Bir pornografi unsuru olarak Demirtaş!..
Selahattin
Demirtaş eşine saz çalacak kadar romantik, üzerinde takım elbise
ayağında plastik terliklerle köyde çocuklarla poz verecek kadar
komplekssiz, kendisini sırılsıklam yapan TOMA'ya karşı yürüyecek kadar
asabi, dar pantolon giymeyi reddedecek kadar muhafazakar. Türkiye’nin
yeni Cumhurbaşkanı olur mu olmaz mı, bilmiyorum, ama çoktan bir başka
koltuğu kaptı bile: Kadirizm’in hayatının kariyer hatasını yapıp Pamuk
Prenses’le alaşağı olduğu “Türk erkeği” koltuğu. (Burada Türk’ü Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olarak kullanıyorum.)
Demirtaş‘ta hem Kadirizm’in maço genleri var, hem de Tarık Akan‘ın Ferit
tiplemesiyle özdeşleşen iyi kalpli erkek halleri. Ciddi anlamda
esprili, ağzını açtığında saçma bir tane cümle kurmuyor. Siyaseten kimi
zaman hatalı analiz yaptığında (Gezi’de olduğu gibi) sonradan toparlamasını iyi biliyor. Kemal Kılıçdaroğlu‘nu düşünün, işte Demirtaş onun tam anlamıyla aksi.
Aslında Kadirizm‘in boşalttığı koltuğa pekala Necati Şaşmaz da
oturabilirdi, hatta yaşadığı aşklarla sosyete sayfasına da konuk oldu
ama sonra bir gün ağzını açtı. Ve o gün kendi kendisini de imha etti.
Demirtaş‘ın seslendirilmeye de, eline metin tutuşturulmasına da ihtiyacı
yok, bütün prodüksiyon özgün. Bir sene önce Cumhurbaşkanlığı’na aday
olsaydı, yavaş yavaş, tıpkı Obama gibi sessizce tanıtılsa, genç ve
dinamik bir kampanya yapılsaydı bugün ona yönelik siyasi algı da
bambaşka bir yerde olurdu.
Nişantaşı’nda bir kafede çoğunluğu Yahudi olan bir arkadaş grubu
Demirtaş’ın nasıl ilgi çekici bir politikacı olduğunu konuşuyorlardı.
Benzer bir sohbet pekala İzmir’de bir öğretmen evinde de olabilirdi
doğru bir kampanyanın sonucu. Bugün Kürt hareketinin, ittifak kurduğu
toplumun diğer ezilmiş kesimlerini (eşcinseller, Ermeniler, kadınlar)
tavladığı gibi giderek azınlık haline gelen seküler Beyaz Türklere de
uzanması ihtimali var. Bir de sırtında Apo-bebek katili-terör yükü
olmasa…
Aslında Demirtaş‘ın fark edilmesi tam da New York‘un meşhur PR guru’su
Samantha Jones‘un (evet dizideki) sihirli formülüyle oldu: Önce gayleri,
sonra kadınları topla.
Barbaros Şansal oyunu Demirtaş‘a vereceğini açıklayarak ilk fişeği çaktı.
İtiraf edeyim, ilk kez Demirtaş‘ın adını ben de yıllar önce bir gay
blog’unda görmüştüm. Gayet müstehcen bir dille ondan Meclis TV’yi
izlemek için tek neden diye bahsediliyordu.
Sonradan 40 yaşın üzeri Nişantaşlı Beyaz Türk kadın köşe yazarları entelektüel bir aşkla bahsetmeye başladılar Demirtaş‘tan.
Her 10 yılda bir kendisine mağduriyet davası edinmezse suçluluk duygusu
yaşayan Nuray Mert, cevheri ilk fark edenlerden oldu. Türban davasının
modası geçince o da kendisini Kürtlere adadı, seçim otobüsünde
zafer/barış işareti yapıp kariyerini bile tehlikeye attı.
Barış süreciyle birlikte şehre Kürt modası gelmişti zaten: Sırrı Süreyya
Önder, her ne kadar etnik anlamda Kürt olmasa da, bir anda İstanbul’un
en gözde çapkını oluverdi. Adı Ece Temelkuran‘dan Özge Mumcu‘ya kadar
bir dolu kent kadınıyla anıldı.
Ankara’da dev bir köşkte yaşayan bir kadın arkadaşım bütün
bağlantılarını kullanıp ne olursa olsun Sırrı Sakık‘la tanışmaya ant
içmişti; şimdi Ağrı’ya taşınır mı, emin değilim.
James Baldwin “Amerikan zencisi olmak bir tür yürüyen fallik bir obje
olmak anlamına da geliyor” diye yazmıştı. Türkiye’nin gerçek “zencileri”
Kürtler için de böylesi bir önerme geçerli belki de.
Güzellik kraliçesi Hülya Avşar‘ın (ki o zamanlar Kürt kökeni
bilinmiyordu) inşaat ustası İbrahim Tatlıses‘le yaşadığı tarihe geçen
aşk hafızalarımızda hâlâ. Zengin bir ailenin kızı ve İtalyan lisesi
mezunu Fatoş Güney de 20 yaşındayken politik nedenlerden dolayı Yılmaz
Güney‘le birlikte olmamıştı herhalde. Tıpkı birçok sosyetik güzelle
birlikte Tuba Ünsal‘ın da Yılmaz Erdoğan‘ı sadece komik olduğu için
beğenmediği gibi. Zira benim bildiğim komik erkeklere sadece gülünür.
80’li yıllarda Mme. Mitterrand‘ın Abdullah Öcalan‘a ve Kürt hareketine gösterdiği yoğun ilgi belki de öncü oldu.
Türk basınının henüz mizahını yitirmediği yıllarda deprem dede Ahmet
Mete Işıkara‘nın da birinci seçildiği ‘En seksi erkekler’ listeleri
yapılırdı. Bu sıkıcı Cumhurbaşkanlığı seçimi bari bir basın geleneğinin
geri dönmesine vesile olsun.
Oray Eğin, Sözcü, 6 Temmuz 2014