıklı o metni yayınlıyoruz:

“Bugün, Silivri’de adalet, hukuk ve insan hakları bir kez daha ayaklar altına alınmıştır.
Savcılar, meclisin çıkardığı yasaları hiçe saymıştır.

Hukukun bütün temel ilkeleri çiğnenmiştir.

Sanıkların, savunmaları, gösterdikleri lehe deliller tamamen yok sayılmıştır.

Güvenilirliği tartışmalı, gizli tanıkların, sanıklarla arasında açıkça husumet bulunan sözde tanıkların akıl ve mantıktan uzak iddiaları, kesin delil sayılmıştır.

Mahkeme heyeti; savcıların iddialarına karşılık sanıkların ve avukatların savunma taleplerini reddetmiş; maddi gerçeğe ulaşmak için ayağına kadar gelen tanıkları dahi dinlemeyi reddetmiştir.

İddianame; delil değeri olmayan, sonradan üretilmiş, çoğu sahte delillere dayandırılmış, yargılama aşamasında hukuka aykırı deliller hiçbir şekilde ayıklanmamıştır.

Bugün okunan belgeler, savunma tarafına ve dolayısıyla iddia makamına henüz sunulmadan, 2200 küsur sayfadan ibaret esas hakkındaki mütalaanın savcılar tarafından duruşmada yazılı olarak okunması, mütalaanın da tıpkı karar gibi önceden hazırlanmış olduğunu ortaya koymuştur.

Bu davanın hedefi cumhuriyetin değerleri, kurumları, Atatürk ilke ve devrimleridir.
Bu nedenlerle savcılığın sözde esas hakkındaki mütalaasını tanımıyoruz, reddediyoruz.

Gelinen noktada hukuku, halka birlikte arama mücadelesini sürdüreceğiz.

Davanın bundan sonraki aşamalarında mahkeme heyetine ve savcılığa rağmen adaleti ve özgürlüğü istemeye devam edeceğiz.

Bu dava Türkiye’nin hukuk imtihanıdır. Tüm halkımızı Ergenekon tutsaklarının hukuk mücadelesine omuz vermeye çağırıyoruz.”

Odatv.com
18 mart 2013

28.12.12

Birileri kalemimizi kıracağını düşünebilir AMA


''Biz gazeteciler, kendimizi iktidarlara, cemaatlere beğendirmek zorunda değiliz. 

Böyle bir sorumluluğumuz ve zorunluluğumuz yok. 

Kimseden izin alarak yazmayız. 

Biz kimseden izin alarak düşünmeyiz. Özgürce düşünür ve özgürce yazarız. 

Birileri Yalçın'ı ve diğer yürekli, onurlu gazetecileri cezaevine atarak, kalemini eğeceğini, kalemini kıracağını düşünebilir. 

Ama biz öyle olmayacağız. 

Çünkü biz cezaevinde yatmayı, zindanda kalmayı Namık Kemal'den öğrendik. 

Biz bu vatana hasret içinde sürgünde yaşamayı Nazım Hikmet'ten öğrendik. 

Biz Aziz Nesin'den, Sabahattin Ali'den, Rıfat Ilgaz'dan inadına gazete çıkartmayı öğrendik. 

Biz Abdi İpekçi'lerden, Uğur Mumcu'lardan, Bahriye Üçok'lardan, Hrant Dink'lerden, Ahmet Taner Kışlalı'lardan, Hablemitoğlu'dan ölmeyi öğrendik. 

Ama bize yenilgiyi öğretemeyeceksiniz. 

Biz yenilgiyi öğretemiyeceksiniz ve inadına yazacağız.''


Soner Yalçın, 27 aralik 2012

18.12.12

Ergenekon mahkemesi avukatları nasıl fişliyor


13. Ağır Ceza Mahkemesi 13 Aralık'taki duruşmada Avukatların söz alma konusundaki ısrarını suç duyurusu yaptı. Avukatların hangi suçu işledikleri mutlaka bulunacaktır. Ancak merak ettiğimiz Türk Ceza Kanunu'nda olmayan bir suç tipi nasıl yaratılacağı konusudur. Savcıların bu konuda pek mahir olduklarını biliyoruz. Mutlaka bir suç tipine sokulacaktır bu ısrar. Avukatların söz almasına ne gerek var oysa... Avukatlar olmasa ne yargılama süreçlerinde olumsuzluk da olmaz.

Aslında susturmalı bu avukatları, susturmalı bir biçimde. Korkutma başıralamadı hiç değilse susturma başarılmalı. Hatta daha ileri gitmeli, kent içinde polis robokoplar kent dışında jandarma robokoplarla ezilmeliler. Bir daha söz istemenin kendilerine cop, biber gazı ve müvekkillerine mahkumiyet olarak geri dönmeli. Görün bir daha başlarını kaldırabilirler mi? İleri demokrasimizin nasıl atılım yapacağını, nasıl insanların özgürleşeceğini o zaman görün işte.

Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri yukarıdaki sözlerden pek mutlu olmuştur sanırım. Belki bu satırların yazarına özel sempati bile duyabilirler.

Ama gerçekleri kim silebilir? Kim gizleyebilir bu hukuksuzluk denizindeki sörfü?

Mahkeme bir yandan avukatları susturmak isterken diğer yandan da FİŞLİYOR... Evet her avukat her davranışı ile fişleniyor. Duruşmalardaki konuşmaları ile, duruşma aralarındaki meslektaşları ile kendi aralarında konuşmaları ile de fişleniyor. Bunu bizzat gözlerimle gördüm. Mahkeme başkanı tepeden sarkan 15 mikrofon için itiraz ettiğimizde merak etmeyin duruşma kapanınca o mikrofonlar da kapanıyor. Duruşma aralarında görev yapmıyor demişti. Ama ben gördüm. Gözlerimle gördüm. Duruşma arası hem sesli hem de görüntülü Mahkeme Başkanı'nın odasında naklen canlı yayın yapılıyordu. Doğal olarak kayda da alınıyordu tabii ki...

Mahkeme bu tavrı ile meşruiyet sınırlarını da aşmış oldu. Mahkeme artık meşru bir mahkeme değil. Duruşma aralarında ses ve görüntülü kaydı almak yasal olmadığı gibi ayrıca suç . TCK 133 maddesinin 1. fıkrası "kişiler arasındaki aleni olmayan ko­nuşmaların dinlenmesi ve kayda alınmasını" suç olarak tanımlanmaktadır. Bu suçun bir kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanarak işlenmesi durumunda ise suçun nitelikli hali oluşmaktadır ki bu durumu da TCK 137. maddesi düzenlemektedir. Avukatların celse aralarındaki konuşmaları özel konuşmalardır. Bunların dinlenmesi ve kayda alınması onların izni ile olan bir eylem olmadığı için de elbette suçtur.

Bu konu SAVUNMA HAKKI ve HUKUK SİSTEMİMİZ açısından oldukça önemlidir. 12 MART ve 12 EYLÜL sıkıyönetim mahkemeleri bile avukatları celse arasında dinlemedi ve görünütlerini kayda almadı.
Bu nedenle tüm hukuk kurumlarını ve Üniversiteleri, basını bu olayın üstüne gitmeye çağırıyorum...

Bu arada duruşma 27 Aralık 2012 Perşembe gününe kalmış bulunmaktadır. Bu duruşmaya Türkiyenin her yerinden avukat arkadaşlarımızın cübbeleriyle katılmaları gerekiyor. Bu konuyu tüm Baroların ve TBB'nin de gündeme alması gerekir. Avukatları ilgilendiren bu iki temel konu meslek onuru için büyük önem taşımaktadır. Birincisi söz hakkı isteyen avukatların söz almak için direnmelerinin suç duyurusu konusu yapılması ikincisbi de celse aralarında kendi aralarında yaptığı konuşmaların görüntülü olarak dinlenmesi ve kayda alınmasıdır.

Kimilerine bu duruşmada "dikkat et saygınlığın yitiyor" denerek anımsatılmak isteniyor.

Av. Celal Ülgen

Odatv.com
18.12.2012

16.11.11

Silivri'de o saatler

Ergenekon davası kapsamında 4 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan yazar Ergün Poyraz, üst düzey MİT yöneticisi Kâşif Kozinoğlu’nun yaşamını yitirdiği saatlerde cezaevinde yaşananları anlattı. Poyraz cezaevinden gönderdiği faksta çarpıcı bir iddiada bulundu; “Bir saate yakın, koğuşun kapısına öyle vuruyorlardı ki, sanırsın cezaevi yıkılacak, bu sürede ne gelen oldu ne giden...”


Ergün Poyraz kaldığı Silivri Cezaevi’nden, avukatı Hüseyin Buzoğlu’na gönderdiği faksta dikkat çekici değerlendirmelere yer verdi. Avukatına “Bizi burada öldürecekler” diye seslenen Poyraz, “Bak en az ses çıkacaktan başladılar bile. Bir saate yakın koğuş arkadaşları, seslerini duyurabilmek için koğuşun kapısına öyle vuruyorlardı ki, sanırsın cezaevi yıkılacak, bu sürede ne gelen oldu ne giden” dedi.

Poyraz, kendisinin anjiyo olduğunda hastanedeki doktorlara, “Kriz anında butonlara bassak bile kolay kolay kimse gelmiyor. O nedenle kalp ve benzeri hastaların butonlarında hassas davranılması için cezaevine konunun önemini belirten yazı yazın” önerisinde bulunduğunu, doktorların ise buna karşılık “yazamayız” yanıtını verdiğini anlattı. Poyraz, cezaevinde yaşananları şöyle aktardı:

“Aslında biraz kına alıp onlara göndermek lazım. Tabii bu arada BT’li anjiyoyu gizleyenle, tıkalı damara bir şey yapamayız diyene de. Hoş, uyarı yazısı yazsalar da ne değişecek? Ama bir tane doktor yok. Doktorun gelmemesi için de her şey yapılıyor. Gelen doktorlar kazayla bize ‘nasılsın’ dese, anasından emdiğini burnundan getiriyorlar. Burada sağlığımız için doktor bulundurulmuyor, bulundurulsa bile o da reçete yazma amaçlı. Ama bisküvi paketleri için üstelik boş soruşturma açılabiliyor, savunmamızı engellemek için bilgisayar çıkış saatleri her fırsatta kısılıyor. Burada öldürüleceğimiz oldukça açık ve net. Dünya âlem biliyor ki, burada hukuk yok. Kim var diyorsa sahtekârdır. Dava iftiralarla yürüyor, yetmiyor yazmadığım bir dilekçe ile iftira atılarak soruşturma açılıyor. Bu nedenle, mahkemeye savunma vermenin anlamı yok diye düşünüyorum. Yapılacak tek şey, devşirilmemiş basına sürekli uğradığımız haksızlıkları anlatmak. Hiç değilse pisi pisine ölmemiş oluruz.”

‘Daha çok kişi ölecek’

Kozinoğlu’nun hücre arkadaşı Atilla Uğur’un avukatı Celal Ülgen, Kozinoğlu ailesine cezaevi kampusuna bakmakla görevli savcı tarafından gelişmelerle ilgili geniş ve ayrıntılı bilgi verdiğini söyledi. Kozinoğlu’nun, müvekilli Uğur’un kalp rahatsızlığının dikkate alınması için cezaevi yönetimine dilekçe verdiğini anlatan Ülgen, şunları söyledi:

“Haksız yere tutukluluk daha çok can alacağa benziyor. Birçok kişi daha ölecektir. Oysa bin suçlu özgür gezsin önemli değil, ama bir masum tutuklanmasın der hukukçular.”

İlhan Taşçı, Cumhuriyet

16 Kasım 2011

16.4.09

Şaşıranlar...

"Ergenekon şaşırdı..."
"Ergenekon’da pusula şaşıyor mu?.."
"Ergenekon’da sapma..."

(.......)
Arkadaşlar Ergenekon’un ne olduğunu yeni yeni anladılar. Ki sosyolojide buna "geç intikal" diyorlar.
Yeni kuşaktaki karşılığı; jetonun geç düşmesi...
Bana kalırsa; idrak sorunu...
Hani otomobili banketten uçurduktan sonra, yolun kenarına oturup "Ben nerdeyim?" demek gibi... Ya da içkiyi ayran gibi içtikten sonra, lavaboyu kucaklamışken "Bana ne oldu?" sorusu gibi...

Bu kanaat önderleri, Tayyip Erdoğan’ın "değişmesini" tam altı sene beklediler...
Keza bir "dinci" iktidarın Türkiye’yi AB’ye sokmasını...
Ya da; AKP’nin çağdaş reformlar yapmasını...
Hiçbiri olmadı...
Benzer başlıklar altı sene sonra atıldı:
"AKP şaşırttı..."
"Pusula şaşıyor mu?..."
"AB’den sapma mı?..."

Bence şu "geç intikal" sorunu, aslında kıvırma sanatının bir unsuru olmalı...
Bal gibi biliyorlardı neyin ne olduğunu... Artık mızrak çuvala sığmadığında, insanları aptal yerine koymanın sınırına dayanıldığında, mal ortaya çıktığında... Bir yere kaçamayıp soruyordur bizi eşek yerine koyarak:
"Ergenekon şaşırttı..."
"AKP’de pusula şaşıyor mu?..."
"Laiklikten sapma mı?.."

Allah bir topluma ceza vermek istiyorsa, ona akılsız-ahmak aydınlar verirmiş...
Şimdi mi uyandınız, öyle mi?...
Şimdi mi görebildiniz gözünüzün önünü?...
Bu kadar mıydı zekánız, sezginiz, donanımınız, aklınız?...
Peki kim ödeyecek bu günahların bedelini...
Kayıp yıllar, yaralı-bereli bir cumhuriyet, kan kaybetmiş bir ülke?..
Peki, hiç utanmaz mısınız siz?...
Bekir Coşkun, Hürriyet, 16 Nisan 2009

14.4.09

12. Dalga'nın kodları

Dünkü Milliyet'te Can Dündar'ın yazısından kafasının karıştığını anladım. Eğer meselelere onun gibi bakıyorsanız, sizin de karışması için elverişli ortam var. Hele bir de bunu yetniyetme komplo teorisyenlerinin saçma fikirleriyle birleştirirseniz... Can Dündar'ın da durumu bu. Obama'nın gelişinden Ergenekon'a, Yazıcıoğlu'nun ölümünden Fethullah Gülen'in açıklamalarına kadar her şeyin altında başka planlar yattığını düşünüyor, hepsini birbirine bağlamaya çalışıyor.
Oysa birkaç adım dışarıdan bakınca her şey o kadar net ki...
Ergenekon soruşturması kapsamında dün yaşanan dalga da aslında Türkiye'de yaşanan sürecin nasıl netleştiğinin işareti.
Dünkü yapılan bir 'tehdit ve korku' operasyonuydu. Ama tarih bize göstermiştir ki bir yerde tehdit ve korku baş göstermeye başlamışsa bu aynı zamanda bir çöküş işaretidir: Korkutanlar açısından...

İŞTE PANİĞİ TETİKLEYEN DÖRT NEDEN
1- BOP çöktü: Bir önceki Amerikan yönetiminin Türkiye'yi de kullanarak yaratmaya çalıştığı Büyük Ortadoğu Projesi ellerinde patladı. Erdoğan'ın başkanlığı da tatlı bir geçmiş anısı sadece.

2- Ilımlı İslam'ın sonu: ABD'nin Türkiye'ye biçtiği Ilımlı İslam kostümünün üzerimize oturmadığı nihayet anlaşıldı. Bu kıyafeti bizzat terzisi yırttı. Türkiye, daha evvel girdiği bu yoldan saparak 'Laik ve Demokratik Cumhuriyet' eksenine yeniden yöneldi. Liberallerin, Cemaat'in etkisine rağmen içerideki ulusalcı direnç etkili oldu. Sindirme operasyonlarına karşılık bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni savunanlar kazandı.

3- Fethullah Gülen Cemaati zayıflıyor: Bugüne kadar uysal, sakin veolayların dışında duran Gülen'den ardı ardına salvolar gelmeye başladı. Önce 'Gatakulli', ardından da Yazıcıoğlu'nun ölümündeki komplo teorileri. Belli ki Gülen zayıfladığını fark ettikçe panikliyor, panikledikçe de konuşmaya başlıyor. Suskunluk unutuldu. Bu paniğin bir başka işareti Said-i Nursi vurgusunun yok olması, belli ki Hocaefendi'nin egosu öyle büyük patlama yapmış ki Said-i Nursi'den bile kendini üstün görmeye başladı. Bu gibi ego patlamaları her zaman için insanı serinkanlılık ve mantıktan uzaklaştırır; çoğu zaman da panik tetikler... Bir başka gelişme de şu oldu: Amerika, İslam dünyasıyla arasını düzeltmek için dışarıdan bir aracıya gerek duymadığını, bunu Barack 'Hüseyin' Obama sayesinde yapabileceğini fark etti. Fethullah Gülen sadece 'yedek güç' olarak tutuluyor artık, eski etkinliği yok.

4- AKP'nin düşüş süreci: Kendine aşırı özgüveniyle tanıdığımız Başbakan'ın yerel seçim gecesi konuşması gerçek bir panik ve tedirginlik işaretiydi. AKP çöküş sürecine girdi, bunu liberaller kabullenmese de Başbakan fazlasıyla farkında ve ne yapacağını düşünüyor. İki buçuk sene sonraki seçimlerde AKP belki tamamen yok olmayacak ama yüzde 38'e gerileyen oyların inişi sürecek gibi görünüyor. Bu da ciddi bir panik havası estiriyor. AKP'nin teşkilat içinde de kellesi giden bakanlardan sonra karışıklık yaşanacağı kesin.
Görüyorsun Can, bütün bu gelişmeleri birleştirdiğin zaman ortaya çok da karmaşık bir tablo çıkmıyor. Kafanı bulandırmana gerek yok... Biraz uzaktan bak ve paniği gör...
Ancak o panği görünce bir zamanlar Cumhurbaşkanı adayı olması için teklif götürülen Mehmet Haberal'ın gözaltına alınmasını, Türkiye'ye sayısız hizmet vermiş muhteşem bir insan Türkan Saylan'a uygulanan baskıyı anlarsın...
Bu Ergenekon'un 'de facto' bittiği anlamına da gelir; soruşturmanın temelini oluşturan Tuncay Güney ifadelerinin işkence altında alındığının ortaya çıkmasından, İlhan Selçuk'un gözaltından sonra bir başka işarettir.
Tek bir anlamı vardır 12. Dalga'nın... Tehdit ve korku yaratmak... Ayaklarının altındaki toprak kaymaktadır, onun paniğidir tetikleyen.
Oray Eğin, Akşam, 14 Nisan 2009

13.2.09

Eski devlet -Yeni devlet

Ergenekoncu eski devlet ne istiyor?
Buranın iç sömürge...
Halkın da köle olarak kalmasını...
Ya istenen olmaz da...
AB süreci...
Demokratikleşme...
Halk iradesinin egemenliği ‘baş kaldırırsa’... Ergenekoncu eski devletin cevabı hazır:
Çeteleşme...
Kaos kışkırtıcılığı...
Ve en nihayetinde de...
Vatan, millet, Sakarya avazeleri altında askeri darbe...

* * *

Yeni devlet oluşumu...
Yeryüzünün de desteğiyle...
Eski devlet anlayışının darbeci unsurlarını...
Ülkenin bağrına saplanmış ‘ölüm makinesini’ yakalamaya...
Bir melun ağı deşifre ederek çözmeye başladı...

* * *

Eski bir dostum durumu bir filmden örnek vererek tanımlıyordu...
Filmin kahramanları gözlüklerini takınca, bulundukları ortamda sürüsüne bereket uzaylının da olduğunu görebiliyorlarmış...
Yeni devlet gözlükleri de bize, etrafa yayılıp, yerleşen...
Devlet içinde derinleşen...
Saydam ve meşru olması gereken en ciddi resmi kurumlar da bile dibine kadar çöreklenen Ergenekon Terör Örgütü’nü gösterdi...
Cinayeti de resmi de gördük...

* * *

Şimdi...
Hastane üzerinden...
Mahkeme üzerinden...
Medya üzerinden...
Ergenekoncu bir direnç görülmekte...
‘Bizim medya’, ‘bizim mahkeme’, ‘bizim hastane’, ‘bizim doktor’ hesapları yapılmakta...
Darbecisini, marbecisini, şirketlerini, Ergenekon sanığı jandarma istihbaratçısıyla onların emrinde yöneten medya sahibini korumak, kollamak...
Dert ne?
Acaba eskisi olur mu; bombalı, silahlı, cinayetli, ölümlü, vurdulu, kırdılı Ergenekonculuk ‘vatanseverlik’ ambalajında servis edilebilir mi?
İç sömürge hali, halkı köle etme hali sürebilir mi?
Böyle olmasa, ‘en Atatürkçüler’ tarafından AB’ye karşı İran alternatif gösterilir mi?

* * *

Türkiye’de halk...
Cumhuriyet boyunca...
Anadolu kömürlüğüne kapatılmış özürlü çocuk muamelesi gördü...
İstanbul Dukalığı Anadolu’yu, Ankara üzerinden sömürüp durdu...
Nüfus artışı, ekonomik kalkınma, iletişim, yeryüzündeki demokratikleşme bu köhnemiş yapıyı silkeliyor...
Zamanın ruhu, tarihin temposu da bunu emrediyor...

* * *

Turp gibi adama ‘beyin kanaması’ geçirdi...
Sapına kadar darbeciye ‘masum’...
Jandarma istihbarat medyasına ‘haber değeri yok’ diyerek...
Çağın bu yürüyüşü durabilir mi?

* * *

Kimse yanılmasın...
‘Yeni devlet’ gittikçe artan bir şekilde güçlenmeyecek olsa...
Ergenekon süreci yaşanmaz...
‘Bizim mahkeme’, ‘bizim hastane’, ‘bizim doktor’, ‘bizim medya’ bu kadar rahat ve kolayca ortalığa serilmezdi...
Bu değişim neden?
Çünkü hepimiz filmdeki gibi yeni devletin gözlüklerini taktık ve eskiden varlığını hissedip ama göremediğimiz Ergenekoncuları her ortamda görür olduk...
Sizce artık, meşru ve demokratik bir halk egemenliği ‘darbeciliğe’ kurban edilebilir mi?
Eski Ergenekoncu devlet, yeni oluşumu boğabilir mi?
Mehmet Altan, Star, 13 Şubat 2009

20.1.09

Hepsi muhalif ama AKP aleyhine hiç konuşmamışlar!

İtiraf etmeliyim ki olayın bu boyutu hiç aklıma gelmemişti..
Eski Başbakan Yardımcısı Şener, çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekti..
Ergenekon soruşturmasında onlarca kişi gözaltına alındı..
Tutuklandı..
Yüzlerce kişinin telefonları dinlendi..
Dinlenen telefon kayıtları, evlerinde bulunan notlar 444 klasöre yerleştirildi..
Mahkemeye sunuldu..
Medyada neredeyse satır satır yayınlandı..
AKP aleyhine tek cümle yok..
Şener’in dikkat çektiği nokta bu..
Diyor ki; “Ortak özellikleri iktidar partisine karşı olmak.. Peki gece gündüz dinlenen telefon konuşmalarında iktidar partisi, Başbakan, onun çevresiyle ilgili tek bir konuşmaları yok.”
İlginç değil mi?

*

İktidara karşı örgüt kurulacak.. Bu örgüt üyelerinin büyük çoğunluğu telefon görüşmeleriyle deşifre olacak..
Ama..
Başbakan aleyhine..
Bakanlar aleyhine..
Veya çıkardıkları yasa aleyhine..
Bırakın hepsini..
AKP’li belediye başkanları aleyhine tek cümle etmeyecekler..
Hepsi muhalif.. Ama iktidar hakkında hiç konuşmamışlar!
Akla, mantığa sığıyor mu?

*

Eski Başbakan Yardımcısı “büyük bir hassasiyetle ayıklanmış durumda” diyor..
Niye acaba!
Telefonları dinlenen yüzlerce adam ‘şurada yolsuzluk yapmışlar, burada usulsüzlük var, kayırma var’ diye de mi konuşmamışlar!..
Kadrolaşmadan da mı söz etmemişler!
Ek belge diye sunulan telefon konuşmalarına bakıyorsunuz..
Yok..
Bunları hiç konuşmamışlar..
Bu insanlar AKP aleyhine telefonda dahi tek cümle etmemişse nasıl AKP muhalifi olurlar ki..
Her şeyi konuşmuşlar..
AKP hariç..
İnandırıcı mı?

*

Şener ‘hassasiyetle ayıklanmış’ diyor..
Niye?
Onun değerlendirmesi şöyle; “Siyasi polemik konusu olabilir, basına yansıyabilir, siyaseten yıpratıcı bir nitelik kazanabilir.”
İşte bu nedenle hepsi ayıklanmış!

*

Ama..
Telefonları dinlenen olayla ilgili ilgisiz herkesin özel hayatı ortada.. Aşk konuşmaları, yaptıkları dedikodular, özel hayatlarının mahrem noktaları..
Hepsi var..
Mesela İlhan Selçuk’un Fashion TV’de izlediği Rio Karnavalı’nda gördüğü kızlar için ne düşündüğü bile öğrendik..

*

AKP hakkında tek satır yok..

*

Gelelim işin doğrusuna..
Telefonu dinlenen kişilerin AKP için söyledikleri; bu soruşturma kapsamı içinde değilse ‘geyik muhabbeti’ düzeyindeyse, tabii ki ayıklanmalı..
Hem de hassasiyetle..
Köşedeki bakkalı dinleyin; hükümet aleyhine, belediyesi aleyhine atıp tuttuğu tonlarca laf bulursunuz..
Bunları yayınlamak doğru değil..
Ama..
Aynı hassasiyet özel hayatlar için de, ilgisi olmadığı halde adı geçen isimler için de gösterilmeliydi..
Demek ki..
Ayıklama..
Veya hassasiyet, nalıncı keseri gibi çalışmış..
Sadece AKP’ye toz kondurmamışlar..

Gerisi!!!
Mehmet Tezkan, Vatan , 20 Ocak 2009