Hasan Cemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hasan Cemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.11.13

Hasan Cemal'in vicdanını sızlatmak için arkadaşı olmak vardı

MİT’in bir dönemin Taraf yönetici ve yazarlarıyla (Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Mehmet Baransu, Amberin Zaman, Markar Esayan) Mehmet Altan’ı sahte isimlerle, hem de “koordineli” yargıçlar aracılığıyla dinlemesi tartışılıyor...
Tartışılmalı elbette. Çünkü John Locke’un dediği gibi; hukukun bittiği yerde zorbanın egemenliği başlar.
Bu zorbalığa teslim olmamak için ise, ilkemiz şu olmalı:
Hukuksuzluğa uğrayanın kimliğine bakılmaz.

Hasan Cemal T24’teki yazısında bu konuyu işlemiş ve haklı çıkarımlarda bulunmuş:
“-Yargı konusunda vicdanlar sürekli kanama halinde.
- Mahkemelerden adalet bekleyenlerin hayal kırıklıkları tükenmiyor, tükenecek gibi de değil.
- Hukuk devleti bunun neresinde?
- Kuvvetler ayrılığı bunun neresinde?
- Hukuk devleti acaba bu memleketin kapısını ne zaman çalacak?”
YOL VERDİNİZ ZORBALIĞA
Ah Hasan Cemal ah…
“Yargı konusunda vicdanların kanama halinde olduğunun” “sürekli” hale geldiğini yazmak, o kanamayı “sürekli” olarak gündeme getirmenizle bir anlam kazanırdı.
Siz ne yaptınız; o kanama Silivri’de başlarken Milliyet’teki köşenizde şu satırlar çıktı kaleminizden:
“Ergenekon Davası, bu ülke için bir demokrasi ve hukuk sınavıdır. Evet, Ergenekon'un soruşturma aşamasında yanlışlar yapılmış, aşırılıklar yaşanmıştır.
Evet, Ergenekon iddianamesi bazı bakımlardan gereksiz ayrıntılarla tıkış tıkıştır.
Evet, davanın Silivri'deki ilk günü adalete yakışmayacak keşmekeşlik içinde açılmıştır.
Bunlar elbette eleştirilecek.
Ama buradan yola çıkarak davanın özünü saptırmaya, Ergenekon'u inandırıcılıktan yoksun kılmaya çalışmak hatadır.”
Evet, bugün yüksek sesle itiraz ettiğiniz hukuksuzlukları, o günlerde gayet kibar bir dille “yanlışlık, aşırılık” diye tanımlamıştınız.
Bu bir hukuk katliamıdır” diye feryat edenleri, “Ergenekon’un özünü unutturmakla” suçladınız, “inandırıcı değiller” dediniz.
Halbuki, geçtik bir gazeteci olarak duruşma salonuna gelmeyi, bir kez bile “yahu bu sanıklar ne diyor” diye duruşma tutanaklarını incelemediniz.
Meşrulaştırdınız hukuksuzlukları, yol verdiniz zorbalığa.
Öyle ya yeni mi oldu illegal dinlemeler?
Örneğin, bu sitenin tüm yöneticileri cezaevine atılırken, hangi delillerle içeri atıldığına hiç baktınız mı?
Dinleme kararları nasıl alındı hiç gördünüz mü? Odatv davasında Soner Yalçın için hukuksuz şekilde yeniden 3 ay dinleme kararı alındığını; bu hukuksuzluk ortaya çıkınca yeni bir hukuksuzluğa daha imza atıp, bu kez geriye dönük dinleme kararı alındığını bilmiyor musunuz?
Yine Odatv davasında Nedim Şener’in, suç unsuru içermediği tespit edilen ve kanun gereği imha edilmesi gereken telefon konuşmaları üzerinden, “hukuksuzluklarını meşrulaştırdığınız” Zekeriya Öz tarafından sorgulandığını bilmiyor musunuz?
Ya sırf Cemaat’in devlet içindeki örgütlenmesini yazdığı için cezaevinde olan Hanefi Avcı’nın, o çok övdüğünüz Ergenekon, Balyoz davalarının beyin takımındaki polis şefi Ali Fuat Yılmazer tarafından yine benzer şekilde sahte isimlerle mahkeme kararı alınarak dinlendiğini? Ve bu konuda Hanefi Avcı’nın yaptığı hukuki itirazların geri çevrildiğini?

HASAN CEMAL YOUTUBE’A BAKSIN
Bırakın Odatv davasını.
Mustafa Balbay’ı dinliyoruz” diye Cumhuriyet gazetesinin santrali dinlenirken, “Tuncay Özkan’ı dinliyoruz” diye Kanaltürk santrali dinlenirken ve o santral konuşmalarının tamamı Balbay ve Özkan’a yazılırken neredeydiniz?
Gazeteci değil misiniz, bilmiyor musunuz bunları? Duymadınız mı, okumadınız mı?
Eşleri gizlice takip edilip, sanki silah arkadaşlarıyla ilişki içindeymiş gibi manşetler atılınca, bu ahlaksızlığa isyan edip intihar eden askerleri de mi görmediniz?
Ya eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın kızının özel hayatına dair fotoğrafların, ABD Büyükelçiliği’ndeki yetkililere Türk polisi tarafından gösterildiğini de mi duymadınız?
Açın lütfen Youtube’u, Dailymotion’u…
Orada onlarca askerin, siyasetçinin, gazetecinin özel hayatına dair videoları göreceksiniz.


Sözün özü:
Ergenekon'dan Balyoz'a, KCK'dan Devrimci Karargah'a kadar tüm siyasi davalarda yıllarca hep aynı hukuksuzluk yapıldı.
AKP DÖNEMİNDE İLLEGAL DİNLENENLERİN LİSTESİ
Ah Hasan Cemal ah…
O insanların hakları için yüksek sesle itiraz etmediniz.
En büyük karşı çıkışınız “Aman Ergenekon’un pusulası şaşmasın” oldu.
Görmediniz, duymadınız, konuşmadınız.
Hukuksuzluğa uğrayanın kimliğine baktınız.
Ne zamanki hukuksuzluğa uğrayan kişiler arkadaşlarınız çıktı, şimdi “Hukuk devleti bunun neresinde?” diye soruyorsunuz.
Benzer hukuksuzluğu yıllarca haykıran insanlara dair iki satır yazmanız için illa ki arkadaşınız mı olmaları gerekiyordu?
Bilmez misiniz; o zaman siz ve arkadaşlarınız bugünkü gibi yüksek sesle itiraz etseydiniz…
Siz ve arkadaşlarınız o hukuksuzluklara çanak tutmasaydınız…
Siz ve arkadaşlarınız sahte delilerle yapılan yargılamaları “demokrasi” diye yutturmaya kalmasaydınız…
Bugün siz ve arkadaşlarınızın başına bunlar gelmeyecekti.
Hasan Cemal’e aşağıda bir liste vereceğim, arşivinde tutmasını öneririm.
Bu liste, sadece 2010 yılına kadar AKP döneminde sesi ve görüntüleri internete düşen; illegal dinlenen / takip edilen kişi ve kurumların listesi.
Yani Hasan Cemal’in arkadaşlarının hukuksuzca dinlendiği döneme ait bir tablo.
Son 3 yıl da düşünülürse ve bilmediklerimiz de eklenirse liste daha da kabarır…
Sormak lazım; aşağıdaki kişi ve kurumlar benzer hukuksuzluğu yaşarken, Hasan Cemal ne yapmıştı: 

HAKİM VE SAVCILAR
1- Ali Osman Feyyaz Paksüt, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili. (ortam dinlemesi)
2- Serdar Özgüldür, Anayasa Mahkemesi Üyesi. (ortam dinlemesi)
3- Fulya Kantarcıoğlu Anayasa Mahkemesi Üyesi.
4- Yargıtay Birinci Başkanlığı Santrali.
5- Hamdi Yaver Aktan, Yargıtay 8. Daire Üyesi. (ortam dinlemesi)
6- Fatih Arkan, Yargıtay 10. Hukuk Daire Üyesi. (ortam dinlemesi)
7- Yusuf Uluç, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Üyesi. (ortam dinlemesi)
8- Ali Muhsin Karakaş, Yargıtay 2. Ceza Diresi üyesi.
9- Hüseyin Boyrazoğlu, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı.
10- Ercan Yalçınkaya, Yargıtay Eski Genel Sekreter Yardımcısı.
11- Ali Suat Ertosun, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyesi. (ortam dinlemesi)
12- Ömer Faruk Eminağaoğlu, YARSAV Kurucu Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı.
13- Aykut Cengiz Engin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı. (ortam dinlemesi)
14- İlhan Cihaner, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı. (ortam dinlemesi)
15- Hamdi Ünal Karabeyoğlu, Uşak Cumhuriyet Başsavcısı.
16- Osman Kaçmaz, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı.
17- Köksal Şengün, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı.
18- Erkan Canak, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı.
19- Hayri Keskin, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimi.
20- Kadir Ünal, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı.
21- Hakan Kızılarslan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Savcısı.
22- Ali Çakır, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı.
23- Mahmut Kaya, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi.
24- Yılmaz Güven, Eskişehir Vergi Mahkemesi Üyesi.
25- Mecit Ceylan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili.
26- Murat Yiğit, İstanbul Cumhuriyet Savcısı.
27- Salim Demirci, Ankara Cumhuriyet Savcısı. (ortam dinlemesi)

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ
28- Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Başkanı. (ortam dinlemesi)
29- Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı. (ortam dinlemesi)
30- Orgeneral (E) İsmail Hakkı Karadayı, Genelkurmay Başkanı. (ortam dinlemesi)
31- Orgeneral (E) Aytaç Yalman, Kara Kuvvetleri Komutanı. (ortam dinlemesi)
32- Orgeneral (E) Hurşit Tolon, 1. Ordu Komutanı. (ortam dinlemesi)
33- Genelkurmay Başkanlığı Karargahı. (ortam dinlemesi)
34- Orgeneral Saldıray Berk, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Doktrin Komutanı. (ortam dinlemesi)
35- Orgeneral Nusret Taşdeler, Harp Akademileri Komutanı.
36- Orgeneral (E) Ergin Saygun, Genelkurmay 2. Başkanı.
37- Korgeneral Galip Mendi, Kocaeli Garnizon Komutanı.
38- Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, Kocaeli Muhabere Hizmet Destek Eğitim Komutanı. (ortam dinlemesi)
39-Koramiral Kadir Sağdıç, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Öğretim Komutanı. (ortam dinlemesi)
40- Tümgeneral Kenan Koçak, Genelkurmay Başkanlığı Plan Hareket Daire Başkanı.
41- Tümgeneral Gürbüz Kaya, Hakkari Tümen Komutanı. (ortam dinlemesi)
42- Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Foça Jandarma Komando Okulu Komutanı. (ortam dinlemesi)
43- Tümamiral Cem Gürdeniz, Deniz Kuvvetleri Plan Prensipler Dairesi Başkanı. (ortam dinlemesi)
44- Tümgeneral Hıfzı Çubukçu, Genelkurmay Başkanığı Adli Müşaviri. (ortam dinlemesi)
45- Tümgeneral (E) Reha Taşkesen, Kara Harp Okulu Komutanı.
46- Hava Tümgeneral Erol Özdil. (ortam dinlemesi)
47- Tuğgeneral Zeki Es, Çukurca Tugay Komutanı. (ortam dinlemesi)
48- Tuğgeneral (E) Münir Erten, Genelkurmay Başkanlığı Elektronik Sistemleri Komutanı. (ortam dinlemesi)
49- Tuğgeneral (E) Suha Tanyeri, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi (SAREM) Komutanı. (ortam dinlemesi)
50- Tuğgeneral (E) Levent Ersöz, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Grup Komutanı. (ortam dinlemesi)
51- Deniz Kıdemli Kurmay Albay Dursun Çiçek, Genel Kurmay Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi 3. Şube Müdürü. (ortam dinlemesi)
52- Kurmay Albay Mehmet Aygün. (ortam dinlemesi)
53- Albay Ünal Atabay, Kara Kuvvetleri Komutanlığı İç Güvenlik Harekat Şube Müdürü. (ortam dinlemesi)
54- Albay (E) Hasan Atilla Uğur, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Teknik Daire Başkanı. (ortam dinlemesi)
55- Albay Gürsel Tokmakoğlu. (ortam dinlemesi)
56- Albay (E) Arif Doğan. (ortam dinlemesi)
57- Yarbay Onur Dirik, Dağlıca Tabur Komutanı. (ortam dinlemesi)
58- Yarbay Selami Çakmak.
59- Binbaşı Kadir Ayhan. (ortam dinlemesi)
60- Binbaşı Uğur Cevizoğlu. (ortam dinlemesi)
61- Jandarma Binbaşı Ümit Yüksel Berber. (ortam dinlemesi)
62- Erzincan İl Jandarma Alay Komutanlığı. (ortam dinlemesi)
63- Yüzbaşı Coşkun Başbuğ.
64- Çağlar Canbaz, Üsteğmen. (ortam dinlemesi)
65- Fırat Ç., Hava Pilot Üsteğmen.

DİĞER KURUM VE KİŞİLER
66- Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan.
67- Seyfi Oktay, Eski Adalet Bakanı.
68- Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı.
69- Tuncay Özkan, Yeni Parti Genel Başkanı.
70- Önder Sav, CHP Genel Sekreteri.
71- Nesrin Baytok, CHP Milletvekili. (ortam dinlemesi)
72- Prof. Dr. Erdoğan Teziç, YÖK Başkanı. (ortam dinlemesi)
73- Prof. Dr. Erhan Ekinci, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi. (ortam dinlemesi)
74- Selami Öztürk, Kadıköy Belediyesi Başkanı. (ortam dinlemesi)
75- Muzaffer Eryılmaz, Çankaya Belediyesi Başkanı. (ortam dinlemesi)
76- Ulusal Kanal.
77- Kanal Türk.
78- Başkent TV.
79- Avrasya TV.
80- Milliyet Gazetesi santrali.
81- Cumhuriyet Gazetesi santrali.
82- Saygı Öztürk, Gazeteci-yazar.
83- İlhan Taşçı, Gazeteci-yazar.
84- Melih Gökçek, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı.
85- Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı.
86- Gültan Kışanak, BDP Milletvekili.
87- Mehmet Akif Ulusoy, Gelir İdaresi Başkanı.
88- Soner Gedik, Doğan Yayın Holding Başkan Yardımcısı.
89- Necati Altıntaş, Emniyet Genel Müdür Vekili.
90- Ferda Paksüt, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'ün eşi.
91- Mukaddes Eruygur, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral (E) Şener Eruygur'un eşi. (ortam dinlemesi)

NOT: Bu listeyi hazırlarken, Ufuk Akkaya'nın "Tele Tayyip" adlı kitabından yararlanılmıştır.
Barış Pehlivan, Odatv.com, 23.11.2013

8.5.09

Karayılan: ‘Fethullahçılar geleceğe dönük bir risk’

Karayılan Fethullahçılarla ilgili soruya, ‘Fethullahçılar devlet sistemine yerleşmek istiyorlar. AKP ile bunun için yakınlaştılar. Güç kazandılar. Amerika’dan da destek alıyorlar. Fethullahçıları İslam dünyasına sürüyor Amerika’...
‘Biz de PKK’ya karşıyız; biz de devletçiyiz!’ diyerek devlete yerleşiyorlar. Güneydoğu’da varlar ama yoğun değiller. AKP içinden geliyorlar. Poliste, öğretmende yaygınlar. Dine sıcak bakan kesimlerde yaygınlar. Varsayalım PKK bastırıldı, bitirildi. O zaman ne olur bölge biliyor musunuz, gericiliğin merkezi olur Güneydoğu’ diye yanıt veriyor

KANDİL DAĞI, Kuzey Irak
Kuzey Irak’ta gazeteci milletinin Kandil yolunu, yani medyanın PKK ile temasını Talabani’yle Barzani de kesmek istiyor.
Bu nedenle geçen hafta cumartesi günü sabahın erken saatlerinde Kandil Dağı’na giderken Talabani’nin KYP’si ile Barzani’nin KDP’sine ait kontrol noktalarından kendimizi sakınmaya çalıştık.
Bazı noktalarda gazeteci kimliğimizi göstermedik. Fotoğraf makinelerimizi sakladık. İran sınırına yaklaşırken de araba değiştirip PKK’nın işaret ettiği Kürt kaçakçıların cipine bindik. Kandil Dağı’na tırmanırken yolculuğumuzun bir bölümünü kaçakçı yollarından yaptık.
Kaçakçılar Renya bölgesinde PKK’nın şemsiyesi altına girmişler. Herhalde bunun bedelini hem para olarak ödüyorlar hem de PKK’nın lojistiği onlar tarafından sağlanıyor. Ama aynı zamanda ‘güvenlik’lerini de PKK’ya bağladıkları anlaşılıyor.

Sorular:
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Washington ve Ankara’yla birlikte PKK’yı nereye kadar tecrit edebilir? Nereye kadar etkisizleştirebilir? Ya da örneğin PKK’yı Kandil Dağı’ndan çıkarabilir mi?
Bu sorulara ilişkin ipuçlarını hem Erbil’de hem de Murat Karayılan’la sohbetimde yakalamaya çalıştım.
PKK’nın bir numarası kendinden emin konuştu:
“Barzani’yle Talabani bize karşı hareketliliğe geçerlerse kendileri kaybeder.”
Böyle bir ihtimal var mı?

Barzani PKK’ya baskı uyguluyor, ancak...
Barzani’yle Talabani’nin Washington ve Ankara’yı da tatmin etmek için Kuzey Irak’ta PKK’ya hayatı zorlaştırmak istedikleri malum. Bunun için PKK’ya bazı açılardan özellikle KDP tarafından baskı uygulanıyor bölgede.
Ancak bu baskının bir sınırı var. Bir ölçünün ötesine gitmek güç. Özellikle Türkiye’nin geçen Şubat ayındaki kara operasyonu Kuzey Irak’ta PKK’nın imajını parlatmış. “Sizin topraklarınızı biz koruduk, sizin için de biz çarpıştık” propagandası halk arasında tutmuş.
Bir gözlemci şöyle dedi:
“Türkiye’nin askeri operasyonu, PKK’nın bölgede yeniden küllerinden doğmasına yol açtı.”
Kısacası:
PKK’ya karşı Kuzey Irak’ta Kürt yönetimi tarafından yapılacakların bir sınırı var. İki taraf da bunun bilincinde. Ayrıca, “Kürdü Kürde kırdırma“nın artık geçmişte kaldığı biliniyor.
Şu da göz ardı edilmesin:
PKK’nın uzun yıllar içinde Irak Kürtleri arasında da kökleri oluşmuş durumda...
Murat Karayılan’la sohbet sırasında dikkatimi çekti. Talabani ve Barzani’yle ilgili olarak konuşurken kendinden emin, kendine güvenen bir hali vardı.
Celal Talabani’ye dönük sempatisini pek saklamadı. Ağzından mı kaçtı bilemiyorum ama, sohbetin bir yerinde gülerek şöyle deyiverdi:
“Mam Celal, Ankara’nın duymak istediklerini çok iyi söylüyor. Mesela Kürt Konferansı ve PKK’nın silah bırakması gibi...”

‘Fethullahçıları İslam dünyasına Amerika sürüyor’
PKK’nın Fethullah cemaati ile ilişkilerini, cemaatin Güneydoğu’daki faaliyetlerini sordum Murat Karayılan’a.
Fethullahçılardan hazzetmiyor PKK’nın bir numarası. “Bize karşı son üç dört yıldır neden saldırganlaştılar?” diye soru sorarak başladı konuşmaya ve şöyle devam etti: “Fethullahçılar devlet sistemine yerleşmek istiyorlar. AKP ile bunun için yakınlaştılar. Güç kazandılar. Amerika’dan da destek alıyorlar. Fethullahçıları İslam dünyasına sürüyor Amerika... ‘Biz de PKK’ya karşıyız; biz de devletçiyiz!’ diyerek devlete yerleşiyorlar. Belki bugün değil ama geleceğe dönük olarak risktir bunlar... Güneydoğu’ya gelince... Güneydoğu’da varlar ama yoğun değiller. AKP içinden geliyorlar. Poliste, öğretmende yaygınlar. Dine sıcak bakan kesimlerde yaygınlar.”

PKK bastırılırsa Güneydoğu’da İran etkisi artar
Şu sözleri ilginçti Karayılan’ın:
“PKK’yı bastırmak imkânsız. Ama varsayalım PKK bastırıldı, bitirildi. O zaman ne olur bölge biliyor musunuz, gericiliğin merkezi olur Güneydoğu... İran’ın çabaları var. İslamcı hareketi alternatif olarak geliştirmek istiyorlar. Hizbullah’ı asıl geliştiren JİTEM değil, İran’dır.”
Ve şunu ekledi Karayılan:
“İran benimle görüştü, Hizbullah’la çatışmamam için...”
İlginç bir gelişme.
Oyun içinde çok oyun var bölgede.
Mesela deniyor ki:
“Kürtler bölgede ‘laik’ bir güç... Bu yüzden Talabani’nin KYP’sine, Barzani’nin KDP’sine ve PKK’ya dönük bölgesel alternatif, İslamcı akımlardır. Eğer bu noktaya dikkat edilmezse, yarın Türkiye’nin güneyinde İran’a dayanan radikal bir Şii kuşağı neden gelişmesin?”

Cemil Bayık’la farkımız yok’
Pat diye sordum Karayılan’a:
“PKK zirvesinde çatlak varmış. Sizinle Başkanlık Divanı üyesi Cemil Bayık anlaşamıyormuş. Siz Kürt sorununun silahsızlandırılmasından, bunun için PKK’nın silah bırakmasından yanaymışsınız... Buna karşılık Cemil Bayık şahin çizgiyi savunuyormuş, TC‘den bir şey çıkmaz diyormuş...”
Beş kişilik PKK Başkanlık Konseyi’nin üç üyesi, Murat Karayılan, Bozan Tekin ve Sozdar Avesta bir an birbirlerine bakıp gülmeye başladılar.
Ben bir kılçık daha attım:
“Geçenlerde Celal Talabani İstanbul’daydı Irak Cumhurbaşkanı olarak. Birkaç Türk gazetecisi dostuyla birlikte yemek yerken de açıldı bu konu...”
Karayılan sordu hemen:
“Talabani de inanıyor mu buna?”
Bilemiyorum dedim.
Karayılan şöyle konuştu:
“Hiçbir görüş ayrılığımız yoktur Cuma arkadaşla. Cemil Bayık’ı biz böyle onun kod adıyla çağırırız. Cuma arkadaşla tam 30 yıldır birlikteyiz, aynı davanın içindeyiz. Farkımız yoktur.”

Bostancı olayının sorumlusu Kandil’de eğitim almış
Murat Karayılan’a ‘Bostancı olayı’nı sordum. Orhan Yılmazkaya isimli lideri polis baskınında ölen Devrimci Karargâh Örgütü’nün PKK ile ilişkisini sordum.
Yanıtının özeti şöyleydi:
“Ben ortaokuldayken Deniz Gezmiş’ten, Başkan da (Öcalan’ı kastediyor, HC) Mahir’den (Çayan) etkilenerek solcu olduk. Bu nedenle solcu örgütleri, kendi idealleri için canını ortaya koymaya hazır olanlara öteden beri sempati duyarız. Bunlar da bize geldiler. Altı ay kadar kaldılar. Şeyh Bedrettin’lerden, Deniz’lerden, Mahir’lerden geldiklerini söylediler.
Kendilerine askeri eğitim verdik, gittiler. Ama halka dayanmıyorlar, onun için yöntemleri doğru denemezdi. Hele öyle bir yere bu kadar cephane yığmak, olacak şey değil.”
İlginçti.
İstanbul’dan Kandil’e dağa geliyorlar, solcu olduklarını söylüyorlar, PKK’dan askeri eğitim alıp geri dönüyorlardı. Murat Karayılan’ın bunu bu kadar açık anlatabilmesinin ardındaki gerçek açıktı. Mesaj Ankara’ya, devlete yönelikti.
Kuzey Irak notlarının sekizincisi yarın Kandil Dağı ve Murat Karayılan izlenimleriyle devam edecek.
Hasan Cemal, Milliyet, 8 Mayıs 2009

7.5.09

Karayılan: Erdoğan AB’yi okuyamıyor

Karayılan Avrupa Birliği’ni, özellikle Fransa’yla Almanya’yı eleştiriyor. Her iki ülkenin de Türkiye’yi AB’de görmek istemediklerini söylüyor; bu nedenle bu ülkelerin Kürt sorununda çözümsüzlüğe oynadıklarını belirtiyor. Karayılan, “Bu sorun çözülmeyince, çatışma devam edince, bu ülkelerin sana karşı söyleyecekleri bin türlü
lafı olacak seni AB’ye sokmamak için. İnsan hakları diyecekler, bin türlü şey diyecekler. Bu durumu okuyamıyor Türkiye...” diyor. Obama’nın liderliğindeki ABD için ise, ‘Obama da Bush gibi mi yapacak, yani çözümsüzlüğe mi oynayacak? Emin değilim. Keşke siyasi çözümü içtenlikle istese Obama Amerikası... Ne yapacak, kestiremiyorum. Çözüme büyük katkısı olur Amerika’nın...” diye konuşuyor

KANDİL DAĞI, Kuzey Irak
PKK’nın bir numarası Murat Karayılan 1956’da Suriye sınırında bir köyde doğmuş. Gaziantep Makine Yüksek Okulu’nu bitirmiş. 1970’lerin başında, daha ortaokul sıralarındayken 12 Mart döneminde Deniz Gezmiş’lerden etkilenip ‘solcu’ olmuş...
O yılları anarken ekliyor:
“Sonra da Kürt sorununu kucağımızda bulduk.”
Kandil Dağı’nın eteklerindeki iki odalı köy evindeki dört saatlik sohbetimizde sordum:
“Başbakan Erdoğan hükümetine bir çağrınız varsa, bunu bir, iki, üç, dört diye satırbaşlarıyla nasıl özetlersiniz?”
Durdu, bir süre konuşmadı.
PKK’nın beş kişilik Başkanlık Konseyi üyeleri Bozan Tekin ve Sozdar Avesta’yla göz göze geldi. Biraz başka konulara değindi. Kafasında evirip çevirecek kadar zaman kazandıktan sonra tane tane konuşmaya başladı Karayılan.
Not defterimden aktarıyorum:
“(1) Hükümet, sorunu yeniden askere havale etmesin. Kürt sorununda silahları devre dışı bırakabiliriz. Devlet de anlayış göstermeli.
(2) Askerde eskiye göre biraz daha farklılık var, değişiklik var. Ama buna karşılık siyaset eksiği var, liderlik eksiği var.
(3) Hükümet bir açılım yaparsa, biz de gerekeni yaparız. Keşke bir adım atılsa...

‘DTP’ye yapılan siyasi katliam’
(4) Bizim sorumlu bir duruşumuz var. Başkanımız halen hapistedir. 4 bin PKK’lı da hapistedir, bunu unutmayın.
(5) Biz yerel seçimlerle birlikte bir yumuşama beklerken, tam tersi oldu. DTP’ye dönük operasyon, bastırma başladı. Bu bir ‘siyasal katliam’dır. Olmaz böyle şey. Oysa, biz yumuşama beklentisiyle 1 Haziran’a kadar uzattık eylemsizliği, ateşkesi... 29 Mart seçimlerinin mesajı demokrasidir.
(6) Başbuğ, PKK’yı bitirmek için bu yılın bir şans olduğunu söylüyor. ‘Uluslararası konjonktür de müsait PKK’yı bitirmek için’ demek, gerçekleri görmemektir. Biz siyaset diyoruz. Bakın, 1999 şokunu, (Öcalan’ın yakalanması, HC) yaşayan bir PKK bir daha bitmez. PKK hem dağa dayanır, hem kitleye dayanır çünkü... (Biraz durup devam ediyor) Ne yani şimdi Amerika gelip bizi dağda mı bitirecek?

Empati, evet biraz empati...’
(7) Kürtleri asimile etmeye dönük politikalar başarılı olmadı. PKK’yı bitirmeye dönük politikalar başarılı olmadı. Bitmedi PKK...
(8) Şimdi siyasal çözüm şansı vardır, koşullar olgunlaşmıştır. Bu fırsatı kaçırmayalım. Yeni bir savaş süreci açılmasın, barış süreci açılsın. Batı’daki, bölgedeki bazı ülkelerin Kürt sorununda çözümsüzlüğe oynayan politikaları Türkiye’nin zararınadır. Kürt sorununu çözen bir Türkiye, bölgede lider olur. Bunun için toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır.
(9) Hani ne diyorlar, empati... Evet biraz empati! Artık ne asker ölsün, ne biz ölelim.
(10) Uzattığımız el havada kalmasın!”
Karayılan’ın çağrısı böyle.
Ankara’ya bu çağrısını özetlerken bir ara Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un son basın toplantısına değindi. Dağda, televizyondan dikkatle izlemişler toplantıyı. Bu arada biraz da alaylı bir dille dedi ki:
“Başbuğ bizi de insandan saydı. Hani, ‘Terörist de insandır!’ dedi ya...”
Murat Karayılan’ı dinlerken defterimin bir kenarına not ediyorum. PKK’nın bir numarası her seferinde, “Kürt sorunu bizden sorulur; bu sorun çözülecekse, ancak bizimle çözülür” demeye getiriyor.
PKK ile Kürt sorununu özdeş kılan bu söylem, “PKK’nın üstüne gelmek, PKK’yı dışlamak, Kürt sorununda çözümsüzlüğe oynamaktır” diye ifade edilebilir.

Fransa ve Almanya çözümsüzlüğe oynuyor
Karayılan bu bakış açısından hareketle Avrupa Birliği’ni, özellikle Fransa’yla Almanya’yı eleştiriyor. Her iki ülkenin de Türkiye’yi AB’de görmek istemediklerini söylüyor; bu nedenle bu ülkelerin Kürt sorununda çözümsüzlüğe oynadıklarını belirtiyor.
Bu durumu, Türkiye’de siyasetin, Başbakan Erdoğan’ın okuyamadığı kanısında Murat Karayılan.
Şöyle diyor:
“Fransa’sı, Almanya’sı seni Avrupa Birliği’nde görmek istemiyor. Onun için de Kürt sorunu çözülsün istemiyorlar. Bu sorun çözülmeyince, çatışma devam edince, bu ülkelerin sana karşı söyleyecekleri bin türlü lafı olacak seni AB’ye sokmamak için. İnsan hakları diyecekler, bin türlü şey diyecekler. Bu durumu okuyamıyor Türkiye...”
AB böyleyse, ABD nasıl?

Obama’nın ne yapacağını kestiremiyorum
Karayılan şöyle dedi:
“Şimdi Başkan Obama ne yapacak? Başkan Bush Amerika’sı da Kürt sorununda çözümsüzlüğe oynadı. Aslında Lozan’dan beri Kürt sorununda çözümsüzlük siyaseti sürüyor Amerika’nın. Bunu Türkiye’ye karşı bir koz olarak tutuyor. Örneğin İsrail’in de işine geliyor çözümsüzlük hali. Böylece Türkiye’nin İsrail’e ihtiyacı olacak, İsrail’in Heron uçaklarına Türkiye’nin ihtiyacı olacak, (Türkiye’nin İsrail’den satın aldığı pilotsuz keşif uçakları, Kandil’in tepesinde uçarak PKK hedefleri saptıyor, HC). Bölgede İran da istemez Kürt sorununun çözümünü, benzer nedenlerle... Hepsi çözümsüzlüğe oynarlar Kürt sorununda...”
“Obama Amerika’sı ne yapacak?”
“Emin değilim. Obama da Bush gibi mi yapacak, yani çözümsüzlüğe mi oynayacak? Keşke siyasi çözümü içtenlikle istese Obama Amerika’sı... Ne yapacak, kestiremiyorum. Çözüme büyük katkısı olur Amerika’nın...”
Şunu da ekliyor bu arada:
“Bu sorunu biz bize çözelim. Gerçek bir liderle Türkiye’nin bu sorunu 24 saatte çözülür.”

‘Bir zamanlar Kürtçe bile yasaktı’
Karayılan’a iki soru sordum.
Birincisi özetle şuydu:
“PKK 1984’te Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla silahlı mücadele başlatmamış olsaydı, bu kadar kan ve gözyaşı akmamış olsaydı, Kürt siyasal hareketi barışçı yöntemlerle bugün çok daha güçlü olmaz mıydı?”
Karayılan’ın yanıtı:
“Hayır olmazdı. Büyük ihtimalle biterdi Kürtler... Unutmayın bir zamanlar evde bile Kürtçe konuşmak yasaktı. İnsanlar kendi evinde bile Kürtçe konuşmaya korkardı.
Silahlı isyan büyük yıkıntılara, üzüntülere yol açtı ama bu süreçtir, Kürt gerçeğini Türkiye’de sahneye çıkaran... Bugün aramız olmasa da, İsmail Beşikçi Hoca, Şemdinli ve Eruh’la başlayan süreç için, ‘Kürt teslimiyetçiliğine sıkılan kurşundur’ der.”

‘Önkoşulsuz silah bırakırsak her şey beter olur’
İkinci sorum şuydu:
“PKK bugün önkoşulsuz, her hangi bir koşul öne sürmeksizin silah bıraksa, dağdan inse, Kürtler için daha iyi olmaz mı, Kürt siyasal hareketi daha güçlenmez mi?”
Murat Karayılan’ın cevabı:
“Sanmıyorum. Bakın, DTP bu kadar oy aldı, Meclis’e girdi. Başbakan elini uzatmıyor DTP’ye, Başbuğ tanımadığını söylüyor. Bu arada Başbuğ, bireysel kültürel haklara taraftar olduklarını, kolektif haklara karşı çıktıklarını söyledi. Biz şimdi hiçbir şey olmadan silah bıraksak, her şey çok daha beter olur bizim açımızdan...”
Kuzey Irak notlarının yedincisi, Murat Karayılan’la dört saatlik Kandil görüşmesinin dördüncüsü yarına...
Dünkü yazımın sonunda duyurduğum bazı konuları, Fethullahçılar’la, İran ve Hizbullah’la PKK ilişkilerini, PKK’nın tepesinde Karayılan-Bayık çatlağı var mı yok mu sorusunu, Bostancı olayıyla PKK’nın ilintisini yarına bırakıyorum.
Hasan Cemal, Milliyet, 7 Mayıs Perşembe 2009

18.4.09

“Ergenekon’u savunmuyorum ama...” derken, darbeci çizgiye düşmek!

Berlin’den yazıyorum bu satırları. Köşemi birazdan Ahmet Altan’a bırakacağım. Çünkü bir konuda benim derdimi de çok iyi anlatmış...
Konu yine Ergenekon.
Bir başka deyişle:
Türkiye’de darbeciliğin ilk kez ciddi olarak, üstelik bu kez emekli generalleriyle birlikte yargı sahnesine çıkarılmış olması...
Ergenekon’u bu nedenle önemsediğimi kaç aydır söylüyor ve yazıyorum.
Darbecilik geleneğini silmek ve bu ülkede demokrasiyle hukukun üstünlüğünü yerli yerine oturtmak için Ergenekon davasını tarihi bir dönemeç olarak görüyorum.
Fırsat kullanılabilecek mi?
Yoksa heba mı olacak?
Ergenekon rayından sapacak mı?
Bu ihtimal de var tabii.
Çünkü dava düz bir çizgi izlemiyor. Hukuk çizgisi bazen belirsizleşiyor. Hukuk açısından soru işaretleri çoğalıyor.
Davayı sulandırmaya, inandırıcılığını törpülemeye müsait savrukluk ve yalpalamalar, devletin her zamanki hoyratlığını dışa vuran kötü örnekler yaşanıyor.
Bunun en son iki talihsiz ve çirkin örneği, daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, Prof. Dr. Türkan Saylan’la gazetemizden Tijen Mergen’in karşı karşıya kaldıkları muameledir.
Toplum vicdanını haklı olarak rahatsız eden durumlara meydan vermekten özenle kaçınmak ve hukukun gereği neyse sonuna kadar titizlikle yapmak gerekiyor.
Yoksa, Ergenekon’da pusula şaşıyor mu sorusu gitgide meşru hale gelir.
Belki daha önemlisi, 12 Mart sonrasında olduğu gibi ‘darbeciler’ bir kez daha ‘demokrasi kahramanı’ haline gelebilir.
Bizden uyarması...
Ya da İsmet Berkan’ın dün Radikal’deki köşesinde yaptığı uyarı:
“Ergenekon’a ciddi ümit bağlamış bir kamuoyu var. Bu kamuoyu, demokrasinin bu dava yoluyla Türkiye’ye geleceğini düşünüyor. Ama ülkeye demokrasiyi getirecek bir davanın demokrasinin, insan hakları ilkelerinin ve en önemlisi insan onurunun çiğnenmediği bir dava olması gerekir, oysa adalet cephesinde değişen çok da bir şey yok, davanın yürütülüş şekli sıkıyönetim dönemlerini çok da aratmıyor açıkçası...”
Şimdi köşemi Ahmet Altan’a bırakıyor, onun 16 Nisan 09 tarihli Taraf gazetesindeki “12 Eylül niye kötüydü peki?” başlıklı yazısının bir bölümünü aşağıya alıyorum.

* * *

“Darbeden yana mısın? Değil misin? Darbeden yanaysan, yap darbeyi. Cezası neyse çekmeye de razı ol. Bu sefer darbeyi de, darbecileri de affetmeyecekler çünkü.
Yok, ‘darbeye karşıyım’ diyorsan, o zaman Ergenekon’u niye savunduğunu, dilini kulağından çıkarıp açıkça anlat.
Ergenekon’la darbe arasında bir bağ olmadığına mı inanıyorsun? Ergenekon sanıklarının, bir darbe hazırlığında olmadıklarına mı inanıyorsun?
Eğer öyle inanıyorsan, bulunan cephanelikleri, Danıştay baskınını, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombayla Ergenekon cephaneliğindeki bombaların aynı seri numarasına sahip olmasını, darbeci paşaların hazırladıkları ‘lahikaları’, fişlemeleri, kayıtlara geçen konuşmaları, yazışmaları, toplantıları, Özden’in ve Balbay’ın günlüklerini, İlhan Selçuk’un ‘paşaya’ söylediklerini, Manisalı’nın General Ersöz’e tavsiyelerini, rektörlerin ‘hemen harekete geçelim’ önerilerini nasıl açıklıyorsun?
Ne bunlar sence?
Oyun mu? Eğlence mi?
Ergenekon sanıkları arasında bulunan JİTEM’cilerin Güneydoğu’da öldürdükleri insanlar ‘hayal’ mi? O kuyulardan çıkan kemikler ne?
‘Darbeye karşıyım’ diyorsan ve Ergenekon’u savunuyorsan bunlara ne diyorsun?
Kıbrıs’ta yapılanlar hakkında, ‘oğula babasını öldürtecek’ beyin yıkamaları hakkında, dağıtılan milyonlarca dolar hakkında ne düşünüyorsun?
Bir sendika başkanının milyonlarca doları darbecilere vermesi sana normal mi geliyor?
Profesörlerle darbecilerin işbirliğini olağan mı karşılıyorsun? Niye Ergenekon’u savunuyorsun? Niye gerçekleri gizlemeye çalışıyorsun? Söyle bize, bunları niye yapıyorsun?
Darbecilerin gelip dindarları, Kürtleri, demokratları asması çok mu mutlu edecek seni?
Çok mu sevineceksin?
O insanların öldürülmesi için çalışanları desteklemek sana ‘solculuk’ gibi mi gözüküyor? Böyle bir şeyi desteklemek insanca mı geliyor sana?
Yeryüzünde darbecileri destekleyen kaç aydın gördün?
Faşistlerle kolkola giren kaç sanatçı tanıyorsun yeryüzünde?
Biliyorum var birkaç tane ama onlar da ‘lanetliler’ arasında çoktan yerlerini aldılar. Onların arasına mı katılmak istiyorsun?
Kendine sanatçı diyen, aydın diyen, yazar diyen, gazeteci diyen, daha da önemlisi kendine ‘insan’ diyen biri için ‘darbeyi desteklemekten’ daha büyük bir günah, daha büyük alçaklık, daha büyük bir suç yoktur.
“Ben AKP’ye kızıyorum onun için darbeyi destekliyorum” demek insanı alçaklıktan kurtarmaz.
AKP’ye karşıysan ona oy verme, ona karşı bir partiye gir çalış ama ‘Halk benim seçtiğim partiyi seçmez, onun için darbe olsun’ dersen, küçük bir Kenan Evren olursun.
Oluyorsun da.
Üstelik o, darbeyi yapmıştı, sen sadece ‘işbirlikçisin’, darbecilerin peşinde ‘paşam, paşam’ diye dolaşan bir arsızlıkla kirlenmişsin.
‘Dindarları, Kürtleri, demokratları assınlar’, bunu mu istiyorsun?
Sen buna ‘solculuk’ mu diyorsun, sen buna ‘sanatçılık’ mı diyorsun, sen buna ‘ilericilik’ mi diyorsun?
Bunlar ilericilikse, ‘rezillik’ nedir be oğlum, kaypaklık nedir, alçaklık nedir?”
Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr
“Ergenekon’u savunmuyorum ama...” derken, darbeci çizgiye düşmek!
Hasan Cemal ve Ahmet Altan biraderler, Milliyet, 18 Nisan 2009
Yorumcunun Notu: Yavaşlığıyla ünlü ya ağababasından yardım istemiş, aman ha,doğru bir laf falan ederim, iyi saatte olsunlar aklıma gelen iyi bir düşünceyi kağıda aktarıverir, sonra cemaate rezil olurum... Yazık...

29.11.08

Amerika'da çıkan üç kitap, Obama ve dünyanın halleri

Son zamanlarda üç kitap okudum. Üçü de, yeni Başkan'ıyla birlikte Amerika'nın dünyaya ilişkin dış politika gündemini tartışan kitaplardı.(*)
Üç kitabın ortak noktası olarak şu özet yapılabilir
:
1. Amerika, bir düşüş eğrisi çekmeye başlamakla birlikte, hâlâ dünyanın en güçlü tek süper-devleti olmaya devam ediyor.
2. Bu yüzden yer yuvarlağında Amerika'sız savaş da barış da, kriz de çözüm de, iyilik de kötülük de düşünmek gerçekçi bir bakış açısı değildir.
3. Ancak, Amerika artık dünyada kendi başına hareket edemez; Amerika'nın dediğim dedikçi başına buyruk politikalar izleme dönemi kapanmıştır.
4.Bir başka deyişle, 1989'da Berlin Duvarı'nın çöküşüyle Amerika'yı dünyada tek başına bırakan 'tek kutuplu dünya' sona erdi.
5. Amerika'nın dünyada barış, demokrasi, refah diye kaygı ve idealleri varsa -ki olmalıdır-, bu hedeflere doğru artık kendi başına değil, dost ve müttefikleriyle işbirliği içinde, -ve daha çok çatışma değil diyalog yollarında- yürümeli, 'dünya liderliği'ni böyle bir çizgiye oturtmalıdır.
Brzezinski ve Scowcroft gibi Amerikan başkanlarının yanında ulusal güvenlik danışmanlığı yapmış ya da Robert Kagan ve Fareed Zakaria gibi Amerika'nın farklı çizgilerdeki önemli stratejistlerin bir bakıma ortak sayılabilecek bir zeminde buluşmalarına belki bir neden gösterilebilir:
Irak Savaşı!
Başkan Bush'la yakın çevresindeki Neo-Con çılgınlar, güç ve iktidar sarhoşluğundan kaynaklanan büyük bir kibirle büyük bir çıkmazın içine soktukları Amerika'nın aynı zamanda gücünün sınırlarını da çümle âleme sergilemiş oldular.
Amerika'nın bu dünyada artık her aklına eseni yapamayacağını, eski deyişle kaadir-i mutlak olmadığını, hem kendi ülkelerine, hem de başta Irak olmak üzere bütün dünyaya büyük bir bedel ödeterek gösterdiler.
Bugünün dünyasında Amerika'nın çizmekte olduğu 'düşüş eğrisi'nin arkasındaki nedenler daha çok üç noktada toplanıyor:
1. Irak ve Afganistan savaşları gösterdi ki, Amerika'nın askeri üstünlüğü ille de istenen 'siyasal zaferler'e yol açmıyor.
2. Çin ve Hindistan'ın ekonomik yükselişi, dünyanın en büyük ekonomisi olarak Amerikan ekonomisinin günlerinin sayılı olduğuna işaret ediyor.
3. Küresel mali kriz, imkanlarının ötesinde yaşayan Amerika'nın kendi pazar ekonomisi 'modeli'nde yanlış bir şeyler olduğunu da dünyaya gösterdi.(**)
Şimdi Barack Obama, yeni Amerikan Başkanı olarak hem kendi ülkesinin, hem dünyanın hallerinin bilincinde olarak geliyor Beyaz Saray'a.
Bir başka deyişle:
'Tek kutuplu dünya'nın sona erdiği ve Amerika'nın dost ve müttefikleriyle çatışma değil işbirliği yollarında yürüyerek dünyaya daha büyük iyilikler yapabileceği gerçeği, büyük ihtimalle, 20 Ocak 09'da iktidara oturacak Başkan Obama Yönetimi'nin gündeminde olacak.
Yazımın girişinde belirttiğim kitapları okurken bir şey dikkatimi çekti. Kitaplarda adı geçen az sayıda ülke arasında Türkiye de vardı.
Türkiye'nin önemi vardı.
Ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin, yolunun Amerika tarafından mutlaka desteklenmesi gerektiği vardı.
İster istemez aynı şeyi düşündüm.
Evinin içini düzenleyen, yani siyasal ve ekonomik reformlarını sürdüren, Kürt sorununu demokratik atılımlarla çözüm rayına oturtan ve AB yolunu gerçekten ciddiye alan bir Türkiye'nin küresel kriz sonrası dünyadaki yeri daha sağlam ve güzel bir yer olacaktır.

--------------------------------------
* Robert Kagan; The Return of History and the End of Dreams; Alfred A. Knopf, New York, 2008... Zbigniew Brzezinski, Brent Scowcroft; America and the World; Basic Books, New York 2008... Fareed Zakaria, The Post-American World; W. W. Norton, New York, 2008...
** Gideon Rachman, Is America's new declinism for real; Financial Times, 25.11.08, s.11.

Hasan Cemal, Milliyet, 29 Kasım 2008
***

Irak Savaşını destekleyen Hasan Cemal yazısını ne yazık ki bulamıyorum. Bulur bulmaz koyacağım. Saddam'lı bir Irak daha mı iyiydi türünden bir yazıydı.