mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.11.09

İster gülün ister düşünün!

BUGÜN sizlere Mevlüt Özcan’ın, Milli Gazete’de yayımlanan köşe yazısını aynen aktaracağım.
Amacımın tembellik olmadığını yazıyı okuyunca anlayacaksınız.
Bu yazıyı okurken ben çok güldüm. Eminim ki sizler de güleceksiniz.
Dileyenler de biraz güldükten sonra, hurafelerin dini inanış kılığı altında masum Müslümanlara nasıl dayatıldığını da düşünebilirler. Bilim dışılığın, dünya gerçeklerinden kopukluğun yetkin bir örneği çünkü bu yazı!
Sizi Mevlüt Özcan’ın “İnsanlara domuz eti yedirenlerin akıbeti” başlıklı yazısı ile baş başa bırakıyorum. Yazım hataları da dahil olmak üzere metin üzerinde hiçbir değişiklik yapmadığımı, kısaltmadığımı, aradan bölüm çıkartmadığımı bir kez daha söylemiş olayım:

* * *

Biyolojik olarak insan, ortalama 150 yıl yaşayabilir.
Günümüzde domuz eti ve diğer kısımları yenmiyen yerlerde meselâ, Kafkasya’da 130-150 yaşlarında sihhatli insanlar yaşıyorlar.
Domuz mamullerinde grip virüsünün mevcudiyetinden şüphe yoktur. Günümüzde bu ‘domuz gribi’ olarak çok yaygındır. Kim domuz mamullerini doğrudan veya yiyeceklere katılmış olarak yerse (ki, bunlar her çeşit sucuk, salam ve sosislerde mevcuttur) otomatik olarak grip virüsünü de almış olur. Bu virüs vücutta en müsait olan akciğer dokularına gider ve yerleşir. Orada gelişmesi için müsait bir ortam buluncaya kadar bekler. Meselâ ilkbaharda vitamin eksikliği sebebiyle hastalık çoğalır, grip salgını her tarafta kol gezer.
Domuz mamullerinin tam bir insan zehiri olduğu isbat edilmiştir. Domuz denilen zehir vücuda alınınca, vücudun normal zehir atma organları tarafından atılması mümkün değildir. Yani urin, nefes yolları, dışkı, ter ve deri yollarından bu zehir atılamaz. Bu zehir sadece hastalık şekillerinden iltihaplar, iç ve dış iltihaplı hastalıklar gibi yollarla insan vücudundan atılabilir. Çünkü insan vücudu, domuz etinde ve diğer kısımlarında mevcut olan zehiri tabii yollarla atabilecek bir durumda yaratılmamıştır. Vücut derhal zorlanarak akıl almaz hastalıklara düçar olur. Bu hastalıkları daha sonraki yazılarımızda inşaallah ele alacağaz.
Domuz mamullerini yiyen insanlarda domuz melaneti vücuda yerleşir. Böylece zamanla o insanlar domuza benzemeye başlarlar.
Biliyor musunuz?
Domuz ve saksağan eşcinseldir. Dünyada sadece bu iki hayvan eşcinseldir. Bir de özellikle son yıllarda insan neslinden eşcinsel olanların sayısı tahminlerin üzerinde bir düzeyde seyretmektedir. Bugün Avrupa ve Amerika gibi ülkelerde eşcinsellik tahmin bile edilemez miktarlara ulaşmıştır. Bu ülkelerde eşcinsellerin birbirleriyle resmi evlilikleri devletlerce kayıt altına alınmaktadır. Bunun domuz mamullerini yemekle çok yakından alakası vardır.
Ülkemizde de durum hiç iç açıcı değildir. En küçük kasabalara varıncaya kadar umumi helâların kabin kapılarının arkasına yazılan ilanlar durumun vehametini göstermektedir. Her ne kadar bunlar görmezden gelinse de yakın bir zamanda büyük patlamalara sebebiyet vereceği açıktır. Ülkemizde de bu kasırganın, domuz mamullerinin ne kadar çok tüketildiğinin ve meydana getireceği belânın boyutlarını göstermektedir.
Hükümet domuz mamullerinin kasaplarda, market reyonlarında satılmasına izin vermekle, 2 domuzu olana domuz yetiştirme kredisi açmakla, domuz çiftliklerini çoğaltma zemini hazırlamakla ülkemizin idam sehpasını kurmuştur. “Domuz gribi” bu sehbanın başına geçen celattır. Bu cellat kimlerin ilk elde ipin çekecek, ömrü olanlar buna şahit olacaklardır. Şunu da ifade etmiş olalım: Domuz yetiştirilmesine kolaylıklar sağlayanlar, yetiştirenler, milletimize bu hayvanın mamullerini habersizce yedirenler dünya ve ahirette bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerdir.
Bunun böyle olması da Allah (CC)’ın adaletinin sonucudur.”


Aşı yaptırmayı neden istemiyorlar?

MEVLÜT Özcan’ın bu yazısı İslamcı kesim için tekil bir örnek sayılmaz.
Kendisini siyasal İslam davasına adamış herkes, akla ve bilime aykırı bu tür palavraları kolayca atabilir ve hatta daha da kötüsü kendisi de gerçekten buna inanıyor olabilir!
Başbakan’ın “domuz gribi aşısı yaptırmama” kararının arkasındaki nedenlerden birinin de bu olduğunu düşünüyorum.
Domuz gribinin, domuz eti yemekle yayıldığına ve domuz gribi aşısında domuz hücreleri bulunduğuna inandırılmış kitlelerin tepkisinden de çekinmiş olmalı.
Elbette bunun da bir üst vahamet derecesi var: Başbakan da aynı şeye inanıyor olabilir!
En sevdiği gazetelerdeki, en sevdiği yazarlar bu kafada olduğuna göre, Başbakan’ın farklı düşüneceğini varsaymamızı gerektiren herhangi bir dayanağımız da yok demektir.
Ama yine de haksızlık etmemek için, Başbakan’ın bu tavrının bu tür yazılarla beyni zehirlenmiş kitlelerin tepkisinden çekinmek olduğunu varsaymak istiyorum.
Mehmet Yılmaz, Hürriyet, 7 Kasım 2009

8.11.08

Zula çağında Çin atasözleri

İşadamlarının iki yıl yetecek zulası var. Başbakan’ın ömür boyu yetecek öfke ve sertlik zulası var.
Benim de zulamda Çin atasözleri var*. “Bir mum yakmak karanlığa küfretmekten iyidir” hesabı bugün bunları size sunuyorum:

- Bir sıcak söz üç kış ısıtır.
- Kuş, cevabı olduğu için ötmez, şarkısı olduğu için öter.
- Daha iyi bir at ararken at üstünde olun.
- Derenin ne kadar derin olduğunu test ederken her iki ayağınızı birden kullanmayın.
- Geniş fikirli olanlar farklı dinlerde gerçeği görür, dar görüşlü olanlar sadece farkları görür.
- Hiç kitapsız olmak kitaptaki her şeye inanmaktan iyidir.
- Kötü sözün yankısı yüz kilometre öteden gelir.
- Müziği duymayanlar dans edenlerin deli olduğunu sanır.
- Kırmızı burunlu adam ayyaş olmayabilir ama buna kimseyi inandıramaz.
- Köpeği dövmeden önce sahibinin kim olduğunu öğren.
- Uzaktaki su yakındaki ateşi söndürmez.
- İntikam peşinde koşan iki mezar kazmayı unutmasın.
- Eşeğin dudakları atın ağzına uymaz.
- Hüzün kuşlarının başınızın üzerinde uçmasına mani olamayabilirsiniz ama saçlarınıza yuva yapmalarını önleyebilirsiniz.
- Karga her yerde eşit derecede siyahtır.
- Eğer kalbimde yeşil bir dal bulundurursam şarkı söyleyen bir kuş gelecektir.
- En karanlık ormanın en fazla ortasına kadar gidebilirsiniz. Geriye kalanında karanlıktan çıkmaktasınız.
- Bir nesil ağaç diker, diğer nesil gölgede oturur.
- Eğer bir yıl süren refah istiyorsanız tahıl yetiştirin. On yıl süren refah istiyorsanız ağaç yetiştirin. Yüz yıl süren refah istiyorsanız insan yetiştirin.
- Ağaç dikmek için en uygun zaman yirmi yıl önceydi. En uygun ikinci zaman şimdidir.
- Bir defa kaplanın üzerine bindiniz mi inmek kolay değildir.
- Ekmek resmi yaparak karnınızı doyuramazsınız.
- Ağzınız hançer gibi sert olsun ama kalbiniz tofu kadar yumuşak.
- Eğer niyetiniz çan çalmaksa kulaklarınızı tıkayın.
- Ateşi kâğıda saramazsınız.
- Sadece herkes yakacak getirdiğinde iyi bir ateş yakılabilir.
- Okumadan geçen üç günden sonra konuşmanın tadı kaçar.
- Hiçbir kavuncu kavunlarım kabak diye bağırmaz.
- Gül veren elde her zaman biraz koku kalır.
- Soru soran beş dakika aptal yerine konur. Sormayan sonsuza kadar.
- Kaybolanı sayma, geriye kalanı say.
- Semerine bakarak at hakkında karar verme.
- Bırak savaşın ne olduğunu bilmeyenler savaşmaya gitsin.
- Öğrenme hiçbir hırsızın çalamayacağı bir hazinedir.
- Uzun yolda hafif yük olmaz.
- Dükkân açmak kolaydır. Açık tutmak sanattır.
- Dört at bir dilden hızlı değildir.


* Hepsini As they Say in Zanzibar (Zanzibar’da Dedikleri Gibi) adlı antolojiden çevirdim.
Metin Münir, Milliyet, 8 Kasım 2008

18.7.08

Açıklama

BEKLENEN iddianamede yer alan iddialar, gizli tanıkların da kimliği dikkate alınarak saklı tutulmak kaydıyla fakat öte yandan kamuoyunu tatmin etmek için bazı teknik hususlar aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.

Madde 1: Görev başındaki hükümetin icraatlarını eleştirmek, darbe girişiminde bulunmakla eşdeğerdir. Hükümet eleştirilemez. İstikrarın tek teminatı olan hükümeti eleştirmek hem demokrasiden vazgeçmek hem de dinden çıkmak anlamına gelir.

Madde 2: Hükümeti eleştirme girişiminde bulunmak silahlı örgüt kurmayı düşünmekten farksız bir düşünce tarzıdır. Dolayısıyla silahlı örgüt kurmayı düşünmek, halkı hükümete karşı silahlı isyana teşvik etmektir.

Madde 3: Silahlı isyan örgütünün kuruluş sermayesi olarak kullandığı silahlar, gecekonduda bulunan seri numaraları tutanakta yazılı yirmi yedi adet el bombasıdır. El bombaları, elde patlamasın diye gizli tutulan ek tutanakla imha edilmiştir.

Madde 4: Silahlı isyan örgütü aynı zamanda terör örgütüdür. Bu örgüt, klasik anlamdaki terör örgütü değildir. Avrupa kapısındaki ve Amerika kıyısındaki çağdaşlık dikkate alınarak postmodern terör örgütü olarak algılanmalıdır.

Madde 5: Halen şüpheli olarak adı geçen kişiler aslında birer teröristtir. Fakat bunları dağdaki terörist gibi düşünmek yanlıştır; bunlar kentli teröristtir ve çağdaş kılıkta dolaşırlar, örneğin takım elbise giyer, kravat takar, sinekkaydı tıraş olurlar.

Madde 6: Haklarında dava açılacak şüpheli teröristlerin, silahlı terör örgütünün kurucu üyesi olup olmalarına bakılmaksızın halkı silahlı isyana teşvik etmiş olmaları bakımından kasaptaki ete soğan doğrama girişimi nedeniyle cezalandırılmaları kaçınılmazdır.

Madde 7: Hükümeti cebir ve şiddet yoluyla devirmeyi düşünenlerin cebirden sonra geometriye başvurmaları söz konusu olduğu için olay matematiksel yönden de ayrı bir soruşturma konusu yapılacaktır.

Madde 8: İddianame bu kadar değildir. Ek iddianame birkaç yıl içinde hazırlanacaktır ve bundan sonraki açıklamaların hükümet tarafından medyaya iliştirilmiş gazetecilerce yapılması yolunda kanun hükmünde kararname yayımlanacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saldırmak!

İSTANBUL Barosu Genel Sekreteri avukat Hüseyin Özbek yaşanmakta olan son olaylar ışığında bazı saptamalarda bulunuyor:

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurumsal yapısına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içindeki anayasal statüsüne, Türk milletinin bilinçaltında yaşattığı ordu algısına yönelik stratejik saldırı kampanyası hız kesmeksizin sürüyor. Atlantik ötesindeki ana karargâhta oluşturulan stratejiye AB’nin de sıcak baktığı anlaşılıyor… Emperyalist sistemin bitmez tükenmez istemlerine karşı ulusal çıkarlar gereği direnme Batı jargonunda çözümsüzlükte ayak direme ve reform karşıtlığı olarak tanımlanmaktadır. Çözümsüzlük yerine teslimiyeti iktidarda kalmanın amentüsü belleyip, sözlüklerinden ulusal onur, bağımsızlık, özgürlük kelimelerini çoktandır silmiş olanlarca Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı sürdürülen kampanya geleceğin tarihçilerince nasıl değerlendirilecek dersiniz? Psikolojik operasyonlarla, kesintisiz kampanyalarla halkın gözündeki itibarı örselenmek istenen, darbeci, ekonomik ve demokratik gelişmenin baş engeli olarak suçlanıp sindirilmeye çalışılan Türk Silahlı Kuvvetleri, kışlasına hapsettikten sonra, Kıbrıs’ta, Ege’de, Güneydoğu’da, Kuzey Irak’ta emperyalist sistemin istediği her türlü çözüme(!) toptan kabul sözü vermiş olanların acelesi olduğu anlaşılıyor!”

Deniz Som, Cumhuriyet, 15 Temmuz 2008

13.7.07

Bu da Yeşil Elma İttifakı

Bir süredir tartışmalar gündeminde "kızıl elma ittifakı" var.
"Milliyetçiler" ile "sol ulusalcılar" arasındaki ittifaka verilen ad bu.
Bir de "yeşil elma ittifakına" işaret etmekte fayda var.
Bu da... AKP ile AKP ekseni etrafında saf tutan eski solcuların ittifakı.
İttifak yazılarının altındaki imzalar inanılır gibi değil.
.........................
Fakat ben o "yeşil elma ittifakını" değil, başka "yeşil elma ittifakını" yazacağım.
Bu yazın içkisi taze "yeşil elma suyu" ile "bol buzlu votka."
Blender'dan geçirilen, kabukları soyulmuş yeşil elma dilimleri posası ya da püresinden ayrılarak sadece suyu votka ve buzla çalkanıyor. Taze yeşil elma rayihası ve lezzeti harika bir şey.
Bu arada belirteyim... Çeşit çeşit rakılardan sonra Türk üreticiler votka türlerinde de başarılı ürünlerle piyasaya girdiler. Hatta votkanın vatanı Rusya'ya bile ihraç etmeye başladılar.
Geçenlerde İstanblue Votka'yı tattım.
Türkiye'nin ilk entegre içki tesislerinde üretiliyor.
Ben "yeşil elmalı votka sevenler ittifakı" üyesiyim ama vanilya, limon ve portakal aromalı votkaları da keyifle içtim.
..........................
Satsuma diye anılan yeşil mandalinalar çıkınca, bu kez "sandoz"a dönerim.
Yeşil mandalinaların suyu sıkılır. Votka ve buzla shaker'da iyice çalkalanır.
İyice soğutulmuş, hatta buz tutmuş küçük "shut" kadehleriyle birlikte servis edilir.
Mekân, deniz kenarı olmalıdır. Günbatımına yakın saatler tercih edilmelidir.
..........................
Mehmet Barlas, "Toplumu bilinçlendirmek, dolmayı pirinçlendirmeye benzemez" diye -ne güzel- yazmış, "Eğer her seçimde aynı yaveleri tekrarlarsanız manşetlerde siyasetin yerini ünlü sanatçıların selülitleri alır" mesajını vermiş.
Benim "yeşil elma ittifakı" yazımın mana ve ehemmiyeti de böyledir.
Güneri Civaoğlu, Milliyet, 12 Temmuz 2007

14.6.07

Pentagon’dan 7.5 milyon dolara gay bombası

Pentagon’dan 7.5 milyon dolara gay bombası Pentagon, düşman askerlerine karşı kullanılacak ve onları eşcinsel ilişkilere yönlendirecek bir hormon bombası yapmayı düşündüğünü doğruladı.
San Francisco’daki yerel televizyon kanalı KPIX-TV’ye konuşan askeri yetkililer, ölümcül olmayan eşcinsel bombası düşüncesinden daha sonra vazgeçildiğini açıkladılar. "Sunshine Project" kuruluşundan Edward Hammond, enformasyon özgürlüğü yasası çerçevesinde aldığı bazı belgeleri gözden geçirirken gay bombası projesini de ortaya çıkardı. Proje, Hava Kuvvetleri’nin Dayton’da bulunan Wright Laboratuvarı tarafından önerildi. Projenin maliyeti 7.5 milyon dolar olarak belirlenirken, hormon bombasının yapımında kullanılacak kimyasal maddeler, düşman askerlerini savaşmaya değil eşcinsel ilişkilere doğru yönlendirecekti. Edward Hammond, "Düşman askerleri direnemeyecekleri bir şekilde eşcinsel ilişki arzu edeceklerdi ve birlikleri de çökecekti" dedi.
Kasım CİNDEMİR_ WASHINGTON, Hürriyet,Haziran 2007

4.6.07

Kıraç Fenerbahçe 100.yıl marşı vs Cem Karaca 1 Mayıs Marşı

Kimlerin Fenerbahçeli olduğu düşünülürse bu da yukardakilerin şaka anlayışı olmalı.

27.5.07

AKP'de Aday Mülakatları

AKP'de milletvekili aday adayları tek tek sözlüden geçiriliyor. Fena yöntem değil. Böylece AKP adayları "seçmece" olacak!

AKP bugünlerde ikili çalışma yapıyor:

1- Partinin çekirdeğini oluşturacak adaylar.

2- Vitrin.

Vitrin kolay! 3-4 tane solcu dönek, bir avuç kamuoyunun tarafsız bildiği kişi, iki tutam her yere uygun liberal, birkaç zarflık da meşhur kişi. Alın size vitrin. Duyduğumuza göre AKP bir kişilik de "rakı içen" kotası ayırmış. Bakalım piyango kime vuracak?
Partinin asıl özünü oluşturacak adaylar için doğal olarak özel çalışma gerekiyor.
AKP Genel Merkezi'nde aday adayları dün akşam saatine dek tek tek sözlüden geçirildi. Şimdi ikinci çalışma var. Bizim onlara küçük bir yardımımız olsun; olası sorulara nasıl yanıt vermeleri konusunda bazı ipuçları aktaralım. Bu yardımımız karşısında herhangi bir talebimiz de yok, bunu da baştan söyleyelim.
Sözlü üç aşamalı olmalı:
Devlet kurumlarına-kurallarına bakış, ekonomi, dış politika.
Hazır olun, soru ve yanıtlara geçiyoruz...

***

Soru: Diyelim ki yeniden iktidara geldik, siz de partinin sözcüsüsünüz. Laiklik konusundaki görüşünüzü sordular. Ne dersiniz?
Yanıt: Ben laikim, o laik, her şey laik. Devlet laik, kurumlar laik. Laikliğin olmadığı bir devlet ve hükümet düşünemiyorum. Ancak bu laikliğin tarifini yeniden yapmak gerekir. Tarif beş ya da altı adet olabilir. Ne kadar çok tarifi olursa o kadar iyidir. Böylece halkımız tariflerden istediğini seçer.

Soru: Devlet kurumları arasındaki uyumu ve dengeyi nasıl sağlarsın?
Yanıt: Önce bu kurumların tümünü ele geçirmeye çalışırım. Ele geçiremediklerimin içini boşaltırım. Ele geçiremediğim güçlü kurumları da birbirine düşürürüm. Böylece dengeli bir şekilde devlet idaresini sağlarım.

Soru: Ekonomik göstergeler kötü. Halk arasında ekonominin iyiye gitmediğine yönelik düşünceler belirmeye başladı. Ne yaparsın?
Yanıt: Göstergeleri değiştirmek uzun sürer. Ekonomide atılan bir adımın sonuçlarını almak için aylarca beklemek gerekir. Bunun yerine ekonomik göstergeleri hazırlayanları değiştiririm. Onlar da rakamlarla oynayıp her şeyin iyi gittiğini gösterirler. Böylece ekonomiyi rayına oturtmuş olurum.

Soru: Önemli bir ihale var, bu ihaleden pay vermek istedikleriniz çok fazla. Ne yaparsın?
Yanıt: İhaleyi parça parça ederim. Her birini bir taraftarıma veririm.

Soru: İhale bitti, ancak genel merkez son anda birkaç kişinin daha ihaleden pay almasını istedi. Ne yaparsın?
Yanıt: İhale almış olanları çağırır, yanlarına genel merkezin istediği ortakları veririm.

***

Soru: Uluslararası bir toplantıda Türkiye'yi temsil ediyorsun. Katılımcılar Türkiye'yi yerden yere vuruyor, ne yaparsın?
Yanıt: Ben onlardan daha fazla eleştiririm. Hepsini şaşırtırım. Eğer bizi desteklerseniz Türkiye'yi sizin istediğiniz şekle benzetiriz derim.

Soru: Anayasanın kimi hükümleri var ki, partimizin hedeflerine engel. Değiştirmek de mümkün değil. İç hukuk yolları yok. Ne yaparsın?
Yanıt: El altından kimi uluslararası kurumlara bu maddelerin değişmesi için Türkiye'ye baskı yapmalarını söylerim. Onlar böyle bir açıklama yapınca kamuoyuna döner, "Türkiye dünyadan ayrı düşemez, dünyaya kulaklarımızı tıkayamayız, bu değişiklikler şart görünüyor" demeçleri veririm.

Soru: Demokrasiyi tarif ediniz.
Yanıt: Partimizi iktidarda tutacak her türlü düzenlemeye demokrasi denir. Demokrasi geliştirilmeli, en ücra yerlere kadar götürülmelidir.

Soru: İstikrar nedir?
Yanıt: Partimizin iktidarda kalmasına istikrar denir. Türkiye'de istikrar hiçbir zaman bozulmamalıdır.

AKP'li aday adaylarına başarılar dileriz!
Mustafa BALBAY, Cumhuriyet, 27 Mayıs 2007

26.5.07

Mitingler AKP’ye yaradı

BİR telaş seçimlere gidiyoruz. Yine iki ayağımızı bir pabuca sokmaya çalışıyoruz. İki ay sonra genel seçim yapılacak; ama aynı gün cumhurbaşkanı da seçilecek mi daha belli değil.
Dünyanın bütün hukukçuları bir araya gelse, bana 1982 Anayasası’na göre, TBMM’nin niçin cumhurbaşkanı seçemediğini anlatamaz. Bu anayasa hazırlanırken hepimiz buradaydık. Cumhurbaşkanı seçimleri tıkanmasın diye metin hazırlandı, ama daha ilk vakada, tam tersine hüküm tesis edildi.

* * *

Benim AKP ile bir sorunum yok. Ülkeyi son beş yıldır idare ettiler. Bir beş yıl daha idare edebilirler. Özellikle ekonomi alanında, son beş yılda elde edilen sonuçlar yüz güldürücüdür. Bu başarıda AKP’nin payı tartışılabilir. Ama bu o kadar önemli değil. Mademki iyi sonuçlar onların zamanında alınmıştır, onlar da bunu kendi başarı hanelerine yazacaktır. AKP iktidarda kalırsa, ayrıca memnun olurum. Çünkü temelinde "yüksek faiz-düşük kur" gibi sürdürülemez bir strateji bulunan bugünkü iktisadi "yüksek uçuş" politikasının, piste inişi de AKP zamanında olmalıdır. Ancak bu seçim öncesinde beni esas şaşkınlığım, ABD ve AB’nin, AKP’nin tekrar iktidar olması için yürüttükleri müthiş kampanya.
Batı kamuoyunu oluşturan medyanın büyük gazete ve dergileri, AKP iktidarda kalmalıdır diye makale üzerine makale döşeniyor. Tam tersi olurken, ABD’nin Ankara Büyükelçisi, pek yakında, ABD’nin desteğiyle PKK terörünün biteceğini söylüyor. Sarhoşu rakı içirerek ayıltmak gibi, gırtlağına kadar dolara gark olmuş Türkiye’ye IMF, 1.2 milyar dolar daha kredi veriyor. Hem de IMF’ye verilen sözlerin çoğu tutulmamışken. Gazetelerimiz, her gün mutlaka bir iki Batılı işadamının "Türkiye’ye nasıl hayran kaldığı" haberi yapmaktan yorgun düştü. Dış ve iç sermaye çevrelerinden, AKP’ye nasıl bir gaz veriliyor, hayret!

* * *

Batılı büyüklerimiz, AKP’yi iktidarda tutun, yoksa sonunuz kötü olur; kriz çıkar, aç ve açıkta kalırsınız diye Türk milletini korkutuyor. Milyonlarca laiklik yanlısının katıldığı, "Batılı" mitingleri, ülkemizin bopstil "ecnebitürk" yazarları hüngürdeyerek, "Eyvah! Batı karşıtlığı yükseliyor" diye yorumladıkça, Batılılar da telaşa kapılıp AKP’yi daha bir destekliyor. Ben de AKP’yi bu kadar güçlü şekilde destekleyen Batılı büyüklerimize, kesin sonuç almaları için üç öneride bulunmak istiyorum.

1. Almanya Başbakanı Merkel, Türkiye’de seçimler sonuçlanıncaya kadar başına türban bağlasın, göğsüne de "Hepimiz türbanlıyız" yazan bir yafta taksın.

2. Tony Blair, önce Eyüp Sultan’ı ziyaret etsin, bir kurban kessin ve İslami geleneklere göre sünnet olsun.

3. Daha da iyisi, AB yetkilileri, "AKP seçilirse, Türkiye bir yıl içinde AB üyesi olacak, AB’nin mali yardımları da başlayacaktır" sözü versin.

Bu işte bir tuhaflık var! Batılılar, sanki dişlerine göre bir Türk hükümeti bulmuş da, elden kaçırmamak istiyormuş gibi davranıyorlar. Bu da hoş olmuyor. Onlar da AKP’nin kolay lokma olmadığını anlayacaktır.
Son Söz: Bir ülkenin içişlerine karışmak, diğer ülkelerin dış işidir.
Ege CANSEN, Hurriyet., 26 Mayıs 2007