Orhan Pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orhan Pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.12.12

Pamuk'tan Esad'a: İstifa et!

Sivas katliamıyla ilgili oyuna 'siyasi olur' diyerek gitmeyen Pamuk Esad'a istifa et dedi.
Sivas '93 oyununun galasına çağrılması üzerine "Benim politik olarak orada görünmem doğru olmaz" diyen Orhan Pamuk, Esad'a istifa çağrısı yaptı.

Kayhan KARACA / ntvmsnbc - Aralarında Orhan Pamuk'un da bulunduğu dünyaca ünlü altı yazar ve aydın, Suriye lideri Beşşar Esad'a açık bir mektup göndererek, "İstifa et, yoksa sonun Saddam ve Kaddafi gibi olacak" uyarısında bulundu.

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk, İsrailli yazar David Grossman, İtalyan yazar Claudio Magris, Cezayirli yazar Bualem Sansal, Alman yazar Martin Walser ve Alman kökenli Fransız siyaset ve toplum bilimcisi Alfred Grosser imzasıyla Fransız Liberation gazetesinde bu sabah yayımlanan mektupta, Beşşar Esad'a "Suriye halkını kurtarması için" istifa etmesi ve çatışmakta olan tarafları BM çatısı altında müzakereye davet etmesi çağrısında bulunuldu.

'CEZAYİR'E SIĞIN'
Mektupta, "Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih gibi ailenizle beraber gidişinizi müzakere edebilirsiniz. Ruslar ve Çinliler sizi misafir etmeyi kabul etmezlerse Cezayir'e gidin. Cezayirliler bellek sahibi insanlardır. Kahramanları emir Abdülkadir'e Suriye'nin kucak açtığını unutmadılar. Emir Abdülkadir Fransa tarafından yenildiğinde dostu haline gelen 3'üncü Napolyon tarafından Suriye'ye gidip yerleşmesine izin verilmiş, Fransız sömürgesinden kaçan binlerce Cezayirli de kendisiyle birlikte oraya gitmişti" ifadelerine yer verildi.

'İSTİFA DIŞINDA TEK YOL VAR'
İstifanın "Esad'ın kendisi, ailesi, dostları, bölge ve dünya için tek gerçek çözüm yolu" olduğu görüşünün dile getirildiği mektupta, "İstifa dışında ne yazık ki sizi ve ailenizi bekleyen tek yol var: Saddam Hüseyin veya Kaddafi gibi ölüm. Ya da La Haye'de mikropsuz bir hücrede ömür boyu hapis" ifadeleri kullanıldı.

'RUSYA VE ÇİN'E FAZLA GÜVENME'
Suriye konusunda "büyük devletlerin" hesaplarını, Birleşmiş Milletler'in ise "tereddütlerini" eleştiren aydın ve yazarlar, Esad'a kendisini şimdilik destekleyen Rusya ve Çin'e fazla güvenmemesi tavsiyesinde de bulundular.



* * *
Lettre à Bachar al-Assad
9 décembre 2012 à 19:06, Liberation
Par David Grossman, Orhan Pamuk, Claudio Magris, Boualem Sansal, Martin Walser Ecrivains et Alfred Grosser Intellectuel

Monsieur le Président, le martyre du peuple syrien afflige l’humanité. Chaque jour, les morts s’ajoutent aux morts, les blessés aux blessés, les destructions aux destructions. Aujourd’hui, la Syrie, ce pays magnifique dont l’histoire est une leçon de grandeur pour l’humanité, est en passe de disparaître.

L’humanité est effarée. Elle veut aider mais elle ne sait comment, elle appelle au secours pour le peuple syrien mais personne ne vient. Les grands Etats sont pris dans leurs calculs, l’ONU compte les résolutions bloquées. Aux lamentations des uns, elle ajoute les siennes, à leurs hésitations elle répond par les siennes.

Pendant ce temps, dans votre pays, le nombre de victimes s’accroît à la moyenne effarante de 150 morts par jour. Demain, comme toujours, nous saurons que nous étions loin du compte, des blessés vont mourir faute de soins et des personnes arrêtées vont disparaître. Nous les retrouverons demain dans des charniers secrets. Il y a aussi les réfugiés dans les pays voisins, leur nombre s’accroît d’heure en heure et nous savons que beaucoup ne reviendront pas chez eux avant longtemps. Ce qui s’est passé en Algérie, en Irak, en Libye, au Yémen, au Bahreïn se reproduit en Syrie avec une intensité plus grande, avec une férocité plus terrible.

Tout cela, vous le savez, Monsieur le Président, vous recevez des masses de rapports quotidiens sur votre bureau. Peut-être leur lecture vous donne-t-elle froid dans le dos, peut-être vous fait-elle juste sourire. Mais ne vous illusionnez pas, l’aide que vous apportent certains pays, directement comme la Russie et la Chine qui bloquent l’action du Conseil de sécurité, ou indirectement par leur silence, ne sauraient légitimer vos actes, ou en réduire l’horreur, tôt ou tard vous vous aurez à en répondre devant la justice syrienne ou internationale.

Monsieur le Président, la situation semble inextricable, mais il y a pourtant un moyen simple pour sauver le peuple syrien martyre : démissionnez. C’est la seule vraie solution pour tous, pour le peuple syrien, pour vous, votre famille, vos amis, pour la région et pour le monde. Tout est en votre main. D’autres l’ont fait quand leur pays était en danger extrême. En Algérie, feu le président Chadli et le président Zéroual. Moubarak aussi. Et même le président yéménite, Abdallah Saleh. Un peu partout, des chefs d’Etat ont su se retirer pour préserver leur peuple et leur pays. Annoncez que vous démissionnez et appelez les parties à négocier une transition sous l’égide de l’ONU. Vous pourrez négocier votre départ, avec votre famille, comme a su le faire le président Saleh. Si les Russes et les Chinois refusent de vous accueillir, allez en Algérie, les Algériens ont de la mémoire, ils se souviennent que la Syrie a accueilli leur héros, l’émir Abdelkader, lorsque vaincu par la France, il fut autorisé en 1852 par Napoléon III, devenu son ami, à aller s’installer en Syrie, où il fut rejoint par des milliers d’Algériens fuyant la colonisation française.

Hors cette voie, il n’y en a qu’une pour vous, hélas pour votre famille : la mort comme Saddam Hussein ou Kadhafi. Ou la prison à vie dans une cellule aseptisée de La Haye.

19.12.06

Kara Kitap

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, İstanbul'a döner dönmez gazeteci ve yazar dostlarıyla yemekte buluştu. Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerindeki Cambaz Restaurant'taki yemeğe çok sayıda gazeteci ve yazar katıldı. Yemeğin 60 kişilik davetli listesini Orhan Pamuk bizzat oluşturdu. İletişim Yayınları'nın ev sahipliğini yaptığı yemeğe Mustafa Karaalioglu, Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin, Tülin Bumin, Murat Belge, Cengiz ve Tuba Çandar, Osman Kavala, Mustafa Erdoğan, Ömer Laçiner, İhsan Oktay Anar, Doğan Hızlan, Oral ve İpek Çalışlar, Perihan Mağden, Ahmet Hakan Coşkun, Derya Sazak, Hasan Cemal, Etyen Mahçupyan, Ali Nesin Muhsin Kızılkaya, Ragıp Paşaoğlu, Ahmet İnsel, Orhan Gencebay ve eşi Sevim Emre'nin de aralarında olduğu 60 davetli katıldı. Davetlilerin büyük kısmının gazeteci ve yazar olduğu yemekte Orhan Gencebay ve eşi Sevim Emre renkli simalarıylailgi odağı oldu.Pamuk, masaları tek tek dolaşarak ilgilendiği davetlilerin bazıları ile kendi makinesiyle fotoğraf çekti. Yemeğin ardından gece geç saatlerde Ali Bayramoğlu, Cengiz ve Tuba Çandar, Ragıp Paşaoğlu, Ömer Laçiner ve Ahmet İnsel'den oluşan grup Lale İşkembecisi'ne giderek işkembe çorbası içti. ler.

16.12.06

Demokrasi: Sadece AB'yi Översen...

Banu Avar’dan Nobel Gerçeği


TRT'de yayımlanan, Banu Avar'ın hazırlayıp sunduğu "Sınırlar Arasında" adlı programın Nobel Edebiyat Ödülü ve İsveç'le ilgili bölümü krize neden oldu.
Programın tekrarı, İsveç'in AB zirvesinde Türkiye'yi desteklediğini belirten Dışişleri Bakanlığı'nın isteği üzerine ekrana getirilmedi. TRT, programla ilgili olarak inceleme başlattı.
Orhan Pamuk'un Nobel'i almasından bir gün sonra yayımlanan programda, Nobel'in emperyalizme hizmet ettiği, İsveç'in en büyük sorunlarının alkolizm ve delilik olduğu gibi iddialar yer aldı.
İsveç'in Ankara Büyükelçisi Christian Asp, programı izlemediğini, TRT'nin internet sitesindeki tanıtımlarda programdakine benzer iddiaları okuduğunu söyledi. Elektronik postayla Avar'dan soykırım iddiaları nedeniyle absürd ve temelsiz bulduğu programın bir örneğini istediğini belirten Asp, olumsuz yanıt aldığını kaydetti.
Avar'ın, Sami soykırımı konusunda "İsveçli gazeteci Kerstin Brunberg'in de aynı düşünceleri taşıdığı" yanıtını verdiğini kaydeden Asp, "Brunberg ile görüştüm. Avar ile soykırımla ilgili böyle bir konuşma yapmadığını söyledi" dedi. Asp, TRT ya da Dışişleri ile temasa geçmediğini, ancak tekrarının ekrana gelmemesinden memnun olduğunu belirtti. Dışişleri'nin "İsveç'in bugün yapılacak AB zirvesinde Türkiye'yi desteklemesi nedeniyle zirve sonuna kadar yayımlanmamasını" istemesi üzerine programın tekrarlanmadığı öğrenildi.
"AB ülkelerinde 'Kopenhag Kriterleri nasıl uygulanıyor?' diye işliyorum. Denk geldiği için Nobel'e de baktım" diye konuşan Avar, Milliyet'e şunları söyledi:
"Sami soykırımı 1980'e kadar sürmüş. 13 yaşındaki kızların yumurtalıkları bağlanmış, biyolojik soykırım yapılmış. Kendi aydınları da kabul ediyor. Pamuk, 1985'te International Writing programına gitmiş. ABD istihbaratının, derin devletin ülke amaçlarını yaymak için uyguladığı program. Pamuk da bunu yapmıştır. Yoksa durup dururken niye 'biz öldürdük, biz yaptık' deyip başkasının elini güçlendirsin? Nobel ödülü alanlar ülkelerine ihanet eden, sevilmeyen insanlar. Attilâ İlhan, Yaşar Kemal niye alamadı?"

14 Aralık 2006 16:04

* * *

Linç Girişimine Cılız da Olsa Bazı Sesler


Türk milletine hakaret eden ve "Türkler, bir milyon Ermeni, 30 bin Kürdü öldürdü" diyerek İsveç tarafından Nobel ile ödüllendirilen Orhan Pamuk'a sahip çıkan sözde aydınların, İsveç'in gerçek yüzünü gösteren gazeteci Banu Avar'a yönelik linç hareketi medyada ters tepti.
TRT'de yayınlanan "Sınırlar Arasında" programının hazırlayıcısı vce sunucusu Banu Avar'ı ihbar eden ve TCK'nın 216'ncı madesine göre yargılanmasın isteyen
Sabah gazetesi ombudsmanı Yavuz Baydar'ın başını çektiği Pamukçu yazarlara tepki giderek artıyor. İşlerine geldiğinde "basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü" gibi kavramların arkasına saklanan Pamukçu yazarların tutumu ağır ifadelerle eleştirildi. İşte, Banu Avar üzerinden sağduyulu ve milli çıkarları gözeten insanlara karşı, hoşgörüsüzlükleri bilinen sözde aydınlara tepkiler:

Banu Avar linç...
Melih Aşık (
Milliyet): TRT'de 'Sınırlar Arasında' adlı programı yapan Banu Avar'ın İsveç ve Nobel ödülü aleyhindeki sözleri yüzünden yer yerinden oynuyor. Bir kısım medyanın Avar'ı linç etme girişimlerinin sebebi nedir? Avukat Ümit Arif Özsoy haklı olarak soruyor:

-Avrupa'da, Amerika'da her yıl Türkiye aleyhine onlarca program yapılıyor, o ülkelerin basını aynı tepkiyi veriyor mu?
-Avar'ı linç etmeye yeltenen arkadaşlar kendi ülkeleri aleyhine dış yayınlara aynı tepkiyi veriyor mu?

Basın özgürlüğü
Hikmet Bila (
Cumhuriyet): Meslektaşım Banu Avar'ı kutluyorum. TRT'deki "Sınırlar Arasında" adlı programıyla Türkiye'de insanların gözünde sayısız pencereler açtı.
Avar, programda kimilerinin hoşuna gitmeyecek şeyler söylemiş. Söyler. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü yok mu? Programda, kimilerini rahatsız eden ifadeler neymiş?
Özetle şunlar: Nobel ve benzeri ödüller belli amaçlarla verilmekte ve ödül alanlar kendi ülkelerinde kullanılmaktadır.
Hemen diplomatik baskılar başlamış ve programın tekrarı yayından kaldırılmış. Hazretler basın ve düşünce özgürlüğüne çok saygılıdırlar ya...
Bu programın bırakın yayından kaldırılmasını, sadece Türkiye'de değil, bütün AB ülkelerinde gösterilmesi gerekir. En parlak üyelerinin ne durumda olduğunu görsünler diye.
Basın özgürlüğü o arkadaşları pek ilgilendirmiyor galiba. Bir programın skandal olmaması için Türklerin Ermeni soykırımı'ndan mı söz etmesi gerekiyor.

Avar'a 216 tehdidi
Tercüman: O. Pamuk'a, Zana'ya verilen ödüllerin ipliğini pazara çıkaran Banu Avar hedefte. Sözde aydınlar 'Yargılansın" diye yırtınıyor.

İkileme tanık oluyoruz
Burhan Ayeri (
Güneş): Milliyet ve Sabah gazetelerinin Banu Avar ve TRT'de yayınlanan programı "Sınırlar Arasında"ya saldırılarına HaberTÜRK televizyonu da katıldı. Türkiye'de enteresan ikilemlere tanık oluyoruz. Ülkesine, milli değerlerine, Atatürk başta, liderlerine saldıranlara alkış tutuyorlar. Baskın Oran'ları, Atilla Yayla'ları yere göğe koymuyorlar.

Bunlar sahte demokrat!
Gözcü gazetesi: Sabah Gazetesi Ombudsmanı Yavuz Baydar, meslektaşı Banu Avar'ı jurnal ispiyonlayarak 216'ıncı maddeden yargılanmasını istemesi şaşkınlık yarattı.

Sansürcüler ekibi...
Pamukçu yazarların, "Türkler bir milyon Ermeni 30 bin Kürdü öldürdü" diyerek Nobel ile ödüllendirilen Orhan Pamuk'u koruma ve kollama ekibi gibi çalıştıkları biliniyor. Orhan Pamuk'u ve Nobel ödülünü dağıtan İsveç'e toz kondurmayan bu isimlerin, gazetecilik etiğine aykırı davrandıkları Akşam gazetesi yazarı Oray Eğin'in,'Stockholm notları'nda da açıkca görüldü.
Eğin, Pamuk'un Nobel töreni için İsveç'e davet edilen gazetecilerin aynı ekipten olduğuna dikkati çekerek şunları yazdı: "Böylesi bir yoğunlaşmaya bakıldığında ister istemez'Acaba Pamuk aleyhinde bir şey çıkmasın diye mi bu isimler seçildi'diye düşünmek mümkün. Olası bir olumsuz gelişmede, mesela Pamuk'un olası bir dil sürçmesinde veya bir protestoda Türkiye'de zaten büyük tepki gören yazar hakkında 'Bu isimler kollayan, eleştiren olmayan haberler yazar" diye mi liste oluşturuldu acaba?
Doğrusu bu kadar deneyimli gazetecinin böylesi kolay bir hesaba ortak olacağını düşünmem. Ama Stockholm'de şuna da tanık oldum: Yedi-sekiz kişilik bir grup, Grand Hotel'in yakınında ufak bir protesto gösterisi yaptı. Bu benim haberim değildi, başka gazeteciler gördüğü bir haberdi ve benim yazma hakkım yoktu. Ama onlar da "Boşverin yazmayalım, Türkiye'de büyütürler" diye kendi aralarında konuşup bu haberi vermediler.
İşte, Pamuk'a protesto olayını görüpte tek satır yazmayan yazarlar: Altan Öymen, Doğan Hızlan, hamile hamile buralara kadar gelen Balçiçek Pamir, İsmet Berkan, Hasan Cemal, Ferhat Boratav ve Soner Yalçın, Şahin Alpay, Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu, Cüneyt Özdemir, Okay Gönensin, Kürşat Bumin, Derya Sazak, Filiz Aygündüz, Banu Güven, Metin Celal, Feridun Andaç ve Cengiz Çandar.
Bu isimler içinde Orhan Pamuk hayranlığı sınır tanımayanlar da var. Bu konuda
Akşam yazarı Koray Eğin'in şu tespiti bulunuyor: 'Pamuk'un yaptığı 'Babamın Bavulu'* başlıklı konuşma bazı gazetecileri gözyaşlarına boğdu: Hasan Cemal, İsmet Berkan ve Yasemin Çongar gözleri sulananlardandı. Orhan Pamuk'u ayakta ilk alkışlamaya başlayan gazeteci Ali Bayramoğlu'ydu."

Kaynak : Osman TIĞRAKLI
Editör : GüvenTürk, 16 Aralık 2006 Cumartesi, 09:00


* Sonradan öğrenildiğine göre 'Babamın Bavulu' Amin Mouluf'un babasına aitmiş.


* * *

Gezdiği, gördüğü, izlediği, gözlediği ülkelerin doğal güzelliklerini, orada yaşayan insanların tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel özelliklerini sürükleyici bir içerik ve görüntüyle aktardı. İzleyenlere, sanki oradaymışlar hissini veren canlılıkla...
İsveç'i konu alan son programının tekrarı yayından kaldırılmış ve programla ilgili soruşturma açılmış.
Neden?
Avar, programda kimilerinin hoşuna gitmeyecek şeyler söylemiş.
Söyler. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü yok mu?
Programda, kimilerini rahatsız eden ifadeler neymiş?
Özetle şunlar:

Nobel ve benzeri ödüller belli amaçlarla verilmekte ve ödül alanlar kendi ülkelerinde kullanılmaktadır.
Bu ödüller çevresinde büyük paralar dönmektedir.

İsveç'te Sami (Lapon) azınlık her türlü haklarından yoksun bırakılmıştır.
İsveç'te 1980'lere kadar Lapon ve Romanlara soykırım uygulanmıştır.
İsveç'te Çingene, Tatar ve Yahudi çocuklar kısırlaştırılmıştır.
İsveç'te alkolizm ve delilik aşırı boyutlara varmıştır.
İsveç'te kadınlar yoğun bir şekilde şiddete uğramaktadır.
İsveç'te basın özgürlüğü falan yoktur.

İsveç'te ırkçılık artmıştır.


Bu gerçeklerin bir kısmı, bu köşede de dile getirilmişti. Ne zaman? İsveç Dışişleri Bakanı Anna Lindt öldürüldüğü zaman. Ülkesinin bir cennet olduğuna inandığı için korumasız gezerken bir katilin bıçak darbelerine hedef olan Anna Lindt, aklını bizim Güneydoğu'yla bozmuştu. Kendi ülkesinde azınlıkların güllük gülistanlık içinde yaşadığına da kendini inandırmış olacak ki, şimdi başkalarına cennet yaratmak için Diyarbakır'ı su yoluna çevirmişti.
Oysa gerçekler hiç de öyle söylemiyordu.
O gerçekleri dile getirmiştik.
Şimdi Banu Avar, o ülkede olup bitenleri daha kapsamlı, daha ayrıntılı ortaya koymuş. Hem de yerinde gözlemlerle. 13 yaşındaki Sami kızların yumurtalıklarının bağlandığını, biyolojik soykırım uygulandığını, İsveçli aydınların da bu gerçeği kabul ettiğini söylüyor Banu...
Hemen diplomatik baskılar başlamış ve programın tekrarı yayından kaldırılmış. Hazretler basın ve düşünce özgürlüğüne çok saygılıdırlar ya!..
Bu programın bırakın yayından kaldırılmasını, sadece Türkiye'de değil, bütün AB ülkelerinde gösterilmesi gerekir. En parlak üyelerinin ne durumda olduğunu görsünler diye.
Bizim bir kısım basın da programı 'skandal' olarak nitelemiş. Olayın üzerine gidip, Banu'nun gündeme getirdiği konuları daha da geliştirip haber yapacaklarına ya da aksini kanıtlayacaklarına, ona yüklenmeyi tercih etmişler. Niye ki? Basın özgürlüğü o arkadaşları pek ilgilendirmiyor galiba. Bir programın skandal olmaması için Türklerin 'Ermeni soykırımı' ndan mı söz etmesi gerekiyor?
Hikmet Bila, Heddam'dan alıntı, 15 Aralık 2006