Balyoz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Balyoz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.1.13

Hukuk katliamı


Balyoz’dan hükümlü askerlerden ‘gerekçeli karar’ açıklaması
Balyoz davasıyla ilgili dün açıklanan gerekçeli karar hakkında davada hüküm alan askerler açıklama yayınladı. Hadımköy Askeri Cezaevi’ndeki kalan aralarında Orgeneral Bilgin Balanlı’nın da bulunduğu askerler, “Bu gerekçeli karar aynı zamanda suçsuzluğumuzun ispatı niteliğindedir” dedi.

Balyoz davasıyla ilgili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği gerekçeli karar hakkında davadan hüküm alan askerler açıklama yayınladı.

Aralarında 18 yıl hapis cezası verilen YAŞ üyesi Orgeneral Bilgin Balanlı’nın da bulunduğu Hadımköy Askeri Cezaevi’nde kalan askerler, yaptıkları açıklamada “İftiralara mazeret uydurulması amacıyla hazırlandığı anlaşılan bu gerekçeli karar aynı zamanda suçsuzluğumuzun ispatı niteliğindedir” dedi.

“Gerekçe içermeyen gerekçeli (!) karar” başlıklı yayınlanan açıklama şu şekilde:

"Devlet içerisinde devlet haline geldiklerinden şikayet edilerek kaldırılan, ancak evrensel hukuk ilkeleri yerle bir edilerek bizler için ‘özel yetkisi’ geçici maddelerle devam ettirilen 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kamuoyunda ‘Balyoz’ adıyla bilinen davaya ilişkin ‘Gerekçeli kararı’ 7 Ocak 2013 tarihinde avukatlardan önce medyaya servis edilmiş ve medyada sadece seçilmiş bölümleri ihtiva eden metinle ilgili bilgiler yayınlanmıştır.


Bu suretle dava öncesinde ve dava sürecinde yürütülen karalama ve itibarsızlaştırmaya yönelik basın politikası kapsamında medyanın her türlü iletişim vasıtasından istifade edilerek asılsız haberlerle, çarpıtılmış bilgilerle, mantıksız yorumlarla, gerçek dışı isnatlar ve iddialarla kamuoyunda arzu edilen istikamette bir algı oluşturmak hedeflenmiştir.


Gerekçeli(!) kararın davanın usul ve esasına ilişkin hiçbir gerekçeyi içermeyeceğini yalan ve iftira ürünü dijital verilere dayanan uydurma senaryoların kamuoyuna ‘gerekçe’ adı altında bir aldatmaca ile sunulacağını, 1435 sayfadan oluştuğu belirtilen gerekçeli(!) kararın aslında ‘iddianame’ ve ‘esas hakkındaki mütalaanın’ bir araya getirilmesinden ibaret ‘içi boş bir yalan rüzgarı’ olacağını biliyorduk.


Bu sabah seçilmiş metinden alınarak medyaya yansıtılan maksatlı haberlerde, tüm dijital belgelerin gerçek olduğu iddia edilmiştir. Bu davada yalan ve iftira ürünü, düzmece ve sahte olduğu kanıtlanmamış hiçbir delil kalmamıştır. Mahkeme verdiği hükmün gerekçelerini ortaya koymak yerine yaptığı hukuksuzluk ve adaletsizliklere mazeret üretmeye çalışmıştır.


Mahkeme imzasız, yalan ve iftira ürünü dijital verileri delil kabul ederek karar vermiştir. Tüm özellikleri değiştirebilen, kim tarafından ve hangi bilgisayarda yazıldığı bilinmeyen dijital veriler delil olabilir mi? Kanunda açıkça yer alması ve Yargıtay içtihatları olmasına rağmen mahkeme delillerin tartışılması aşamasını atlamıştır. Delil diye sunulan sahte dijital veriler mahkeme huzurunda hiç tartışılmamış ve değerlendirilmemiştir. Gerekçeli (!) kararda bu uygulamanın hukuki gerekçesi var mıdır?


Bugüne kadar delil olduğu iddia edilen dijital veriler için yurt içi ve yurt dışından onlarca Bilirkişi ve Uzman raporu alınmış ve sözde delillerin sahte olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Ancak mahkeme bilirkişiye gitmekten ısrarla kaçınmıştır. Gerekçeli (!) kararda bu usul hukukuna aykırılığın bir gerekçesi ve bilimsel gerçeklere verilen bir cevap yoktur. Gerçekte, hukukta “Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır” ifadesi yer almaktadır. Bu durumda mahkeme kanaatlerini neye istinat ettirmiştir? Gerekçeli (!) kararda bunun cevabı veya iddiaları destekleyecek kesin ve inandırıcı bir kanıt var mıdır? Eğer bu davada bilirkişi raporu aldırılsaydı, bilirkişi, ‘Dökümanların tarih ve zamanlarında sahtecilik yapılmıştır. 2003 yılında CD’ye kaydedildiği iddia edilen dökümanlarda dünyada 2007 yılından önce mevcut olmayan şema ve yazı karakterlerine rastlanmıştır. Bunların mahkemelerde delil olarak kullanılması mümkün değil’ diyecek ve dava düşecekti.


Dijital verilerin Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen belgelerle aynı olduğu ve asıllarının Genelkurmay Başkanlığı’nda olduğu iddia edilmiştir. Bu iddia tümüyle gerçek dışıdır ve dava konusu yapılan iftira ürünü dijital verilerin gerçek olduğuna dair Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılmış herhangi bir açıklama veya yazışma söz konusu olmamıştır.


Devlet kurumları içerisine sızdığı değerlendirilen bir çete tarafından, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde ‘Balyoz’ adıyla oluşturulmuş bir darbe çalışması olduğu izlenimi yaratmak amacıyla kurgulanmış sahte dijital veriler arasına, işbirlikçileri aracılığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden çalınan bir takım imzalı resmi belgeler de katılarak sahtekarlıklara gerçekmiş görüntüsü verilmeye çalışılmıştır.


Silahlı kuvvetlerin çeşitli birliklerinden çalınarak çeteye aktarılmış olan söz konusu gerçek belgeler muhtelif görevler ile ilgili resmi yazışmalardan ibarettir. Bu belgeler dava ile ilgisi olmayan ve 2003 yılında geçerli olan yasa, yönetmelik, emir ve Milli Güvenlik Kurulu kararları doğrultusunda hazırlanmış yasal belgelerdir. Bahse konu belgelerde imzası olanların çoğu sanık bile değildir. Mahkemece bu belgeler ilgili askeri kurumlara sorulmuş ve doğal olarak bu belgelerin yasal resmi yazışmalar olduğu cevabı alınmıştır.


Bir kısım yazılı ve görsel medyada daha önce yayınlanan ‘Türk Silahlı Kuvvetleri Gölcük’te çıkan belgeleri doğruladı’ şeklinde yapılan yayınların da gerçeği çarpıtarak kamuoyunu yanlış yönde ve olumsuz olarak etkileme amacını taşıdığı aşikârdır.


Bu gerçek dışı iddia hakkında Genelkurmay Başkanlığınca bir açıklama yapılmasının zorunlu olduğunu değerlendiriyoruz.


Dijital verilerde 2003 yılından sonra güncelleme yapıldığı iddiasına gelince, bu iddia da tamamen gerçek dışıdır. Çünkü 2003 yılında kaydedildiği iddia edilen ve üzerine tekrar kayıt yapılma imkanı olmayan bir CD’deki verilerin teknik olarak güncellenmesi imkansızdır. Adli bilişim uzmanlarının ötesinde çok sınırlı bilgisayar bilgisi olan bir kişi bile bunu anlayabilir. Bu o kadar mesnetsiz ve gülünç bir iddiadır ki, güncelleme yapılmış olsaydı 2003 yılında ismi geçen ve daha sonra emekli olan veya rütbe/görevi değişen kişilerle ilgili olarak teşkilat yapısında da gerekli değişikliklerin yapılması gerekmez miydi? Bu durum bile bilirkişiye gidilmesi gerekliliğini göstermektedir.


Sonuç olarak; hiçbir gerçeğin gerekçesini bu kararda göremezsiniz. Çünkü bu şekli ve hukuk katliamına dönüşen yargılamada adil yargılanma şartları değil, hukuka aykırılık ve keyfilik geçerli olmuş, gerçekler “hakim takdiri” ile örtülmeye çalışılmıştır.


Hakim takdiri demek; davanın başından beri sanıklara ve avukatlarına önyargılı tutum ve davranışlarda bulunarak davayı aleyhlerine sonuçlandırmak için özel bir çaba sarf etmek midir?


Sanıklara hitaben ‘sizin değil mahkemenin ne anladığı önemlidir’ diyerek, adil yargılanma hakkını ve hukukun üstünlüğünü yerle bir etmek midir?


Bir merkezden düğmeye basılmış gibi aynı dönemde Balyoz ve benzeri davalar başlatılıyor ve hepsinin dayanağı sahte dijital veriler. Hem de çok az bilgisayar bilgisine sahip bir kişinin dahi kolaylıkla sahteliğini anlayabileceği nitelikte dijital veriler.


Bu gerçeği daha önce de vurgulamıştır. İftiralara mazeret uydurulması amacıyla hazırlandığı anlaşılan bu gerekçeli karar aynı zamanda suçsuzluğumuzun ispatı niteliğindedir.


Saygılarımızla."


08.01.2013
Muhalifgazete.com 

24.11.12

Silivri'den Mektup

Balyoz davası sanıklarından, henüz kesinleşmemiş 18 yıl hapis cezası almış olan emekli tümgeneral Ahmet Yavuz’dan bir mektup geldi.
Sayfa düzeni nedeniyle iki güne bölerek aynen yayınlıyorum.

***


Ahmet Yavuz
4 B-11 Silivri
29 Ekim 2012
Sayın Okay GÖNENSİN
Yazar Vatan Gazetesi

“Sayın Gönensin,

22 Ekim 2012 tarihli “İşkencecinin rahatlığı” başlıklı yazınızı okudum. Bir şeyler yazmaya yeltendiğimde “Sonuna Kadar Gitmeli” başlıklı yazınızı yayınladınız. Ben ikisine birden cevap vermeyi uygun buldum. Çünkü sizin iki yazınızdan dolayı muhataplarınızdan biri benim. Bir Silivri tutuklusu. Balyoz davası sanığı. Emekli bir general. 18’liklerden.
1980’i üsteğmen rütbesinde karşılamış, yüzbaşı rütbesinde uğurlamış, o günlerin büyük çoğunluğunu da sokakta geçirmiş birisiyim.
O dönemde yapılanların bir kısmından utanç duydum o günlerde. Bugün de duyuyorum aynı utancı.
Sıkıyönetim görevlerinde binlerce subayın görev aldığını biliyorum. Ama siz, bu binlerce subaydan çok düşük bir oranının işkence ve kötü muamele nedeniyle aramızdaki saygınlıklarını daha o günlerde yitirdiklerini biliyor musunuz? Geriye kalan temiz insanları haksız yere suçlamış olmuyor musunuz?
Silivri’de yatanlar arasında işkenceye muhatap olanların varlığından haberdar mısınız?
82 Anayasasına bugünleri görerek “hayır” diyenler var, biliyor musunuz?
Bunları belki bilmiyorsunuz, bilseniz bile, bu dönem, Silivri’dekilerin toptan suçlanmasını gerektiriyor. Siz de üstünüze düşeni yapmış mı oluyorsunuz? Darbecilikten sonra şimdi de işkencecilikle suçlanıyoruz! Pes doğrusu.
Bir psikopatın rahat davranışlarından yola çıkarak suçsuz insanlara suç yamamak, bana, kime ait olduğunu hatırlayamadığım bir sözü hatırlattı. Şöyle demiş düşünür: “Küçük çocuklar her öğrendiklerini genelleştirmeyi, büyük çocuklar ise önlerine çıkan çeşitli genelleme fırsatlarından özenle kaçınmayı tercih ederler.”
Biz kimiz, neyiz, hangi haksızlıklara maruz kaldık?
Bunlar sizi hiç mi ilgilendirmiyor? Bir dönemin birikmiş yanlışlarından sorumlu günah keçileri miyiz? Biraz insaf gerekli değil mi?
“Sonuna Kadar Gitmeli” demişsiniz TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun çalışmaları için. Evet, biz de, sonuna kadar gidilebilsin ve gerçekler ortaya serilebilsin diye, müracaat ettik bu komisyona. Tabii reddedildik. Bize verdikleri yanıta siz de ulaşabilirsiniz.
“Darbe dönemlerinde gerçekten neler yaşandığını halk çok az biliyor” diye bir cümleniz var; tam da gerçeği yansıtıyor. Peki Balyoz davasında halk gerçeği biliyor mu? Örneğin siz bir gün gelip oradaki komediyi izlediniz mi?
Biz 50.000 imza toplayarak Adalet Bakanlığı’na müracaat ettik: “Mahkemelerin gidişatını halk görsün, TV’lerde duruşmalar yayınlansın” dedik. Buna kulak tıkandı. Bundan siz haberdar mısınız? Halk izleyemediği şeyden nasıl haberdar olacak?
Bir başka örnek: Balyoz iddiaları kamuoyuna yansıdığı günlerde 1’inci Ordu Askeri Savcılığının görevlendirmesiyle ilk teknik bilirkişi raporunu hazırlayan Jandarma Gn. K.lığı bilişim uzmanı J. Muhabere yüzbaşı
A. Hakan ERDOĞAN, 1’inci Ordu bilgisayarlarında yerinde inceleme yapıyor ve rapor veriyor: “1’inci Or. Bilgisayarlarında suça konu planların izine rastlanmamıştır.” Bu raporun Şubat 2010’da Beşiktaş Savcılığında kaybolduğunu, Mayıs 2011’de mahkemeye sunulmasına rağmen bir değer ifade etmediğini biliyor musunuz?
Sanıkların lehine olan yüzlerce delili adli emanete kaldıran soruşturma savcılarının, bu verileri iddianameye aleyhte yansıttığını; HSYK’ya yapılan şikayete hiçbir işlem yapılmadığını biliyor musunuz?
Suça konu planların (tamamı dijital, imzasız) Office 2007 versiyonu ile yazılmalarının (suç tarihi 2003) ortaya çıkmasından (mart 2012) ve bu gerçeği tekrar tekrar ortaya koyan bilimsel raporlar alınmasına rağmen mahkemenin bilirkişiye gitmeyi reddettiğini biliyor musunuz?
Biliyorsanız bunu hukuka uygun buluyor musunuz?
POPPER’ci bir yaklaşımla bu dava ilk günden çökmüştü... Delil olarak ortaya dökülen ne varsa binlerce defa yanlışlandı. Dava bu formatıyla kimseyi mahkum edemez derken (siyasi konuşmalar yapmak suçtur, As. Cz. Kn. 148’inci madde bu konuyu düzenlemiştir, konuşanlar bütün konuşmaları üstlenmişlerdir, bu suç bu mahkemenin konusu değildir) en ağırından cezalar verilmiştir. Amaç askeri vesayeti ortadan kaldırmayı sağlayacak bir yargılama yapmaktır. Bunun neresi hukuktur?
Bizce Komisyon bütün bunları biliyor ve diyor ki: ‘Hayır, sizi inceleyemeyiz, çünkü arkasından çapanoğlu çıkar, başımız belaya girer.’
Bunun neresi ahlak, vicdan, bilim ve demokrasi değeleri ile bağdaşıyor? Sonuna kadar gitsinler mi acaba?
İnsanlar bizi aptal yerine koyuyorlar. Aslında milleti aptal yerine koyuyorlar. Milletimiz pek sorgulamaz. O inanır. Nereye ve ne zamana kadar? Gerçekle temas edip vicdanı harekete geçinceye kadar. Vicdanı harekete geçtiğinde de hesabını sorar kendisini aldatanlardan.
Biz büyük bir sahtekarlıkla karşı karşıyayız. Demokrasiyi savunduğunu iddia eden bir azınlık, hukuksuz bir şekilde yargılanmamızı ve mahkum edilmemizi demokrasinin zaferi olarak sundular. Hukuksuz bir demokrasi olabilir mi? Bu davaların tümünde yapılan hukuksuzluklara tanıklık etseydiniz bambaşka bir görüşe sahip olurdunuz. Bundan eminim.

Sayın Gönensin,

Askeri hapishanelerde yapılan bütün haksızlıklar, aşağılıklar, insan onurunu zedeleyen ne varsa hepsi ortaya dökülsün; muhatapları utandırılsın ve cezalandırılsın!
Silivri mahkemelerinde yapılan hukuk ihlalleri de sergilensin ve ‘Silivri Türkiye’nin Gulag’ıdır’ demeyenlerin nasıl utanacaklarını hep birlikte görelim.
Sadece geçmişin yanlışlıklarına karşı çıkmak demokratlığa yetmiyor. Bugüne de, bugüne de... Saygılarımla.

Ahmet Yavuz”


Okay Gönensin, Vatan Gazetesi, 15-16 Kasım 2012