24.11.12

Silivri'den Mektup

Balyoz davası sanıklarından, henüz kesinleşmemiş 18 yıl hapis cezası almış olan emekli tümgeneral Ahmet Yavuz’dan bir mektup geldi.
Sayfa düzeni nedeniyle iki güne bölerek aynen yayınlıyorum.

***


Ahmet Yavuz
4 B-11 Silivri
29 Ekim 2012
Sayın Okay GÖNENSİN
Yazar Vatan Gazetesi

“Sayın Gönensin,

22 Ekim 2012 tarihli “İşkencecinin rahatlığı” başlıklı yazınızı okudum. Bir şeyler yazmaya yeltendiğimde “Sonuna Kadar Gitmeli” başlıklı yazınızı yayınladınız. Ben ikisine birden cevap vermeyi uygun buldum. Çünkü sizin iki yazınızdan dolayı muhataplarınızdan biri benim. Bir Silivri tutuklusu. Balyoz davası sanığı. Emekli bir general. 18’liklerden.
1980’i üsteğmen rütbesinde karşılamış, yüzbaşı rütbesinde uğurlamış, o günlerin büyük çoğunluğunu da sokakta geçirmiş birisiyim.
O dönemde yapılanların bir kısmından utanç duydum o günlerde. Bugün de duyuyorum aynı utancı.
Sıkıyönetim görevlerinde binlerce subayın görev aldığını biliyorum. Ama siz, bu binlerce subaydan çok düşük bir oranının işkence ve kötü muamele nedeniyle aramızdaki saygınlıklarını daha o günlerde yitirdiklerini biliyor musunuz? Geriye kalan temiz insanları haksız yere suçlamış olmuyor musunuz?
Silivri’de yatanlar arasında işkenceye muhatap olanların varlığından haberdar mısınız?
82 Anayasasına bugünleri görerek “hayır” diyenler var, biliyor musunuz?
Bunları belki bilmiyorsunuz, bilseniz bile, bu dönem, Silivri’dekilerin toptan suçlanmasını gerektiriyor. Siz de üstünüze düşeni yapmış mı oluyorsunuz? Darbecilikten sonra şimdi de işkencecilikle suçlanıyoruz! Pes doğrusu.
Bir psikopatın rahat davranışlarından yola çıkarak suçsuz insanlara suç yamamak, bana, kime ait olduğunu hatırlayamadığım bir sözü hatırlattı. Şöyle demiş düşünür: “Küçük çocuklar her öğrendiklerini genelleştirmeyi, büyük çocuklar ise önlerine çıkan çeşitli genelleme fırsatlarından özenle kaçınmayı tercih ederler.”
Biz kimiz, neyiz, hangi haksızlıklara maruz kaldık?
Bunlar sizi hiç mi ilgilendirmiyor? Bir dönemin birikmiş yanlışlarından sorumlu günah keçileri miyiz? Biraz insaf gerekli değil mi?
“Sonuna Kadar Gitmeli” demişsiniz TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun çalışmaları için. Evet, biz de, sonuna kadar gidilebilsin ve gerçekler ortaya serilebilsin diye, müracaat ettik bu komisyona. Tabii reddedildik. Bize verdikleri yanıta siz de ulaşabilirsiniz.
“Darbe dönemlerinde gerçekten neler yaşandığını halk çok az biliyor” diye bir cümleniz var; tam da gerçeği yansıtıyor. Peki Balyoz davasında halk gerçeği biliyor mu? Örneğin siz bir gün gelip oradaki komediyi izlediniz mi?
Biz 50.000 imza toplayarak Adalet Bakanlığı’na müracaat ettik: “Mahkemelerin gidişatını halk görsün, TV’lerde duruşmalar yayınlansın” dedik. Buna kulak tıkandı. Bundan siz haberdar mısınız? Halk izleyemediği şeyden nasıl haberdar olacak?
Bir başka örnek: Balyoz iddiaları kamuoyuna yansıdığı günlerde 1’inci Ordu Askeri Savcılığının görevlendirmesiyle ilk teknik bilirkişi raporunu hazırlayan Jandarma Gn. K.lığı bilişim uzmanı J. Muhabere yüzbaşı
A. Hakan ERDOĞAN, 1’inci Ordu bilgisayarlarında yerinde inceleme yapıyor ve rapor veriyor: “1’inci Or. Bilgisayarlarında suça konu planların izine rastlanmamıştır.” Bu raporun Şubat 2010’da Beşiktaş Savcılığında kaybolduğunu, Mayıs 2011’de mahkemeye sunulmasına rağmen bir değer ifade etmediğini biliyor musunuz?
Sanıkların lehine olan yüzlerce delili adli emanete kaldıran soruşturma savcılarının, bu verileri iddianameye aleyhte yansıttığını; HSYK’ya yapılan şikayete hiçbir işlem yapılmadığını biliyor musunuz?
Suça konu planların (tamamı dijital, imzasız) Office 2007 versiyonu ile yazılmalarının (suç tarihi 2003) ortaya çıkmasından (mart 2012) ve bu gerçeği tekrar tekrar ortaya koyan bilimsel raporlar alınmasına rağmen mahkemenin bilirkişiye gitmeyi reddettiğini biliyor musunuz?
Biliyorsanız bunu hukuka uygun buluyor musunuz?
POPPER’ci bir yaklaşımla bu dava ilk günden çökmüştü... Delil olarak ortaya dökülen ne varsa binlerce defa yanlışlandı. Dava bu formatıyla kimseyi mahkum edemez derken (siyasi konuşmalar yapmak suçtur, As. Cz. Kn. 148’inci madde bu konuyu düzenlemiştir, konuşanlar bütün konuşmaları üstlenmişlerdir, bu suç bu mahkemenin konusu değildir) en ağırından cezalar verilmiştir. Amaç askeri vesayeti ortadan kaldırmayı sağlayacak bir yargılama yapmaktır. Bunun neresi hukuktur?
Bizce Komisyon bütün bunları biliyor ve diyor ki: ‘Hayır, sizi inceleyemeyiz, çünkü arkasından çapanoğlu çıkar, başımız belaya girer.’
Bunun neresi ahlak, vicdan, bilim ve demokrasi değeleri ile bağdaşıyor? Sonuna kadar gitsinler mi acaba?
İnsanlar bizi aptal yerine koyuyorlar. Aslında milleti aptal yerine koyuyorlar. Milletimiz pek sorgulamaz. O inanır. Nereye ve ne zamana kadar? Gerçekle temas edip vicdanı harekete geçinceye kadar. Vicdanı harekete geçtiğinde de hesabını sorar kendisini aldatanlardan.
Biz büyük bir sahtekarlıkla karşı karşıyayız. Demokrasiyi savunduğunu iddia eden bir azınlık, hukuksuz bir şekilde yargılanmamızı ve mahkum edilmemizi demokrasinin zaferi olarak sundular. Hukuksuz bir demokrasi olabilir mi? Bu davaların tümünde yapılan hukuksuzluklara tanıklık etseydiniz bambaşka bir görüşe sahip olurdunuz. Bundan eminim.

Sayın Gönensin,

Askeri hapishanelerde yapılan bütün haksızlıklar, aşağılıklar, insan onurunu zedeleyen ne varsa hepsi ortaya dökülsün; muhatapları utandırılsın ve cezalandırılsın!
Silivri mahkemelerinde yapılan hukuk ihlalleri de sergilensin ve ‘Silivri Türkiye’nin Gulag’ıdır’ demeyenlerin nasıl utanacaklarını hep birlikte görelim.
Sadece geçmişin yanlışlıklarına karşı çıkmak demokratlığa yetmiyor. Bugüne de, bugüne de... Saygılarımla.

Ahmet Yavuz”


Okay Gönensin, Vatan Gazetesi, 15-16 Kasım 2012