ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.7.09

Rabia Kadir kime hizmet ediyor

BAŞLIKTAKİ soru bana ait değil. Geçen hafta sonu Rabia Kadir’in Ejder Savaşçısı kitabından bir bölüm aktarınca mail yağmuruna tutuldum.
Bazı okurlar ‘bir kadın liderin doğuşunu’ anlatan dokunaklı satırları gözyaşları içinde okumuş, bazıları ise ‘sen asıl Rabia’nın arkasında kimler var ona bak!’ demiş.
Sadece okurlar değil geçen hafta katıldığım birçok sohbette aynı soruyla karşılaştım.
Özetle söylenen şu: Bu olayların arkasında Çin’in bölünmesini isteyen Amerika var. G-8 Zirvesi öncesi protestoların başlaması tesadüf olamaz. Baksanıza Çin Devlet Başkanı zirveye gidemedi. Gitse Amerika’ya kafa tutacak doların rezerv para olmaktan çıkmasını isteyecekti. Uygur Türklerine yapılanlar üzücü ama onların da bu oyuna gelmemesi gerekiyor.

* * *

Bitmedi, dahası var.
‘Rabia Kadir öyle anlattığınız gibi Uygurlar için mücadele eden masum bir lider değil. Kimlerle irtibatlı olduğuna bakarsanız kime hizmet ettiğini de anlarsınız!’
Verso Araştırma’dan Erhan Göksel gönderdiği e-mail’de ‘kime hizmet ettiğinin resmidir’ notu ile kanıtları da sunmuş.
Neymiş kanıtlar? Üç muhteşem fotoğraf.
1- Rabia Kadir Amerika Başkanı Bush’la birlikte gülümserken.
2- Bir protesto gösterisi esnasında Uygur ve Amerikan bayrakları altında yürürken.
3- Amerikan senatosunun önünde yapılan konuşmayı dinlerken.

* * *

Açıkçası Amerika ya da başka bir gücün Çin’le ilgili ‘gizli planlarını’ bilmiyorum.
Ha bilmiyor olmam, olmadığı anlamına gelmez...
Fakat kerameti kendinden menkul bir Çinperestlik adına, Uygur Türklerinin dünya kamuoyunda ilk defa bir yüze kavuşmasını sağlayan, bunun da bedelini Çin işkencesinden geçerek misliyle ödemiş olan Rabia Kadir için söylenenlere, tek kelimeyle ‘insaf’ diyorum.
Arkadaşlar Rabia Kadir Amerika’ya keyfinden gitmedi.
Altı yıllık cezaevi işkencesinden sonra servetini, çocuklarını, ata yurdunu terk etmek zorunda kaldığı için sürgüne gitti.
Baskı ve zulüm gören halkının geleceğini yeniden inşa edebilmek için Amerika’ya sığındı. Elbette orada Bush dâhil tüm siyasetçilerle görüşecek.
Amerikan Kongresi’nde halkının acılarını dile getirecek. Bundan doğal ne olabilir?

* * *

Ha Amerika’nın gizli ya da açık bir takım politikaları vardır ve o politikanın içinde Uygurlara destek vermek şu anda Amerika’nın işine geliyordur…
E ne olmuş yani?
Yarın da işine gelmez desteği keser!
Bu Uygur Türklerinin yaşadığı zulmü ve Rabia Kadir’in Ejder Savaşçısı olarak verdiği mücadeleyi ortadan kaldırır mı?
Tabii ki kaldırmaz. Çünkü Uygur Türklerinin Doğu Türkistan’da yaşadıkları sorun her şeyden önce bir iç sorun. Hiçbir toplumsal mücadele sadece ‘dış mihrakla’ harekete geçmez.
Öyle olsa bu işleri gayet iyi bilen Çin oturup Amerika’nın kendisini istikrarsızlaştırmasını beklemez, önce Zencileri sonra da Hispanikleri kışkırtırdı.
Ama yapamaz! Amerika süper güç olduğu için değil, ekonomik krize rağmen içerisi böylesi bir kışkırtmaya müsait olmadığı için.
Yarın Amerika baskıcı bir rejime dönüşsün görün bakın neler oluyor.

* * *

Gelelim şu rezerv para meselesine.
Azıcık ekonomi bilgisi olan doların aşırı değer kaybetmesi ve bir süre sonra rezerv para olmaktan çıkmasının (mümkündü değildi ayrı bir tartışma) en başta Çin’i vuracağını bilir. Çünkü Çin GSMH’sının neredeyse yarısı (yaklaşık 1.5 trilyon dolar) şu anda Amerikan hazinesine park etmiş durumda. Doların rezerv para olmaktan çıkma süreci hızla değerini düşüreceği için Amerika’dan önce Çin hazinesini vurur.
Şu küresel kriz ortamında Çin ve Amerika zannettiğimizden daha fazla bir birine bağımlı. Dolayısıyla her şeyi ‘dış mihrakla’ açıklayan klasik komplo teorilerini bir kenara bırakıp, iç ve dış dinamikleri birlikte anlamaya çalışmakta büyük yarar var.
Amerika ya da Çin hangi hesabın içinde olursa olsun Rabia Kadir şiddetten uzak duran bilgece tavrıyla herkesten ve her şeyden önce Uygur Türklerine hizmet ediyor.
Eyüp CAN, Hürriyet, 15 Temmuz 2009

28.1.08

Piyasalar ‘genç haydutlar’ın oyuncağı oldu, denetim yok

Société Générale’i 7 milyar dolar zarara sokan ‘Haydut Trader’ Kerviel, eğer kazandırsaydı kimsenin ne yaptığından haberi bile olmayacaktı. Kumar oynayıp kaybettirince fırtına koptu.
Günümüzde insanlar paradan para kazanmak peşinde. Bunun için paraya ‘takla attırılıyor.’ Bilgisayar ekranında ’sanal olarak’ paralar alınıyor, satılıyor. Bağlantılar yapılıyor, çözülüyor. Birileri kazanıyor, birileri kaybediyor.
Her bankanın her finansal kuruluşun bu işlemleri yapan bölümü var. Bu bölümlerde genelde iyi eğitim görmüş gençler çalışıyor. Çünkü bu bölümler dikkat isteyen, çalışanı çok yoran bölümler. Gençler bir süre çalışıyor. Sonra yerini başka gençler alıyor.

Oyuncu gençler
Bankalar, finansal kuruluşlar bu gençlere para ticareti için genelde bir limit veriyor. Oyuncu gençler bu limit dahilinde paraya takla attırıyor. Kazanırsa işini yapmış oluyor. Kaybederse işinden oluyor.
Geçen hafta Fransa’nın 2′nci, Avrupa’nın 7′nci büyük bankası Société Générale’in 31 yaşındaki genç oyuncusu Jerome Kerviel, bankanın paralarına takla attırırken bankayı 7 milyar dolar zarara uğratınca, yer yerinden oynadı.
Kerviel kazandırsaydı, kimsenin haberi olmayacaktı. Ama kaybettirince adı ‘Haydut Trader’ oldu. (İngiliz Independent gazetesi Kerviel’e ‘Le Rogue Trader’ ismini taktı. ‘Rogue’ İngilizceden Türkçeye, derbeder / azgın / hilekâr / dolandırıcı / sevimli haydut olarak çevrilebilir.)

Kumarhaneye döndü
Kerviel gibi ‘Haydut Trader’lerin, işlemlerden ceplerine para girmiyor. Başarılı olurlarsa maaşları artıyor. Prim alıyorlar. O kadar…
En kârlı ‘paraya takla attırma’ işlerinden biri ‘vadeli piyasalarda’ oynamak. Bu bir tür kumar. Bir gün, bir hafta, bir ay, üç ay, bir yıl sonraki fiyat üzerine büyük yatırımlar yapılıyor.
Örneğin 3 ay sonra altın fiyatı, bakır fiyatı, borsa endeksi, dolar kuru üzerinden alım satım bağlantısına giriliyor. Fiyat artarsa, bağlantı yapan kazanıyor. Düşerse, kaybediyor.
Société Générale’in oyuncusu (zavallı ‘Haydut Trader’ Kerviel), 2007 yılında piyasaların düşeceğini, 2008′de ise yükseleceğini tahmin ederek, borsalarda vadeli alımlara para bağlamış. Hem de çok büyük rakamlarda para bağlamış.
İnanılması zor ama, bankanın piyasa değeri 52. 6 milyar dolar iken, tek başına genç Kerviel 73.3 milyar dolarlık işlem yapmış. (Ve de bundan bankada kimsenin haberi olmamış! Ya bu işler bu kadar gayri ciddi, ya da yönetim sorumluluğu o zavallı gence yükleyerek işin içinden sıyrılmak istiyor.)
Kerviel, Alman DAX, Fransız CAC 40, Dow Jones ve Euro Soxx 50 endeksleri üzerinden vadeli alımlar yapmış.
Örneğin, 2007 yılı ile 18 Ocak 2008 arasında endeksin yükseleceğini tahmin ederek Frankfurt Borsa endeksi DAX’tan uzun vadeli kontrat satın almış. Yatırım yaparken endeks 6.000 puan dolayındaymış. Endeksteki her 1 puan yükselmede Société Générale’in birim başına 25 euro kazancı olacakmış.
Geliniz görünüz ki DAX endeksi yükselecek yerde 600 puan geriye gidince, bankanın yatırımı birim başına 25 euro kayıpla sonuçlanmış. Sadece bu işlemde 18 günlük kayıp 2 milyar euro.
Sevap bankaya, ya günah
Basına yansıyan haberlere göre, Alman finans çevreleri olan biteni Société Générale yönetimine duyurduktan sonra, banka yöneticileri uyanabilmiş. Diğer vadeli işlemlerin çoğunun vadesi 21 Ocak’ta sona ermiş.
Kerviel vadeli pozisyonları borsanın ve dünya piyasalarının en çalkantılı gününde kapatmak zorunda kalınca bankanın kaybı 4.9 milyar euro’ya (7 milyar dolara) ulaşmış.

Büyük paralar
Kerviel olayı ‘genç haydut oyuncular’ın dünya piyasalarında ne büyük paralarla oynadıklarını ve bu oyunların ne büyük riskler ortaya çıkardığını gündeme taşıdı.
Bu olay şu gerçekleri ortaya çıkardı:
(1) Bankalarda genç oyuncular çok büyük rakamlarla oynayarak hem bankalarını riske uğratabiliyor hem de dünya piyasalarını karıştırabiliyor.

(2) Bankalarda denetim sistemleri yetersiz. Büyük riskler ancak gerçekleştiğinde yönetimin haberi olabiliyor.
(3) Dünya piyasalarındaki çalkantıların ardında paraya takla attırmayı meslek edinen genç oyuncuların, para sahiplerine kısa yoldan büyük getiri sağlama arayışı var.
Unutmayınız, yurtdışında (özellikle Londra’da) konuşlanmış bankaların, finansal kuruluşların ve fonların ‘genç haydutları’ Türkiye piyasalarında da oynuyor. Piyasalardaki ‘yabancılar girdi-çıktı, aldı-sattı’ çalkantılarının ardında onlar var.
GÜNGÖR URAS, Milliyet, 28 Ocak 2008