Türklerin
kendi dillerini ve alfabelerini kullandıkları 15 asırdan beri Türk
ordusu, devlet yapısı ve halkının konumu hakkında daha fazla bilgi
sahibiyiz. Bundan önceki asırlarda Türkler hakkında Çin ve eski İran kaynaklarından edindiğimiz bilgiler de daha sonraki asırlardan kendi dilimizdeki bilgilerle örtüşmektedir.
Uzun bir tarih boyu ortadaki gerçek şudur: Türkler süvari bir millettir. Gerçi bugün Anadolu’da
binicilik sanatı kaybolmaya yüz tutmuş ve geçmişte sayısı binlere
ulaşan binicilikle ilgili terim ve deyimler bugün bizim modern kelime
haznemizin ve hafızamızın dışında kalmışsa da (o kadar ki bir
başbakanımız kırata beyaz at demiş, bir başkası da attan düşmüştür)
bugün gelinen bu noktaya rağmen Türkler çağlar boyunca iyi süvari, hızlı
at kullanan ve at sırtında savaşan, devlet yapılarında da askeri düzene
dayanan bir kavimdi.
Yakın çağlar boyunca ve önce Anadolu’nun
içlerine giren (ki bu kocaman bir yurdun etnik yapısının değiştiği hemen
hemen en son olaydır), ardından Tuna boyuna ulaşan bu topluluk aslında
askeri yapısını ve teknolojisini geliştirmekte ve yenilemekte olağanüstü
bir yetenek göstermiştir; bu yeteneğini de halen sürdürmektedir.
18 ve 19’uncu asırda askeri reformlar itici güçtü
Son birkaç asırdır Türk toplumunun sanayisinde, denizciliğinde silah üretimi ve askerlik
başrolü oynamaktadır. Örneğin 18 ve 19’uncu asırda tıp, veterinerlik,
eczacılık, kimyagerlik, mühendislik, haritacılık ve ressamlık gibi
dalların kurulup gelişmesinde dahi askeri reformlar itici güçtür. Hatta
Batı musikisi bile kulağa hoş geldiği için değil, Türk musikisinin
üstadı II. Mahmut’un deyişiyle “Muasır muharebe için Batı tipi musiki
gerekir” anlayışının sonucunda, Batı tipi Muzika-i Hümayun kurulmuştur.
Askeri
okullar her zaman daha düzenli olmuştur ve belirli bir sisteme
bağlıdır. Subay sınıfı bizde mevcut olmayan aristokrat sınıflara
dayanmaz. En fukara gençlerin bile seçilip yetiştirildiği kurumlardır.
Halen hem eğitime alınırken hem de harp akademilerine ayrılırken düzgün
ve yeteneğe dayalı seçim yapılmaktadır. Askeri eğitim
telaffuzdan güzel yazıya, adab-ı muaşeretten tavırlarını kontrole kadar
uyumlu insan yetiştirmekte sivil eğitimin önüne geçmiştir. Uzun bir
süre dış temsilciliklerde, ateşemiliterin
o misyonda mahalli dili en iyi bilen görevli olduğu gözlenmiştir.
Şu gerçeği bilmek zorundayız; uzun tarihimiz boyunca bugünkü Afganistan’da, İran’da, Kuzey Hindistan’da, Suriye
ve Mezopotamya’da devletler kurduk. Buralarda idare edilen halklar
Türkçe konuşmazdı. Doğrusu Türk devleti çarşıda pazarda, hatta bürokrasi
ve eğitimde başka dillerin kullanılmasına, yaşamasına destek olmuştur.
Fars dilini bütün güzelliğiyle benimsemiştir. Ama Türkçeden başka dilin
girmesine müsaade edilmeyen tek alan ordudur. Ordu
2 bin yıldır Türk dilinin yaşadığı ve geliştiği yer olmuştur ve son iki
yüzyıldır Türk dilinin sadeleşme ve yaygınlaşmasında da önemli rol
oynamıştır.
Propagandalara ve boş laflara kulak asmayalım
Ordunun
kendi iç düzeni, terfilerde kurallara sıkı sıkı bağlı kalınması en
önemli unsurdur. Darbeyi yapan komutanların bir an önce çekilmelerinde
bu da bir etkendir.
Niçin ordu? Türkiye’nin etrafımızdaki
ülkelerin durumuna düşmemesi, insanlarımızın birbirini canavarca
katletmemesi ve göçmen kafileleriyle yollara düşmemesi için. Öyle bir
felakette Almanya
Türklere “Ülkemize hoş geldiniz” demez. Niçin ordu? Eğitim ve sanayinin
gelişmesindeki başat rolünü korumak için. Taşıdığımız kimliğin selameti
için. Çocuklarımıza vatanı bırakabilmek için.
Boş laf
kalabalığına ve önyargılara dayanan propagandalara kulak asmayalım.
Türkiye’deki antimilitaristlerin hiçbirinin gerçek bir demokrasi düşünce
ve tavrına sahip olmadıklarını bilelim. Bütün uygar milletler gibi
ordumuza sahip çıkmak zorundayız. “Yarbay Mehmet Alkan kardeşinin
cenazesine niye üniformayla geldi?” diyen edepsiz cahillere şimdiye
kadar katıldıkları cenazelere askerler ne giyerek katıldı diye sormak
lazım.
Bizim var olmamızda en önemli unsur ordudur
Türkiye
ve Türk halkı dünya tarihinde askeri medeniyetiyle tanınır. Bütün
toplumsal değişimlerde, kültürel yapılanmalarda bu unsur ağır basar.
İsteseniz de istemeseniz de bizim var olmamızda en önemli unsur ordudur.
Ordunun varlığı sadece dışa karşı savunmada değil, terörün
acımasızlığına karşı da en önemli garantidir.
Ağustos ayının sonu,
tarihi yönlendiren zaferlerin yıldönümleriyle taçlanmıştır. Bunlar
sıradan emperyal zaferler değildir. 26 Ağustos 1071’de Anadolu kıtasına
girdik. Bu gelişin dönüşü yok. Yurdumuz burası. Sekiz asır sonra onu
savunduk, başka seçeneğimiz yoktu. Vatanımızı koruduk ve yine bir
ağustos sonunda zafer kazandık. Bu zafer günleri ordumuza kutlu olsun.
İlber Ortaylı, Milliyet, 30 Ağoustos 2015