Ahmet Hakan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Hakan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.9.16

Ahmet Altan'ın gözaltına alınması için ne diyorum?

Türkan Saylan'ın evi polisler tarafından basıldığında Ahmet Altan, Taraf gazetesinde "Direk ve kıymık" başlıklı bir yazı yazmıştı. Madem Ahmet Altan gözaltına alındı... O zaman benzer bir "Direk ve kıymık" yazısı yazmanın tam zamanı...
 
AHMET ALTAN, TÜRKAN SAYLAN İÇİN BU YAZIYI YAZMIŞTI
İşte Ahmet Altan’ın ‘Direk ve kıymık’ yazısı

Şimdi ortada adına Ergenekon denilen kocaman bir direk var.

Bir de bu direğin üstündeki kıymıklar.
Türkan Saylan’ın görüntüsü bir kıymıktı.

İşin özü değil, “görüntüsüydü” insanın gözüne batan.

Cüzam konusunda büyük mücadeleler vermiş hasta bir kadının evinin aranması, görüntüsüyle insanı rahatsız ediyordu.

Böyle bir şey olmasın istiyordunuz.

Ama özüne baktığınızda, hukuksuz bir iş olmadığını görüyordunuz.

Türkan Saylan’ın yönetimindeki kuruluş, çocukları fişliyor, üstelik darbeci kuruluşlarla da ciddi ilişkileri bulunuyor.

Öyle bir yer ve o yerin yöneticisinin evi aranır.

Ama “görüntü” insanın içini sızlatıyor, sızlatmaması da mümkün değil.

Değil de, hayat da sadece “görüntü” değil, o görüntünün arka planına bakmalı.

Orada bir haksızlığa ve hukuksuzluğa rastlamıyorsunuz.



BEN DE AYNI YAZIYI AHMET ALTAN’A UYARLIYORUM
Bu da Ahmet Altan için ‘Direk ve kıymık’ yazısı

ŞİMDİ ortada 240 kişinin katledilmesine yol açan 15 Temmuz adlı kocaman bir direk var.

Bir de bu direğin üstündeki kıymıklar...

Ahmet Altan’ın gözaltına alınması bir kıymıktır.

İşin özü değil, “görüntüsüdür” insanın gözüne batan.

Romancılığa da heves etmiş ileri yaşlardaki bir gazetecinin kardeşiyle birlikte gözaltına alınması, insanı tabii ki rahatsız eder.

Böyle bir şey olmasın istersiniz.

Ama özüne baktığınızda, hukuksuz bir iş olmadığını da görürsünüz.

Ahmet Altan’ın çıkardığı gazete kumpaslara imza atmış, üstelik çıkardığı gazetenin FETÖ’cü yapılarla ciddi ilişkileri var.

Böyle bir kişi tabii ki gözaltına alınır.

Ama “görüntü” insanın içini sızlatıyor, sızlatmaması da mümkün değil.

Değil de, hayat da sadece “görüntü” değil, o görüntünün arka planına bakmalı.

Orada bir haksızlığa ve hukuksuzluğa rastlamıyorsunuz.
Ahmet Hakan, Hürriyet. 11.09.2016 Pazar

12.5.16

Sırat Köprüsü'nde hamal olacaksın Ahmet Altan

ELİNE kan bulaştı Ahmet Altan. Hiç laga luga yapma, bu kanı temizleyeceksin.
Öyle çok zor da değil bu kanı temizlemek.
Bir küçük özür bile kurtarır.
Aslında sen çok güzel, çok harika, çok yaltaklanarak özür dilersin.
Hatırlıyor musun?

Hükümet ile Cemaat’in bu ülkeye ortaklaşa egemen olduğu günlerde Fethullah Gülen’le ilgili yaptığın küçücük, minicik ve önemsiz bir hata nedeniyle nasıl da yaltaklanarak, nasıl da bin bir temennayla özürler dilemiştin.

Fethullah Gülen’den özür dilerken şunları yazmıştın:

Kaş yaparken gözü lobuyla beraber çıkarıp aldım. Mahcup oldum ki mahcubiyet çok harika bir duygu değildir.

Bu hatadan dolayı kendisine borçlandım. Bu dünyada ödeyebileceğim kefaret özür dilemek.

Ama ahirette ayrı ayrı bölümlerde ikamet edecek olsak da ben kendisini kabul ederlerse Sırat Köprüsü’nde sırtımda taşırım. Umarım böylece ödeşiriz.

Küçücük, minicik ve önemsiz bir hata için bile dilediğin şu özre bak!
“Aman Hocam, gel seni Sırat Köprüsü’nde sırtımda taşıyayım” demeler...“
Yaman Hocam, bilmem beni affedebilecek misin” diye yaltaklanmalar...
Fethullah Gülen’i sırtına alıp Sırat Köprüsü’nde taşıyacağını söyleyen sen, sıra öldürdüğün Kuddusi Okkır’a, intihar ettirdiğin Ali Tatar’a, iftira attığın Nedim Şener ve Ahmet Şık’a, hayatını karattığın Mehmet Ali Çelebi’ye, yapmadığını bırakmadığın Dursun Çiçek’e gelince...
Bırak özrü, bırak nedameti, bırak mahcubiyeti, en küçük bir yüz kızarıklığı bile yaşamıyorsun.
Çünkü biliyorsun ki...
Eğer yüzünü azıcık da olsa kızartırsan...
Günah defterinin açılması kaçınılmaz olacak.
Çirkefleşerek, adileşerek, müptezelleşerek, seviyesizleşerek ve bana saldırarak durumu geçiştirmeye çalışmanın tek makul açıklaması bu.
Ama yağma yok!
Ahdettim!
Sana özür dileteceğim.
Belki Fethullah Gülen’den özür dilerken yaltaklandığın gibi yaltaklanmanı sağlayamamam.
Ama hiç değilse bir kuru özrünü alacağım senin.
Hiç kurtuluşun yok.

BAŞBAKAN ADAYLARI BİLE BÖYLE YALAKALIK YAPAMAZ
AHMET Altan’ın yaptığı Tayyip Erdoğan yalakalığının daha mürekkebi bile kurumadı.
Taraf gazetesinde yazdığı başyazılarda Tayyip Erdoğan’a öyle vıcık vıcık yalakalıklar yapıyordu ki...
Bugün Ahmet Davutoğlu’nun yerine başbakan olmak isteyenler bile böyle yalakalık yapmayı beceremezler.
İşte Ahmet Altan’ın Tayyip Erdoğan’a yaptığı yalakalıklardan bir demet:

Başkasını bilmem ama ben Tayyip Erdoğan’ın müthiş girişimini, olağanüstü cesur liderliğini, vizyonunu hayranlıkla selamlayıp bütün gücümle destekliyorum.

Tayyip Erdoğan, ona her zaman yakıştığını düşündüğüm biçimde şövalyece davrandı ve bize çok önemli bir gerçeği gösterdi.

Eğer bu ülkede küçük bir çocuğun başı derde girerse, bu ülkede o çocuğun yardımına koşacak bir başbakan var. Bu benim için de ülke için de çok büyük güvence.

Tayyip Erdoğan sadece Türkiye’deki savaşı durdurmadı, Davutoğlu’nun da büyük katkılarıyla bütün bölgeye barış getirecek açılımlar yaptı.

Tayyip Erdoğan’ın kalibresine sahip kim var bu ülkede? Onun cesaretine ve vizyonuna sahip kim var? Kimse yok. Erdoğan, Türkiye’de rakipsiz...

Düne kadar bunları yazan Ahmet Altan, bugün tam tersi şeyler yazıyor.
Daha düne kadar...
Vizyonuna hayran kaldığı, cesur liderliğine şapka çıkardığı, kalibresine yaltaklandığı, rakipsizliği karşısında önüne yattığı Tayyip Erdoğan için...
Bugün ağzını her açtığında “diktatör”, ağzını her kapattığında “diktatör” diyor.
Ve bu denli yanıldığı, bu denli öngörüsüz olduğu, bu denli avanak olduğu, bu denli isabetsiz teşhislerde bulunduğu, bu denli muazzam bir batış yaşadığı halde...
Bugün hâlâ çıkıp üst perdeden yazılar yazarak...
Tayyip Erdoğan’a karşı nasıl mücadele etmemiz gerektiği konusunda hepimize akıl vermeye kalkışıyor.
Ve hiç kimse de kendisine “Hadi oradan be, dünün yalakası” demiyor.
Ki işte bu yüzden bu ülkede Ahmet Altan hâlâ adamdan ve aydından sayılıyor.
Ahmet Hakan, Hürriyet, 12.05.2016

17.9.15

Türkiye dindarlaşmıyor aksine dinden uzaklaşıyor


Genç akademisyen Volkan Ertit, Türkiye'nin dindarlaşmadığını, dinden uzaklaştığını öne sürüyor.
"Neye göre?" diye sorduğunuzda ise cevabı hazır: "11 kritere göre." İşte Volkan Ertit'in 11 kriteri...




Yeni kuşaklar dine ilgisini kaybetti

-KRİTER BİR: Türkiye muhafazakârlaşıyorsa... Yeni kuşakların, eski kuşaklardan daha dindar olması gerekir.
VOLKAN ERTİT: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Sinan Yılmaz'ın 2 bin 790 aileyle yaptığı bir doktora çalışması var. Bu çalışmaya göre Türkiye'de ailelerin yüzde 87'si yeni kuşakların din konusuna ilgisinin azaldığını, Batılı değerlerden etkilendiklerini söylüyor. 2 bin 790 aileyle yapılan bir çalışma bu. Bu kadar aileye gerek yok aslında. 50 aile ile araştırma yapılsın, o araştırmada yeni kuşakların hayatına dinin daha fazla dokunduğu ispatlansın, ben görüşümü revize etmeye hazırım.


Eşcinseller ramazanda yürüyüş yapabiliyor
 
-KRİTER İKİ: Türkiye dindarlaşıyorsa... Eşcinselliğin görünürlüğünde azalma olması gerekir.
VOLKAN ERTİT: 1993 yılında Türkiye'de ilk kez "Onur Yürüyüşü" düzenlenmek istendiğinde yurtdışından gelen misafirler havalimanında tutulup geri gönderilmişti. Törenler iptal edilmişti. O dönem laiklik hassasiyeti çok yüksek bir gazetede bir yazar homoseksüelliği sapıklık olarak takdim etmişti. 2003/2004 yıllarında Türkiye'de ilk kez "Onur Yürüyüşü", 15/20 kişiyle gerçekleşti. Geliyoruz günümüze: 40 bin kişi, ramazan ayında İstanbul'un göbeğinde yürüyor. Bu yıl İstanbul'daki yürüyüşe toplum değil, polis müdahale etti. Ama yürüyüş, akşam yine de yapıldı.


Evlilik öncesi flörtte çok ciddi bir artış var

-KRİTER ÜÇ: Türkiye muhafazakârlaşıyorsa... Evlilik öncesi flört sayısında azalma olması gerekir.
VOLKAN ERTİT: Geçmişten bugüne evlilik öncesi flört sayısında azalma mı var, artmama mı var? Çok ciddi bir artış var. Nereden biliyoruz? 12 lise öğretmeniyle derinlemesine görüşme yaptım. Öğrenciler birbirlerinin evlerine gidiyorlar. WhatsApp'tan birbirlerine çıplak fotoğraflar gönderiyorlar. Okullarda öpüşen öğrencilerden söz ediliyor. 1995'ten önce flört haberleşmeleri için tek imkân ev telefonlarıydı. Çok tehlikeliydi ev telefonları. Ya kızın babası evdeyse? Kızın kalbi güm güm atardı. Şimdi kızlar, babalarıyla yemek masasında cep telefonlarıyla sevgilileriyle mesajlaşıyorlar.


Artık gençler arasında cinsel ilişki daha fazla

-KRİTER DÖRT: Türkiye muhafazakârlaşıyorsa... Evlilik öncesi ya da evlilik dışı cinsel ilişki sayısında azalış gerçekleşmesi gerekir.
VOLKAN ERTİT: Üniversitelerde yapılan yüksek lisans ve doktora çalışmaları, Türkiye'de yeni kuşakların, eski kuşaklara göre evlilik öncesi cinsel ilişkiye çok daha açık olduğunu gösteriyor. Popüler örnek verelim: Arda Turan Türkiye'nin en saygı duyulan, en sevilen futbolcusu... Bu yaz ben Arda Turan'ın tatil hikâyelerini okumak zorunda kaldım gazetelerde. Sevgilisiyle beraber tatil yapan Arda, evli değildi ama onu kimse yadırgamadı. Türkiye toplumu farkında olmadan bunu içselleştirmeye başlamış durumda.  


Nerede o eski 'Teksoy Görevde'ler falan

-KRİTER BEŞ: Doğaüstü güçlere olan inançlarda artış yaşanması gerekir.
VOLKAN ERTİT: Benim sekülerleşme paradigmam sadece İslam'la ilgili değil, fizikötesi güçlerle de ilgili. Eğer bir toplum daha fazla dindarlaşıyorsa... Sadece kurumsal dinler değil, doğaüstü güçlerin de bu topluma daha çok etki edebilmesi gerekir. 1990'larda "Teksoy Görevde" türü programlar vardı. Bu programlarda "üzerinde Allah yazan koyun", "gaipten gelen taşlar" gibi doğaüstü konular işlenir ve çok ilgi görürdü. Bugün bu tür bir program, Twitter'da, Facebook'ta ancak dalga geçme konusu yapılır. Gerçi astrolojiye, fala, medyumlara özel bir ilgi var ama onların gündelik hayata hiçbir etkisi yok.


Alevilik ve Sünnilik belirleyici kimlik değil


-KRİTER ALTI: Farklı inanç grupları arasındaki evliliklerde azalış meydana gelmesi gerekir.
VOLKAN ERTİT: Bugün Türkiye'de Alevi–Sünni evlilikleri artmış durumda, arkadaşlıklar artmış durumda. Eğitimin artması, kentleşme oranının yükselmesi sonucu Sünnilik ve Alevilik, en azından geçmişe göre daha az belirleyici kimlik olmaktan çıkmış durumda. 


Erkek de kadın da vücut hatlarını gösteriyor

-KRİTER YEDİ: Vücut hatlarının belli olmayacağı şekilde kıyafetlerin tercih edilmesi gerekir.
VOLKAN ERTİT: Hem muhafazakâr cenah hem de seküler cenahta kadınlar, annelerine kıyasla vücut hatlarını ortaya çıkaran kıyafetleri tercih ediyorlar. Sadece kadınlar mı? Erkekler de öyle. Onlar da vücut hatlarını gösteriyorlar.


Dinin prestijinde azalma var

-KRİTER SEKİZ: Dinin toplumsal alandaki prestijinde ve gücünde artış olması gerekir.
VOLKAN ERTİT: Eğer bir toplumda muhafazakârlık artıyorsa... Din adamlarının prestijinin artması gerekir. Bakalım imamların durumuna. İmamlar eskiden köyde sözünün üstüne söz söylenmeyen kişilerdi. Her konuda yönlendiriciydiler. Sağlık, ekonomi falan. Yüzde seksenin kentlerde yaşamaya başlamasıyla birlikte imamlara fikir danışan kalmadı. Artık imamların cevap verdikleri konulara uzmanlar yanıt veriyor.


Medya gitgide daha az muhafazakâr

-KRİTER DOKUZ: Medya dilinin muhafazakârlaşması gerekir.
VOLKAN ERTİT: Bir gazetede liseli gençlere ve evli olmayan çiftlere mesaj üzerinden nasıl seks yapılacağı anlatılıyor. Bir yazar, bir Yunan adasında gördüğü grup seksi okuyucularıyla paylaşıyor. Şimdi şöyle bir soruyu sorma hakkım var benim: Ana akım medyada bundan 30 sene, 20 sene önce bunlar olur muydu? Popüler TV programlarına bakalım: Milyonlar tarafından izlenen prime time'da yayınlanan "Çok Güzel Hareketler Bunlar", "Güldür Güldür Şov", "Bir Kadın Bir Erkek" gibi hard seküler hayatların en normal hayatlar olduğu yansıtılıyor.


Referanslar dinden değil

-KRİTER ON: Medya dilinin muhafazakârlaşması gerekir.
VOLKAN ERTİT: Eğer dindar bir toplumda kürtaj tartışılıyorsa, içki tartışılıyorsa... Topluma "Din bunu yasaklıyor" dersiniz ve konu kapanır. Ama Türkiye'de siyasiler, buna Erdoğan da dahil, bu konularda Kuran'ı değil, İslam'ı değil seküler referansları kullanıyorlar. İnsan hakları diyorlar, sağlık diyorlar. Şunu sormak istiyorum: Madem toplum dindarlaştı, o halde neden dini referanslar bir tarafa itiliyor da seküler referanslar kullanılıyor?


Yeni nesiller bambaşka

-KRİTER ON BİR: "Kutsal"ların günlük pratiklere olan etkisinin artması gerekir.
VOLKAN ERTİT: Türkiye toplumunda kutsallar geçmişe nazaran daha az hayata dokunuyorlar. Dindarlar bunun farkında. Sekülerler hikâyenin farkında değiller. Muhafazakârlar çok mutsuzlar. Diyanet İşleri Başkanı, bu yaşanan dönüşümün adını koydu. Dedi ki: "Bugünkü gençlik, bir nesil öncesinin dünyasını kendisi için dar görüyor ve kabul edilemez buluyor. Bunu dikkate alarak yeni bir dil ve üslup üzerine çalışmak zorundayız". Yeni neslin kendileri gibi konuşmadığının Diyanet İşleri Başkanı farkında... İslam dünyasında birey olmaya düşkün, özgürlüğüne düşkün bir gençlikle karşı karşıyayız. Muhafazakârlaşan ve dindarlaşan bir toplumda Diyanet İşleri Başkanı, bunları söylemez.


'Hayvan gibi İranlaşmak'

VOLKAN Ertit anlatıyor:
-Fransa'dan döndüm. ODTÜ'ye müracaat ettim. Dedim ki: "Merhaba. Ben Türkiye toplumunda dinin gün geçtikçe prestijinin ve gücünün azaldığını düşünüyorum. Doktora tezimde bunun ardındaki sebepleri çalışmak istiyorum."
-Bir profesör, bana aynen şöyle dedi: "Türkiye toplumu kış uykusuna yatmış bir hayvan gibi her geçen gün İranlaşırken siz nasıl böyle bir tezi ileri sürebilirsiniz?"
-Ve ben doktoraya kabul
edilmedim.
-Hollanda'daki bir hoca, beni ciddiye aldı ve kabul etti. İki ya da üç ay sonra savunmamı yapıp bu konuyla ilgili doktoramı vereceğim.


Ne yani? AK Parti'nin hiç mi etkisi yok?

HERKES "Türkiye muhafazakârlaşıyor, AK Parti Türkiye'yi her geçen gün daha da dindarlaştırıyor" derken... Siz Türkiye'nin dindarlaşmadığını söylüyorsunuz. Bu derin çelişki hakkında ne diyeceksiniz?
VOLKAN ERTİT: Yüksek hızlı trende içki satılmasının yasaklanması, zinanın yasaklanmak istenmesi, kızlı-erkekli ev tartışması, dindar nesil yetiştireceğiz söylemi... Bütün bunlar devlet ve din arasındaki ilişkilerle ilgili. Ben din ve toplum arasındaki ilişkiden söz ediyorum. Toplum dindarlaşmıyor, siyasi arena dindarlaşıyor. İkisi farklı şeyler.

*

Başörtülülerin sayısı artıyor, cuma namazları dolup taşıyor... Bunlar toplumdaki dindarlaşmaya işaret etmez mi?
VOLKAN ERTİT: Başörtülü sayısı Türkiye'de artmıyor, aksine azalıyor. Sokağa çıkın. Genç kızlara ve annelerine bakın. Anneler mi daha çok başörtülü, genç kızlar mı? Eğer genç kızlar başörtülüyse... Başörtülü sayısı yeni nesillerde artıyor diyebiliriz. Ama böyle bir durum yok.


Dindar bir nesil yetişemez mi?

İMAM hatipler artıyor. TÜRGEV gibi vakıflar ağırlık kazanıyor. Gelecekte dindar bir toplumun çıkmasına yol açmaz mı bu çabalar?
VOLKAN ERTİT: İmam hatip, fazladan altı saat din dersi alan, bununla beraber seküler okulların her şeyini alan okullardır. İmam hatipteki gençler de çok ciddi anlamda sekülerleşmiş, cinselliğin de içinde olduğu dünyalarının parçası haline gelmiş durumdalar.

*

Nesillere yönelik yatırımın bir sonuç vermeyeceğini mi düşünüyorsunuz?
VOLKAN ERTİT: Bilimsel gelişmeler, kapitalizm ve kentleşme bir toplumda var ise o topumun değiştirilmesi çok zor. Kemalistler 90 sene boyunca bunu yapmaya çalıştılar, olmadı. Çünkü bu işler yukarıdan dayatmayla olmaz.

*

Eğer toplum sekülerleşiyorsa... AK Parti'nin oyları neden hâlâ yüzde 40'larda?
VOLKAN ERTİT: Seçmen davranışları, bir partinin sadece dinle kurduğu ilişki üzerinden değerlendirilemez. Siyasette din dışındaki farklı dinamiklerin etkileri olduğunu unutmayalım.
Ahmet Hakan, Hürriyet, 16.09.2015

16.7.10

YARSAV diyor ki: Biz özgürlükçüyüz

“Bİr ‘hayırcı’dan ‘evetçi’ye 9 öğüt” başlıklı yazımdaki öğütlerden biri şuydu: “Bazen bir ‘hayırcı’, bin ‘evetçi’den daha özgürlükçü olabilir... Her gördüğün ‘hayırcı’yı, YARSAV’cı falan sanma...”
İşte bu cümleye YARSAV Yönetim Kurulu Başkanı Emine Ülker Tarhan’dan bir açıklama geldi. İşte o açıklama:

* * *

“Sayın Ahmet Hakan... Darbe anayasasının yarı bağımlı hale getirdiği ülkemiz yargısının, iktidar partisine tam bağımlı bir yargı haline getirilmesine itiraz etmek midir özgürlük karşıtlığı? Yapılmak istenenin darbe ruhuna sadakat olduğunu düşünmek ve ifade etmek midir özgürlük karşıtlığı?
Bunu okurlarınıza açıklarsanız memnun olurum.
Sözde özgürlük getiriyorum diyerek yargıyı yürütmeye bağlayıp hizaya çekmeye karşı çıkmak... Memurlara toplusözleşme adı altında aslında ebedi grev yasağı getirmeye itiraz etmek... Olanakları kısıtlı emekçilerin, sendikaları yoluyla yargıya başvurmasını engellemeye hayır demek... Grevden doğan zararların sendikaya değil işçiye ödetilerek grev kırıcılığı yapılmasını istememek... İktidar partisini koruma altına alıp dokunulmazlara hiç dokunmamak kararlılığı sergilenerek askeri darbe anayasası üzerine kaçak kat çıkmaya çalışanlara karşı durmak...
Sizce özgürlükçü olmamakla eşdeğer mi?
Eğer böyleyse bence bu sadece sizin yanlış değerlendirmenizdir.
Biz demokrasiyi, özgürlükleri yok etmek için bir araç olarak kullanmak isteyenleri tanıyor ve biliyoruz.
Mücadelemiz bunlarladır. Mücadelemiz özgürlük adınadır.
Dileğimiz, ülkemiz demokratlarının bu mücadeleye sahip çıkamıyorlarsa da en azından saygı duymalarıdır. Başarı ve iyi dileklerimle.”
Ahmet Hakan, Hürriyet, 16 Temmuz 2010

29.3.10

Mardin Fetvası’na dair alaycı bir yazı

BUNDAN 7 asır evvel...
Mardin denilen vilayet, Moğollar denilen bir kavmin işgaline maruz kalmış...
Zavallı Mardin ahalisi, saldırı karşısında hemen devrin büyük alimi İbn-i Teymiyye Hazretleri’ne koşup, “Hoca efendi... Hoca efendi... Bize bir fetva ver... Teslim mi olalım yoksa Moğol kafirine kılıç mı üşürelim?”
İbn-i Teymiyye hemen fetvayı vermiş:
“Allah rızası için düşmanın üzerine kılıç vurula...”

* * *

Ve 7 asır sonra...
El Kaide denilen bir örgüt çıkıp ABD’yi tarumar edince...
Afganistan’da kendilerine Taliban denilen adamlar, tüfeklerini alıp dağa çıkınca...
Irak’ta bazı kendini bilmezler, ABD güçlerini “hoş geldin demokrasi” diye karşılamak yerine bomba patlatınca...
Müslüman beldelerde “cihat” adı altında anti-Batı rüzgarlar esmeye başlayınca...
“Sivri zekâlı” Batılıları almış mı bir telaş!
“Acaba bu Müslümanların yaramazlık yapmalarının sebebi ne ola ki?” diye başlamışlar araştırıp sorgulamaya...

* * *

“Yaramazlık sebebi” olarak bula bula 7 asır evvel İbn-i Teymiyye’nin verdiği “Allah rızası için düşmanın üzerine kılıç vurula...” şeklindeki fetvayı bulmuşlar.
Ve demişler ki:
“Bütün suç bu fetvadadır... Bu fetva olmasa El Kaide olmazdı... Bu fetva olmasa Irak halkı bize selam dururdu... Bu fetva olmasa dağlarına bahar gelirdi
Afganistan’ın...”
Ve hemen...
Mardin’de bir konferans düzenlemeye karar vermişler...
Müslüman alimleri bir araya getirmişler...
Ve 7 asır önce verilen o fetvanın, 7 asır sonra aynı yerde “geçersiz” ilan edilmesine karar kılmışlar.
Yorgan gidince kavga da biter hesabı...
Fetva ortadan kalkınca, yaramazlığın da ortadan kalkacağına iman etmişler.

* * *

Sayın seyirciler...
Bakmayın siz benim “alaycı” bir dil kullandığıma...
Birkaç gündür gazetelerde çıkan “Mardin Fetvası” konulu haberleri okuyunca, anlattıklarımın baştan sona doğru olduğunu görürsünüz.
Ve benim şu türden bir “İstanbul Fetvası” vermemi anlayışla karşılarsınız:
“Batı’nın sivri zekâlısı ile Doğu’nun sivri zekalısı arasında soğan zarı kadar bile fark yoktur.”
Ahmet Hakan, Hürriyet, 29 Mart 2010

7.11.08

Obama Başkan

Bir Ev Zencisi: Obama

MALCOLM X’i bilir misiniz?

Amerika’nın en deli fişek zencisiydi Malcolm X...
Hitabeti bir öfke sanatı olarak değil, kurşun sıkma sanatı olarak kullanırdı...
"Amerikan rüyası" demez, "Amerikan kábusu" derdi...
"Beyaz adam"la asla uzlaşmaz, uzlaşan zencilere de öfke duyardı...
Harlem sokaklarındaki zenci çocukların adamıydı...
Georgia’da pamuk tarlalarında çalıştırılan yoksul zencilerin adamıydı...
New York’ta zencilerin yaptıkları ilk gururlu ve delikanlı eylemi o örgütlemişti...
Günlerden bir gün...
Liderinin karıya kıza sarkan aşağılık bir adam olduğunu fark etti...
"Yapsa da liderimizdir" falan diyerek alçalmadı...
Fırlatıp attı adamı, bütün ilişkisini kesti...
Sonra?
Mekke’ye gitti, "hacı" oldu...
Ve sene 1964...
Bir konferans sırasında 16 kurşunla can verdi...
Amerika’nın bütün zencilerinin kalbine gömüldü...
Öldüğünde meteliksizdi...


* * *

Malcolm X, beyazlarla uzlaşmaya giren zencilerden nefret ederdi...
Bir televizyon programında, kendisini "Çok sertsin... Çok öfkelisin..." diye eleştiren "uzlaşmacı zenci"ye şu unutulmaz cevabı vermişti:
"İki çeşit zenci vardır: Tarla zencisi, ev zencisi...
Ev zencisi, efendisinin gönüllü hizmetçisidir...
Efendisini o kadar benimser ki, efendisi hasta olsa ’Hasta mıyız patron?’ diye sorar...
Efendisinin evinde yangın çıksa, söndürmek için ilk ev zencisi koşar... Efendisinin artıklarını yer, eski elbiselerini giyer...
Tarla zencisi ise efendisine hizmette gönülsüzdür...
Efendisine karşı hep öfkelidir...
Kaytarmaya bayılır...
Bulduğu ilk fırsatta kaçar...
Ben tam bir tarla zencisiyim."


* * *

1964 yılında "tarla zencisi" Malcolm X’i 16 kurşunla delik deşik edip yere seren Amerika, 2008 yılında "ev zencisi" Obama’yı "başkan" yaptı...
Ne dersiniz?
Ne kadar sevinsek az mı?

En fanatik Obamacılar

CENGİZ ÇANDAR
Obama seçilince o kadar sevindi ki, "Çandaroğulları sülalesi"nden geldiğini bilmesek, "Galiba kökeninde Detroit’li bir zenci sülale var" diyeceğiz... Durum şudur: Bir zamanlar Ayetullah Humeyni ile Turgut Özal için yazdığı "şiir gibi", "destan gibi" yazıları şimdi Obama için yazıyor...

HASAN CELAL GÜZEL
28 Şubat’tan sonra "Türkiye’nin Martin Luther King"i olmak için epey çaba sarf eden, hatta bu uğurda Ayaş Cezaevi’nde hapis yatan Güzel, Obama’ya tam destek vererek Martin Luther’e selam sarkıtıyor...

İLTER TÜRKMEN
Geçen salı CNN Türk’te Tarafsız Bölge’de şakayla karışık "en fanatik Obamacı" olduğunu kabul etti... O kadar fanatikti ki, "McCain’in hiç mi iyi tarafı yok?" sorusuna, yine şakayla karışık "Var, karısı çok güzel" yanıtını verdi... Kendisini diğer fanatik Obamacılardan ayıran özelliği ise şu: Fanatizmiyle dalga geçebiliyor...

MEHMET ALTAN
Obama’nın "değişim" sloganına kendisini o kadar kaptırmış ki, "Ne değişimi?" ya da "Obama gelse ne değişecek?" diye mızıkçılık yapanlara, "İkinci Cumhuriyet de neymiş?" diyenlere karşı kullandığı öfkeli üslubu kullanıyor...

YASEMİN ÇONGAR
Obama’nın seçilmesine o kadar sevinmiş ki, "Bugün 23 Nisan / Neşe doluyor insan" tadında, yani "Başkan seçildi Obama / Sevinçten ağladı zenciler bu duruma / Zenci analar ağladı / Zenci bebeler ağladı" havasında bir makale attırmış...
Ahmet Hakan, Hürriyet, 7.11.2008


* * * * * * * *

Obama sadece Obama değildir!

Ne olursa olsun. İster Amerika’nın kendini dünyaya yeniden pazarlama taktiği olsun, ister yeterince siyah olmasın. Ağladın mı ağlamadın mı arkadaş! Filinta gibi siyah derili kardeşimiz kalbimizin tellerini tirim tirim titretmedi mi!
Bir an için ‘Ulan?! Yoksa?!’ diye şöyle en şokellasından bir umut gelip geçmedi mi içinden! Ben buna bakarım. Zira Obama, sadece Obama değildir!
Obama, kendisinin de mükemmelen ifade ettiği üzere, ‘Evet, yapabiliriz!’ duygusudur. Ve sırf bu yüzden Amerikan hegemonyasına karşı yazmadığını bırakmayan, ABD dış politikasına karşı eylemler örgütleyen bir kardeşiniz olarak diyorum ki Obama, Obama’dan fazlasıdır!

Zayıf takımın galibiyeti
O, Kuntakinte’nin zaferidir. O Kenya-spor’un dünyaya gol atmasıdır. Azgelişmiş ülkelerin içli çocukları olarak tuttuğumuz zayıf takımların galip gelmesidir. Kapıcı çocuklarının üniversiteyi bitirip doktor olmasıdır. Obama, zengin kızın fakir oğlanı sevmesidir. Söyleyeceğiniz o çok önemli laf boğazınıza tıkanıp gırtlağınızı acıttığında halden anlayan birinin çıkıp size yardım etmesidir. Obama, apartman çocuklarının topunun patlaması sonunda sokak çocuklarından patlak toplarıyla oynamak için istemesidir. Obama, Münir Özkul’un fabrikatöre ‘Ben Yaşar Usta...’ diye başlayan o repliği söylemesidir:
‘Eğer bu çocukların başına bir şey gelirse, çeker seni vururum, sonra arkama dönüp bakmam bile.’
Obama, siz işten atılırken istifa eden arkadaşlardır. Siz disipline verilirken sizinle birlikte kalkıp suçunuzu paylaşan dostlar. Obama, ‘Olmaz, mümkün değil’ dediğinizde ‘Kaybedecek neyimiz var? Batarsak beraber batarız diyen sevgilinizdir.
Ve bu yüzde işte bu siyah kardeşimiz önceki gece bütün dünyaya sözler verirken gözleriniz öyle dolu dolu izlemiş bulunuyorsunuz. O bol miktarda dişle dolu olan gülümsemesini dünya için iyi bir işaret olarak hissedip içinizden incecik bir tel gibi umudu geçirmiş bulunuyorsunuz.
Hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünseniz bile içinizden böyle bir şey geçmesi yeter. Obama’nın önemi ise şudur:

Küresel iç titreme...
İçinizden geçen bütün her şeyi Kenya’nın bir köyündeki bir kadın, Washington’daki bir adam, Paris’teki bir genç kadın ve Kuala Lumpur’daki bir genç adam da içinden geçirdi. Sizin nasıl gözünüz dolduysa onlar da aynı şekil. Bu, Obama’dır. Obama, sadece Obama değil yarattığı küresel iç titremesidir. Bu da dünyanın başına sık sık gelen bir şey değildir.
Hayatımda ilk kez bir Amerikalının yerinde olmak istedim. Muhtemelen Jessie Jackson gibi zırıl zırıl ağlar, Oprah Winfrey gibi bas bas bağırırdım. Ve en çok ülkeme yeniden inandığım için sevinçten çıldırırdım. Biri gelse. Bu ülkeye de biri gelse ve yeniden inandırsa bizi iyi insanlar olabileceğimize diyorum şimdi. Biri gelse ve biz de desek ki:
‘Evet, yapabiliriz!’
Obama işte dünyaya dalga dalga bu hissin yayılmasıdır. Herkesin kendi ülkesi için o birini atamaya başlamasıdır. Bu siyah kardeşimiz öyle ya da böyle dünyanın vicdanını gıdıklamıştır. Dünyanın bu tarafından ‘Thanks man!’ diyoruz kendisine. Sağ olasın Obama!
Ece Temelkuran, Milliyet, 7 Kasım 2008