sigara içiyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sigara içiyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.7.16

Erdoğan babamız olmak istiyor

Ben yıllardır boşuna yazıp söylemiyorum, “Erdoğan’ın iç politikası neyse dış politikası da odur, bu ikisinin arasında bir fark yoktur” diye... Hatta, “Erdoğan’ın iç politikası, dış politikasını rehin almıştır; dış politika, iç politika için yapılır hale gelmiştir” de diyorum.
İşte, içi dışı birbirine geçmiş bir politikanın son örneği...
Medyadan aktarıyorum. Kaynak hürriyet.com.tr...
Başlık: “Erdoğan, Bulgar bakana sigarayı bıraktırdı”.
Olay, 9 Temmuz’da NATO Zirvesi’nin yapıldığı Varşova’da geçiyor. Erdoğan, fuayede Bulgaristan Dışişleri Bakanı Daniel Mitov’u sigara içerken görmüş.
Haber şöyle: “Sigara içme kabinindeki Mitov’un yanına giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bulgar bakana sigarayı bıraktırdı. Mitov da sigara paketini imzalayarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verdi.
Erdoğan’ın kendi memleketinde sigara içerken gördüğü vatandaşlarına müdahale edip, ellerindeki sigaraya ve üzerlerindeki pakete el koyması yıllardır vaka-i adiyeden sayılır olmuştu.
Sigarayı bıraktım de bakayım” diye mübalağalı biçimde yüklendiği vatandaşa, adı, soyadı ve telefon numarasını el koyduğu paketin üzerine yazdırıp, konunun takipçisi olacağı hakkında her seferinde gözdağı verdiğini de görüyoruz.
Bunun benzerini, yabancı bir ülkenin hükümet üyesine ilk kez doğrudan tatbik etmiş oluyor.
Daha önce 2010’da Almanya Başbakanı Merkel’in hayretten fal taşı gibi açılmış gözlerinin önünde yapmıştı ama mekân İstanbul’du, mağduru da kendi vatandaşıydı...
Türk-Alman Ekonomi Forumu’nda, bir genç görevlinin sigarasını alıp kırmıştı.
Şimdi, Bulgar Bakan Mitov’a yaptıklarından, Erdoğan’ın bu otoriter sigara karşıtlığına kendisini fena kaptırdığını anlıyoruz. Ülkesindeyken bulunduğu ortamda kimin elinde sigara görse müdahale ediyor ya... “İçeride şahin, dışarıda güvercin” demesinler diye midir nedir, uluslararası toplantılarda da böyle bakanların, başbakanların elindeki sigarayı toplamaya devam ederse, önüne bu Mitov gibi kibar insanlar çıkmayabilir her zaman ve sert kayaya toslayabilir. Bizden söylemesi...
Bir de Erdoğan’ın bu sigara karşıtlığını provokatif amaçla kullanacaklar da olabilir elbette.
Her neyse, Erdoğan’ın nefret ettiği her şeyi yasaklama eğiliminde olduğunun farkındayız.
İşte, sigaradan da nefret ediyor.
Bu nefret, bir noktaya kadar mazur görülebilir. Sigara kanserin bir numaralı nedeni; bunu herkes biliyor. Üstelik kokusu da berbat.
Lakin Erdoğan’ın sigara nefretinin, el koymak, imha etmek ve sigarayı bırakma sözü almak gibi reaksiyonlar şeklindeki tezahüründe ise toplum sağlığını koruma kaygısının ötesine geçen bir saik var.
Erdoğan’ınki politik bir eylem.
Sigarayı bıraktırma bahanesiyle, ceberut iktidarının üzerimize basarak yükselen sütunlarını tahkim ediyor.
Erdoğan babamız olmak istiyor.
Ben sizin babanızım. Tabii ki babanızın yanında sigara içemezsiniz. Babalar çocuklarını içerken yakaladığında, elinden sigarayı alır” demiş oluyor.
Erdoğan’ın bu totaliter ruh ve zihin dünyası, bizleri Türkiye Cumhuriyeti’nin özgür, eşit ve reşit vatandaşları olarak görmesine engeldir. İdealindeki koyu istibdat düzenine, biz çocuk olarak kalmaya devam ettikçe ya da çocuklaştıkça varacak. O da bunu bildiğinden kerli ferli insanlara çocuk muamelesi yapıyor. En çok da maiyetindekilere...
20 Nisan’da, 40’ıncı İktisatçılar Haftası’nın bir panelinde Bülent Somay’ın söyledikleri, Erdoğan’ın Türkiye’nin babası olma sevdası ile sigara eylemleri arasındaki rabıtayı kurmakta bana ilham kaynağı oldu. Somay, “baba figürünün istisnai durumlar tarafından üretildiğini” söylemiş ve Erdoğan’ın da baba olmak için içeride ve dışarıda savaş üreterek, istisnai durum yaratmaya çalıştığından bahsetmişti. Evet, Erdoğan “baba adayı”dır.
Erdoğan’ın bir babaya dönüşmesini önlemenin tek yolu onun babalığını reddetmektir.
Madem Erdoğan zorla babamız olmak istiyor, o halde Türkiye’nin bütün ihtiyacı, Tunus’taki diktatörün devrilmesine yol açan kıvılcımı çakan Muhammed Buazizi gibi asi bir evlattır.
Yanlış anlaşılmasın, Buazizi gibi kendisini yaksın demiyorum, bir sigara yaksın ve yeter ki söndürmesin.
Sigara sağlığa zararlı bir alışkanlıktır; kötü bir baba ise sigaradan daha da zararlıdır.

 Kadri Gürsel, Cumhuriyet, 12 Temmuz 2016

14.9.08

Sigara ve mozaik

Susan Sarandon, esas kız. Orta yaşını geçmiş, evli bir kadın. Yıllar sonra öyle oluyor böyle oluyor, çocukluk aşkıyla karşılaşıyor. Bir sebepten bu ikisi bir araya gelememişler. Meğerse adam buna mektup yazmış da tam o sırada bizimkisi nikâha mı gidiyormuş öyle bir şey. Velhasıl bir biçimde ikili, arabada ilk kez yalnız kalıyor.
Kadın kafayı hafif yollu çatlatmış. Arabayı gazlıyor ve otobandan geçmekte olan trenin önünden geçiyor. Arabayı durduruyor ve bir sigara yakıyor. İlk kez konuşacaklar artık. O an geliyor ve biz Susan Sarandon'ın yüzünü, adama nasıl baktığını, gözlerinin ne dediğini filan, hiçbir şey göremiyoruz. Neden? Çünkü sigarayı öyle bol bulamaç mozaiklemişler ki, kadıncağızın yüzü sisler ardında.

Sigaraya el bezi
Sigara belasına kurban giden tek film bu değil tabii. Geçenlerde İspanya İç Savaşı'nı anlatan 'Ülke ve Özgürlük' filminde de olay savaşta geçtiği için doğal olarak sık sık sigara tellendiriliyordu. Filmin bir kısmını buzlu camın arkasından izledik velhasıl. Millet ölüyor, tartışmalar yaşanıyor, kaçışma koşturma derken bu hengâmenin arasında bir manyak sanki koşturup koşturup kahramanlarımızın ağzını siliyor el bezleriyle. Öyle fantastik bir vaziyet.

Hatırla ey tiryaki!
Sigarayı bırakmış biri olarak söyleyeyim, ben bu kadar sinirsek bir sigara karşıtlığına katlanamıyorum. Bu mıncık mıncık fikirlerin de sigarayı bırakmış, dönme radikalizminden mustarip kişilerce icat edildiğinden ciddi olarak şüpheleniyorum. Sigarayı bırakınca bazı insanlara bir acayiplik geliyor zira. Sanki vaktiyle gece yarısı sigara bittiğinde tabladaki izmaritleri karıştıran kendisi değil. Sanki son sigara kırılınca, yerdeki su birikintisine düşünce ağlamasına ramak kalan başkası. Neyse...
Sigara içenlerle içmeyenlerin karşılıklı olarak birbirlerine yaptıkları işkenceler muhtelif tabii. Hatırlıyorum da ilk bıraktığım sırada en yakın arkadaşlarım bile, farkında olamadan bir davaya ihanet etmişim gibi davranmışlardı bana.
Öyle oluyor, sizden çok onlara dert oluyor bu sigara meselesi. Hatta elim kazara sigaraya doğru gittiğinde Ayşe ve Ayşegül'ün birer atmaca gibi üzerime atlayışları vardır ki, unutamam bütün meyhane bize bakmış ve sanırım birçok insan elimde bir tabanca olduğunu ve tetiği çekmek üzere olduğumu sanmıştı.
Biri sigarayı bırakınca velhasıl bir grup insanın dengesi fena halde sarsılıyor. Bir kader birliğini bozmuş oluyorsunuz. Giderek illegal bir etkinlik haline gelen sigara içme eyleminde onları yarı yolda bırakmış oluyorsunuz. Kutluyorlar, 'Ay! Ne güzel. Keşke ben de...' filan diyorlar ama gözlerinde o küçük nefreti okuyorsunuz:
'O da beni yalnız bıraktı!'
Sigarayı bırakanların da içmekte olanlara yaptığı işkenceler sayısız elbette. Ama bence en korkuncu şu mozaikleme hikâyesi. Tiryakileri ekrandan ve hayattan silmeye çalışmadan önce hatırlayınız. Sigaranın o ilk nefesini hatırlayınız.

Ece Temelkuran, Milliyet, 13 Eylül 2008