10 Kasım törenlerinde...
Askeri cezaevindeydim.
Açık görüşte.
*
İsmet Çınkı, Sami Yüksel, Cüneyt Küsmez, Can Bolat, Bülent Olcay, Ender
Kahya, Fahri Yavuz Uras, Gürsel Çaypınar, Derya Günergin, Berker Emre
Tok, Ali Yasin Türker, Baybars Küçükatay, Levent Kerim Uça, Cem Okyay,
Hasan Özyurt, Önder Çelebi, Erdinç Altıner ve aileleriyle birlikteydim.
*
Ortak özellikleri...
Hepsi kurmay albay.
Hepsi sınıfının birincisi.
Hepsi generallik bekliyordu.
Hepsi içerde!
*
Komodor var aralarında, amiral yetkilerine sahip filo komutanı yani...
Donanmanın gözbebeği Oruçreis ve Gelibolu fırkateynleri nasıl yüzüyor
bilmiyorum, çünkü, şu anki komutanları hapiste. Yıldırım, Gökova, Yavuz,
Gemlik, Gediz, Salihreis fırkateynlerinin eski komutanları da orda...
Hepiniz fırkateyn mi kullanıyorsunuz birader dedim, biri denizaltı
komutanı çıktı. Bordo bereli var. Pilot var.
*
Pilot
albay’ı bir başka albay pilot’la birlikte, İMKB’yi basmakla suçlayıp,
içeri tıkmışlar. Bu pilot, burda. Öbürü nerde? THY’de uçuyor iyi mi...
Sanırım, Atatürkçüysen buraya konuyorsun, badem’sen pırrr.
*
Roma ataşesi orda.
Bir diğer “ortak özellik”leri bu... Paris’te, Atina’da, Kabil’de, Yeni
Delhi’de, İslamabad’ta “ataşe” olarak görev yapmışlar. ABD, Fransa,
Almanya, İspanya, 50’den fazla ülkede Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil
etmişler.
*
Girit adasında, NATO merkezinde görevli
olanı mesela... Gel demişler, Beşiktaş’taki savcılığa gelmiş, tam
geldiği gün, 13 şehit var, akşama kadar beklemiş, işimiz başımızdan
aşkın, sen en iyisi Girit’e geri dön, sonra çağırırız demişler, peki
demiş, Girit’e geri dönmüş, sonra gene çağırmışlar, gene gelmiş...
Bizzat savcılık tarafından yurtdışına gitmesine izin verilen albayı
“kaçma şüphesi”yle tutuklamışlar!
*
Kimisi Aden
Körfezi’nden gelmiş tutuklanmak için, kimisi Hint Okyanusu’ndan...
Gemisinin kasasında nakit üç milyon dolar varken, Libya’dan gelip, kaçma
şüphesiyle tutuklanan var. Tutuklanacağı belli olmasına rağmen,
“Birleşmiş Milletler görevini aksatma, tamamla, ondan sonra teslim ol”
emri üzerine, kasasında 1.5 trilyon lirayla, 15 yurtdışı liman ziyareti
yapan, sonra gelip teslim olan var.
*
Yunanistan’da
görevli bulunan, daha bi enteresan... Hükümeti devirmek kastıyla, şu şu
tarihte, Aksaz’da görevli bi tuğgenerali takip etmekle suçlanıyor. Şu şu
denilen tarih, Kasım 2002’den önce... Yıkmaya teşebbüs ettiği hükümet
henüz kurulmamış! Bu işlerden pek anlamam ama, yıkmak için önce bi
hükümetin kurulması gerekmiyor mu? Tuğgenerali şu şu tarihte Aksaz’da
takip ettiği iddia ediliyor, halbuki, o tarihten üç ay önce Gölcük’e
tayin olmuş, taşınmış, arada hem üç ay, hem 700 kilometre var!
Bitmedi... Şu şu denilen tarihlerde, bırak Aksaz’ı Gölcük’ü filan,
gemisiyle beraber Yunanistan’ın Suda Limanı’nda! Üstelik, adının geçtiği
bilgisayar diski’nin sahte olduğu, çok sonradan oluşturulduğu,
üniversite bilirkişisi tarafından resmen tespit ediliyor. Gemi
jurnallerini, raporları, şahitleri, fotoğrafları kanıt olarak mahkemeye
sunuyor, hâkim “hımm, peki” diyor. 16 seneyi yapıştırıyor!
*
Ben hayatımda bu kadar onurlu, bu kadar çelik iradeli adamları birarada
hiç görmedim. Gülümseyerek konuşuyorlar. Yazayım çizeyim, hiçbir
beklentileri yok. Sadece eşleri ve çocukları için endişe ediyorlar. Aile
fertlerinin telefondaki ses tınıları onlar için her şeyden önemli...
Canlarını sıkkın, morallerini bozuk hissederlerse, 16 seneden ağır
geliyor. Bazıları sohbet sırasında izin isteyip, yan taraftaki sahada,
ziyarete gelen çocuklarıyla basketbol oynadı. Kızlarının, oğullarının
bir anlık kahkahası, onlar için dünyaya bedel... Maalesef, bazılarının
isimlerini özellikle vermedim. Çünkü, bazılarının 85-90 yaşındaki
ana-babalarının haberi bile yok. Eşleriyle konuşma vakitlerinden
vazgeçip, telefon haklarını mecburen ana-babalarına ayırıyorlar,
yurtdışında görevdeyim diyorlar.
*
Bir kez daha görüyorum ki...
Sınıflarında birinci, kariyerlerinin zirvesindeki bu pırıl pırıl
adamları, nizami rekabetle geçmeleri, komuta kademesindeki
ilerleyişlerini durdurmaları “normal şartlar”da asla ve asla mümkün
değil... Tek yol var. Önce içeri tıkmak, sonra silahlı kuvvetlerden
atmak. Başka yolu yok.
*
Ve astsubaylar...
*
Tuncay Küçük, Cafer Uyar, Bülent Akalın, Canatan Turgut, Murat Dülek,
Kenan Yüce... Denizci astsubaylar. Onlar da orda yatıyor. Onlarla da
görüştüm. “Bize cüzzamlı muamelesi yapmayan herkese minnettarız”
diyorlar. Hepsi çoluk çocuk sahibi. Kimisinin kızı üniversitede okuyor,
kimisinin oğlu otistik... “Aklım hep onda” diyor, “Hayatı öğrenip,
anlamaya çalışıyor, gerçi, öğrenip anlasa da, bu hayatın ne işe
yarayacağını bilmiyorum ama, yine de çabalıyor işte” diyor!
Bir
tanesi ise, ömrümün sonuna kadar unutamayacağım şu benzetmeyi yapıyor:
“Son günlerde kimliği merakla aranan bahtsız bedevi var ya... Türk
Silahlı Kuvvetleri’ndeki 96 bin astsubayın arasından seçilen bizleriz o
bahtsız bedevi!”
*
10 Kasım sabahı...
Kıdem
sırasına göre dizilip, tören yaptılar, Atatürk’ü andılar. Sonra, açık
görüşe çıktılar, bi çadırın içinde aileleriyle kucaklaştılar. Tek tek
tanıştık. İlk sordukları soru, helikopterdeki 17 şehitti. Kimlerdi,
nasıl olmuştu, nereliydiler filan... Gazeteciyim ya, hadiseyi bütün
detaylarıyla anlattım.
“Bilmiyorum” dedim!
*
İki saat kadar sohbet ettik.
Belki öyle zannedebilirsiniz ama, mahkeme konuşmadık. Konuşmuyorlar.
Yukarda anlattığım “hukuki vaziyet”i, internetten, yayınlanmış
haberlerden derledim.
Çünkü, sadece, “Ömrümüzü vatana verdik, helali
hoş olsun, suç işlemedik, suça karışmadık, bu komplonun neden
kurulduğunu da tahmin ediyoruz, gerekçeli kararı bekliyoruz” diyorlar.
Hepsi o.
*
Çocuklarımızdan, büyüdüğümüz şehirlerden,
okul maceralarımızdan bahsettik, sağlık durumlarını konuştuk; bir tanesi
beyin ameliyatı olmuş, öylesine sakin anlatıyor, sanırsın bademcik
ameliyatı oldu. Denizci subayla evlenip, Gölcük’e yerleşen ve eşi hapse
atılan Koreli gelin’den sözettik, ki, yazsam film olur.
*
Prosedürü bilmediğim için, öküz gibi, eli boş gittim. Çay ikram
ettiler. “Boyoz bulamadık, kusura bakma” dediler. Baybars albay’ın beş
yaşındaki kızı Beray geldi, piti piti yaklaştı, “Size İzmir’in
dağlarında çiçekler açar’ı söyleyeyim mi” dedi, 10 Kasım için, babasına
sürpriz için ezberlemiş, baştan sona söyledi, alkışladık. Bu kadar gurur
duyarken, bu kadar utandığımı hiç hatırlamıyorum.
*
Neticede süre doldu.
Uğurlarken, Milgem projesiyle inşa edilen, ilk Türk savaş gemisi
“Heybeliada”nın şapkasını hediye ettiler bana, hatıra olarak...
Ayrıldık. Tel örgülerin arkasından el salladılar.
Hepinize selamları var.
Yılmaz ÖZDİL, Hürriyet, 13.11. 2012