2012 Maya Takvimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2012 Maya Takvimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.3.14

Din işleri ile ahlak işleri ayrılmış!

İLKOKUL yıllarında yurttaşlık bilgisi dersinde bize şöyle öğretilmişti: Laiklik, din işleri ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır!
Aradan yıllar geçti, laikliğin böylesine sığ bir tanımlamaya sığamayacak kadar kapsamlı bir kavram olduğunu öğrendim, ama bu ilk tarif hep aklımda kaldı.
17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’ndan bu yana tanık olduğumuz olayları, ortalığa saçılan ses kayıtları, AKP’lilerin cemaatçiler, cemaatçilerin AKP’liler için söylediklerini alt alta koyuyorum.
Ve ortaya, ilk öğrendiğim laiklik tanımına benzer bir “siyasal İslam” tanımı çıkıyor:
“Günümüz Türkiyesi’nde siyasal İslam, din işleriyle, ahlak işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.”Tanık olduğumuz, duyduğumuz, dinlemek zorunda kaldığımız her şey bana bunu hatırlatıyor!
Başta Başbakan olmak üzere AKP’lilerin cemaat için söylediklerini dinliyorum:
Dış güçlerin maşası olmuşlar, insanları gizlice dinlemekle kalmamışlar, en özel durumlarını bile kayıt altına almışlar.Öğretim yılının ortasında, kış günü sırf AKP’yi sevdikleri için binlerce öğrenciyi sokağa atmakta tereddüt etmemişler.
Bir Müslüman’ın asla yapmaması gerekenleri yapmışlar, insanlara beddua etmişler.
Devlet içinde bir paralel devlet yaratmışlar. Memleketin ordusuna kumpas kurmuşlar. Sahte deliller üretip insanların yıllarca hapislerde sürünmesine neden olmuşlar.Gazetecilere, gazete sahiplerine vs. şantaj yaparak kendilerinden yana yayın yapmalarını sağlamışlar.
Bu şantajdan nasibini alanlar arasında AKP milletvekilleri bile varmış, ki o şantajdan korktukları için Başbakan’ın yanında durup yüksek sesle cemaati eleştirmeye bile çekinir olmuşlar.
Kurban keseceğiz diye toplanan paralar, malikânelerde harcanmış.Böyle uzayıp gidiyor! Daha fazlasını Başbakan’ın her gün yaptığı miting konuşmalarında bulabilirsiniz.
Diğer yandan ortalığa saçılan dinleme kayıtlarına, fezlekelere vs. bakıyorum, AKP ve hükümet cephesi de feci durumda.Başbakan adeta bir ihale komisyonu gibi çalışmış. İstediğine ihale vermiş, istemediğine vermemiş. İhale alanlar, kazandıkları paranın belli bir bölümünü bazı vakıflara bağışlamak zorunda kalmışlar.
Bakanların çocukları, “danışmanlık” kisvesi altında işadamlarının rüşvet trafiği içinde yer almışlar.Topladıkları paraları saklamak için ayakkabı kutularından, boyum büyüklüğündeki çelik kasalardan yararlanmışlar. Paraları evlerde sığdıracak yer kalmamış.
“Sıfırlayın”
talimatıyla harekete geçtiklerinde bile paraları dağıta dağıta bitirememişler. Artan parayla evler alınmış.
Pahalı hediyeler, saatler, villalar havada uçuşmuş.Ballı ihaleler verdikleri işadamlarına havuzlar kurdurulmuş, yeni bir medya düzeni yaratmak için ellerinden geleni artlarına koymamışlar.
Başbakan “kupon arazilerin” satışının kendisinden habersiz yapılmamasını emretmiş.
Memleketin akçeli bütün işlerinde son karar verici Başbakan olmuş, maden ruhsatlarından, kimin gaz ticareti yapacağına kadar o karar vermiş.
Bakanlar rüşvetle TC vatandaşlığı dağıtmış. Bakanlara gümüş tepsiler içinde, elbise torbalarında yüz binlerce dolar rüşvet dağıtılmış.Ayetler, Google’dan bulunup “sallanmış”, Bakara makara esprilerine kahkahalarla gülünmüş vs.
Bu taraftaki liste de böylece uzayıp gidiyor. Daha fazlasını her gün internette yayınlanan ses kayıtlarında bulabilirsiniz.
Ortaya çıkan tablo tefessüh etmiş bir kitlenin varlığından başka bir şey değil.
Eski deyimle “ahlak sukut etmiş”. Etik çok kurcalarsan patlayacak bir tabanca tetiğine dönüşmüş!
Ve tartışmanın her iki tarafı da iki cümlesinden birinde dini referanslar veriyor, dindarlıktan dem vuruyor, rüşvet konuşmaları bile “selamünaleyküm” ile başlıyor, “Allah’a emanet ol” ile bitiyor.
Onun için diyorum ki Türkiye’de “siyasal İslam”, din işleri ile ahlak işlerinin birbirinden ayrıldığı bir kavrama dönüşmüş.Allah ıslah etsin!

Birinizden birini tutmak zorunda değiliz
SÖYLEDİKLERİNE bakarsanız, iki taraf da, yani hem hükümet, hem de Gülen cemaati, “bir demokrasi mücadelesi” veriyor.
Hükümet tarafı diyor ki: Bunlar paralel devlet kurdu, devlet içinde devlet oldu, milli iradeyi çalmaya kalkıştı.Seçilmiş iktidara karşı darbe hevesi içindeydiler, ellerindeki polis ve yargı gücünü kullanarak hükümeti iş göremez hale getirmek istediler.
Onun için hükümetin, cemaate karşı mücadelesinde yanında yer almıyorsanız demokrat sayılmazsınız, demokrasi mücadelesine zarar verirsiniz.Cemaat tarafı diyor ki: Ortada tefessüh etmiş bir iktidar var. Yolsuzluğa batmışlar. Bunu örtbas edebilmek için cemaate saldırıyorlar. Polisleri, savcıları, yargıçları sürüyorlar. Yargıyı ele geçirmek için Anayasa’yı bile çiğnediler. İnançlı insanları fişlediler, bu fişlemeler ile bir cadı avı başlayacak. Söz söyleme, muhalefet etme özgürlüğünü takmıyorlar. Mesele cemaat–hükümet kavgası değil, bir demokrasi mücadelesidir!Öyle bir tablo çiziliyor ki, iki taraftan birinin yanında olmazsan, demokrasiye inanmayan, darbeci, yolsuzluklara hoşgörüyle bakan bir insansın!
Tabii birinden yana olursan, diğerine göre de antidemokrat, paralel devletçi, fişlemeleri savunan, kocakulaktan yana olursun!
Hayır beyler, mesele bu kadar basit değil. Sizden yana olursak “beyaz”, diğerinden yana olursak “siyah” olmuyoruz!
Hem yolsuzlukların üzerine gidilmesini, hem de devlet içinde devlet olmanın engellenmesini isteyebiliriz.Hem yargının bağımsız olmasını, hem de bağımsız yargının gerçekten “adil” olmasını, üretilmiş deliller ile insanların hapislerde süründürülmemesi gerektiğini savunabiliriz.
Bir yandan internette, Twitter’da, Facebook’ta, YouTube’da yasaklamalara karşı çıkabiliriz, diğer yandan insanların özel hayatlarının, özel görüşmelerinin gizlice dinlenmesine itiraz edebiliriz.Unutmayın ki bu ülkede sizler kardeş kardeş bütün bunları yaparken de biz demokrasiyi, söz söyleme hürriyetini, gösteri yapma hakkını, özel hayatın gizliliğini, yargının tarafsız bağımsızlığını savunuyorduk.
Birinizden birinin yanında saf tutmak zorunda değiliz.
 Mehmet Yılmaz, Hürriyet, 25 Mart 2014

16.1.09

Igor Panarin

Rus Profesör Igor Panarin, 2010 yılında ABD’nin bölüneceğini öne sürdü. Panarin öyle iddialı ki ay bile veriyor.
ABD’de yayımlanan Wall Street Journal gazetesinin haberine göre, toplu göçler, ekonomik çöküş ve ahlaki düşüşün gelecek sonbaharda ABD’de bir iç savaşı tetikleyeceğini ve doların düşeceğini öne süren Panarin, 2010 yılının Haziran ayı sonralarında ya da Temmuz başında ise ülkenin altı parçaya bölüneceğini savunuyor.
Panarin’in teorisine göre, ABD, ülkenin batısında kurulacak Çin etkisindeki “Kaliforniya Cumhuriyeti”, Meksika etkisindeki “Texas Cumhuriyeti”, ülkenin doğusunda başkent Washington D.C. ve New York’u da içeren bölgede kurulacak AB etkisindeki “Atlantik Amerika”, Kanada etkisindeki “Merkezi Kuzey Amerika Cumhuriyeti”, Japon ya da Çin’in himayesindeki Hawaii ve Rusya’ya katılacak olan Alaska’dan oluşan altı parçaya bölünecek.
Panarin, “Şu anki durumda ABD’nin bölünme ihtimali yüzde 45-55. Bu bazılarını mutlu edebilir, ancak mantıklı düşünürsek, bu Rusya için en iyi senaryo olmaz. Evet, Rusya dünyada daha güçlü hale gelir, ancak ağırlıklı olarak dolara endeksli ve ABD ile ticarete dayalı olan ekonomisi zarar görür” ifadesini kullanıyor.
Bütün dünyanın, ABD’nin 44. Başkanı seçilen Barack Obama’dan mucizeler beklediğini söyleyen Panarin, ilkbahar geldiğinde herkesin mucize olmadığını net bir şekilde göreceğini savunuyor.
Rus medyasının büyük ilgi gösterdiği Panarin, yaklaşık 10 yıldır dile getirdiği iddiasının bugüne kadar çok inandırıcı bulunmadığı, ancak son dönemde çıkan ekonomik krizle birlikte insanlara gerçekçi gelmeye başladığını söyledi. İlk kez 1998 yılında uluslararası bir konferansta dile getirdiği teorisini bir süre önce Rusya Dışişleri Bakanlığında bir yuvarlak masa toplantısında sunan Panarin, davet edildiği çeşitli üniversitelerde ve medyada da konuyla ilgili konuşmalar yapıyor.
Eski bir KGB analisti olan ve siyaset bilimi doktorası bulunan 50 yaşındaki Prof. Panarin’in ABD ekonomisi üzerine çalışmaları da bulunuyor. Boris Yeltsin döneminde stratejist olarak görev yapan Panarin, ülkesinde saygın bir isim. ABD-Rusya ilişkileri konusunda medyada sık sık görüşlerine yer verilen Panarin, Rusya Dışişleri Bakanlığının diplomatlarının yetiştirildiği akademinin dekanlığı görevini yürütüyor.
Panarin özellikle son yıllarda, Orta Doğu’daki istikrarsızlıktan küresel ekonomik krize kadar her şeyden Washington yönetimini sorumlu tutan bir yaklaşım sergiliyor. Panarin, Rusya’nın ise 1990′larda yaşadığı güçsüz dönemin ardından dünya sahnesindeki eski rolüne dönmekte olduğu kanaatinde.


* * *


Bu da Amerika'da bu konudaki bir yorum:

Given current situation, Panarin’s view attracting more interest.
Regular readers will be familiar with my conclusion that the U.S. is hurtling toward a near-identical self-destruction and economic implosion as occurred with the Soviet Union a quarter-century ago.
Thanks to groovin123 for a link for an interview with Russian Professor Igor Panarin, who has made some very similar predictions. However, what separates Panarin from myself (and almost all other U.S. doom-and-gloom'ers) is that Panarin announced his own predictions back in 1998.
Naturally, with the recent, rapid deterioration of the status of the U.S. (in so many ways), Panarin's views are now attracting much more interest - and respect. For those (younger readers) who are not very familiar with the demise of the Soviet Union, let me provide some context.
A little less than 30 years ago, the Soviet Union invaded Afghanistan, at a time when it was still universally regarded as a "superpower". However, hidden from most of the world, the economic deterioration of the Soviet bloc - and a heated arm's race with the U.S. were rapidly straining the Soviet economy to the breaking point.
In Afghanistan, the U.S. used every covert tool in its arsenal to inflict enormous military (and economic) losses on the Soviets - including providing elite guerrilla and insurgency training to a collection of Arab fighters who called themselves "the Mujahadeen". Today, most people know them by their current name: "Al Qaeda".
To make a long story short, the combination of economic and military pressures finally caused the whole Soviet power structure to snap - resulting in the disintegration of the Soviet bloc, a humiliating retreat from Afghanistan, and the new political status quo we see in that region today.
Meanwhile, having used the Mujahadeen to satisfy its own objective, the U.S. abandoned them. It left behind a country that had been utterly destroyed in the most intense "insurgency" in history, with absolute political chaos, and complete economic devastation. Years of civil war and extreme poverty for Afghans ensued. That was the time in which the "Mujahadeen" became "Al Qaeda".
What followed was over two decades of open gloating by the U.S. of its "victory" over the Soviet Union, countless gestures to humiliate Russia over the loss of its empire, and a concerted political/military campaign to turn former Soviet satellite-nations into U.S. military bases - surrounding Russia with enemies possessing (most of) the latest U.S. military technologies.
Today, it is the U.S. who has invaded Afghanistan. Because it made the mistake of diverting most of its military might to the disastrous invasion of Iraq, the same guerillas who once fought the Russians with the complete backing of the U.S. are now slowly defeating the U.S. (and NATO) without any significant outside military backing.
Economically, U.S. arrogance has resulted in such extreme economic neglect and mismanagement, that even without the economic pressures of a costly arm's race, it is the U.S. which has now spent itself into a debt-spiral from which there is no escape.
Here is an excerpt of the Panarin interview:

In September 1998 an international conference called the Informational War was held in Austria. I presented my analytical research there. 150 out of 400 participants were from the USA. There was outrageous shouting in the audience when I was talking about the division of America in my presentation. However my reasons were well-grounded. Back then it was obvious that finance and economy would be the main destructive power for the USA. The dollar was not secured by anything. The external debt of the country was growing like an avalanche in spite of the fact that it was non-existent at the beginning of the 1980s. In 1998, when I was making my forecast, it had reached 2 trillion dollars. Today it’s more than 11 trillion. This is a pyramid which is bound to collapse.
Readers will note that Panarin's dire predictions for the U.S. are based on the extremely misleading numbers which the U.S. publicly uses in listing its debt, and not the incomprehensibly huge mountain of debt (which Martenson detailed so superbly - http://www.chrismartenson.com/crashcourse).
While there is little to admire about Russian society, and even less to admire about Russian leadership, it is impossible not to vicariously enjoy the complete irony of this "deja vu", and to recall an old saying: "He who laughs last, laughs best."
I won't analyze Panarin's views paragraph-by-paragraph - as much of what he talks about has been presented on this blog in one form or anther. However, his interview does contain references to our own country, including the following:
"In 2006 [immediately after Stephen Harper was first elected] a secret agreement was made between Canada, Mexico and the USA on preparing to implement the Amero as a new currency unit. This may mean replacement of the dollar. At the same time 100-dollar notes which have flooded the world may just get “frozen”. An excuse may be used, for example, that terrorists have made false notes which need to be checked."
I would encourage everyone to go to the link and read (or listen) to the interview in its entirety:
Professor Igor Panarin: When America fell to pieces the shouting was outrageous
As early as autumn 2009 the economic crisis may lead to a civil war in the USA and then to its division into parts. Igor Panarin, doctor of political science, dean of the foreign affairs department at the Diplomacy Academy of the Russian Foreign Ministry, presented this forecast ten years ago. At that time his forecasts seemed unrealistic,but now many of them are coming true.
http://www.russiatoday.com/features/news/33836

This article was written by a member of the Stockhouse community.

20.12.08

Amerika'da iç isyana hazırlık

IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, ekonomik krizin merkezi olan ülkelerde, yaygın iç isyanların yaşanabileceği uyarısı yaptı. Kahn'a göre, "Eğer gelişmiş ülkeler, krizden kurtulmak için uyguladıkları yöntemlerde geniş kitlelerin ortak çıkarlarını değil de, elitlerin çıkarlarını öne alırlarsa" bu kötü gelecekle yüzleşecekler.
Bu uyarılar çok önemli. Amerika ve Avrupa gibi merkez ekonomileri vuran krizin algılanış biçimi maalesef son derece hastalıklı. Bırakın ekonomik kriz demeyi, "finans krizi" ifadesiyle tanımlanıyorsa bu durum, alınacak önlemler de isabetli olmayacaktır. Ortada sadece bir finans krizi yok. Sadece ekonomik kriz de yok. Aynı zamanda siyasal ve sosyal krizlerin işaretleri de var. Daha temelde, Batı dünyasını büyük bir felsefi dönüşüme zorlayan tarihsel bir buhran söz konusu.
Kahn'la devam edelim:
Birçok ülkede sosyal patlamalar yaşanabilecek. Bunlara gelişmiş ülkeler dahil. Eğer finans sistemi yeniden yapılandırılamazsa, şiddetli isyanlar başgösterebilecek. Özellikle ABD'de bu isyanlar, vergilerin elitlere gitmesi ve doların devalüe edilmesiyle harekete geçebilecek….
Bazıları beş yıl sonra ABD'nin "gelişmemiş ülke" kategorisine düşeceğini, gıda isyanlarının başlayacağını öne sürüyor. Onlar; dünyanın bu kriz yüzünden çok acı çekeceğini ama topyekun ekonomik çöküş yaşamayacağını, ancak Amerika'nın tam bir ekonomik Armageddon yaşayacağını iddia ediyor.
ABD Merkez Bankası'nın kısa vadeli faizleri sıfırlamasının dolar kaçışını hızlandıracağı, önümüzdeki yıllarda ABD'de hiper enflasyonun başlayacağı gibi ihtimaller bu tür endişelere kapı aralıyor.
Petrol fiyatlarını 150 dolarlara çıkaran finans sistemi, gıda fiyatlarında da benzer oynamalar yapmış, birçok ülkede protesto gösterileri başlamıştı. Bu çevrelerin son oyunu dolar üzerine oldu. Bir süre sonra, bugün baskı altında tuttukları altın fiyatları üzerinde benzer bir spekülasyon yapacakları konuşuluyor.
Durumun finans ve genel anlamda ekonomik boyutu bir şekilde tartışılıyor. Ama muhtemel siyasal sonuçları, yol açacağı toplumsal gerilimler üzerine pek kimse kafa yormuyor gibi. Strauss-Kahn, gıda fiyatlarının hızla arttığı bu yılın ilk döneminde de benzer açıklamalar yapmış, yüz milyonlarca insanın açlıkla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunmuştu.
Krize karşı önlemler ve kriz sonrasına ilişkin yeni ekonomik yapı eğer geniş kitleleri tatmin edecek nitelikte olmaz, bugüne kadar olduğu gibi, yine yönetici eliti tatmin amaçlı olursa, işte o zaman şok dalgaları Avrupa ve özellikle Amerika sokaklarını vuracak.
Peki bu ihtimale karşı ne tür önlemler alınıyor?
Afganistan ve Irak'tan dönen binlerce asker iç güvenlik için görevlendiriliyor. Yani "iç tehdit"lere karşı hazırlanıyor. Kitle kontrolü ve sivil isyanlara karşı eğitiliyor. Bu hazırlıkla ilgili 2006 yılında yazdığım yazılar şaşkınlıkla karşılanmıştı.
"FEMA (Federal Acil Yönetim Ajansı) yeniden yapılanıyor. Hem de nükleer saldırı, isyan ve iç savaşa göre. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim yasaları yeniden belirleniyor. Bankacılık işlemlerinden vatandaşlık yasalarına kadar ABD olağanüstü şartlar için hazırlık yapıyor" demiş ve "ABD neye hazırlanıyor" diye sormuştum.
Amerikan tarihinde ilk kez ordu, iç güvenlik için konuşlandırılıyor. Askeri birimler 24 saat iç tehdide karşı görevlendiriliyor. Uygulama 1 Ekim'den itibaren başladı. Ülke içinde konuşlandırılacak ilk askeri birim, ABD Kuzey Komutanlığı'na (NorthCom) bağlı. Bu birlik neye karşı savaşacak? Nükleer saldırı, iç savaş ve toplumsal kaosa karşı. Kitleleri kontrol altına alacak. Çatışma sonrası için gerekli sorumlulukları yerine getirecek. Aylardır bunun tatbikatı yapılıyor…
ABD böyle bir felaketle yüzleşir mi? Umarız bu tür gelişmeler olmaz. Ancak krize müdahale şekli, kriz sonrası için hazırlıklarda aynı adaletsizlik üzerinde ısrar edilmesi, toplumun genelini kurtarma yerine iktidar elitlerini, sermayeyi yönetenleri güçlendirmeye yönelik yaklaşımlar, iç isyan ve sosyal huzursuzluk ihtimallerini güçlendiriyor.
Olaya sadece "finans krizi" olarak bakanlar bakalım birkaç ay sonra aynı ifadeyi kullanmaya devam edecekler mi? Hep birlikte göreceğiz…
İbrahim Karagül, Yeni Şafak, 19 Aralık 2008

29.11.08

Amerika'da çıkan üç kitap, Obama ve dünyanın halleri

Son zamanlarda üç kitap okudum. Üçü de, yeni Başkan'ıyla birlikte Amerika'nın dünyaya ilişkin dış politika gündemini tartışan kitaplardı.(*)
Üç kitabın ortak noktası olarak şu özet yapılabilir
:
1. Amerika, bir düşüş eğrisi çekmeye başlamakla birlikte, hâlâ dünyanın en güçlü tek süper-devleti olmaya devam ediyor.
2. Bu yüzden yer yuvarlağında Amerika'sız savaş da barış da, kriz de çözüm de, iyilik de kötülük de düşünmek gerçekçi bir bakış açısı değildir.
3. Ancak, Amerika artık dünyada kendi başına hareket edemez; Amerika'nın dediğim dedikçi başına buyruk politikalar izleme dönemi kapanmıştır.
4.Bir başka deyişle, 1989'da Berlin Duvarı'nın çöküşüyle Amerika'yı dünyada tek başına bırakan 'tek kutuplu dünya' sona erdi.
5. Amerika'nın dünyada barış, demokrasi, refah diye kaygı ve idealleri varsa -ki olmalıdır-, bu hedeflere doğru artık kendi başına değil, dost ve müttefikleriyle işbirliği içinde, -ve daha çok çatışma değil diyalog yollarında- yürümeli, 'dünya liderliği'ni böyle bir çizgiye oturtmalıdır.
Brzezinski ve Scowcroft gibi Amerikan başkanlarının yanında ulusal güvenlik danışmanlığı yapmış ya da Robert Kagan ve Fareed Zakaria gibi Amerika'nın farklı çizgilerdeki önemli stratejistlerin bir bakıma ortak sayılabilecek bir zeminde buluşmalarına belki bir neden gösterilebilir:
Irak Savaşı!
Başkan Bush'la yakın çevresindeki Neo-Con çılgınlar, güç ve iktidar sarhoşluğundan kaynaklanan büyük bir kibirle büyük bir çıkmazın içine soktukları Amerika'nın aynı zamanda gücünün sınırlarını da çümle âleme sergilemiş oldular.
Amerika'nın bu dünyada artık her aklına eseni yapamayacağını, eski deyişle kaadir-i mutlak olmadığını, hem kendi ülkelerine, hem de başta Irak olmak üzere bütün dünyaya büyük bir bedel ödeterek gösterdiler.
Bugünün dünyasında Amerika'nın çizmekte olduğu 'düşüş eğrisi'nin arkasındaki nedenler daha çok üç noktada toplanıyor:
1. Irak ve Afganistan savaşları gösterdi ki, Amerika'nın askeri üstünlüğü ille de istenen 'siyasal zaferler'e yol açmıyor.
2. Çin ve Hindistan'ın ekonomik yükselişi, dünyanın en büyük ekonomisi olarak Amerikan ekonomisinin günlerinin sayılı olduğuna işaret ediyor.
3. Küresel mali kriz, imkanlarının ötesinde yaşayan Amerika'nın kendi pazar ekonomisi 'modeli'nde yanlış bir şeyler olduğunu da dünyaya gösterdi.(**)
Şimdi Barack Obama, yeni Amerikan Başkanı olarak hem kendi ülkesinin, hem dünyanın hallerinin bilincinde olarak geliyor Beyaz Saray'a.
Bir başka deyişle:
'Tek kutuplu dünya'nın sona erdiği ve Amerika'nın dost ve müttefikleriyle çatışma değil işbirliği yollarında yürüyerek dünyaya daha büyük iyilikler yapabileceği gerçeği, büyük ihtimalle, 20 Ocak 09'da iktidara oturacak Başkan Obama Yönetimi'nin gündeminde olacak.
Yazımın girişinde belirttiğim kitapları okurken bir şey dikkatimi çekti. Kitaplarda adı geçen az sayıda ülke arasında Türkiye de vardı.
Türkiye'nin önemi vardı.
Ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin, yolunun Amerika tarafından mutlaka desteklenmesi gerektiği vardı.
İster istemez aynı şeyi düşündüm.
Evinin içini düzenleyen, yani siyasal ve ekonomik reformlarını sürdüren, Kürt sorununu demokratik atılımlarla çözüm rayına oturtan ve AB yolunu gerçekten ciddiye alan bir Türkiye'nin küresel kriz sonrası dünyadaki yeri daha sağlam ve güzel bir yer olacaktır.

--------------------------------------
* Robert Kagan; The Return of History and the End of Dreams; Alfred A. Knopf, New York, 2008... Zbigniew Brzezinski, Brent Scowcroft; America and the World; Basic Books, New York 2008... Fareed Zakaria, The Post-American World; W. W. Norton, New York, 2008...
** Gideon Rachman, Is America's new declinism for real; Financial Times, 25.11.08, s.11.

Hasan Cemal, Milliyet, 29 Kasım 2008
***

Irak Savaşını destekleyen Hasan Cemal yazısını ne yazık ki bulamıyorum. Bulur bulmaz koyacağım. Saddam'lı bir Irak daha mı iyiydi türünden bir yazıydı.

27.9.08

ABD ve vatandaşı

Dr. Marc Faber adlı bir yatırım uzmanı ve girişimci, haziran ayının sonundan beri aşağıdaki mesajı çevresine gönderip duruyormuş.
“Federal Hükümet hepimize 600 dolar gönderdiği zaman düşünmeye başladım.
Parayı Wal-Mart perakende dükkanında harcasam, paralar Çin’e gidecek!
Para ile benzin alsam, paralar Arapların, Rusların cebine aktarılacak.
Paralar ile bilgisayar yazılımları alsam paralar Hindistan’a göçecek.
Meyve, sebze alsam Meksika, Honduras ve Guatemala zengin olacak.
İyi bir araba alsam
Almanlar kazanacak.
Hiçbir işe yaramayan çürük çarık alsam, Tayvan zenginleşecek.
Bu parayı ülkemde tutmanın tek yolu, paraları hayat kadınları ve biraya harcamak, çünkü ülkemde üretilen nadir ve son kalan şeyler bunlar! Bu gerçeğin farkına varınca hemen işe koyuldum ve paraları ülkemde tutmaya çalışıyorum!”

Deniz Gökçek, Akşam, 27.09.2008

20.7.08

Küresel ısınmaya çare, Amerikalı tüketiciden!

Petrol pahalılaştığı için otomobiline binemiyor,
mortgage ile aldığı evini kaptırdığı için apartmana taşınıyor,
para suyunu çektiği için alışveriş yapamıyor



Amerika’da yaşayan arkadaşlarım, bu yaz yoksullaşmış olarak geldiler Türkiye’ye. Hatta parayı denkleştiremediği için yıllardan beri ilk kez yazın gelemeyenler bile oldu.
2000 yılında borsa balonunun patlamasından sonra da Amerika’da yaşayan Türkler arasında maddi açıdan sarsılanlar olmuş, ancak hayat standartlarında bir düşüş meydana gelmemişti. Biliyorsunuz Amerika’da hisse senedi sahipliği çok yaygın. O dönemde borsa tepetaklak olunca, varlıklarının bir bölümü eridiği için, olsa olsa ikinci-üçüncü evlerini almaktan vazgeçmişler ya da yılda 4 kez seyahat ediyorlarsa 3’e indirmişlerdi.

Kiracılara gün doğdu
Şimdiyse durum bambaşka. Arkadaşlarımdan biri, benzin tüketimini ve ev masraflarını azaltmak için yıllardır oturduğu bahçeli evini kiraya verip apartman dairesine taşınmak için uğraşıyor. Uğraşıyor diyorum, zira kiracılar son dönemde pek nazlı; kolay kolay ev beğendiremiyorsunuz.
Bir diğeri geçen ay tam Türkiye’ye gelecekti ki, 2. evinde yıllardır oturan kiracısı aniden taşınıverdi. Çünkü aynı bahçeli evi 3 sokak ötede yarı fiyatına kiralamıştı. Arkadaşım, yeni kiracı bulmadan Türkiye’ye gelemiyor, çünkü emekli maaşı ve o evden aldığı kirayla geçiniyor.

600 dolarlar nereye?
Bu arada Amerikan hükümetinin ekonomi canlansın diye geçtiğimiz aylarda verdiği kişi başına 600 dolarları harcayan bir Allah’ın kuluna rastlamadım. Amerika’dan e-posta yollayan okurlarım da dahil kime sorsam, ya kredi kartı borcunu kapatamasa da bir miktar düşürmüş, ya evinin geciken taksidini ödemiş, ya eşe-dosta borcunu geri ödemiş; lafın kısası son dönemde sarsılan bütçesinden açılan deliklerden birini yamamaya çalışmış.
Amerikan orta sınıf tüketicisinin, kredi kartını gözü kapalı harcadığı dönemler geride kaldığı için artık lokantada yemek yemeye de daha az gidiyor, seyahate de daha az çıkıyor, uzak mesafeler için araba kullanmayı da terk etmiş. Özetle 50 yıldır koşullandırıldığı tüketim alışkanlıklarını teker teker terk ediyor.

Apartman inşaatı arttı
Bunun sonucu olarak da Amerika’da petrol tüketimi, yılın 3 ayında % 30 gerilemiş. Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre haziranda müstakil konut inşaatları % 5,3 gerilerken, yeni apartman inşaatları % 9,1 artarak tüm beklentileri aşmış.
Tüketici fiyatları ise tüketim gerilediği halde artıyor. Haziran ayında tüketici fiyat endeksi (TÜFE) % 1,1 artışla, % 0,7 olan beklentinin oldukça üzerinde gerçekleşti ve 26 yılın zirvesine çıkmış oldu. Artışın nedeni gıda ve enerji fiyatlarıydı. ABD’de geçen ay sadece enerji fiyatlarındaki artış % 6,6 idi.
Amerika, dünyanın açık ara en büyük ekonomisi. GSYİH’sı 14 trilyon dolar; bu tüketim cennetinde sokaktaki vatandaşın yıllık harcaması toplam 9 trilyon dolar.
Bu çark yavaşlarsa petrol tüketimi de düşer, mısır ve şeker kamışı tarlalarından çıkan ürün bioenerji yerine yeniden halkın beslenmesine yöneleceği için gıda fiyatları düşer...
Listeyi uzatabilirim. Sözün özü, küresel ısınmanın baş sorumlusu Amerika, çözümün kilidini mecburen açan ülke olabilir.

Meral Tamer, Milliyet, 20 Temmuz 2008