Din işleri ile ahlak işleri ayrılmış!
17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’ndan bu yana tanık olduğumuz olayları, ortalığa saçılan ses kayıtları, AKP’lilerin cemaatçiler, cemaatçilerin AKP’liler için söylediklerini alt alta koyuyorum.
Ve ortaya, ilk öğrendiğim laiklik tanımına benzer bir “siyasal İslam” tanımı çıkıyor:
“Günümüz Türkiyesi’nde siyasal İslam, din işleriyle, ahlak işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.”Tanık olduğumuz, duyduğumuz, dinlemek zorunda kaldığımız her şey bana bunu hatırlatıyor!
Başta Başbakan olmak üzere AKP’lilerin cemaat için söylediklerini dinliyorum:
Dış güçlerin maşası olmuşlar, insanları gizlice dinlemekle kalmamışlar, en özel durumlarını bile kayıt altına almışlar.Öğretim yılının ortasında, kış günü sırf AKP’yi sevdikleri için binlerce öğrenciyi sokağa atmakta tereddüt etmemişler.
Bir Müslüman’ın asla yapmaması gerekenleri yapmışlar, insanlara beddua etmişler.
Devlet içinde bir paralel devlet yaratmışlar. Memleketin ordusuna kumpas kurmuşlar. Sahte deliller üretip insanların yıllarca hapislerde sürünmesine neden olmuşlar.Gazetecilere, gazete sahiplerine vs. şantaj yaparak kendilerinden yana yayın yapmalarını sağlamışlar.
Bu şantajdan nasibini alanlar arasında AKP milletvekilleri bile varmış, ki o şantajdan korktukları için Başbakan’ın yanında durup yüksek sesle cemaati eleştirmeye bile çekinir olmuşlar.
Kurban keseceğiz diye toplanan paralar, malikânelerde harcanmış.Böyle uzayıp gidiyor! Daha fazlasını Başbakan’ın her gün yaptığı miting konuşmalarında bulabilirsiniz.
Diğer yandan ortalığa saçılan dinleme kayıtlarına, fezlekelere vs. bakıyorum, AKP ve hükümet cephesi de feci durumda.Başbakan adeta bir ihale komisyonu gibi çalışmış. İstediğine ihale vermiş, istemediğine vermemiş. İhale alanlar, kazandıkları paranın belli bir bölümünü bazı vakıflara bağışlamak zorunda kalmışlar.
Bakanların çocukları, “danışmanlık” kisvesi altında işadamlarının rüşvet trafiği içinde yer almışlar.Topladıkları paraları saklamak için ayakkabı kutularından, boyum büyüklüğündeki çelik kasalardan yararlanmışlar. Paraları evlerde sığdıracak yer kalmamış.
“Sıfırlayın” talimatıyla harekete geçtiklerinde bile paraları dağıta dağıta bitirememişler. Artan parayla evler alınmış.
Pahalı hediyeler, saatler, villalar havada uçuşmuş.Ballı ihaleler verdikleri işadamlarına havuzlar kurdurulmuş, yeni bir medya düzeni yaratmak için ellerinden geleni artlarına koymamışlar.
Başbakan “kupon arazilerin” satışının kendisinden habersiz yapılmamasını emretmiş.
Memleketin akçeli bütün işlerinde son karar verici Başbakan olmuş, maden ruhsatlarından, kimin gaz ticareti yapacağına kadar o karar vermiş.
Bakanlar rüşvetle TC vatandaşlığı dağıtmış. Bakanlara gümüş tepsiler içinde, elbise torbalarında yüz binlerce dolar rüşvet dağıtılmış.Ayetler, Google’dan bulunup “sallanmış”, Bakara makara esprilerine kahkahalarla gülünmüş vs.
Bu taraftaki liste de böylece uzayıp gidiyor. Daha fazlasını her gün internette yayınlanan ses kayıtlarında bulabilirsiniz.
Ortaya çıkan tablo tefessüh etmiş bir kitlenin varlığından başka bir şey değil.
Eski deyimle “ahlak sukut etmiş”. Etik çok kurcalarsan patlayacak bir tabanca tetiğine dönüşmüş!
Ve tartışmanın her iki tarafı da iki cümlesinden birinde dini referanslar veriyor, dindarlıktan dem vuruyor, rüşvet konuşmaları bile “selamünaleyküm” ile başlıyor, “Allah’a emanet ol” ile bitiyor.
Onun için diyorum ki Türkiye’de “siyasal İslam”, din işleri ile ahlak işlerinin birbirinden ayrıldığı bir kavrama dönüşmüş.Allah ıslah etsin!
Birinizden birini tutmak zorunda değiliz