Bugün 10 Kasım!
10 Kasım’ın mirası!
Okurdur, ister, bekler, bilmeyi arzu eder bütün yazarlar, görüşlerini yazdı “senin lafın yok mu” diye sorar. Okur, sormakta haklıdır.
Benim lafım var.
Atatürk’ün mirası!
Benim lafım Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisini, kendi cümleleriyle tarifidir.
Bugün 10 Kasım.
Ölüm yıldönümü.
Bu vesileyle dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in sorusuna verdiği cevabı yazayım.
Atatürk şöyle diyor:
Dogmalara karşı çıkmış.
Kalıplaşmış kuralları kırmış.
Bilimi öne geçirmiş.
O günlerin koşullarında böyle bir lider, istediği kadar içki içsin, en yüksek derecede alkol onu sarhoş edemez, alkollü kılamaz.
Neye göre sarhoş!
Kime göre alkolik!
Ağzına hiç içki koymamış fakat “dogmaların, kalıplaşmış kuralların, gerici hurafelerin esiri olmuşlara” ayık diyeceksek, Mustafa Kemal’i onların ölçülerine göre sarhoş diye tarif edeceksek yazık aklımıza...
Yazık kaleme, kâğıda!
Bir lider diyorsa ki, “Benim manevi mirasım akıl ve bilimin rehberliğini kabul etmektir,” yola beraber çıktığı en yakın silah arkadaşları, onu terk etsinler, çelme atsınlar, yalnız bıraksınlar isterse aydınları da halkı da ordusu da onu yalnız bıraksın. O yine de yalnız değildir.
Neye göre yalnız!
Kime göre terk edilmiş!
Akıl sorar!
Bilim cevap arar!
O, beraber yola çıktığı en yakın arkadaşları ile niçin ters düştü? Kurtuluş Savaşı verildikten sonra arkadaşları ne yapmak istiyordu? O, neyi başarmanın peşindeydi?
Biliyorsunuzdur.
Bu soruların cevapları kitap olmuş çok sayıda hatıralarda, yayınlanmış kaynaklarda, resmi ve resmi olmayan tarih belgelerinde var.
Arkadaşları onu bırakmadı.
Arkadaşlarını o terk etti.
O, padişahlığı bitirmeye kararlıydı. Arkadaşları, “padişahın ekmeğini yedik” deyiciydiler. Yolları bu yüzen ayrıldı. Lider Atatürk’ü de insan Atatürk’ü de bilelim.
Saklı, gizli, sansürlü hiçbir şey kalmasın. Genelkurmay’ın elindeki bütün belgeler ile ayrıldığı eşi Latife Hanım’ın gizlenen anıları da yayınlansın.
Benim lafım var.
Atatürk’ün mirası!
Benim lafım Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisini, kendi cümleleriyle tarifidir.
Bugün 10 Kasım.
Ölüm yıldönümü.
Bu vesileyle dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in sorusuna verdiği cevabı yazayım.
Atatürk şöyle diyor:
“Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır...
Zaman süratle ilerliyor.
Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar...”
***
Dogmalara karşı çıkmış.
Kalıplaşmış kuralları kırmış.
Bilimi öne geçirmiş.
O günlerin koşullarında böyle bir lider, istediği kadar içki içsin, en yüksek derecede alkol onu sarhoş edemez, alkollü kılamaz.
Neye göre sarhoş!
Kime göre alkolik!
Ağzına hiç içki koymamış fakat “dogmaların, kalıplaşmış kuralların, gerici hurafelerin esiri olmuşlara” ayık diyeceksek, Mustafa Kemal’i onların ölçülerine göre sarhoş diye tarif edeceksek yazık aklımıza...
Yazık kaleme, kâğıda!
Bir lider diyorsa ki, “Benim manevi mirasım akıl ve bilimin rehberliğini kabul etmektir,” yola beraber çıktığı en yakın silah arkadaşları, onu terk etsinler, çelme atsınlar, yalnız bıraksınlar isterse aydınları da halkı da ordusu da onu yalnız bıraksın. O yine de yalnız değildir.
Neye göre yalnız!
Kime göre terk edilmiş!
Akıl sorar!
Bilim cevap arar!
O, beraber yola çıktığı en yakın arkadaşları ile niçin ters düştü? Kurtuluş Savaşı verildikten sonra arkadaşları ne yapmak istiyordu? O, neyi başarmanın peşindeydi?
***
Biliyorsunuzdur.
Bu soruların cevapları kitap olmuş çok sayıda hatıralarda, yayınlanmış kaynaklarda, resmi ve resmi olmayan tarih belgelerinde var.
Arkadaşları onu bırakmadı.
Arkadaşlarını o terk etti.
O, padişahlığı bitirmeye kararlıydı. Arkadaşları, “padişahın ekmeğini yedik” deyiciydiler. Yolları bu yüzen ayrıldı. Lider Atatürk’ü de insan Atatürk’ü de bilelim.
Saklı, gizli, sansürlü hiçbir şey kalmasın. Genelkurmay’ın elindeki bütün belgeler ile ayrıldığı eşi Latife Hanım’ın gizlenen anıları da yayınlansın.
Necati Doğru, Vatan, 10 Kasım 2008
***************************************
Atatürk’e ve çocuklarına açık mektup
Çocukları kimler mi? Benim, sensiz, onlar... Kendini “Atatürk’ün evladı” hisseden herkes...
Atam, sen hep şunu söyledin “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir”...
Gel gör ki, bugün yine seni anarken aklıma şu geldi son birkaç yıldır Cumhuriyetimiz “kimsesiz kalmış” gibi...
Ama üzülme, “kimsesiz asla kalmayacak”, bizler “kendini senin oğlun, kızın” görenler, sonuna kadar direneceğiz...
Atam, ülke ne durumda bir de benden dinle
Bir ülkede
Daha da vahimi TRT’nin arşivini soyanlar, yıllar sonra “bilirkişi” görüntüsü altında senin “belgeselini” yapıp, seni küçük düşürmeye çalışırlarken, mirasına sahip çıkması gerekenler hâlâ “sessizlerse”, bize “daha sıkı” durmaktan başka ne düşer ki ATAM!
Rahat uyu ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK! NUTUK’ta dediğin herşey bugün çıksa bile, biz sonuna kadar buradayız...
Atam, sen hep şunu söyledin “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir”...
Gel gör ki, bugün yine seni anarken aklıma şu geldi son birkaç yıldır Cumhuriyetimiz “kimsesiz kalmış” gibi...
Ama üzülme, “kimsesiz asla kalmayacak”, bizler “kendini senin oğlun, kızın” görenler, sonuna kadar direneceğiz...
Atam, ülke ne durumda bir de benden dinle
Bir ülkede
* Vatandaşların bir bölümü “seve seve ölüme” giderken, bir bölümü “malı götürme” sevdasına düşmüş, “hangi toprakta yaşadığını bile umursamadan” kendilerine doları “efendi” edinmişler iseVe en kötüsü “içeride kargaşa”, “dışarıda tam bağımlılık” ortaya çıkmışsa seni anmak ve “keşke” demek hepimizin hakkıdır ATAM!
* Siyasi otorite “askerlerimizi öldüren” Barzani’yi “muhatap” kabul etmek için adım atıyorsa
* “Ekonomi IMF’ye”, “dış siyaset Avrupa Birliği ve Amerika’ya endekslenmiş” ise
* Siyasetçi, “finansal entelektüel” zümre eksikliğinden faydalanarak “sıcak paranın yarattığı” kısa süreli “cenneti” siyasi rantını maksimize etmek için kullanıyorsa
* IMF ile o milletin menfaatlerini korumak adına pazarlık etmesi gereken bakan bile aynı zamanda İngiliz vatandaşı ise
* Üretim refleksleri kaybolmuş, sıcak paranın bastığı kur ile “üreten dinamikler” ithalatçı olma yoluna girmiş ise
* Dış politikada alınması gereken kararlar, güvenlikte atılması gereken adımlar, devletin en yetkili makamlarında aman “piyasa bozulmasın” diye gecikiyorsa
* Vatandaşların yabancı bankalara borcu 50 milyar doları geçmiş ise
* İç ve dış borç son 5 yılda dolar bazında “defalarca katlanmış” ise
* Yılda ödenen faiz, bütçe içinde “eğitim ve sağlık” harcamalarının 10 katı ise
* Sıcak para, ülkenin “ekonomik reflekslerini” çürütürken “kısa vadeli sonuç ortaya çıkmıyor” diye “ana dinamikler” analiz edilemiyorsa
* Deniz Kuvvetleri’ne ait muhrip “müttefik bir ülke tarafından” vurulmuş, içinde onlarca seçme subayını taşıyan uçağı ne hikmetse ilk uçuşunda düşmüş, askerlerinin başına çuval geçirilmiş ise
* 15 askerinin öldüğü gün en yetkili ağızdan “Sayın Başkan ile 1 ay sonra görüşeceğim, gerekeni yapacağız” açıklaması yapılmış ise
* Askerlerinin öldüğü dakikalarda “el konduğu için devlet kontrolünde olan” televizyon kanalında “dansöz oynatılıyor” ve yayını kesme ihtiyacı dahi hissedilmiyorsa
Daha da vahimi TRT’nin arşivini soyanlar, yıllar sonra “bilirkişi” görüntüsü altında senin “belgeselini” yapıp, seni küçük düşürmeye çalışırlarken, mirasına sahip çıkması gerekenler hâlâ “sessizlerse”, bize “daha sıkı” durmaktan başka ne düşer ki ATAM!
Rahat uyu ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK! NUTUK’ta dediğin herşey bugün çıksa bile, biz sonuna kadar buradayız...
Yiğit Bulut, Vatan, 10 Kasım 2008