Ankara’nın taşı
BİLİMSEL araştırmacı (CNRS-Paris)
Halûk Tarcan, 74. ölüm yıldönümünde Atatürk’e bir armağan göndermiş.
İlginç yazı şöyle başlıyor:
“Atam sen, ‘Biz Türkler Orta Asya’daki büyük bir iç denizin kenarında doğduk, o bizim anayurdumuzdur. Sonra o denizin kurumasıyla dünyanın dört bucağına dağıldık’ dedin... Senin kuşağın Türk tarihini böyle öğrendi; bunu sen bulmuştun. Araştırsınlar diye Türk Tarih Tetkik Cemiyeti’ni kurdun.diyerek Atatürk’e seslenişini şöyle sürdürüyor:
Ama 10 Kasım 1938, dokuzu altı geçe o denizi kuruttular, ‘dünyayı Türk yaptı’ dediler...
Sana inanmadılar... Batı’ya Türk tarihini öğrensinler diye gönderdiklerin sana ihanet ettiler. Türkçe bilmeyenlerin yazdıklarına biat ettiler, üstüne tüy kondurmadılar.”
Fakat bir Uygurlu çıkıyor ve 'Orada beş iç deniz vardı' diyerek bunları sayıyor: “Uçuğıltır köl, Om-Oğ, Obıl uçı, Uçuğuy köl, Oğ-Ur...'
“Ama Uygurlu’ya inanmadılar”
“Sen ‘Orta Asya anavatan, Anadolu ikinci vatan, Girit üçüncü vatandır’ dedin... Dinlemediler bile! Batılı bunu kabul etmez, Batı doğru söyler, söylediği doğrudur... Bize, Batı’nın ‘okeyi’ gerektir dediler!(Ankara Güdül’deki kaya resmi ve yazıt, Sermet Somuncuoğlu’nun Damgaların Göçü kitabında görülebilir.)
Uygurlu, ‘Orta Asya’da kaya resimleri, yazı var, atalarımız yazıyı buldu’ dedi... Ve yazıları okudu. Alay ettiler. Ama tersini ispat edemediler. Çünkü Türkçe bilmiyorlardı!
- Anadolu’da kaya resmi, yazı var, dedi. Bunlar M.Ö. on üç bini gösteriyor, atalarımız Doğu Anadolu’ya bu tarihte ayak bastı dedi. Yazıları okudu. Sinirlendiler, hayaldır bu; biz, Anadolu’ya 1071’de geldik Batı öyle söylüyor, dediler.
Okunamayan Girit yazısını okudu. ‘Atalarımız yazmışlardı’ dedi, aynı adam. Senin gerçeği keşfetmiş olduğunu ispat etti. Hiç renk vermediler. Derken, Ankara’nın Güdül Salihli Köyü’nden Cemil Söylemezoğlu haykırdı:
- Heyyyy... Güdüllüler uyanın. Biz Anadolu’da beş bin yıldan beri varız.
Bunu Servet Somuncuoğlu duydu, ekip kurdu, gittiler, gördüler; kaya resimleri ve yazıları keşfettiler... Tam beş bin kaya resmi ve yazı... Ama, atalarımızın Türkçelerini bilmediklerinden okuyamadılar...
Okuyana –Batılı olmadığı için– başvurmadılar. Bir Göktürk yazısı tutturmuşlar gidiyorlar... Harfler Orhun’daki yazıların ayni imiş... Orhun öncesini bilmediklerinden orada kaldılar. Daha çok bekleyecekler. Çünkü, damgaları harf sandılar. A, B diye okudular, AT, ÖK diye okuyacaklarına... Orhun’dan önce, Açıktaş, Uluğ-kem, Işub-Oq, Uw-On, Etrüsk, İskit yazılarının varlığına sırtlarını dönmüşler... En son yazı, Orhun’a takılıp kalmışlar, onu ilk sanıyorlar.
Fakat, Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim. Nihayet, Türk tarihinin yeniden yazılması gerektiğini kabul ettiler. Yıl 2011... Biz bunu 1988’de söylemiştik.
Atam, sen ne diyordun, 'Biz Anadolu’da en aşağı beş bin yıl önce varız.' Yıl 1930 idi. Bunu arasınlar diye Türk Tarih Tetkik Cemiyeti kurulmuştu. Ama o cemiyet, Türk Tarih Kurumu, sana inanmadı... Türkçe bilmeyen, nalıncı keseri Batılının kalem aldığı tarihi kabul etti. Batının kalemi, Türk tarihini değil, Batı çıkarları tarihini yazdı. 1071’i kabul ettirdi. Sen ne diyordun, ‘behemahal (zaman kaybetmeden) Türk tarihi yazılmalıdır. Biz beş bin yıldır Anadolu’dayız’. Artık ok yaydan çıkmıştır, ‘Türk gerçeği’ ortadadır. Rahat uyu artık, Türklüğünü inkâr edenler seni rahat bırakırlarsa?...
Yalçın Bayer, Hürriyet, 11 Kasım 2012