yeni sömürgecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni sömürgecilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.11.15

14 Afrika ülkesinin Fransa'ya 'koloni vergisi' ödemeye devam ettiklerini biliyor muydunuz

SiliconAfrica adlı sitede Mawuna Remarque KOUTONIN imzası ile yayınlanan makale şaşırtıcı gerçeği ortaya koyuyor.


Sekou Toure/Gine, 1958 yılında bağımsızlığını ilan edip Fransız kolonilerinden biri olmaya devam etmeyeceklerini açıkladıklarında Paris'te oturan elit beyefendiler bu duruma çok sinirlenirler. Hissettikleri kızgınlığın neticesinde Gine'de bulunan Fransız yönetimi ülke içerisinde bulunan her şeyi, bütünüyle yakıp yıkarak Fransız kolonisi olarak kalmanın avantajlarını göstermek istediler.
Üç bin Fransız ülkeyi aniden terk etti. Yanlarına alabildikleri mülklerini götürürken geride bırakmak zorunda kaldıkları her şeyi yaktılar: okullar, kreşler, idare binaları parçalanmıştı; otomobiller, kitaplar, ilaçlar, araştırma labrotuvarlarının ekipmanları, traktörler ya bilerek parçalanmış ya da çeşitli şekillerde sabotaja uğramış; atlar, inekler ve her türlü çiftlik hayvanı öldürülmüş, ambarlarda bulunan yiyecekler ise yakılmış ya da zehirlenmişti.

FRANSA MÜDAHALE ETTİ VE DEVLET BAŞKANI ÖLDÜRÜLDÜ
Ortaya çıkan tablo bir zamanlar "Fakir ama özgür olmayı zengin köle olmaya tercih ederim" sloganını tekrar eden Afrika'nın elitlerinin derin bir sessizliğe bürünmelerine sebep oldu. Batı Afrika'da ufak bir ülke olan Togo Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olan Slyvanus Olympio Fransa ile orta bir yol bulmayı başardı.

Olympio, ülkesinin daha fazla Fransız kolonilerinden biri olarak kalmasını istemiyordu ve De Gaule paktını imzalamadı. Bununla birlikte ülkesinin Fransa'ya 'koloni vergisi' ödemesini de kabul etmişti. Bunu yapmasının tek sebebi, Fransızların ülkeyi terk ederken her şeyi yakıp yıkmalarını engellemekti. Vergi 1963 yılında ülke bütçesinin %30'una yakını bir miktarı ödemeyi gerektiriyordu. 

Yeni bağımsız Togo'nun finansal durumu ise tam manasıyla sallantıda idi. Olympio bu dengesizliği aşmak için ulusal para birimine geçmeye karar verdi. Togo'nun kendi parasını basması fikrinden hoşlanmayan Fransa ülkeye askerlerini geri gönderdi ve ülkenin ilk seçilmiş başkanı Olympio öldürüldü. Başkanı vurduğu söylenen, eski Fransız Yabancılar Lejyonu ordusundan çavuş Etienne Gnassingbe, bu başarısı nedeni ile yerel Fransız elçiliği tarafından 612$ parayla ödüllendirildi.

Olympio'nun rüyası bağımsız, kendisine yeten ve kendisine güvenen bir ülke inşa etmekti fakat, Fransızlar bu fikirden hoşlanmamışlardı.

30 Haziran 1962, Mali Cumhuriyeti'nin ilk başkanı, Modiba Keita sosyalist ekonomi hakkında bilgi edindikçe Fransızların ülkeleri üzerindeki yükünü daha iyi anlamaya başladı ve koloni ortak para biriminden çıkarak kendi parasını basmak istediğinde başına benzer şeyler geldi. Bu seferki Fransız Yabancılar Lejyonu'nden üsteğmen Moussa Traore, başkan Keita'yı öldürdüğünde tarih 29 Kasım 1968'i gösteriyordu.
Fransa, Afrika'nın halk  tarafından seçilmiş başkanlarını öldürürken yabancılar lejyonunu kullanmayı tercih ediyordu.

1966'da Orta Afrika Cumhuriyeti başkanı, Jean-Bedel Bokassa, yeniden 1966'dan Yukarı Volta (şimdilerde Burkina Faso) Cumhuriyeti'nin başkanı Maurice Yameogo, 1972'de Benin Cumhuriyeti başkanı Hubert Maga'nın koruması öldürüldü.
Son 50 yıldır 26 Afrika ülkesinde toplam 67 tane darbe oldu, bu ülkelerin 16 tanesi eski Fransız kolonilerinden, darbelerin %61'i bu ülkelerde gerçekleşti. 

2014 yılında 14 Afrika ülkesi Fransa'ya koloni vergisi ödemeye devam etmektedir ve ulusal rezervlerinin %85'ini Fransız Merkez Bankasına ödeyerek, Fransız Maliye Bakalığı'nın kontrolüne bırakırlar. Yaklaşık olarak 500 milyar dolar civarı olan bu paranın yattığı hesap üzerinde ödemeyi yapan ülkelerin hiç bir tasarrufları bulunmamaktadır. Her sene bu paranın %15'ini paraya ihtiyaçları olursa geri alabilirler. Daha fazlasına ihtiyaç duyacak olurlarsa Fransız bankalarından borç alabilirler.
Fransa'ya 1961 yılından itibaren koloni vergisi ödemekte olan Afrika ülkeleri; Benin, Burkina Faso, Guinea-Bissau, Ivory Coast, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Cameroon, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo-Brazzaville, Ekvatoryal Gine ve Gabon.
Jacques Chirac'ın söylediği gibi; "Afrika olmadan Fransa, hızla bir üçüncü dünya ülkesi haline gelecektir."
Ve...
François Mitterand, "Afrika olmadan, Fransa'nın 21.yy'a gelindiğinde bir tarihi olmayacaktır."

Odatv için çeviren: Şıvan Okçuoğlu

1.11.09

Frankeştayn

Kürt açılımı yapılmasını anlarım... Çünkü, karşı çıkanlar olduğu gibi, destekleyenler de var. Ermeni açılımı da böyle...
Sen itiraz edersin belki ama, şahane diyen de var.

*

Peki, “Milletim öyle istiyor, açılım yapıyorum” diyen arkadaşlardan biri, bana izah edebilir mi lütfen, “genetiği değiştirilmiş organizma açılımı”nı niye yapıyoruz?

*

Ortalık toz dumanken... Ahali, PKK’lıların memlekete gelişiyle meşgulken, dikkatler darbe marbe iddialarına yoğunlaşmışken, ana-babalar domuz gribi endişesine kafa yorarken... Kaşla göz arasında, TBMM’yi bypass ederek, şak diye yönetmelik çıkardılar... Ve, “genetiği değiştirilmiş organizma”ların ithalatını
serbest bıraktılar.

*

Hangi millet istiyor bunu?

*

Her numaraya “Milletim öyle istiyor” diyorsunuz da... Mesela, genetiği değiştirilmiş domates istiyorum diyen Kürt var mı Türkiye’de? Genetiği değiştirilmiş çikolata istiyorum diyen Laz? Çocuğuma genetiği değiştirilmiş patates cipsi yedirmek istiyorum diyen Türk var mı aramızda? Kim istiyor bu işi kardeşim? Kim?

*

Genetiği değiştirilmiş organizma, eğer angutsan, entel bi sıfat gibi geliyor kulağa, bilimsel gibi duruyor... Aslında “frankeştayn gıda” onların adı!

*

Çünkü, normal yollardan insan evladı doğurmak varken; birinin kulağını birinin kafasına, birinin burnunu öbürünün suratına
takmak gibi bi şey...

*

Kabaca anlatırsak, dayanıklı olsun diye balık genini domatese, bakteriyi patatese monte ediyorlar... Sonradan tonla para verip ilaçlama yapılacağına, haşere ilacını daha tohumundan mısır genine kakalıyorlar. Sinek yuttuğu için böcek ilacı içen süper zekâ vatandaşımız gibi yani... Sevgili halkımız, adında domuz var diye, domuz gribi aşısı caiz mi diye soruyor ama, belki domuz genini soya fasulyesinde yiyor, haberi yok...

*

Peki, niye yapıyorlar bunu? “Açlığı önlemek için” diyorlar... İnsanoğluna gıda yetişmiyormuş, böylece verimi arttırıyorlarmış...
Raf ömrünü uzatıyorlarmış.

*

İyi de birader...
Buğday mı yetişmiyor bu ülkede? Pancar mı eksik? Pirinç mi yok? Yanlışlıkla elinden düşürsen, fışkırmıyor mu topraktan? Şapşal politikalar yüzünden, fazla geldiği için, para etmediği için, mahsulümüzü yakarken, derelere dökerken, hangi açlık?

*

Allah’ın bu millete lüftu Anadolu’da, şu ürün yetişmiyor, o yüzden genetiği değiştirilmiş organizmaya ihtiyaç var, denebilir mi, utanmadan?

*

Üstelik, sadece sebze-meyve değil hadise... O sebze-meyvelerle yapılan, bin küsur üründe var bu genetiği değiştirilmiş organizma... Çikolatadan cipse, meşrubattan ketçapa... Şeker ayaklarıyla, baklavada bile kullanıyorlar... Bebek mamasında var!

*

Yersen ne oluyor? Avrupa’da resmen kanıtladılar; bağışıklık sistemini çökertiyor, kansere yol açıyor, kan yapısını bozuyor, sindirim sistemini harap ediyor, karaciğeri haşat ediyor, erken doğuma-kısırlığa sebep oluyor... Antibiyotik şırınga ettikleri için, farkında olmadan bağışıklık kazanıyorsun, hastalandığında antibiyotik alıyorsun, havagazı.

*

İsviçre sokmuyor, Yunanistan sokmuyor, o beğenmediğin Sarkozy “Bunları Fransa’ya sokanı oyarım” diye yasa çıkardı...
Burası dingonun ahırı mı?

*

Aman yemeyelim dersen, nasıl yemeyeceksin? Nasıl ayırt edeceksin? Koklasan aynı, ellesen aynı, tatsan aynı, laboratuvara götürüp analiz ettirecek değilsin... Nereden anlayabilirsin? Etiketinden... Etiketin üzerinde “Bu üründe genetiği değiştirilmiş organizma var” yazmalı ki, bakıp anlayabilesin, di mi? Şimdi sıkı durun...

*

Bunların memlekete girişine izin veren yönetmelik diyor ki, “Etiketlere genetiği değiştirilmiş organizma içermez yazılamaz!”

*

Efendim?
Yazılamaz!

*

“İsteyen yemesin, baksın etikete görsün” diyeceklerine... “Etikete baksın, görmesin” diyorlar! İlla yedirecek.

*

Tekrar soruyorum:
Her numaraya “Milletim öyle istiyor” diyorsunuz da, bu açılımı hangi millet istiyor? Türk mü, Kürt mü, Rum mu, Ermeni mi, Laz mı? Bunu bu millete niye yapıyorsunuz?
Yılmaz ÖZDİL, Hürriyet, 1 Kasım 2009