ulusalcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulusalcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.6.09

LIBYA - Ömer El Muhtar


Kaddafi Roma'da
İtalya'ya ilk ziyaretini gerçekleştiren Libya lideri Ömer Muhtar'ı hatırlattı

Libya'nın devrim lideri, Afrika Birliği'nin ise dönem başkanı olan Albay Muammer Kaddafi, İtalya'ya yaptığı ilk ziyarette İtalyan sömürgeciliğine karşı Libyalıların gerçekleştirdiği direnişin efsanevi ismi Ömer El Muhtar'ı hatırlatmaya da özen gösterdi.

Üniformasının üstüne Ömer El Muhtar'ın İtalyanlar tarafından idama mahkum edilmek üzere tutuklandığı anı gösteren fotoğrafı asan Kaddafi, Quirinale Sarayı'nda Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano'yla yaptığı görüşme sırasında, "İtalya, sömürgecilik ve faşizm döneminden dolayı özür dilemiş olduğu için buradayım. İtalya artık dost bir ülkedir" dedi.
Kaddafi, İtalya ve Libya'nın Ağustos 2008'de imzaladıkları anlaşmayla ilişkilerde yeni bir sayfa açtıklarına değinerek, "İlişkilerimizdeki düşmanlığın yerini dostluk aldı. İtalya, kendisiyle barış, işbirliği ve dostluk içinde olduğumuz bir ülkedir. Günümüzdeki İtalya, faşizm ve sömürgecilik ile ilişkisini koparmış bir ülkedir" diye konuştu.
Konuşması sırasında Avrupa Birliği ve Afrika Birliği arasında paralellikler kurmaya çalışan Kaddafi'nin, şu ifadeleri kullanması da dikkati çekti:
"İtalya ve Libya aynı vizyona sahipler. Artık müstakil devletlere yer yok. Ulus devletleri halen ayakta tutmaya çalışanlar aslında akıntıya karşı kürek çekiyorlar. Birleşme yanlısı olanlar kazanacak. İtalya'nın Avrupa Birliği'ni kurarken sergilediği kararlılığı şimdi Afrika Birliği'nde görüyoruz. İtalya, Avrupa Birliği'nin dış politika koordinatörü yerine tek bir dışişleri bakanı olmasını temenni ediyor. Libya da Afrika Birliği için aynı temenniye sahip. Afrika'nın dış dünyayla 53 ses aracılığıyla konuşmasının hiç bir yararı yok, aynı şekilde Avrupa'nın da 27 sesle konuşmasının hiç bir yararı yoktur."

ÖMER EL MUHTAR'IN OĞLU DA KADDAFİ'YLE BİRLİKTE-
Kaddafi, üniformasına fotoğrafını iliştirdiği Ömer El Muhtar'ın oğlu Muhammed Ömer El Muhtar'ı da Roma'ya beraberinde getirdi. "Çöl Arslanı" lakabıyla da tanınan efsanevi direnişçinin artık tekerlekli sandalyede olan oğluna Kaddafi tarafından büyük saygı gösterilmesi de dikkati çekti.
Sömürgecilere karşı bir direniş sonrasında İtalyanlar tarafından esir alınan ve 15 Eylül 1931'de Mussolini'nin emriyle idam edilmiş olan Ömer El Muhtar, Libya'nın en önemli milli kahramanı olarak tanınıyor.
Libya'nın finansmanıyla seksenli yıllarda çekilen ve Ömer El Muhtar'ın hayatını konu alan "Çöl Arslanı" adlı film, İtalya'nın tepkisine ve sansürüne yol açmıştı. İtalya'da dönemin başbakanı Giulio Andreotti, İtalyan ordusunun imajının kötülendiği gerekçesiyle filmin İtalya'da gösterilmemesini tercih etmişti. İtalyanlar sansür kararıyla o yıllarda izleyemedikleri filmi, nihayet Kaddafi'nin ziyareti sırasında İtalyan Sty televizyonundan izleyebilecekler.
Habertürk, 11 Haziran 2009

10.11.08

Bugün 10 Kasım!

10 Kasım’ın mirası!

Okurdur, ister, bekler, bilmeyi arzu eder bütün yazarlar, görüşlerini yazdı “senin lafın yok mu” diye sorar. Okur, sormakta haklıdır.
Benim lafım var.
Atatürk’ün mirası!
Benim lafım Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisini, kendi cümleleriyle tarifidir.
Bugün 10 Kasım.
Ölüm yıldönümü.
Bu vesileyle dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in sorusuna verdiği cevabı yazayım.
Atatürk şöyle diyor:

Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır...
Zaman süratle ilerliyor.
Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar...



***


Dogmalara karşı çıkmış.
Kalıplaşmış kuralları kırmış.
Bilimi öne geçirmiş.
O günlerin koşullarında böyle bir lider, istediği kadar içki içsin, en yüksek derecede alkol onu sarhoş edemez, alkollü kılamaz.
Neye göre sarhoş!
Kime göre alkolik!
Ağzına hiç içki koymamış fakat “dogmaların, kalıplaşmış kuralların, gerici hurafelerin esiri olmuşlara” ayık diyeceksek, Mustafa Kemal’i onların ölçülerine göre sarhoş diye tarif edeceksek yazık aklımıza...
Yazık kaleme, kâğıda!
Bir lider diyorsa ki, “Benim manevi mirasım akıl ve bilimin rehberliğini kabul etmektir,” yola beraber çıktığı en yakın silah arkadaşları, onu terk etsinler, çelme atsınlar, yalnız bıraksınlar isterse aydınları da halkı da ordusu da onu yalnız bıraksın. O yine de yalnız değildir.
Neye göre yalnız!
Kime göre terk edilmiş!
Akıl sorar!
Bilim cevap arar!
O, beraber yola çıktığı en yakın arkadaşları ile niçin ters düştü? Kurtuluş Savaşı verildikten sonra arkadaşları ne yapmak istiyordu? O, neyi başarmanın peşindeydi?


***


Biliyorsunuzdur.
Bu soruların cevapları kitap olmuş çok sayıda hatıralarda, yayınlanmış kaynaklarda, resmi ve resmi olmayan tarih belgelerinde var.
Arkadaşları onu bırakmadı.
Arkadaşlarını o terk etti.
O, padişahlığı bitirmeye kararlıydı. Arkadaşları, “padişahın ekmeğini yedik” deyiciydiler. Yolları bu yüzen ayrıldı. Lider Atatürk’ü de insan Atatürk’ü de bilelim.
Saklı, gizli, sansürlü hiçbir şey kalmasın. Genelkurmay’ın elindeki bütün belgeler ile ayrıldığı eşi Latife Hanım’ın gizlenen anıları da yayınlansın.
Necati Doğru, Vatan, 10 Kasım 2008





***************************************

Atatürk’e ve çocuklarına açık mektup

Çocukları kimler mi? Benim, sensiz, onlar... Kendini “Atatürk’ün evladı” hisseden herkes...
Atam, sen hep şunu söyledin “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir”...
Gel gör ki, bugün yine seni anarken aklıma şu geldi son birkaç yıldır Cumhuriyetimiz “kimsesiz kalmış” gibi...
Ama üzülme, “kimsesiz asla kalmayacak”, bizler “kendini senin oğlun, kızın” görenler, sonuna kadar direneceğiz...
Atam, ülke ne durumda bir de benden dinle

Bir ülkede

* Vatandaşların bir bölümü “seve seve ölüme” giderken, bir bölümü “malı götürme” sevdasına düşmüş, “hangi toprakta yaşadığını bile umursamadan” kendilerine doları “efendi” edinmişler ise
* Siyasi otorite “askerlerimizi öldüren” Barzani’yi “muhatap” kabul etmek için adım atıyorsa
* “Ekonomi IMF’ye”, “dış siyaset Avrupa Birliği ve Amerika’ya endekslenmiş” ise
* Siyasetçi, “finansal entelektüel” zümre eksikliğinden faydalanarak “sıcak paranın yarattığı” kısa süreli “cenneti” siyasi rantını maksimize etmek için kullanıyorsa
* IMF ile o milletin menfaatlerini korumak adına pazarlık etmesi gereken bakan bile aynı zamanda İngiliz vatandaşı ise
* Üretim refleksleri kaybolmuş, sıcak paranın bastığı kur ile “üreten dinamikler” ithalatçı olma yoluna girmiş ise
* Dış politikada alınması gereken kararlar, güvenlikte atılması gereken adımlar, devletin en yetkili makamlarında aman “piyasa bozulmasın” diye gecikiyorsa
* Vatandaşların yabancı bankalara borcu 50 milyar doları geçmiş ise
* İç ve dış borç son 5 yılda dolar bazında “defalarca katlanmış” ise
* Yılda ödenen faiz, bütçe içinde “eğitim ve sağlık” harcamalarının 10 katı ise
* Sıcak para, ülkenin “ekonomik reflekslerini” çürütürken “kısa vadeli sonuç ortaya çıkmıyor” diye “ana dinamikler” analiz edilemiyorsa
* Deniz Kuvvetleri’ne ait muhrip “müttefik bir ülke tarafından” vurulmuş, içinde onlarca seçme subayını taşıyan uçağı ne hikmetse ilk uçuşunda düşmüş, askerlerinin başına çuval geçirilmiş ise
* 15 askerinin öldüğü gün en yetkili ağızdan “Sayın Başkan ile 1 ay sonra görüşeceğim, gerekeni yapacağız” açıklaması yapılmış ise
* Askerlerinin öldüğü dakikalarda “el konduğu için devlet kontrolünde olan” televizyon kanalında “dansöz oynatılıyor” ve yayını kesme ihtiyacı dahi hissedilmiyorsa
Ve en kötüsü “içeride kargaşa”, “dışarıda tam bağımlılık” ortaya çıkmışsa seni anmak ve “keşke” demek hepimizin hakkıdır ATAM!
Daha da vahimi TRT’nin arşivini soyanlar, yıllar sonra “bilirkişi” görüntüsü altında senin “belgeselini” yapıp, seni küçük düşürmeye çalışırlarken, mirasına sahip çıkması gerekenler hâlâ “sessizlerse”, bize “daha sıkı” durmaktan başka ne düşer ki ATAM!
Rahat uyu ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK! NUTUK’ta dediğin herşey bugün çıksa bile, biz sonuna kadar buradayız...

Yiğit Bulut, Vatan, 10 Kasım 2008

30.1.08

Yeni tutukevi inşaatlarına başlayın

Neden olduğunu anlatacağım... Ama önce küçük bir hikaye. Dedem 84 yaşında vefat ettiğinde, tam 11 yıl bu ülkenin dört cephesinde savaşmış, Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan bir İstiklal Savaşı gazisiydi.
İstiklal Savaşı gazilerine verilen o altın madalyayı reddetmişti.
Geri zekâlı bir bürokrat onu bekletti diye kızmış, “Ben bu madalya için savaşmadım... Aylığınız da, altınınız da sizin olsun” deyivermişti.
Son günlerde adına (utanmadan) Ergenekon Operasyonu verilerek yürütülen soruşturmaya ve yazılıp çizilenlere bakıyorum.
Gözaltına alınan ve tutuklanan insanlardan bir kısmını şahsen tanıdım.
Şayet atfedilen suçlardan bir teki bile ispatlanırsa, elbette hak ettikleri cezayı, yasalarda öngörüldüğü gibi çekmeliler.
Ama, resme bir parça geri çekilerek bakmayı bilen hemen herkes olan bitenin sadece bu anlama gelmediğini anlayacak kadar zekâya sahiptir.
Konjonktüre baktığınızda bu psikolojik bir harekattır.
Ve, nafiledir.
Neden mi?
Şundan...
Bu ülkede artık ok yaydan çıkmıştır.
Adım adım nereye sürüklendiğimizi görmemek için kör olmak gerekir.
İstanbul’da, İzmir’de, Manisa’da, Mersin’de, Kayseri’de, Erzurum’da, Sivas’ta, Bingöl’de, Van’da, Edirne’de bu operasyon kapsamında alınan insanların bugüne kadar çeşitli platformlarda dile getirdiği iddia ve endişeleri paylaşan kaç kişi var, bir fikriniz var mı?
Bu cemaat bir kolektifi paylaşıyor.
Ne basılacak dernekleri, ne gizli toplantıları, ne silahları, ne bombaları var...
Ama olan biteni okuyacak zekâları, tarihsel bir şuurları, koruyacakları onurları, savunacakları sokakları var...
Ne Veli Küçük’ten emir alırlar, ne Kemal Kerinçsiz’den...
Bu operasyona Ergenekon adını veren ileri zekâlıların görmediği bu zihniyeti birleştiren tutkalın ne olduğudur.
Dedemin örneğini neden verdim biliyor musunuz?
O ne Osmanlı paşalarına, ne de bürokratlara baktı...
Yüreğinin sesini dinledi. Aldı eline silahı Çanakkale’ye, Trablusgarp’a, Suriye’ye koştu.
Babam ise bu ülkenin sokakları bir kez daha kan gölüne döndüğünde evinde oturup hep askeri bekledi.
Geldiler ve kendilerince çözdüler... Her seferinde daha da berbat ettiler.
Şimdi, ben askere falan bakmıyorum.
Bakılacak durum yok.
Etrafıma bakıyorum.
Ve diyorum ki siz iyisi mi bir an önce tutukevi inşaatına başlayın.
Dışarıdakiler içerdekilerden kalabalık.
Bakalım hangi ile kaç kişilik yapmanız gerekecek?
Bu arada, bu süreçte, bu yazdıklarımdan ötürü beni de gözaltına alıp hapse atmazsanız çok üzüleceğim.
Neden mi?
Tarihi günlerden geçiyoruz.
Müslümanları katleden bu küresel şebekenin yerel işbirlikçilerine övgüler düzmüyorum da vaziyeti anlatıyorum.
Anlatmaya devam edeceğim.
Sevgili savcılardan ricam telefonunuzun çalmasını beklemeyin.
Serdar Akinan, Akşam, 20.01.2008

1.5.07

Venezüella, IMF ve Dünya Bankası üyeliğinden çıkacak

Venezüella, ''ABD emperyalizminin emrinde'' olmakla suçladığı Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası üyeliğinden çıkacağını açıkladı.
Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle katıldığı bir kutlama toplantısında yaptığı konuşmada, ''Bundan böyle, ne IMF'ye, ne Dünya Bankasına ne de başka hiç kimseye ihtiyacımız yok. Artık Washington'a gitmek zorunda değiliz'' dedi.
Chavez, ayrılma kararını bu kuruluşlara en kısa zamanda resmen bildireceklerini söyledi.
Dünyanın 5. büyük petrol ihracatçısı olan Venezüella, petrol fiyatlarının yükselmesi sayesinde IMF'ye ve Dünya Bankasına olan bütün borçlarını kapatmıştı.
IMF ile Dünya Bankasını Latin Amerika'nın içinde bulunduğu yoksulluktan sorumlu tutan Chavez, Latin Amerika ülkelerinin kendi aralarında alternatif bir kredi kurumu oluşturmalarını savunuyor.
Chavez, ciddi bir sermaye katkısı sağlamaya söz verdiği ve ''Güney Bankası'' adını önerdiği bu alternatif bankanın Latin Amerika ülkelerinin bağımsız kalkınma politikalarına yardımcı olacağına inanıyor.
Milliyet, 1 Mayıs 2007

* * *


Chavez Boosts Wages 20%, Highest in Latin America

By Guillermo Parra-Bernal

April 30 (Bloomberg) -- Venezuelan President Hugo Chavez raised the country's minimum wage by 20 percent, setting Latin America's highest pay scale.
Chavez increased the monthly minimum wage, excluding a food subsidy allowance, to 614,790 bolivars ($286) from 512,325 bolivars last year. Chavez also said he plans to propose to a committee studying changes to the constitution that the work week be reduced to 36 hours from 40 hours.
``This is justice, this is real labor justice,'' Chavez told a gathering of workers at Teresa Carreno Theater in Caracas. ``Now all of us can say that Venezuela is on the path of setting high standards of living for our labor force.''
Pay is growing at a pace likely to spur faster price increases while increasing costs for businesses hampered by price controls and other government-imposed restrictions that are curbing profits, according to some economists. Chavez is using a record oil windfall and winning over support among the labor force by boosting salaries faster than inflation.
``These policies are pretty much like a Molotov cocktail, they act like pouring gasoline on the fire,'' Teodoro Petkoff, a former planning minister and a leader of the opposition to Chavez, said in an interview in Caracas. ``By raising wages excessively, by ramping up spending unrestrainedly, this government is just further feeding inflation.''
Labor unions linked to Chavez's government and to the political opposition were seeking a minimum wage increase of as much as 100 percent, partly to recoup losses from quickening inflation. Annual inflation was 18.5 percent in March, the fastest in Latin America.

Overtaking Argentina
Today's increase will allow Venezuela's minimum wage to leapfrog those in the rest of Latin America. The minimum wage in Argentina, traditionally the highest in the region, ranges from $250 to $290. In countries such as Bolivia and Ecuador, the monthly minimum wage is about $60.
The raise becomes effective tomorrow and will be paid retroactively through Jan. 1. Chavez also pledged to boost pensions and other benefits for employees whose salaries are at the lower end.
``There are elements in all this that makes us workers think that the future is brighter for us,'' said Tony Navas, head of Caracas-based Health Workers' Trade Union. ``The measures should entice hiring and better pay conditions.''
To contact the reporter on this story: Guillermo Parra-Bernal in Caracas at gparra@bloomberg.net