7.7.14

Bir pornografi unsuru olarak Demirtaş!..

Selahattin Demirtaş eşine saz çalacak kadar romantik, üzerinde takım elbise ayağında plastik terliklerle köyde çocuklarla poz verecek kadar komplekssiz, kendisini sırılsıklam yapan TOMA'ya karşı yürüyecek kadar asabi, dar pantolon giymeyi reddedecek kadar muhafazakar. Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı olur mu olmaz mı, bilmiyorum, ama çoktan bir başka koltuğu kaptı bile: Kadirizm’in hayatının kariyer hatasını yapıp Pamuk Prenses’le alaşağı olduğu “Türk erkeği” koltuğu. (Burada Türk’ü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kullanıyorum.)
Demirtaş‘ta hem Kadirizm’in maço genleri var, hem de Tarık Akan‘ın Ferit tiplemesiyle özdeşleşen iyi kalpli erkek halleri. Ciddi anlamda esprili, ağzını açtığında saçma bir tane cümle kurmuyor. Siyaseten kimi zaman hatalı analiz yaptığında (Gezi’de olduğu gibi) sonradan toparlamasını iyi biliyor. Kemal Kılıçdaroğlu‘nu düşünün, işte Demirtaş onun tam anlamıyla aksi.
Aslında Kadirizm‘in boşalttığı koltuğa pekala Necati Şaşmaz da oturabilirdi, hatta yaşadığı aşklarla sosyete sayfasına da konuk oldu ama sonra bir gün ağzını açtı. Ve o gün kendi kendisini de imha etti.
Demirtaş‘ın seslendirilmeye de, eline metin tutuşturulmasına da ihtiyacı yok, bütün prodüksiyon özgün. Bir sene önce Cumhurbaşkanlığı’na aday olsaydı, yavaş yavaş, tıpkı Obama gibi sessizce tanıtılsa, genç ve dinamik bir kampanya yapılsaydı bugün ona yönelik siyasi algı da bambaşka bir yerde olurdu.
Nişantaşı’nda bir kafede çoğunluğu Yahudi olan bir arkadaş grubu Demirtaş’ın nasıl ilgi çekici bir politikacı olduğunu konuşuyorlardı. Benzer bir sohbet pekala İzmir’de bir öğretmen evinde de olabilirdi doğru bir kampanyanın sonucu. Bugün Kürt hareketinin, ittifak kurduğu toplumun diğer ezilmiş kesimlerini (eşcinseller, Ermeniler, kadınlar) tavladığı gibi giderek azınlık haline gelen seküler Beyaz Türklere de uzanması ihtimali var. Bir de sırtında Apo-bebek katili-terör yükü olmasa…
Aslında Demirtaş‘ın fark edilmesi tam da New York‘un meşhur PR guru’su Samantha Jones‘un (evet dizideki) sihirli formülüyle oldu: Önce gayleri, sonra kadınları topla.
Barbaros Şansal oyunu Demirtaş‘a vereceğini açıklayarak ilk fişeği çaktı.
İtiraf edeyim, ilk kez Demirtaş‘ın adını ben de yıllar önce bir gay blog’unda görmüştüm. Gayet müstehcen bir dille ondan Meclis TV’yi izlemek için tek neden diye bahsediliyordu.
Sonradan 40 yaşın üzeri Nişantaşlı Beyaz Türk kadın köşe yazarları entelektüel bir aşkla bahsetmeye başladılar Demirtaş‘tan.
Her 10 yılda bir kendisine mağduriyet davası edinmezse suçluluk duygusu yaşayan Nuray Mert, cevheri ilk fark edenlerden oldu. Türban davasının modası geçince o da kendisini Kürtlere adadı, seçim otobüsünde zafer/barış işareti yapıp kariyerini bile tehlikeye attı.
Barış süreciyle birlikte şehre Kürt modası gelmişti zaten: Sırrı Süreyya Önder, her ne kadar etnik anlamda Kürt olmasa da, bir anda İstanbul’un en gözde çapkını oluverdi. Adı Ece Temelkuran‘dan Özge Mumcu‘ya kadar bir dolu kent kadınıyla anıldı.
Ankara’da dev bir köşkte yaşayan bir kadın arkadaşım bütün bağlantılarını kullanıp ne olursa olsun Sırrı Sakık‘la tanışmaya ant içmişti; şimdi Ağrı’ya taşınır mı, emin değilim.
James Baldwin “Amerikan zencisi olmak bir tür yürüyen fallik bir obje olmak anlamına da geliyor” diye yazmıştı. Türkiye’nin gerçek “zencileri” Kürtler için de böylesi bir önerme geçerli belki de.
Güzellik kraliçesi Hülya Avşar‘ın (ki o zamanlar Kürt kökeni bilinmiyordu) inşaat ustası İbrahim Tatlıses‘le yaşadığı tarihe geçen aşk hafızalarımızda hâlâ. Zengin bir ailenin kızı ve İtalyan lisesi mezunu Fatoş Güney de 20 yaşındayken politik nedenlerden dolayı Yılmaz Güney‘le birlikte olmamıştı herhalde. Tıpkı birçok sosyetik güzelle birlikte Tuba Ünsal‘ın da Yılmaz Erdoğan‘ı sadece komik olduğu için beğenmediği gibi. Zira benim bildiğim komik erkeklere sadece gülünür.
80’li yıllarda Mme. Mitterrand‘ın Abdullah Öcalan‘a ve Kürt hareketine gösterdiği yoğun ilgi belki de öncü oldu.
Türk basınının henüz mizahını yitirmediği yıllarda deprem dede Ahmet Mete Işıkara‘nın da birinci seçildiği ‘En seksi erkekler’ listeleri yapılırdı. Bu sıkıcı Cumhurbaşkanlığı seçimi bari bir basın geleneğinin geri dönmesine vesile olsun.
Oray Eğin, Sözcü, 6 Temmuz 2014