Kürtler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürtler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.8.12

Gültan Kışanak'tan çarpıcı açıklamalar

İran, Irak ve Türkiye'deki Kürtlerin Suriyeli Kürtleri daha çok korunması gereken küçük kardeş olarak gördüklerini belirten BDP eş Genel Başkanı Gültan Kışanak 'Özerklik demek Suriye'nin bölünmesi anlamına gelmiyor. Kürt Sorunu'nu devlet sorunu ile özdeşleştirmek hem doğru değil, hem de gelecek perspektifi olmayan bir şey. Kürt Soru'nu bir devlet değil; bir hak ve özgürlükler sorunudur' diyor. BDP eş Genel Başkanı Gültan Kışanak'ın AKŞAM'a verdiği röportaj şöyle:

 - Türkiyeli Kürtlerle Suriyeli Kürtlerin ilişkileri nasıl? Aralarında nasıl bir bağ var?

 Suriye'deki Kürtler ile Türkiye'deki Kürtler arasında doğrudan akrabalık ilişkisi var. Mesela amca Kızıltepe'dedir, yeğeni karşıdadır. Kardeşten biri bu taraftadır, biri öbür taraftadır. Orada bir tren hattı var, sınırı falan bilmez Kürtler. Kızıltepe, Suruç; Nusaybin, Ceylanpınar... O sınır hattında yaşayan Kürtler, bin Xat (hattın altı) ve ser xat (hattın üstü)' derler. Bu sınırlar doğal sınırlardan değildir, cetvelle çizilmiştir. Bu nedenle Ortadoğu'da sınırlarla oynamaya gelmez. Yapılabilecek en iyi şey bütün halkların gönüllü, demokratik bir şekilde, birbirlerini kabullendiği ve o sınırların anlamını yitirdiği bir halklar birliği kurmak. Aksi takdirde Ortadoğu'da kavga bitmez, herkes birbirini yer.

 - Suriye'de Kürtlerin mevzi kazanması Türkiye'deki Kürtler arasında nasıl bir iklim yaratıyor? 

İran, Irak ve Türkiye'deki Kürtlerin kendi iç dünyasından bakıldığında; Suriye Kürtleri daha çok korunması gereken bir küçük kardeştir. Çünkü nüfus olarak daha azdırlar, coğrafi olarak kendilerini savunma imkanlarından yoksundurlar ve çok baskı gördüler. Kimlikleri bile yoktu. Siyasi haklar bağlamında Kürtler diğer bütün yaşadıkları devletlerin içerisinde aynı sorunları yaşadılar ama Suriye'deki Kürtler mazlumun mazlumudur. Onun için sadece Türkiye'deki Kürtler değil; dünyadaki bütün Kürtler, Suriye'deki Kürtlerin demokratik haklarını almalarından ve kendi kendilerini yönetebilecek imkanlara kavuşmalarından büyük bir memnuniyet duyacaktır.

 - Büyük Kürdistan ideali yaşamıyor mu peki Kürtlerde?

Aslında bu konuda da Türkiye'de bir bilinç çarpıtması yaşanıyor. Sevr zamanında Kürtler isteseydiler, siyasal olarak bu pozisyonda olsaydılar, büyük Kürdistan kurma hevesi ve hayali içerisinde olsaydılar, bunun siyasal programına sahip olsalar, belki de kurabilirlerdi. Ama Kürtler hiç böyle yaşamadılar. Tarih boyunca küçük küçük bazı otoriteler, devlete benzer bazı organizasyonlar kurdular ama devletle fazla tanışmadılar. Kürdistan atamdan, aşiretimden kalmış, üzerinde yaşadığım, karnımı doyuran, havasını soluduğum bir coğrafyadır, vatandır; bir devlet değil. Ama bize hep bir devlet olarak empoze ediliyor ve karşılığında bölünme senaryoları konuşuluyor. Bir de dünya genelinde ulus-devletlerin artık rolü giderek azalıyor, giderek bir organizasyona dönüşüyor devlet aygıtı. Siyasallaşan, bilinçlenen, demokrasiyle tanışan her Kürt de 'İnsanların hayatına bu kadar hükmeden, baskı kuran devlet hayırlı bir şey değil. Devleti olanlar ne hayrını gördü ki' diye sorguluyor. Onun için Kürt Sorunu'nu devlet sorunu ile özdeşleştirmek hem doğru değil, hem de gelecek perspektifti olmayan bir şey. Kürt Sorunu bir devlet değil; bir hak ve özgürlükler sorunudur.

 - Ankara 'PYD'yi PKK'nın Suriye ayağı' olarak tanımlıyor. Siz nasıl görüyorsunuz?

Biz kimse hakkında niyet okumuyoruz. PYD özgün programı olan bir siyasi parti ve diyor ki 'Ben PKK'dan ayrı bir siyasi partiyim. Ben Suriye'nin toprak bütünlüğünden yanayım. Bu bütünlük içerisinde kendi özerk siyasi statümü, Özerk Kürdistan istiyorum' diyor. Ama Türkiye bunu 'bölünme' diye kodluyor. Özerklik neden Suriye'nin bölünmesi olsun ki? Bu dünyada federasyonla yönetilen devletler var, eyalet sistemi olanlar, kantonlar, bölge yönetimleri var... Hiç biri bölünmüyor da Kürtlerin olduğu bir yerde özerklik olursa, 'Orası bölünecek' diye düşünülüyor. Kürtlerin genlerinde bölücülük mü var? Kürtler demokrat olamazlar mı? Kürtler ortak bir gelecek, eşit bir hukuk, eşit yurttaşlık içerisinde yan yana yaşamayı istemezler mi? Kürtler eşittir bölücülük demek çok ırkçı bir yaklaşım.

 - Suriye'de de özerk bir yapı oluşursa bu durum Türkiye'deki Kürtleri nasıl etkileyecek?

 Türkiye aynı şeyi Irak sürecinde de yıllarca bize empoze etti ve karşı çıktı. Oradakileri bölücülükle, teröristlikle, aşiret reisi olmakla suçladı. Ama en nihayetinde demokratik bir yapılanma kuruldu ve Türkiye'nin en iyi dostu oldu. Şimdi Suriye'deki Kürtler 'Biz Suriye'nin toprak bütünlüğü içerisinde özerk bir bölgede demokratik bir yaşam sürmek istiyoruz' diyor. AKP hükümeti bunu kamuoyuna Türkiye karşıtlığı olarak sunuyor. PYD'den ya da oradaki halk meclislerinden, Yüksek Kürt Konseyi'nden, Türkiye'ye düşmanlık eden bir tek söz duyduk mu? Duymadık. Türkiye, Kürtlerin özerklik talebinin karşısında dikilemez.

 - BDP'nin 'İnsanlar dağa çıkmasın' diye bir çalışması var mı bölgede?

Bunu bir söz olarak söylemenin bir faydası var mı? Devlet bunu 34 yıldır söylüyor. Uçaklardan bildiriler atıyor, imamlar aracılığı ile cami cemaatine söylüyor, devletin resmi politikasına inanmış siyasi partiler aracılığıyla propaganda ediyor, dağda operasyon yürüten asker aracılığıyla söylüyor... Sonuç ortada. Onun için bunu söz olarak söylemek yerine, insanlara şunu göstermek lazım: 'Ey sevgili kardeşim, dağa gitmene eline silah almana gerek yok. Bak burada bir gelecek var.' Ama şu anda 8 bin Kürt politik tutuklu var cezaevlerinde. Milletvekili, belediye başkanı, parti yöneticisi yüzlerce seçilmiş insan yargılanıyor, onlarca yıl ceza veriliyor. - Bölge insanları son yıllarda atılan olumlu adımları hissetmiyor mu yani? Tabi bir mesafe kat edildiğini görüyoruz. Çok da bedel ödendi. Ayrıca Ortadoğu'da taşların yerinden oynadığı, her şeyin yeniden şekillenmeye başladığı bir süreçte, insanlar daha hızlı ve köklü çözüm bekliyor.

 - Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Suriye'de özerk bir Kürdistan kurulmaması için geçen hafta Barzani'yle yaptığı görüşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erbil'de Barzani'nin daveti üzerine yapılan Kürtler arası toplantı sonrasında, farklı siyasal programları ve yaklaşımları olan partilerin üzerinde ortaklaştığı ve kamuoyuna deklare ettikleri bir tutum var: Barzani de dahi tüm Kürtler bu süreçte, Suriye'deki Kürtlerin haklarını almak için ortak hareket edecekler. Ben Barzani'nin sırf  'Davutoğlu ile görüştü' diye bu tutumundan vazgeçmesi için bir neden görmüyorum. Bu tutumdan vazgeçmesi için Türkiye'nin Barzani'ye daha iyi bir şey önermesi lazım. Ama Türkiye diyor ki 'Müdahale ederiz, tahammül etmeyiz, özerkliğe müsaade etmeyiz.' Onun için Barzani'nin tutumunu değiştirmesini gerektiren bir şey yok bence.

 - Suriyeli Kürtler için asıl lider Barzani mi oldu Erbil'deki toplantı sonrası?

 Geçen yüzyılda Kürtleri bölüp, parçalayıp, onlara bin bir türlü eziyet eden bölge devletlerinin yarattığı sonuçlar ortada. 21. YY Kürtler için yoğun bir mücadele ile geçti, bir varlık yokluk mücadelesi verdiler. Bugün bölgesel olarak düşündüğümüzde Kürtler üç güçlü lider çıkardılar: Sayın Talabani, Sayın Barzani ve Sayın Öcalan. Üçünün de Kürt toplumu içerisinde belli bir ağırlığı, belli bir saygınlığı vardır. Birine lider diyen de vardır, öbürüne de. Bunu Türkiye tayin edemez. Bir yerden talimatla lider olunmuyor; liderlik yaşanmışlıklardan, mücadeleden gelen bir şey.

 - Leyla Zana'nın çıkışı çok önemliydi ama 'Çözerse Erdoğan çözer' dediği için BDP olarak kendisini yalnız bıraktınız. Çözüm için her türlü adıma destek vermeniz gerekmez miydi?

 Ben 'Yalnız bırakıldı, desteklenmedi' argümanlarını doğru bulmuyorum. Problem Sayın Zana'nın partiyle konuşmadan, tartışmadan böyle bir girişim içinde bulunmasıydı. Zaten Sayın Başbakan ile görüştüğünde çıkıp söyledikleri partimizin temel politikaları ile paralel düşüncelerdi. Orada asıl mesele şuydu: Sayın Zana'nın sözlerinden bir çözüm değil, bir AKP destekçisi çıkartmaya çalıştılar. Bu da en fazla Sayın Zana'ya haksızlıktır. Bizim ve Sayın Zana'nın da tutumu bu yaklaşımı boşa çıkarttı.
 Akşam, 9 Ağustos 2012

8.5.09

Karayılan: ‘Fethullahçılar geleceğe dönük bir risk’

Karayılan Fethullahçılarla ilgili soruya, ‘Fethullahçılar devlet sistemine yerleşmek istiyorlar. AKP ile bunun için yakınlaştılar. Güç kazandılar. Amerika’dan da destek alıyorlar. Fethullahçıları İslam dünyasına sürüyor Amerika’...
‘Biz de PKK’ya karşıyız; biz de devletçiyiz!’ diyerek devlete yerleşiyorlar. Güneydoğu’da varlar ama yoğun değiller. AKP içinden geliyorlar. Poliste, öğretmende yaygınlar. Dine sıcak bakan kesimlerde yaygınlar. Varsayalım PKK bastırıldı, bitirildi. O zaman ne olur bölge biliyor musunuz, gericiliğin merkezi olur Güneydoğu’ diye yanıt veriyor

KANDİL DAĞI, Kuzey Irak
Kuzey Irak’ta gazeteci milletinin Kandil yolunu, yani medyanın PKK ile temasını Talabani’yle Barzani de kesmek istiyor.
Bu nedenle geçen hafta cumartesi günü sabahın erken saatlerinde Kandil Dağı’na giderken Talabani’nin KYP’si ile Barzani’nin KDP’sine ait kontrol noktalarından kendimizi sakınmaya çalıştık.
Bazı noktalarda gazeteci kimliğimizi göstermedik. Fotoğraf makinelerimizi sakladık. İran sınırına yaklaşırken de araba değiştirip PKK’nın işaret ettiği Kürt kaçakçıların cipine bindik. Kandil Dağı’na tırmanırken yolculuğumuzun bir bölümünü kaçakçı yollarından yaptık.
Kaçakçılar Renya bölgesinde PKK’nın şemsiyesi altına girmişler. Herhalde bunun bedelini hem para olarak ödüyorlar hem de PKK’nın lojistiği onlar tarafından sağlanıyor. Ama aynı zamanda ‘güvenlik’lerini de PKK’ya bağladıkları anlaşılıyor.

Sorular:
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Washington ve Ankara’yla birlikte PKK’yı nereye kadar tecrit edebilir? Nereye kadar etkisizleştirebilir? Ya da örneğin PKK’yı Kandil Dağı’ndan çıkarabilir mi?
Bu sorulara ilişkin ipuçlarını hem Erbil’de hem de Murat Karayılan’la sohbetimde yakalamaya çalıştım.
PKK’nın bir numarası kendinden emin konuştu:
“Barzani’yle Talabani bize karşı hareketliliğe geçerlerse kendileri kaybeder.”
Böyle bir ihtimal var mı?

Barzani PKK’ya baskı uyguluyor, ancak...
Barzani’yle Talabani’nin Washington ve Ankara’yı da tatmin etmek için Kuzey Irak’ta PKK’ya hayatı zorlaştırmak istedikleri malum. Bunun için PKK’ya bazı açılardan özellikle KDP tarafından baskı uygulanıyor bölgede.
Ancak bu baskının bir sınırı var. Bir ölçünün ötesine gitmek güç. Özellikle Türkiye’nin geçen Şubat ayındaki kara operasyonu Kuzey Irak’ta PKK’nın imajını parlatmış. “Sizin topraklarınızı biz koruduk, sizin için de biz çarpıştık” propagandası halk arasında tutmuş.
Bir gözlemci şöyle dedi:
“Türkiye’nin askeri operasyonu, PKK’nın bölgede yeniden küllerinden doğmasına yol açtı.”
Kısacası:
PKK’ya karşı Kuzey Irak’ta Kürt yönetimi tarafından yapılacakların bir sınırı var. İki taraf da bunun bilincinde. Ayrıca, “Kürdü Kürde kırdırma“nın artık geçmişte kaldığı biliniyor.
Şu da göz ardı edilmesin:
PKK’nın uzun yıllar içinde Irak Kürtleri arasında da kökleri oluşmuş durumda...
Murat Karayılan’la sohbet sırasında dikkatimi çekti. Talabani ve Barzani’yle ilgili olarak konuşurken kendinden emin, kendine güvenen bir hali vardı.
Celal Talabani’ye dönük sempatisini pek saklamadı. Ağzından mı kaçtı bilemiyorum ama, sohbetin bir yerinde gülerek şöyle deyiverdi:
“Mam Celal, Ankara’nın duymak istediklerini çok iyi söylüyor. Mesela Kürt Konferansı ve PKK’nın silah bırakması gibi...”

‘Fethullahçıları İslam dünyasına Amerika sürüyor’
PKK’nın Fethullah cemaati ile ilişkilerini, cemaatin Güneydoğu’daki faaliyetlerini sordum Murat Karayılan’a.
Fethullahçılardan hazzetmiyor PKK’nın bir numarası. “Bize karşı son üç dört yıldır neden saldırganlaştılar?” diye soru sorarak başladı konuşmaya ve şöyle devam etti: “Fethullahçılar devlet sistemine yerleşmek istiyorlar. AKP ile bunun için yakınlaştılar. Güç kazandılar. Amerika’dan da destek alıyorlar. Fethullahçıları İslam dünyasına sürüyor Amerika... ‘Biz de PKK’ya karşıyız; biz de devletçiyiz!’ diyerek devlete yerleşiyorlar. Belki bugün değil ama geleceğe dönük olarak risktir bunlar... Güneydoğu’ya gelince... Güneydoğu’da varlar ama yoğun değiller. AKP içinden geliyorlar. Poliste, öğretmende yaygınlar. Dine sıcak bakan kesimlerde yaygınlar.”

PKK bastırılırsa Güneydoğu’da İran etkisi artar
Şu sözleri ilginçti Karayılan’ın:
“PKK’yı bastırmak imkânsız. Ama varsayalım PKK bastırıldı, bitirildi. O zaman ne olur bölge biliyor musunuz, gericiliğin merkezi olur Güneydoğu... İran’ın çabaları var. İslamcı hareketi alternatif olarak geliştirmek istiyorlar. Hizbullah’ı asıl geliştiren JİTEM değil, İran’dır.”
Ve şunu ekledi Karayılan:
“İran benimle görüştü, Hizbullah’la çatışmamam için...”
İlginç bir gelişme.
Oyun içinde çok oyun var bölgede.
Mesela deniyor ki:
“Kürtler bölgede ‘laik’ bir güç... Bu yüzden Talabani’nin KYP’sine, Barzani’nin KDP’sine ve PKK’ya dönük bölgesel alternatif, İslamcı akımlardır. Eğer bu noktaya dikkat edilmezse, yarın Türkiye’nin güneyinde İran’a dayanan radikal bir Şii kuşağı neden gelişmesin?”

Cemil Bayık’la farkımız yok’
Pat diye sordum Karayılan’a:
“PKK zirvesinde çatlak varmış. Sizinle Başkanlık Divanı üyesi Cemil Bayık anlaşamıyormuş. Siz Kürt sorununun silahsızlandırılmasından, bunun için PKK’nın silah bırakmasından yanaymışsınız... Buna karşılık Cemil Bayık şahin çizgiyi savunuyormuş, TC‘den bir şey çıkmaz diyormuş...”
Beş kişilik PKK Başkanlık Konseyi’nin üç üyesi, Murat Karayılan, Bozan Tekin ve Sozdar Avesta bir an birbirlerine bakıp gülmeye başladılar.
Ben bir kılçık daha attım:
“Geçenlerde Celal Talabani İstanbul’daydı Irak Cumhurbaşkanı olarak. Birkaç Türk gazetecisi dostuyla birlikte yemek yerken de açıldı bu konu...”
Karayılan sordu hemen:
“Talabani de inanıyor mu buna?”
Bilemiyorum dedim.
Karayılan şöyle konuştu:
“Hiçbir görüş ayrılığımız yoktur Cuma arkadaşla. Cemil Bayık’ı biz böyle onun kod adıyla çağırırız. Cuma arkadaşla tam 30 yıldır birlikteyiz, aynı davanın içindeyiz. Farkımız yoktur.”

Bostancı olayının sorumlusu Kandil’de eğitim almış
Murat Karayılan’a ‘Bostancı olayı’nı sordum. Orhan Yılmazkaya isimli lideri polis baskınında ölen Devrimci Karargâh Örgütü’nün PKK ile ilişkisini sordum.
Yanıtının özeti şöyleydi:
“Ben ortaokuldayken Deniz Gezmiş’ten, Başkan da (Öcalan’ı kastediyor, HC) Mahir’den (Çayan) etkilenerek solcu olduk. Bu nedenle solcu örgütleri, kendi idealleri için canını ortaya koymaya hazır olanlara öteden beri sempati duyarız. Bunlar da bize geldiler. Altı ay kadar kaldılar. Şeyh Bedrettin’lerden, Deniz’lerden, Mahir’lerden geldiklerini söylediler.
Kendilerine askeri eğitim verdik, gittiler. Ama halka dayanmıyorlar, onun için yöntemleri doğru denemezdi. Hele öyle bir yere bu kadar cephane yığmak, olacak şey değil.”
İlginçti.
İstanbul’dan Kandil’e dağa geliyorlar, solcu olduklarını söylüyorlar, PKK’dan askeri eğitim alıp geri dönüyorlardı. Murat Karayılan’ın bunu bu kadar açık anlatabilmesinin ardındaki gerçek açıktı. Mesaj Ankara’ya, devlete yönelikti.
Kuzey Irak notlarının sekizincisi yarın Kandil Dağı ve Murat Karayılan izlenimleriyle devam edecek.
Hasan Cemal, Milliyet, 8 Mayıs 2009

7.5.09

Karayılan: Erdoğan AB’yi okuyamıyor

Karayılan Avrupa Birliği’ni, özellikle Fransa’yla Almanya’yı eleştiriyor. Her iki ülkenin de Türkiye’yi AB’de görmek istemediklerini söylüyor; bu nedenle bu ülkelerin Kürt sorununda çözümsüzlüğe oynadıklarını belirtiyor. Karayılan, “Bu sorun çözülmeyince, çatışma devam edince, bu ülkelerin sana karşı söyleyecekleri bin türlü
lafı olacak seni AB’ye sokmamak için. İnsan hakları diyecekler, bin türlü şey diyecekler. Bu durumu okuyamıyor Türkiye...” diyor. Obama’nın liderliğindeki ABD için ise, ‘Obama da Bush gibi mi yapacak, yani çözümsüzlüğe mi oynayacak? Emin değilim. Keşke siyasi çözümü içtenlikle istese Obama Amerikası... Ne yapacak, kestiremiyorum. Çözüme büyük katkısı olur Amerika’nın...” diye konuşuyor

KANDİL DAĞI, Kuzey Irak
PKK’nın bir numarası Murat Karayılan 1956’da Suriye sınırında bir köyde doğmuş. Gaziantep Makine Yüksek Okulu’nu bitirmiş. 1970’lerin başında, daha ortaokul sıralarındayken 12 Mart döneminde Deniz Gezmiş’lerden etkilenip ‘solcu’ olmuş...
O yılları anarken ekliyor:
“Sonra da Kürt sorununu kucağımızda bulduk.”
Kandil Dağı’nın eteklerindeki iki odalı köy evindeki dört saatlik sohbetimizde sordum:
“Başbakan Erdoğan hükümetine bir çağrınız varsa, bunu bir, iki, üç, dört diye satırbaşlarıyla nasıl özetlersiniz?”
Durdu, bir süre konuşmadı.
PKK’nın beş kişilik Başkanlık Konseyi üyeleri Bozan Tekin ve Sozdar Avesta’yla göz göze geldi. Biraz başka konulara değindi. Kafasında evirip çevirecek kadar zaman kazandıktan sonra tane tane konuşmaya başladı Karayılan.
Not defterimden aktarıyorum:
“(1) Hükümet, sorunu yeniden askere havale etmesin. Kürt sorununda silahları devre dışı bırakabiliriz. Devlet de anlayış göstermeli.
(2) Askerde eskiye göre biraz daha farklılık var, değişiklik var. Ama buna karşılık siyaset eksiği var, liderlik eksiği var.
(3) Hükümet bir açılım yaparsa, biz de gerekeni yaparız. Keşke bir adım atılsa...

‘DTP’ye yapılan siyasi katliam’
(4) Bizim sorumlu bir duruşumuz var. Başkanımız halen hapistedir. 4 bin PKK’lı da hapistedir, bunu unutmayın.
(5) Biz yerel seçimlerle birlikte bir yumuşama beklerken, tam tersi oldu. DTP’ye dönük operasyon, bastırma başladı. Bu bir ‘siyasal katliam’dır. Olmaz böyle şey. Oysa, biz yumuşama beklentisiyle 1 Haziran’a kadar uzattık eylemsizliği, ateşkesi... 29 Mart seçimlerinin mesajı demokrasidir.
(6) Başbuğ, PKK’yı bitirmek için bu yılın bir şans olduğunu söylüyor. ‘Uluslararası konjonktür de müsait PKK’yı bitirmek için’ demek, gerçekleri görmemektir. Biz siyaset diyoruz. Bakın, 1999 şokunu, (Öcalan’ın yakalanması, HC) yaşayan bir PKK bir daha bitmez. PKK hem dağa dayanır, hem kitleye dayanır çünkü... (Biraz durup devam ediyor) Ne yani şimdi Amerika gelip bizi dağda mı bitirecek?

Empati, evet biraz empati...’
(7) Kürtleri asimile etmeye dönük politikalar başarılı olmadı. PKK’yı bitirmeye dönük politikalar başarılı olmadı. Bitmedi PKK...
(8) Şimdi siyasal çözüm şansı vardır, koşullar olgunlaşmıştır. Bu fırsatı kaçırmayalım. Yeni bir savaş süreci açılmasın, barış süreci açılsın. Batı’daki, bölgedeki bazı ülkelerin Kürt sorununda çözümsüzlüğe oynayan politikaları Türkiye’nin zararınadır. Kürt sorununu çözen bir Türkiye, bölgede lider olur. Bunun için toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır.
(9) Hani ne diyorlar, empati... Evet biraz empati! Artık ne asker ölsün, ne biz ölelim.
(10) Uzattığımız el havada kalmasın!”
Karayılan’ın çağrısı böyle.
Ankara’ya bu çağrısını özetlerken bir ara Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un son basın toplantısına değindi. Dağda, televizyondan dikkatle izlemişler toplantıyı. Bu arada biraz da alaylı bir dille dedi ki:
“Başbuğ bizi de insandan saydı. Hani, ‘Terörist de insandır!’ dedi ya...”
Murat Karayılan’ı dinlerken defterimin bir kenarına not ediyorum. PKK’nın bir numarası her seferinde, “Kürt sorunu bizden sorulur; bu sorun çözülecekse, ancak bizimle çözülür” demeye getiriyor.
PKK ile Kürt sorununu özdeş kılan bu söylem, “PKK’nın üstüne gelmek, PKK’yı dışlamak, Kürt sorununda çözümsüzlüğe oynamaktır” diye ifade edilebilir.

Fransa ve Almanya çözümsüzlüğe oynuyor
Karayılan bu bakış açısından hareketle Avrupa Birliği’ni, özellikle Fransa’yla Almanya’yı eleştiriyor. Her iki ülkenin de Türkiye’yi AB’de görmek istemediklerini söylüyor; bu nedenle bu ülkelerin Kürt sorununda çözümsüzlüğe oynadıklarını belirtiyor.
Bu durumu, Türkiye’de siyasetin, Başbakan Erdoğan’ın okuyamadığı kanısında Murat Karayılan.
Şöyle diyor:
“Fransa’sı, Almanya’sı seni Avrupa Birliği’nde görmek istemiyor. Onun için de Kürt sorunu çözülsün istemiyorlar. Bu sorun çözülmeyince, çatışma devam edince, bu ülkelerin sana karşı söyleyecekleri bin türlü lafı olacak seni AB’ye sokmamak için. İnsan hakları diyecekler, bin türlü şey diyecekler. Bu durumu okuyamıyor Türkiye...”
AB böyleyse, ABD nasıl?

Obama’nın ne yapacağını kestiremiyorum
Karayılan şöyle dedi:
“Şimdi Başkan Obama ne yapacak? Başkan Bush Amerika’sı da Kürt sorununda çözümsüzlüğe oynadı. Aslında Lozan’dan beri Kürt sorununda çözümsüzlük siyaseti sürüyor Amerika’nın. Bunu Türkiye’ye karşı bir koz olarak tutuyor. Örneğin İsrail’in de işine geliyor çözümsüzlük hali. Böylece Türkiye’nin İsrail’e ihtiyacı olacak, İsrail’in Heron uçaklarına Türkiye’nin ihtiyacı olacak, (Türkiye’nin İsrail’den satın aldığı pilotsuz keşif uçakları, Kandil’in tepesinde uçarak PKK hedefleri saptıyor, HC). Bölgede İran da istemez Kürt sorununun çözümünü, benzer nedenlerle... Hepsi çözümsüzlüğe oynarlar Kürt sorununda...”
“Obama Amerika’sı ne yapacak?”
“Emin değilim. Obama da Bush gibi mi yapacak, yani çözümsüzlüğe mi oynayacak? Keşke siyasi çözümü içtenlikle istese Obama Amerika’sı... Ne yapacak, kestiremiyorum. Çözüme büyük katkısı olur Amerika’nın...”
Şunu da ekliyor bu arada:
“Bu sorunu biz bize çözelim. Gerçek bir liderle Türkiye’nin bu sorunu 24 saatte çözülür.”

‘Bir zamanlar Kürtçe bile yasaktı’
Karayılan’a iki soru sordum.
Birincisi özetle şuydu:
“PKK 1984’te Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla silahlı mücadele başlatmamış olsaydı, bu kadar kan ve gözyaşı akmamış olsaydı, Kürt siyasal hareketi barışçı yöntemlerle bugün çok daha güçlü olmaz mıydı?”
Karayılan’ın yanıtı:
“Hayır olmazdı. Büyük ihtimalle biterdi Kürtler... Unutmayın bir zamanlar evde bile Kürtçe konuşmak yasaktı. İnsanlar kendi evinde bile Kürtçe konuşmaya korkardı.
Silahlı isyan büyük yıkıntılara, üzüntülere yol açtı ama bu süreçtir, Kürt gerçeğini Türkiye’de sahneye çıkaran... Bugün aramız olmasa da, İsmail Beşikçi Hoca, Şemdinli ve Eruh’la başlayan süreç için, ‘Kürt teslimiyetçiliğine sıkılan kurşundur’ der.”

‘Önkoşulsuz silah bırakırsak her şey beter olur’
İkinci sorum şuydu:
“PKK bugün önkoşulsuz, her hangi bir koşul öne sürmeksizin silah bıraksa, dağdan inse, Kürtler için daha iyi olmaz mı, Kürt siyasal hareketi daha güçlenmez mi?”
Murat Karayılan’ın cevabı:
“Sanmıyorum. Bakın, DTP bu kadar oy aldı, Meclis’e girdi. Başbakan elini uzatmıyor DTP’ye, Başbuğ tanımadığını söylüyor. Bu arada Başbuğ, bireysel kültürel haklara taraftar olduklarını, kolektif haklara karşı çıktıklarını söyledi. Biz şimdi hiçbir şey olmadan silah bıraksak, her şey çok daha beter olur bizim açımızdan...”
Kuzey Irak notlarının yedincisi, Murat Karayılan’la dört saatlik Kandil görüşmesinin dördüncüsü yarına...
Dünkü yazımın sonunda duyurduğum bazı konuları, Fethullahçılar’la, İran ve Hizbullah’la PKK ilişkilerini, PKK’nın tepesinde Karayılan-Bayık çatlağı var mı yok mu sorusunu, Bostancı olayıyla PKK’nın ilintisini yarına bırakıyorum.
Hasan Cemal, Milliyet, 7 Mayıs Perşembe 2009