Mehmet Altan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Altan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.9.16

Ahmet ve Mehmet Altan'ın dramı!

Ahmet ve Mehmet Altan’ın gözaltına alınması çok hazin bir durum ve belki de trajik bir son.
Siz yıllarca Kemalist ya da ulusalcı olduğuna inandığınız darbecilere karşı mücadele ettiğinizi söyleyeceksiniz, dahası siyasal islamcılar ile demokratik bir gelecek kurulabileceğine ilişkin fantastik tezler ortaya atacaksınız, sonra da islamcı darbecilerle işbirliği yapmaktan kapınızı polis çalacak. Siz hem AKP-Cemaat koalisyonunun Türkiye’yi demokratikleştirerek, “askeri vesayete son vereceği” görüşünün en hararetli savunucusu olacaksınız hem de İslamcı oldukları ortaya çıkan darbecilerle yardım ve yataklık suçlamasıyla gözaltına alınacaksınız.
Ahmet ve Mehmet Altan bakımından dramatik bir tabloyla karşı karşıya olduğumuza kuşku yok. Bu iki kardeş, sanırız son 15-20 yıl boyunca savundukları bütün görüşlerin ve yaşadıkları hayatın “çöp” olacağını bildikleri için, eski görüşlerinde ısrar ediyorlardı. Örneğin Tayyip Erdoğan konusunda yanılmadıklarını düşünüyor, onun devlet tarafından teslim alındığı gibi garip ve hiçbir temele dayanmayan iddialar ortaya atıyorlardı. Dahası, 15 Temmuz darbesinin Cemaat tarafından yapılmadığını, bu kanlı darbe girişiminin de Kemalistlerin eseri olduğu gibi, artık meczupluk derecesine ulaşan görüşler savunuyorlardı. İş, zırva düzeyine varmıştı.
İki kardeş, “demokratik” ve pek "hümünist" gerekçelerle yıllarca bu ülkede zalimlerin yanında durdu, onlarla işbirliği yaptı. Demokrasilerin temelinin laik düzenler olduğunu kavrayamayacak kadar zihinleri liberal ve gerici bir kirlenme içindeydi. Bu liberal demokrat aydınlar, muhalef insanlar zindanlara doldurulur ve acımasız bir devlet terörüne maruz kalırken, ülkenin özgürleştiğine herkesi inandırmaya çalışıyordu. İslamcı iktidara bu amaçla toplumsal bir rıza üretmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Ahmet Altan, Cemaat parası ve başlangıçta hükümet desteğiyle çıkardığı Taraf gazetesinde Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden biri olan 2008-2013 döneminde hukuk, adalet ve insanlık dışı iktidar-cemaat tertiplerinin bülteni işlevini görüyordu. Polis istihbaratıyla işbirliği içinde yapılan yayınlarla yurtsever aydınların, anti-emperyalist duyarlılığa sahip sosyalistlerin, suçsuz cumhuriyetçi askerlerin, AKP-Cemaat iktidarının muhaliflerinin hayatları karartılıyordu.
Altan kardeşlerin yaşamlarındaki en büyük talihsizlik, Cemaatin, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması ile –ki bu dosyalar doruydu- Tayyip Erdoğan’ı bir Polis-Adliye operasyonu sonucu tasfiye etmeye kalkışmasıydı. Siyasal İslamcı ve Amerikancı iktidarın iki kanadı arasında devlete kimin hakim olacağı konusunda açık bir kavga başlamıştı. Gerçi bu çatışmanın işaretleri daha önceden, Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasıyla verilmişti, ama düşük yoğunluklu ve sessizce sürdürülen çekişme, ilk kez açık çatışmaya dönüşmüştü.
Çok kısa sürede Ergenekon, Balyoz ve Askeri casusluk gibi davalarla ünlenen, gerçekte AKP-Cemaat iktidarının Cumhuriyeti tasfiye araçları olan operasyonlar çöktü. İktidarın sözcüleri bu davaların “kumpas” olduğunu, sahte kanıt ve tanıklara dayandığını ilan ve itiraf etti. Bu gelişme üzerine bütün tezlerini bu davaların doğruluğu üzerine kuran liberaller ve sol liberaller büyük bir bozguna uğradı. Daha kötüsü, bu liberallerin hem objektif hem de subjektif olarak kumpasın parçası oldukları ortaya çıktı. Yaşam onları yalanlamış ve yanlışlamış, gerçek ortaya çıkmıştı.
Altan kardeşlerin dramındaki ikinci perde, bu çatışmada yanlış yerde durmalarından kaynaklanıyordu. Onlar, daha Amerikancı gördükleri Gülen Cemaati’nden yana tavır almıştı. Belki de yaşamlarında ilk kez kaybeden tarafa oynamışlardı.
Gerçeğin apaçık ve bir güneş parlaklığında ortaya çıkması üzerine, islamcılar, muhafazakar sağcılar ve liberaller arasında son 15 yılda oluşan ‘yeni gerici blok’ da dağıldı. Nihayet 15 Temmuz 2016 tarihinde Cemaatin TSK yapılanması üzerinden kalkıştığı askeri darbeden sonra, bu blok bütünüyle çöktü.
Siyasal islamcılık ve tarihsel gericilikle, “Kemalist-Askeri vesayet” dedikleri rejimi yıkarak; ortak bir demokrasi projesi oluşturmaya kalkışan liberallerin bütün tarih tezleri, siyasal iddiaları ve gelecek tasarımları da darmadağın oldu.
Çoğu soldan gelen ya da dönek olan bu liberaller, Kemalistlerden bir askeri darbe beklerken, iktidarın eski ortağı olan İslamcıların darbe girişiminde bulunması tam bir şaşkınlığa yol açtı. Şaşırdılar çünkü, onlar bu ülkede darbeleri ancak Kemalistler, Jakobenler, ulusalcılar ya da cumhuriyetçi sol çevreler yapar sanıyordu.
Tarih onları mahkum etmişti.
İşte tarihin siyaseten, ahlaken, hukuken, felsefi ve edebi bakımdan mahkum ettiği isimler arasında Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler ilk sıralarda yer alıyordu. Bir dönem destekledikleri, muhalefet edenleri ise en ağır şekilde suçlayıp hakaret ettikleri pek sevgili AKP iktidarı onları sabah evlerinden aldı.
Üstelik, dinci faşizan iktidar bunu öyle bir dönemde yaptı ki, bizden başka onların hukukunu savunacak kimse de kalmadı. Biz o hukuku savunacağız, bundan kimse kuşku duymasın. Tıpkı, Boğaz Köprüsü'nde darbe sabahı teslim olduğu halde yobazlar tarafından tekbir sesleri eşliğinde başı kesilen askerin, poliste işkence gören subayın ve generalin hukukunu savunduğumuz gibi... Liberallerin, özellikle sol liberallerin Ergenekon vb. davaların mağdurlarına karşı sergilediği o hoyrat kıyıcılığı kimse bizden beklemesin.
Ancak tam buraya bir de kayıt düşelim; o liberal ihanetin parçası olanlardan söz konusu dönemin hesabını sormaktan da asla vaz geçmeyeceğiz. Açık ve dürüst bir özeleştiri ve bu toplumdan samimiyetle özür dilenene kadar iki elimiz yakalarında olacak.
Keskin Kalem, ABC Gazetesi, 11 Eylül 2016

Ahmet Altan'ın gözaltına alınması için ne diyorum?

Türkan Saylan'ın evi polisler tarafından basıldığında Ahmet Altan, Taraf gazetesinde "Direk ve kıymık" başlıklı bir yazı yazmıştı. Madem Ahmet Altan gözaltına alındı... O zaman benzer bir "Direk ve kıymık" yazısı yazmanın tam zamanı...
 
AHMET ALTAN, TÜRKAN SAYLAN İÇİN BU YAZIYI YAZMIŞTI
İşte Ahmet Altan’ın ‘Direk ve kıymık’ yazısı

Şimdi ortada adına Ergenekon denilen kocaman bir direk var.

Bir de bu direğin üstündeki kıymıklar.
Türkan Saylan’ın görüntüsü bir kıymıktı.

İşin özü değil, “görüntüsüydü” insanın gözüne batan.

Cüzam konusunda büyük mücadeleler vermiş hasta bir kadının evinin aranması, görüntüsüyle insanı rahatsız ediyordu.

Böyle bir şey olmasın istiyordunuz.

Ama özüne baktığınızda, hukuksuz bir iş olmadığını görüyordunuz.

Türkan Saylan’ın yönetimindeki kuruluş, çocukları fişliyor, üstelik darbeci kuruluşlarla da ciddi ilişkileri bulunuyor.

Öyle bir yer ve o yerin yöneticisinin evi aranır.

Ama “görüntü” insanın içini sızlatıyor, sızlatmaması da mümkün değil.

Değil de, hayat da sadece “görüntü” değil, o görüntünün arka planına bakmalı.

Orada bir haksızlığa ve hukuksuzluğa rastlamıyorsunuz.



BEN DE AYNI YAZIYI AHMET ALTAN’A UYARLIYORUM
Bu da Ahmet Altan için ‘Direk ve kıymık’ yazısı

ŞİMDİ ortada 240 kişinin katledilmesine yol açan 15 Temmuz adlı kocaman bir direk var.

Bir de bu direğin üstündeki kıymıklar...

Ahmet Altan’ın gözaltına alınması bir kıymıktır.

İşin özü değil, “görüntüsüdür” insanın gözüne batan.

Romancılığa da heves etmiş ileri yaşlardaki bir gazetecinin kardeşiyle birlikte gözaltına alınması, insanı tabii ki rahatsız eder.

Böyle bir şey olmasın istersiniz.

Ama özüne baktığınızda, hukuksuz bir iş olmadığını da görürsünüz.

Ahmet Altan’ın çıkardığı gazete kumpaslara imza atmış, üstelik çıkardığı gazetenin FETÖ’cü yapılarla ciddi ilişkileri var.

Böyle bir kişi tabii ki gözaltına alınır.

Ama “görüntü” insanın içini sızlatıyor, sızlatmaması da mümkün değil.

Değil de, hayat da sadece “görüntü” değil, o görüntünün arka planına bakmalı.

Orada bir haksızlığa ve hukuksuzluğa rastlamıyorsunuz.
Ahmet Hakan, Hürriyet. 11.09.2016 Pazar

13.2.09

Eski devlet -Yeni devlet

Ergenekoncu eski devlet ne istiyor?
Buranın iç sömürge...
Halkın da köle olarak kalmasını...
Ya istenen olmaz da...
AB süreci...
Demokratikleşme...
Halk iradesinin egemenliği ‘baş kaldırırsa’... Ergenekoncu eski devletin cevabı hazır:
Çeteleşme...
Kaos kışkırtıcılığı...
Ve en nihayetinde de...
Vatan, millet, Sakarya avazeleri altında askeri darbe...

* * *

Yeni devlet oluşumu...
Yeryüzünün de desteğiyle...
Eski devlet anlayışının darbeci unsurlarını...
Ülkenin bağrına saplanmış ‘ölüm makinesini’ yakalamaya...
Bir melun ağı deşifre ederek çözmeye başladı...

* * *

Eski bir dostum durumu bir filmden örnek vererek tanımlıyordu...
Filmin kahramanları gözlüklerini takınca, bulundukları ortamda sürüsüne bereket uzaylının da olduğunu görebiliyorlarmış...
Yeni devlet gözlükleri de bize, etrafa yayılıp, yerleşen...
Devlet içinde derinleşen...
Saydam ve meşru olması gereken en ciddi resmi kurumlar da bile dibine kadar çöreklenen Ergenekon Terör Örgütü’nü gösterdi...
Cinayeti de resmi de gördük...

* * *

Şimdi...
Hastane üzerinden...
Mahkeme üzerinden...
Medya üzerinden...
Ergenekoncu bir direnç görülmekte...
‘Bizim medya’, ‘bizim mahkeme’, ‘bizim hastane’, ‘bizim doktor’ hesapları yapılmakta...
Darbecisini, marbecisini, şirketlerini, Ergenekon sanığı jandarma istihbaratçısıyla onların emrinde yöneten medya sahibini korumak, kollamak...
Dert ne?
Acaba eskisi olur mu; bombalı, silahlı, cinayetli, ölümlü, vurdulu, kırdılı Ergenekonculuk ‘vatanseverlik’ ambalajında servis edilebilir mi?
İç sömürge hali, halkı köle etme hali sürebilir mi?
Böyle olmasa, ‘en Atatürkçüler’ tarafından AB’ye karşı İran alternatif gösterilir mi?

* * *

Türkiye’de halk...
Cumhuriyet boyunca...
Anadolu kömürlüğüne kapatılmış özürlü çocuk muamelesi gördü...
İstanbul Dukalığı Anadolu’yu, Ankara üzerinden sömürüp durdu...
Nüfus artışı, ekonomik kalkınma, iletişim, yeryüzündeki demokratikleşme bu köhnemiş yapıyı silkeliyor...
Zamanın ruhu, tarihin temposu da bunu emrediyor...

* * *

Turp gibi adama ‘beyin kanaması’ geçirdi...
Sapına kadar darbeciye ‘masum’...
Jandarma istihbarat medyasına ‘haber değeri yok’ diyerek...
Çağın bu yürüyüşü durabilir mi?

* * *

Kimse yanılmasın...
‘Yeni devlet’ gittikçe artan bir şekilde güçlenmeyecek olsa...
Ergenekon süreci yaşanmaz...
‘Bizim mahkeme’, ‘bizim hastane’, ‘bizim doktor’, ‘bizim medya’ bu kadar rahat ve kolayca ortalığa serilmezdi...
Bu değişim neden?
Çünkü hepimiz filmdeki gibi yeni devletin gözlüklerini taktık ve eskiden varlığını hissedip ama göremediğimiz Ergenekoncuları her ortamda görür olduk...
Sizce artık, meşru ve demokratik bir halk egemenliği ‘darbeciliğe’ kurban edilebilir mi?
Eski Ergenekoncu devlet, yeni oluşumu boğabilir mi?
Mehmet Altan, Star, 13 Şubat 2009

15.1.09

NATO’nun dönüşü…

Tuncay Güney’in 2001 yılında polise verdiği ifadenin sesli ve görüntülü yayınının yarattığı deprem…
Ya da…
Ankara Demetevler’de bir parkta poşet içinde iki el bombası bulunması…
Çankaya’da dün gece bulunan bir poşetten ise 200 adet G-3 mermisi çıkması gibi olaylar…
İtalya ya da diğer Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi, 1952’de NATO’nun “Sovyet İşgaline” karşı örgütlediği Ergenekon yapısı tamamen çözülünceye kadar, galiba bundan böyle umuru adiye’den olaylar olacak…
Orada bu “paralel orduları”, Sovyet’lerin çöküşünün hemen ertesinde demokratik ülkelerin kendi iradeleri çözmüştü…
Biz de ise ülkenin bağrına saplanmış bu ölüm makinesi sökülmediği gibi hedef de şaşırdı…
Demokrasiyi, halk iradesini, batı ittifakını ve hatta NATO’yu hedef alan hale geldi…
Üstelik…
NATO o günden bugüne değişmiş olmasına rağmen…

* * *

NATO kurulduğunda Sovyet’lere karşı en vurucu ölüm makinesi, Soğuk Savaş’ın en keskin kılıcıydı…
Sovyet’lerin çökmesi ardından nitelik değiştirdi…
NATO 1949 yılında kurulmuştu… Soğuk Savaş’ın “İleri Karakolu” konumundaki Türkiye ise 1952 yılında, Yunanistan, İspanya ve Batı Almanya’dan çok önce üye oldu…
Nitelik değişimin en şaşırtıcı virajı ise 1998 yılında, NATO ellinci kuruluş yılını kutlarken yaşandı… Örgüt, “demokrasiyi korumayı” da temel hedefi haline getirdi… Kendi halkına eziyet eden Miloseviç’in ülkenin “hükümdarlık” hakkına pabuç bırakılmadan NATO tarafından devrilmesi bu açıdan bir milattır…

* * *

Ankara’daki “askeri cumhuriyet” ise demokrasiden, demokratikleşmeden haz etmiyordu…
Soğuk Savaş tamtamları ve anti-komünizm şartlanması, bir de tek parti zihniyetiyle sarmalanınca yeniliğe, dönüşüme, değişime karşı delinmesi zor bir zırh oluşturmuştu…
AB süreci bunu iyice zorlamaya başlayınca, demokrasi korkusu batı karşıtı yeni ittifaklar aramayı bile gündeme getirdi…
Batı’yı boşlayarak NATO’dan ayrılmak, bölgedeki diktatörlüklerle, hatta din devletleriyle yeni ittifaklara gitmek üst düzey askerler tarafından dillendirilir oldu…
“Batılı modernleşme” ile övünen askerlerin kimileri, demokrasi korkusuyla tam zıt bir yöne hamle etmeye hazırdı…

* * *

“Kemalizm’den Humeyni’ye” savrulmanın en şaşırtıcı örneği hiç tartışmasız Milli Güvenlik Kurulu eski Genel Sekreteri ve son Ergenekon şüphelisi Tuncer Kılınç’dı…
Çünkü…
Tuncer Kılınç, “NATO’da en uzun görev yapan Türk Paşası”…
Ama MGK Genel Sekreterliği görevinin hemen başlarında, “Çin, Rusya, İran ve Suriye ile ittifak kuralım” diyen de o oldu…
Orada da kalmadı…
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Jandarma eski Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ile İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği’nin konuğu olarak 29 Mayıs 2007 tarihinde katıldıkları “Cumhuriyetimize Sahip Çıkmak” konulu konferansta, NATO’nun işlevinin sorgulanmaya başlandığını belirten Kılınç:
Günümüzde NATO belirsizlikler içinde Batıya yönelecek tehdide karşı kullanılacak bir güç olarak görülse de özellikle asimetrik savaş kavramı içinde etkinlikle kullanılabilecek bir yapıda olmadığı açıktır.
Türkiye’nin Batı hegemonyasından ve sömürgesinden kurtulmasının bir şekilde NATO’dan ayrılmasıyla sağlanacağı değerlendirilmektedir.
Bu şekilde güçlü bir silahlı kuvvete sahip Türkiye, her iki taraf içinde aranılan bir güç olacağı gibi, diğer güç odaklarıyla da daha yakın işbirlikleri kurabilme esnekliğine kavuşacaktır” diyor…
Ve ekliyordu:
Bu durumda Türkiye başta Rusya olmak üzere diğer güç merkezleri için de cazibe oluştur”…

* * *

Ergenekon Terör Örgütü sadece içeride bir darbe girişimi değil…
Türkiye’yi “Batı’daki demokrasi ittifakından” koparma girişimi…
AB’den tutun da, kimlik değiştiren NATO’ya karşı beliren ani alerji bundan…
Şimdi, anlaşılan, içerde ve dışarıda, hedef alınan irade harekete geçti…
Halk iradesi, demokrasi ve batı medeniyeti koalisyonu Ergenekon’u ortaklaşa teşrih masasına yatırmak istiyor…
Özetle NATO askeriye üzerinden tekrar geri dönüyor denilebilir…

* * *

Hükümet eğer bu hayırlı süreci kazasız belasız yürütüp köklü bir değişime taşımak istiyor ise, an sektirmeden var gücüyle AB sürecine bastırmalı…
Çünkü “dünyalaşma” sürecini aksatmak demek, Ergenekon’a yeniden can verme anlamına gelmekte…
Mehmet Altan, Star, 15 Ocak 2009