hukuksuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hukuksuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.3.13

Sürpriz” karşımızda!

Sevgili okuyucularım, bugün sizi biraz geçmiş yıllara götürüp belleğinizi tazelemek istiyorum. Bu konuyu burada 23 Ocak 2013 tarihli yazımda bir kez daha gündeme getirmiştim.
Günlerden 17 Mayıs 2006. Silahlı bir kişi Danıştay binasına girdi. Danıştay 2. Dairesi bir süre önce bir öğretmen hakkında türban kararı vermiş ve sıkmabaşlı öğretmenin okuldan atılmasını sağlamıştı. Ama olayın öncesi vardı. Danıştay bu kararı verince, Vakit isimli şeriatçı gazete bu kararda imzaları olan Daire Başkanı Mustafa Birden ile dört Danıştay üyesinin fotoğraflarını 13 Şubat 2006 günü birinci sayfadan dokuz sütuna manşet yapıp “İşte o üyeler” başlığı ile yayınlamış ve onları açıkça hedef göstermişti. Ben de ertesi günkü yazımda “Bu nasıl bir rezalettir, bu hakimlerin can güvenliğini bundan sonra kim koruyacaktır” demiştim.
İş bu kadarla da kalmamıştı. Danıştay’ın bu kararı sonrasında iktidarın bütün elemanları tepinmeye başladılar.
Tayyip konuştu: “Efendi, bu karar (sıkmabaş kararı) senin işin değil. Diyanet’in işi! Bu kararı kınıyorum. Hiçbir hukuk anlayışı içinde tanımlanamaz.”
Bir yüksek yargı organına “Efendi” diye hitap ediyordu.
Bay Abdullah Gül konuştu: “Bu anlayış diktatör rejimlerin felsefesidir. Kaygıyla karşılıyorum. Hayretler içinde kaldık. Bunlar (Bu gibi mahkeme kararları) çok yanlış ve tehlikeli şeylerdir.”
Şimdi işin sonrasına bakalım.
* * *
Vakit gazetesinin Danıştay 2. Dairesi Başkan ve üyelerini açıkça hedef gösteren yayınından bir süre sonra, 17 Mayıs 2006 günü Danıştay katliamı gerçekleşti. O yayın amacına ulaşmıştı.
Alparslan Arslan isimli bir avukat tabancasıyla 2. Daireye çıktı, toplantıda bulunan heyeti bastı, hedef gözetmeden ateş etti. Sonuç tam bir felaketti:
Daire Başkanı Mustafa Birden, üyeler Ayfer Özdemir, Ayla Gönenç, Mustafa Yücel Özbilgin ve tetkik hakimi Ahmet Çobanoğlu yaralandı.
Özbilgin aynı gün hastanede vefat etti. Sanık yakalandığında tekbir getirmişti. İşte savcılıktaki ifadesi:
“Türban kararı nedeniyle mahkeme başkanını vurmaya karar verdim. Odaya girdiğimde Allahuekber diye tekbir getirdim. Ayrıca kaçarken polisle boğuştuğum sırada da tekbir getirmiş olabilirim…”
İddianame sayfa 11:
“(Olay sonrasında kaçarken) Çıkış kapısına yaklaşan Alparslan Arslan’ın polisler tarafından yakalandığı, polislerden kurtulmak amacıyla silahı ile bir el ateş ettiği, güvenlik odasına alındığı sırada tekbir getirerek ‘Osmanlı’nın torunuyum, Allah’ın askerleriyiz’ şeklinde
bağırdığı…”
Utanmaz sıkılmaz yandaş medya bu konuda da sürekli yalan haber yaptı, saldırganın tekbir
getirdiğini inkar etti!
* * *
Tekbirli Danıştay saldırısı iktidarı rahatsız etmişti. Birbiri ardına demeçler vermeye başladılar:
Tayyip: “Bu iş başörtüsüyle ilgili değil.
Saldırı iktidarımıza yöneliktir…”
Bülent Arınç: “Saldırıdan siyasi rant devşirmeyin…”
Cemil Çiçek: “Olayın türbanla bağlantısı tesbit edilmedi…”
Hepsi bir olmuş, olayı çarpıtmaya kalkışıyorlardı.
* * *
Şimdi yazımızın ana konusuna gelelim ve o gün öğleden sonra yapılan Meclis oturumunun
tutanaklarına bir bakalım. Günün en önemli konusu olan Danıştay saldırısı tartışılıyor.
Kürsüde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin var. Sinirler gergin. Görüşmeler karşılıklı laf atma ortamında yapılıyor. Ancak Mehmet Ali Şahin’in birkaç cümlesi var ki, bugün bile anımsanması ve üzerinde durulması gerekiyor… Çünkü çok önemli. Tutanaklardan aynen veriyorum:
“…Bu tür olaylarda ilk tahkikat gizlidir. Benim şu anda, bugün, şu saat itibariyle elde etmiş olduğum bilgileri dahi, bu gizlilik sebebiyle, üzülerek sizlerle paylaşamadığımı ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından gürültüler.)“
Saldırıdan sonra sadece birkaç saat geçmiş ve katil suçüstü yakalanmış. Beyefendi hangi bilgileri elde etmiş de, başkalarıyla paylaşması mümkün olmuyor?
Kendisinin yine tutanaklardan çok, ama çok önemli sözlerini şimdi aktarıyorum:
“Bekleyin. Çok kısa sürede bu olayın hangi amaçla yapıldığı ve arkasında kimlerin olduğu ortaya çıkarılacaktır. Hatta, hissiyatımı (duygularımı) sizlerle paylaşmak isterim. Bir takım SÜRPRİZLERE de hazır olun. (AKP sıralarından alkışlar.)“
* * *
Bir yıl öncesinden Ergenekon davasının püf noktası, işte bu “Sürprizlere hazır olun” sözlerinde yatıyor!
Ancak o gün Meclis’te karşılıklı laf atmalar nedeniyle bu sözler gargaraya geliyor ve üzerinde hiç kimse -ne yazık ki- durmuyor. “Sürprizlerin” ne olduğunu anlamak için aylar ve yıllar geçmesi gerekiyor. Alparslan Arslan isimli katil Ankara’da Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor, deli numaraları yapsa bile suçunu itiraf ediyor ve ağır hapis cezası alıyor.
Fakat dosya Yargıtay’a gelince bazı gizli güçler devreye giriyor. O sırada Silivri’de Ergenekon davası başlatılmış… Ve katliam dosyası Ergenekon davasına aktarılıyor!..
Çünkü Ergenekon davasında sanıklardan herhangi birinin silah kullandığı, darbe
girişiminde bulunduğu, cinayet işlediği, ya da teröre bulaştığı konusunda en ufak bir bilgi ve belge yok.
O halde ne yapmalı? Ergenekon’a bazı terör eylemleri yüklemeli! Katil Alparslan ve
Danıştay cinayeti bu iş için biçilmiş kaftan!
Böylece Alparslan’ı aldılar, yanına bir de kirli adam bulup ikisini birden Ergenekon davasına monte ettiler. Alparslan Ergenekon sanıklarından kimseyi tanımıyordu, onlar da Alparslan’ı tanımıyordu. Ama olsun varsın, orada bir katilin bulunması gerekliydi! Kamuoyunun kandırılması ve gözünün boyanması ancak böyle mümkün olurdu.
Alparslan Arslan “Ergenekoncu (!)” olarak yargılandı ve tutuklanan yurtsever aydınlara bu yolla leke sürülmek istendi.
* * *
Evet, cinayetten birkaç saat sonra Mehmet Ali Şahin hem de Meclis kürsüsünden böyle diyordu: “Sürprizlere hazır olun!..”
Bu sözlerinin anlamı bugüne kadar kendisine sorulmadı, o da açıklamadı. Hangi sürprizin geleceğini nereden biliyordu? O saatte ne poliste ayrıntılı bilgi vardı, ne de savcılıkta. Her şey sıfır düzeyinde idi. Adam sadece tekbir getirdiğini ve cinayeti türban kararı nedeniyle
işlediğini anlatmıştı.
Bu sözlerin perde arkası daha sonra ortaya çıktı.
“Sürpriz” dediği şey, Danıştay cinayetinin bir süre sonra Ergenekon davasına bağlanması, bu yolla hayali katiller, cinayetler, darbe girişimleri ve terör masalları yaratılmasıydı…
Çünkü Ergenekon davası daha önceden ayarlanmış, toplumu sindirme, korkutma ve tepkisizleştirme operasyonu için kullanılmasına karar verilmişti.
* * *
Bu davanın da nasıl yürütüldüğünü, mahkemede sanıklara nasıl manevi işkence yapıldığını, tanıkların dinlenmediğini, pek çoğu yüz kızartıcı suçlardan hapis yatmakta olan gizli tanıkların sergilediği yalanlar ve masallarla sürdürüldüğünü hep birlikte görmedik mi?
Savcı şimdi komutanları, üniversite rektörlerini, gazetecileri, yazarları darbeci ve terörist olarak açıkladı, her biri ayrı ayrı, katil Alparslan Arslan’la aynı kefeye konuldu.
Örgütün (!) bir tek belgesi çıkmadı. Adalet çiğnendi, hukuk yara aldı.
Peki ama örgüt nerede, silahlar nerede!
Silahsız darbe, silahsız terör olur mu!..
Örgütün başı kim, yeri neresi!..Onlar bulunamadı ama hiç sorun değil!..
Cezalar bol kepçe istendi, o kadarı yeter!
* * *
Emin Çölaşan’ın notu: Tayyip dün Meclis kürsüsünde Kılıçdaroğlu’nu eleştirdi, alay edercesine “Bunlar rakıyı sulu içiyormuş” dedi. Aslında açıkça belirtmedi ama, bence şunu söylemek istedi: “Rakıyı susuz içeceksin kardeşim, rakının tadı böyle çıkar!” Tayyip’in rakı kültürü karşısında saygıyla eğiliyorum!

Emin Çölaşan, www.sozcu.com.tr, 20 Mart 2013
http://sozcu.com.tr/2013/yazarlar/emin-colasan/surpriz-karsimizda.html

18.3.13

REDDEDIYORUZ


Türkiye Ergenekon davasında savcıların verdiği esas hakkındaki mütalaayı konuşuyor.

İşte savcıların tartışılan mütalaasına, Ergenekon davası tutuklularından yanıt geldi.

Sanık avukatları aracılığıyla kamuoyuna açıklanan, “Ergenekon tutsaklarının Savcılığının esas hakkındaki mütalaasına cevabıdır” başlıklı o metni yayınlıyoruz:

“Bugün, Silivri’de adalet, hukuk ve insan hakları bir kez daha ayaklar altına alınmıştır.
Savcılar, meclisin çıkardığı yasaları hiçe saymıştır.

Hukukun bütün temel ilkeleri çiğnenmiştir.

Sanıkların, savunmaları, gösterdikleri lehe deliller tamamen yok sayılmıştır.

Güvenilirliği tartışmalı, gizli tanıkların, sanıklarla arasında açıkça husumet bulunan sözde tanıkların akıl ve mantıktan uzak iddiaları, kesin delil sayılmıştır.

Mahkeme heyeti; savcıların iddialarına karşılık sanıkların ve avukatların savunma taleplerini reddetmiş; maddi gerçeğe ulaşmak için ayağına kadar gelen tanıkları dahi dinlemeyi reddetmiştir.

İddianame; delil değeri olmayan, sonradan üretilmiş, çoğu sahte delillere dayandırılmış, yargılama aşamasında hukuka aykırı deliller hiçbir şekilde ayıklanmamıştır.

Bugün okunan belgeler, savunma tarafına ve dolayısıyla iddia makamına henüz sunulmadan, 2200 küsur sayfadan ibaret esas hakkındaki mütalaanın savcılar tarafından duruşmada yazılı olarak okunması, mütalaanın da tıpkı karar gibi önceden hazırlanmış olduğunu ortaya koymuştur.

Bu davanın hedefi cumhuriyetin değerleri, kurumları, Atatürk ilke ve devrimleridir.
Bu nedenlerle savcılığın sözde esas hakkındaki mütalaasını tanımıyoruz, reddediyoruz.

Gelinen noktada hukuku, halka birlikte arama mücadelesini sürdüreceğiz.

Davanın bundan sonraki aşamalarında mahkeme heyetine ve savcılığa rağmen adaleti ve özgürlüğü istemeye devam edeceğiz.

Bu dava Türkiye’nin hukuk imtihanıdır. Tüm halkımızı Ergenekon tutsaklarının hukuk mücadelesine omuz vermeye çağırıyoruz.”

Odatv.com
18 mart 2013

8.1.13

Hukuk katliamı


Balyoz’dan hükümlü askerlerden ‘gerekçeli karar’ açıklaması
Balyoz davasıyla ilgili dün açıklanan gerekçeli karar hakkında davada hüküm alan askerler açıklama yayınladı. Hadımköy Askeri Cezaevi’ndeki kalan aralarında Orgeneral Bilgin Balanlı’nın da bulunduğu askerler, “Bu gerekçeli karar aynı zamanda suçsuzluğumuzun ispatı niteliğindedir” dedi.

Balyoz davasıyla ilgili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği gerekçeli karar hakkında davadan hüküm alan askerler açıklama yayınladı.

Aralarında 18 yıl hapis cezası verilen YAŞ üyesi Orgeneral Bilgin Balanlı’nın da bulunduğu Hadımköy Askeri Cezaevi’nde kalan askerler, yaptıkları açıklamada “İftiralara mazeret uydurulması amacıyla hazırlandığı anlaşılan bu gerekçeli karar aynı zamanda suçsuzluğumuzun ispatı niteliğindedir” dedi.

“Gerekçe içermeyen gerekçeli (!) karar” başlıklı yayınlanan açıklama şu şekilde:

"Devlet içerisinde devlet haline geldiklerinden şikayet edilerek kaldırılan, ancak evrensel hukuk ilkeleri yerle bir edilerek bizler için ‘özel yetkisi’ geçici maddelerle devam ettirilen 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kamuoyunda ‘Balyoz’ adıyla bilinen davaya ilişkin ‘Gerekçeli kararı’ 7 Ocak 2013 tarihinde avukatlardan önce medyaya servis edilmiş ve medyada sadece seçilmiş bölümleri ihtiva eden metinle ilgili bilgiler yayınlanmıştır.


Bu suretle dava öncesinde ve dava sürecinde yürütülen karalama ve itibarsızlaştırmaya yönelik basın politikası kapsamında medyanın her türlü iletişim vasıtasından istifade edilerek asılsız haberlerle, çarpıtılmış bilgilerle, mantıksız yorumlarla, gerçek dışı isnatlar ve iddialarla kamuoyunda arzu edilen istikamette bir algı oluşturmak hedeflenmiştir.


Gerekçeli(!) kararın davanın usul ve esasına ilişkin hiçbir gerekçeyi içermeyeceğini yalan ve iftira ürünü dijital verilere dayanan uydurma senaryoların kamuoyuna ‘gerekçe’ adı altında bir aldatmaca ile sunulacağını, 1435 sayfadan oluştuğu belirtilen gerekçeli(!) kararın aslında ‘iddianame’ ve ‘esas hakkındaki mütalaanın’ bir araya getirilmesinden ibaret ‘içi boş bir yalan rüzgarı’ olacağını biliyorduk.


Bu sabah seçilmiş metinden alınarak medyaya yansıtılan maksatlı haberlerde, tüm dijital belgelerin gerçek olduğu iddia edilmiştir. Bu davada yalan ve iftira ürünü, düzmece ve sahte olduğu kanıtlanmamış hiçbir delil kalmamıştır. Mahkeme verdiği hükmün gerekçelerini ortaya koymak yerine yaptığı hukuksuzluk ve adaletsizliklere mazeret üretmeye çalışmıştır.


Mahkeme imzasız, yalan ve iftira ürünü dijital verileri delil kabul ederek karar vermiştir. Tüm özellikleri değiştirebilen, kim tarafından ve hangi bilgisayarda yazıldığı bilinmeyen dijital veriler delil olabilir mi? Kanunda açıkça yer alması ve Yargıtay içtihatları olmasına rağmen mahkeme delillerin tartışılması aşamasını atlamıştır. Delil diye sunulan sahte dijital veriler mahkeme huzurunda hiç tartışılmamış ve değerlendirilmemiştir. Gerekçeli (!) kararda bu uygulamanın hukuki gerekçesi var mıdır?


Bugüne kadar delil olduğu iddia edilen dijital veriler için yurt içi ve yurt dışından onlarca Bilirkişi ve Uzman raporu alınmış ve sözde delillerin sahte olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Ancak mahkeme bilirkişiye gitmekten ısrarla kaçınmıştır. Gerekçeli (!) kararda bu usul hukukuna aykırılığın bir gerekçesi ve bilimsel gerçeklere verilen bir cevap yoktur. Gerçekte, hukukta “Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır” ifadesi yer almaktadır. Bu durumda mahkeme kanaatlerini neye istinat ettirmiştir? Gerekçeli (!) kararda bunun cevabı veya iddiaları destekleyecek kesin ve inandırıcı bir kanıt var mıdır? Eğer bu davada bilirkişi raporu aldırılsaydı, bilirkişi, ‘Dökümanların tarih ve zamanlarında sahtecilik yapılmıştır. 2003 yılında CD’ye kaydedildiği iddia edilen dökümanlarda dünyada 2007 yılından önce mevcut olmayan şema ve yazı karakterlerine rastlanmıştır. Bunların mahkemelerde delil olarak kullanılması mümkün değil’ diyecek ve dava düşecekti.


Dijital verilerin Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen belgelerle aynı olduğu ve asıllarının Genelkurmay Başkanlığı’nda olduğu iddia edilmiştir. Bu iddia tümüyle gerçek dışıdır ve dava konusu yapılan iftira ürünü dijital verilerin gerçek olduğuna dair Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılmış herhangi bir açıklama veya yazışma söz konusu olmamıştır.


Devlet kurumları içerisine sızdığı değerlendirilen bir çete tarafından, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde ‘Balyoz’ adıyla oluşturulmuş bir darbe çalışması olduğu izlenimi yaratmak amacıyla kurgulanmış sahte dijital veriler arasına, işbirlikçileri aracılığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden çalınan bir takım imzalı resmi belgeler de katılarak sahtekarlıklara gerçekmiş görüntüsü verilmeye çalışılmıştır.


Silahlı kuvvetlerin çeşitli birliklerinden çalınarak çeteye aktarılmış olan söz konusu gerçek belgeler muhtelif görevler ile ilgili resmi yazışmalardan ibarettir. Bu belgeler dava ile ilgisi olmayan ve 2003 yılında geçerli olan yasa, yönetmelik, emir ve Milli Güvenlik Kurulu kararları doğrultusunda hazırlanmış yasal belgelerdir. Bahse konu belgelerde imzası olanların çoğu sanık bile değildir. Mahkemece bu belgeler ilgili askeri kurumlara sorulmuş ve doğal olarak bu belgelerin yasal resmi yazışmalar olduğu cevabı alınmıştır.


Bir kısım yazılı ve görsel medyada daha önce yayınlanan ‘Türk Silahlı Kuvvetleri Gölcük’te çıkan belgeleri doğruladı’ şeklinde yapılan yayınların da gerçeği çarpıtarak kamuoyunu yanlış yönde ve olumsuz olarak etkileme amacını taşıdığı aşikârdır.


Bu gerçek dışı iddia hakkında Genelkurmay Başkanlığınca bir açıklama yapılmasının zorunlu olduğunu değerlendiriyoruz.


Dijital verilerde 2003 yılından sonra güncelleme yapıldığı iddiasına gelince, bu iddia da tamamen gerçek dışıdır. Çünkü 2003 yılında kaydedildiği iddia edilen ve üzerine tekrar kayıt yapılma imkanı olmayan bir CD’deki verilerin teknik olarak güncellenmesi imkansızdır. Adli bilişim uzmanlarının ötesinde çok sınırlı bilgisayar bilgisi olan bir kişi bile bunu anlayabilir. Bu o kadar mesnetsiz ve gülünç bir iddiadır ki, güncelleme yapılmış olsaydı 2003 yılında ismi geçen ve daha sonra emekli olan veya rütbe/görevi değişen kişilerle ilgili olarak teşkilat yapısında da gerekli değişikliklerin yapılması gerekmez miydi? Bu durum bile bilirkişiye gidilmesi gerekliliğini göstermektedir.


Sonuç olarak; hiçbir gerçeğin gerekçesini bu kararda göremezsiniz. Çünkü bu şekli ve hukuk katliamına dönüşen yargılamada adil yargılanma şartları değil, hukuka aykırılık ve keyfilik geçerli olmuş, gerçekler “hakim takdiri” ile örtülmeye çalışılmıştır.


Hakim takdiri demek; davanın başından beri sanıklara ve avukatlarına önyargılı tutum ve davranışlarda bulunarak davayı aleyhlerine sonuçlandırmak için özel bir çaba sarf etmek midir?


Sanıklara hitaben ‘sizin değil mahkemenin ne anladığı önemlidir’ diyerek, adil yargılanma hakkını ve hukukun üstünlüğünü yerle bir etmek midir?


Bir merkezden düğmeye basılmış gibi aynı dönemde Balyoz ve benzeri davalar başlatılıyor ve hepsinin dayanağı sahte dijital veriler. Hem de çok az bilgisayar bilgisine sahip bir kişinin dahi kolaylıkla sahteliğini anlayabileceği nitelikte dijital veriler.


Bu gerçeği daha önce de vurgulamıştır. İftiralara mazeret uydurulması amacıyla hazırlandığı anlaşılan bu gerekçeli karar aynı zamanda suçsuzluğumuzun ispatı niteliğindedir.


Saygılarımızla."


08.01.2013
Muhalifgazete.com