Hukuk katliamı
Balyoz’dan hükümlü askerlerden ‘gerekçeli karar’ açıklaması
Balyoz
davasıyla ilgili dün açıklanan gerekçeli karar hakkında davada hüküm
alan askerler açıklama yayınladı. Hadımköy Askeri Cezaevi’ndeki kalan
aralarında Orgeneral Bilgin Balanlı’nın da bulunduğu askerler, “Bu
gerekçeli karar aynı zamanda suçsuzluğumuzun ispatı niteliğindedir”
dedi.
Balyoz davasıyla ilgili İstanbul 10. Ağır Ceza
Mahkemesi’nin verdiği gerekçeli karar hakkında davadan hüküm alan
askerler açıklama yayınladı.
Aralarında 18 yıl hapis cezası
verilen YAŞ üyesi Orgeneral Bilgin Balanlı’nın da bulunduğu Hadımköy
Askeri Cezaevi’nde kalan askerler, yaptıkları açıklamada “İftiralara
mazeret uydurulması amacıyla hazırlandığı anlaşılan bu gerekçeli karar
aynı zamanda suçsuzluğumuzun ispatı niteliğindedir” dedi.
“Gerekçe içermeyen gerekçeli (!) karar” başlıklı yayınlanan açıklama şu şekilde:
"Devlet
içerisinde devlet haline geldiklerinden şikayet edilerek kaldırılan,
ancak evrensel hukuk ilkeleri yerle bir edilerek bizler için ‘özel
yetkisi’ geçici maddelerle devam ettirilen 10. Ağır Ceza Mahkemesinin
kamuoyunda ‘Balyoz’ adıyla bilinen davaya ilişkin ‘Gerekçeli kararı’ 7
Ocak 2013 tarihinde avukatlardan önce medyaya servis edilmiş ve medyada
sadece seçilmiş bölümleri ihtiva eden metinle ilgili bilgiler
yayınlanmıştır.
Bu suretle dava öncesinde ve dava sürecinde
yürütülen karalama ve itibarsızlaştırmaya yönelik basın politikası
kapsamında medyanın her türlü iletişim vasıtasından istifade edilerek
asılsız haberlerle, çarpıtılmış bilgilerle, mantıksız yorumlarla, gerçek
dışı isnatlar ve iddialarla kamuoyunda arzu edilen istikamette bir algı
oluşturmak hedeflenmiştir.
Gerekçeli(!) kararın davanın usul
ve esasına ilişkin hiçbir gerekçeyi içermeyeceğini yalan ve iftira
ürünü dijital verilere dayanan uydurma senaryoların kamuoyuna ‘gerekçe’
adı altında bir aldatmaca ile sunulacağını, 1435 sayfadan oluştuğu
belirtilen gerekçeli(!) kararın aslında ‘iddianame’ ve ‘esas hakkındaki
mütalaanın’ bir araya getirilmesinden ibaret ‘içi boş bir yalan rüzgarı’
olacağını biliyorduk.
Bu sabah seçilmiş metinden alınarak
medyaya yansıtılan maksatlı haberlerde, tüm dijital belgelerin gerçek
olduğu iddia edilmiştir. Bu davada yalan ve iftira ürünü, düzmece ve
sahte olduğu kanıtlanmamış hiçbir delil kalmamıştır. Mahkeme verdiği
hükmün gerekçelerini ortaya koymak yerine yaptığı hukuksuzluk ve
adaletsizliklere mazeret üretmeye çalışmıştır.
Mahkeme
imzasız, yalan ve iftira ürünü dijital verileri delil kabul ederek karar
vermiştir. Tüm özellikleri değiştirebilen, kim tarafından ve hangi
bilgisayarda yazıldığı bilinmeyen dijital veriler delil olabilir mi?
Kanunda açıkça yer alması ve Yargıtay içtihatları olmasına rağmen
mahkeme delillerin tartışılması aşamasını atlamıştır. Delil diye sunulan
sahte dijital veriler mahkeme huzurunda hiç tartışılmamış ve
değerlendirilmemiştir. Gerekçeli (!) kararda bu uygulamanın hukuki
gerekçesi var mıdır?
Bugüne kadar delil olduğu iddia edilen
dijital veriler için yurt içi ve yurt dışından onlarca Bilirkişi ve
Uzman raporu alınmış ve sözde delillerin sahte olduğu bilimsel olarak
ispatlanmıştır. Ancak mahkeme bilirkişiye gitmekten ısrarla kaçınmıştır.
Gerekçeli (!) kararda bu usul hukukuna aykırılığın bir gerekçesi ve
bilimsel gerçeklere verilen bir cevap yoktur. Gerçekte, hukukta “Hakim,
karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır”
ifadesi yer almaktadır. Bu durumda mahkeme kanaatlerini neye istinat
ettirmiştir? Gerekçeli (!) kararda bunun cevabı veya iddiaları
destekleyecek kesin ve inandırıcı bir kanıt var mıdır? Eğer bu davada
bilirkişi raporu aldırılsaydı, bilirkişi, ‘Dökümanların tarih ve
zamanlarında sahtecilik yapılmıştır. 2003 yılında CD’ye kaydedildiği
iddia edilen dökümanlarda dünyada 2007 yılından önce mevcut olmayan şema
ve yazı karakterlerine rastlanmıştır. Bunların mahkemelerde delil
olarak kullanılması mümkün değil’ diyecek ve dava düşecekti.
Dijital
verilerin Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen belgelerle aynı olduğu ve
asıllarının Genelkurmay Başkanlığı’nda olduğu iddia edilmiştir. Bu iddia
tümüyle gerçek dışıdır ve dava konusu yapılan iftira ürünü dijital
verilerin gerçek olduğuna dair Genelkurmay Başkanlığı tarafından
yapılmış herhangi bir açıklama veya yazışma söz konusu olmamıştır.
Devlet
kurumları içerisine sızdığı değerlendirilen bir çete tarafından, Türk
Silahlı Kuvvetleri bünyesinde ‘Balyoz’ adıyla oluşturulmuş bir darbe
çalışması olduğu izlenimi yaratmak amacıyla kurgulanmış sahte dijital
veriler arasına, işbirlikçileri aracılığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri
bünyesinden çalınan bir takım imzalı resmi belgeler de katılarak
sahtekarlıklara gerçekmiş görüntüsü verilmeye çalışılmıştır.
Silahlı
kuvvetlerin çeşitli birliklerinden çalınarak çeteye aktarılmış olan söz
konusu gerçek belgeler muhtelif görevler ile ilgili resmi yazışmalardan
ibarettir. Bu belgeler dava ile ilgisi olmayan ve 2003 yılında geçerli
olan yasa, yönetmelik, emir ve Milli Güvenlik Kurulu kararları
doğrultusunda hazırlanmış yasal belgelerdir. Bahse konu belgelerde
imzası olanların çoğu sanık bile değildir. Mahkemece bu belgeler ilgili
askeri kurumlara sorulmuş ve doğal olarak bu belgelerin yasal resmi
yazışmalar olduğu cevabı alınmıştır.
Bir kısım yazılı ve
görsel medyada daha önce yayınlanan ‘Türk Silahlı Kuvvetleri Gölcük’te
çıkan belgeleri doğruladı’ şeklinde yapılan yayınların da gerçeği
çarpıtarak kamuoyunu yanlış yönde ve olumsuz olarak etkileme amacını
taşıdığı aşikârdır.
Bu gerçek dışı iddia hakkında Genelkurmay Başkanlığınca bir açıklama yapılmasının zorunlu olduğunu değerlendiriyoruz.
Dijital
verilerde 2003 yılından sonra güncelleme yapıldığı iddiasına gelince,
bu iddia da tamamen gerçek dışıdır. Çünkü 2003 yılında kaydedildiği
iddia edilen ve üzerine tekrar kayıt yapılma imkanı olmayan bir CD’deki
verilerin teknik olarak güncellenmesi imkansızdır. Adli bilişim
uzmanlarının ötesinde çok sınırlı bilgisayar bilgisi olan bir kişi bile
bunu anlayabilir. Bu o kadar mesnetsiz ve gülünç bir iddiadır ki,
güncelleme yapılmış olsaydı 2003 yılında ismi geçen ve daha sonra emekli
olan veya rütbe/görevi değişen kişilerle ilgili olarak teşkilat
yapısında da gerekli değişikliklerin yapılması gerekmez miydi? Bu durum
bile bilirkişiye gidilmesi gerekliliğini göstermektedir.
Sonuç
olarak; hiçbir gerçeğin gerekçesini bu kararda göremezsiniz. Çünkü bu
şekli ve hukuk katliamına dönüşen yargılamada adil yargılanma şartları
değil, hukuka aykırılık ve keyfilik geçerli olmuş, gerçekler “hakim
takdiri” ile örtülmeye çalışılmıştır.
Hakim takdiri demek;
davanın başından beri sanıklara ve avukatlarına önyargılı tutum ve
davranışlarda bulunarak davayı aleyhlerine sonuçlandırmak için özel bir
çaba sarf etmek midir?
Sanıklara hitaben ‘sizin değil
mahkemenin ne anladığı önemlidir’ diyerek, adil yargılanma hakkını ve
hukukun üstünlüğünü yerle bir etmek midir?
Bir merkezden
düğmeye basılmış gibi aynı dönemde Balyoz ve benzeri davalar
başlatılıyor ve hepsinin dayanağı sahte dijital veriler. Hem de çok az
bilgisayar bilgisine sahip bir kişinin dahi kolaylıkla sahteliğini
anlayabileceği nitelikte dijital veriler.
Bu gerçeği daha
önce de vurgulamıştır. İftiralara mazeret uydurulması amacıyla
hazırlandığı anlaşılan bu gerekçeli karar aynı zamanda suçsuzluğumuzun
ispatı niteliğindedir.
Saygılarımızla."
08.01.2013
Muhalifgazete.com