Necati Doğru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Necati Doğru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.6.14

Kılıçdaroğlu kuyrukçu çıktı!

Kalkanı kalın, örtüsü ağır olanlar şimdilik hissetmiyor. Rüzgar döndü.
Rüzgar rüzgardır.
Rüzgar kendini yargılamaz.
Rüzgar eser.
Ve farkını ortaya koyar.
Rüzgar şimdi “çelebilikten yana değil hesap sormaktan” yana esiyor. Bu dışarıdan; “Kasımpaşalı hırçın imam ile Kahireli çelebi imamın cumhurbaşkanlığı seçilme yarışı” gibi gösterilmek istense de; işin özünde “daha fazla güç ve daha fazla iktidar arayana karşı diklenen, kavga veren, hesap soran birinin” çıkmasını arzulayan bir rüzgar. Yapılan haksızlık, hukuksuzluk, otoriterlik, oldu bittilik, yalancılık, yolsuzluk, devleti soymaların hesabını soracak bir diklenişe olan ihtiyaç yükseliyor.
Rüzgar ihtiyaçtan doğdu.
İhtiyaca uygun esiyor.
Hukuksuzluğu, yolsuzluğu, haksızlığı yapanların karşısına “Cumhurbaşkanlığı seçiminde onlarla aynı ideolojiden gelme fakat tarzı itibariyle edepli ve terbiyeli çelebi bir çatı adayla çıkmak” hiç güven vermiyor.

* * * *

İşte Balyoz davası çöktü.
Tahliye olanlar şunu dediler.
“Hesap soracağız”
Son 12 yılda öyle keskin çizgilerle çizilmiş; “bizden olanlar ve bizden olmayanlar kamplaşması” oluşturuldu ki; her şafak vakti güneş yeni bir “sorulması gereken hesapla” doğmaya mecbur kaldı. Daha önceki gün “Gezi direnişi sırasında polis kurşunuyla ölen kendi yaşıtı Berkin Elvan’ı iyi dileklerle andı diye okulunu birincilikle bitiren Işıtan Önder adlı başarılı öğrenciyi disiplin kuruluna sevk edip” birinciliği elinden alındı.
Bunun hesabı olmayacak mı?
4 Bakan yolsuzlukla suçlanıyor.
Oğullarının kasaları dolu.
Kollarında hediye saatler.
Söylediklerinin hepsi yalan.
4 bakanın “rüşvet fezlekeleri” Meclis’e geldi, Yüce Divan’da yargılanmaları için Meclis Komisyonu kurulması kararı da çıktı. Fakat “daha fazla güç ve daha fazla iktidar sahibi olmak için Cumhurbaşkanlığı’nı hedefine koymuşların” iktidar partisi, Meclis Başkanlığı’na isimleri bildirmediği için komisyon kurulması ekim ayına kaldı.
Bunun hesabı sorulmayacak mı?

* * * *

Eğitimden sağlığa, dış politikadan özelleştirmeye; her alanda sorulacak o kadar çok hesap birikti ki, “kuyrukçuluk yaparak hesap sorulamaz” haykırışları haklı olarak yükselmeye başladı.
Benzerini bul.
Aynı görüşten olsun.
Aynı ideolojiden beslensin.
Aynı çizgiyi takip etsin.
Ben de dindarım.
Ben de muhafazakarım.
Bak ben de namaza gidiyorum demeye getirerek onu Cumhurbaşkanı adayı göster. Hesap sorulacak yapıyı ve o yapının baş mimarını benzeriyle iktidardan indirmeye çalış.
Buna kuyruğa takılma diyorlar.
Yani kuyrukçuluk.
Kuyrukçuluk hesap soramaz.
Kuyruk köküne çeker.
Köküne teslim olur.

* * * *

Kılıçdaroğlu kuyrukçu oldu.
Kılıçdaroğlu inişe geçti.
Türkiye’yi hukukun üstünlüğüne, ileri demokrasiye, bağımsız yargı, bağımsız basını olan, laiklikten zerre dönüş yapmayan, insan haklarına saygılı, otoriter başkanlık sistemine değil parlamenter demokratik düzenden yana, yolsuzluk, hırsızlık, soygunların, adam kayırmaların, kişi zengin etmelerin önünü tıkayacak umudu olanlar; hesap soran rüzgarı hissederek sandığa gitmek isterlerdi.
Kılıçdaroğlu, rüzgarı alamadı.
Yazık oldu, giden zamana!
 Necati Doğru, Sözcü, 21 Haziran 2014

10.11.08

Bugün 10 Kasım!

10 Kasım’ın mirası!

Okurdur, ister, bekler, bilmeyi arzu eder bütün yazarlar, görüşlerini yazdı “senin lafın yok mu” diye sorar. Okur, sormakta haklıdır.
Benim lafım var.
Atatürk’ün mirası!
Benim lafım Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisini, kendi cümleleriyle tarifidir.
Bugün 10 Kasım.
Ölüm yıldönümü.
Bu vesileyle dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in sorusuna verdiği cevabı yazayım.
Atatürk şöyle diyor:

Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır...
Zaman süratle ilerliyor.
Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar...



***


Dogmalara karşı çıkmış.
Kalıplaşmış kuralları kırmış.
Bilimi öne geçirmiş.
O günlerin koşullarında böyle bir lider, istediği kadar içki içsin, en yüksek derecede alkol onu sarhoş edemez, alkollü kılamaz.
Neye göre sarhoş!
Kime göre alkolik!
Ağzına hiç içki koymamış fakat “dogmaların, kalıplaşmış kuralların, gerici hurafelerin esiri olmuşlara” ayık diyeceksek, Mustafa Kemal’i onların ölçülerine göre sarhoş diye tarif edeceksek yazık aklımıza...
Yazık kaleme, kâğıda!
Bir lider diyorsa ki, “Benim manevi mirasım akıl ve bilimin rehberliğini kabul etmektir,” yola beraber çıktığı en yakın silah arkadaşları, onu terk etsinler, çelme atsınlar, yalnız bıraksınlar isterse aydınları da halkı da ordusu da onu yalnız bıraksın. O yine de yalnız değildir.
Neye göre yalnız!
Kime göre terk edilmiş!
Akıl sorar!
Bilim cevap arar!
O, beraber yola çıktığı en yakın arkadaşları ile niçin ters düştü? Kurtuluş Savaşı verildikten sonra arkadaşları ne yapmak istiyordu? O, neyi başarmanın peşindeydi?


***


Biliyorsunuzdur.
Bu soruların cevapları kitap olmuş çok sayıda hatıralarda, yayınlanmış kaynaklarda, resmi ve resmi olmayan tarih belgelerinde var.
Arkadaşları onu bırakmadı.
Arkadaşlarını o terk etti.
O, padişahlığı bitirmeye kararlıydı. Arkadaşları, “padişahın ekmeğini yedik” deyiciydiler. Yolları bu yüzen ayrıldı. Lider Atatürk’ü de insan Atatürk’ü de bilelim.
Saklı, gizli, sansürlü hiçbir şey kalmasın. Genelkurmay’ın elindeki bütün belgeler ile ayrıldığı eşi Latife Hanım’ın gizlenen anıları da yayınlansın.
Necati Doğru, Vatan, 10 Kasım 2008





***************************************

Atatürk’e ve çocuklarına açık mektup

Çocukları kimler mi? Benim, sensiz, onlar... Kendini “Atatürk’ün evladı” hisseden herkes...
Atam, sen hep şunu söyledin “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir”...
Gel gör ki, bugün yine seni anarken aklıma şu geldi son birkaç yıldır Cumhuriyetimiz “kimsesiz kalmış” gibi...
Ama üzülme, “kimsesiz asla kalmayacak”, bizler “kendini senin oğlun, kızın” görenler, sonuna kadar direneceğiz...
Atam, ülke ne durumda bir de benden dinle

Bir ülkede

* Vatandaşların bir bölümü “seve seve ölüme” giderken, bir bölümü “malı götürme” sevdasına düşmüş, “hangi toprakta yaşadığını bile umursamadan” kendilerine doları “efendi” edinmişler ise
* Siyasi otorite “askerlerimizi öldüren” Barzani’yi “muhatap” kabul etmek için adım atıyorsa
* “Ekonomi IMF’ye”, “dış siyaset Avrupa Birliği ve Amerika’ya endekslenmiş” ise
* Siyasetçi, “finansal entelektüel” zümre eksikliğinden faydalanarak “sıcak paranın yarattığı” kısa süreli “cenneti” siyasi rantını maksimize etmek için kullanıyorsa
* IMF ile o milletin menfaatlerini korumak adına pazarlık etmesi gereken bakan bile aynı zamanda İngiliz vatandaşı ise
* Üretim refleksleri kaybolmuş, sıcak paranın bastığı kur ile “üreten dinamikler” ithalatçı olma yoluna girmiş ise
* Dış politikada alınması gereken kararlar, güvenlikte atılması gereken adımlar, devletin en yetkili makamlarında aman “piyasa bozulmasın” diye gecikiyorsa
* Vatandaşların yabancı bankalara borcu 50 milyar doları geçmiş ise
* İç ve dış borç son 5 yılda dolar bazında “defalarca katlanmış” ise
* Yılda ödenen faiz, bütçe içinde “eğitim ve sağlık” harcamalarının 10 katı ise
* Sıcak para, ülkenin “ekonomik reflekslerini” çürütürken “kısa vadeli sonuç ortaya çıkmıyor” diye “ana dinamikler” analiz edilemiyorsa
* Deniz Kuvvetleri’ne ait muhrip “müttefik bir ülke tarafından” vurulmuş, içinde onlarca seçme subayını taşıyan uçağı ne hikmetse ilk uçuşunda düşmüş, askerlerinin başına çuval geçirilmiş ise
* 15 askerinin öldüğü gün en yetkili ağızdan “Sayın Başkan ile 1 ay sonra görüşeceğim, gerekeni yapacağız” açıklaması yapılmış ise
* Askerlerinin öldüğü dakikalarda “el konduğu için devlet kontrolünde olan” televizyon kanalında “dansöz oynatılıyor” ve yayını kesme ihtiyacı dahi hissedilmiyorsa
Ve en kötüsü “içeride kargaşa”, “dışarıda tam bağımlılık” ortaya çıkmışsa seni anmak ve “keşke” demek hepimizin hakkıdır ATAM!
Daha da vahimi TRT’nin arşivini soyanlar, yıllar sonra “bilirkişi” görüntüsü altında senin “belgeselini” yapıp, seni küçük düşürmeye çalışırlarken, mirasına sahip çıkması gerekenler hâlâ “sessizlerse”, bize “daha sıkı” durmaktan başka ne düşer ki ATAM!
Rahat uyu ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK! NUTUK’ta dediğin herşey bugün çıksa bile, biz sonuna kadar buradayız...

Yiğit Bulut, Vatan, 10 Kasım 2008