çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.1.16

Mutlu çocuk yetiştirmek istiyorsanız


EĞİTİM bilimci, akademisyen ve Hürriyet yazarı Özgür Bolat benim yakın arkadaşım. 
Kafasının çalışma biçimini sevdiğim, yazılarından ve kendisinden çok şey öğrendiğim biri. Bence Özgür’ün kitap yazması gerekiyor, hem köşeyi döner hem de biz ana-babalara büyük bir hizmet...
Çocuk yetiştirmek zor. Dünya değişiyor, sorunlar da değişiyor. Farklı bakış açılarına ihtiyaç var. Özgür pedagog değil ama Alya konusunda birkaç kere fikir aldım. Açıyorum, soruyorum.

Her söylediği kafama yatıyor mu? Hayır. Ama çok okuduğunu, eğitim bilimi konusunda kendini sürekli geliştirdiğini biliyorum.

Anlayacağız bugün ve yarın okuyacaklarınız, tamamen benim kendi çocuğumla ilişkimde bana ışık tutsun diye ona sorduğum sorgular...

Biliyorum ki, benim kafamı meşgul eden şeyler sizinkini de ediyor. Bu iyiliğimi de unutmayın!


“Mutlu çocuk” yetiştirmek istiyoruz, nasıl yapacağız?
- Mutluluğun özünde, “kabul görmek” var. Kabul gören çocuklar, insanlar mutlu oluyor. Ama hangi özellikleriyle kabul gördükleri çok önemli. Parayla, işiyle, statüsüyle ya da başarısıyla kabul görüyorsa sürekli bir mutluluk yakalayabilmeleri imkânsız!



Neden?
- Çünkü o zaman, mutlu olmak için sürekli başarmaları gerekiyor! Ama bu kalıcı değil. Ancak kişiliği, kimliği ve değerleriyle kabul görenler her zaman mutlu olur. Çünkü kalıcı olan bu. Çocuk, “Ailem beni, sadece ben olduğum için seviyor!” demeli. “Başarılı olursam beni sevecekler” diye düşünmemeli. Bunların temelleri de ailede atılır. Bizler çocuklarımıza “koşullu sevgi” sunarsak, yani “Yüksek not alırsan seni severim!” dersek, çocuğumuz başarılı olur ama mutlu olamaz. “Başarı odaklı insanlar” için başarı, ihtiyaç ve amaçtır. O olmadan kendilerini “değerli” hissedemezler. Değersiz hisseden kişi de, altı delik testi gibidir. Başarı ile testi dolar ama sonra yine boşalır. Bir de “sağlıklı başarı” var...


O nasıl oluyor?
- Sağlıklı başarı “etki” yaratmaktır. Başarı burada amaç değil, sonuç. Şöyle bir örnek vereyim: “En iyi köşe yazısını yazmalıyım” diyen kişi, eninde sonunda başarısız ve mutsuz olacaktır. Ama “Yazılarımla insanlara sağlıklı yaşamaları için yol göstermeliyim!” diyen kişi asla başarısız olmaz. Her yazı, buna hizmet eder. Tutku ve yaşam enerjisi asla bitmez. Nobel alan insanlara sormuşlar: “Nobel kazanmanın ilk şartı nedir?” Çoğu, “Nobel için çalışmamak” demiş.



Sorumluluk duygusu nasıl verilir


1-Kural koyun: Ama koyduğunuz kurallar net ve anlaşılır olsun. Mesela, “Uslu dur!” net bir kural değil. Anne de baba da konacak kuralda hemfikir olmalı. En önemlisi de kurallar çocuk açısından mantıklı olmalı. Bir aile diyor ki, “Bir saat televizyon izlenir.” Ee üç program 1 saat 10 dakika sürüyorsa...

2-Problemi çözün: Çocuk, kurallara rağmen işini yapmıyorsa, ilk önce neden yapmadığını araştırın. Ödevini yapmıyor çünkü seviyesinin üstünde. Yemek yemiyor çünkü anneanne, gün içinde abur cubur veriyor. O zaman çocuğa kızılmaz...

3-Bedel ödetin: Her şeye rağmen yapmıyorsa, yine ceza vermeyin. Ama çocuk, davranışının bedeli ödemeli. Bedel, davranışın doğal sonucudur. Ceza değildir. Eğer elektrik faturanı yatırmazsan, elektriğin kesilir. Bu, bedeldir. Eğer elektrik faturanı ödemezsen suyun kesilirse, bu cezadır. Ve mantıksızdır. Ödevini yapmayan çocuğun bilgisayar oynaması yasaklanırsa; bu, ceza olur. Çocuk yemeğini yemeyince, aç kalırsa bu bedel olur.

4-Emek vermeyi öğretin: Bu da bizim elimizde. Tablet isteyen bir çocuğa tablet almayın. Çocuk biraz para biriktirsin, üstünü tamamlayın.




ÇOCUK, BİRİNCİ OLSA NE OLACAK!
OKUL 16 YIL  HAYAT 70 YIL

Sınıf birincisi olması kötü mü?
- Birincilik amaçsa kötü, sonuçsa iyi. Çocuk, ailesi tarafından kabul görmek için birinci oluyorsa kötü. Zaten bu çocuklar çok az çalışarak da birinci oluyorsa, daha fazla çalışmaz. Kendi kapasitesini durdurur. Bu da kötü. Ama çocuk, öğrenmek için çalışıyorsa ve sonuçta birinci olduysa, bu kötü değil. Başarı amaç değil, sonuç olmalı. Çocuk birinci olsa ne olacak ki? Birincilik ona hayat tutkusunu bulduracak mı? Okul 16 yıl, hayat 70 yıl. Ona göre yaşamak lazım...

Çocuk tembelse, bunu dert etmemek mi gerekiyor yani...
- Sebebine bağlı. Aslında özünde bu çok derin bir soru. Zaten çocukların yüzde 50’si okulda olmamalı. Çünkü o çocuklarda gerekli bilişsel beceri yok. Çok kısa bir adam nasıl basketbol sahasında değilse -farklı bir yeteneği olmadıkça- bilişsel becerisi olmayan çocuk da okulda olmamalı. Ne olacak peki? Onlar kendi yeteneklerine -spor, sanat, müzik- göre eğitilecek. Onlara özgü okullar veya aynı okul içinde farklılaştırılmış eğitim olacak. Olmaması gereken bir yerde olan çocuk -bilişsel becerisi düşük, atletik becerisi yüksek- otomatikman tembel olacaktır. Ülke olarak bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Bilişsel becerisi varsa ama tembelse, bunun çok nedeni olabilir: Öğrenilmiş çaresizlik, başarısızlık veya başarı korkusu. Ya da otokontrolü gelişmemiştir, okul ilgisini çekmiyordur. Hiçbir insan tembel değildir. Sadece motivasyonu yoktur. Bilinçli bir seçimdir tembellik. Bunu keşfetmek gerekiyor.

(Devamı yarın: “Başarılı olduğun için seni severim” yapay sevgidir, “Başarısızlığına rağmen seni seviyorum” gerçek sevgidir.)


İşte bu gerçek sevgidir...

07.01.2016 Perşembe
O bir devrimci bence.
Hep farklı bakış açıları vermeye çalışıyor. “Övgü, ödül, rekabet, ceza, başarı odaklı mutluluk, ‘ben dili’ zararlıdır” diyor. Demekle kalmıyor, yazıyor, çiziyor, Türkiye’nin her yerinde eğitim amaçlı konferanslar veriyor. 
Ben sahnede de izledim, eğitimbilimci ve akademisyen Özgür Bolat’ı; bence çok etkileyici. Verdiği mesajlar da insanı sarsıyor. Ara ara kızımla ilişkimde yanlış yapmamak için minik tüyolar alıyorum kendisinden. Dün okumaya başladığınız yazı, işte o tüyo ve tavsiyelerle bugün de devam ediyor...



Sen, çocukları övmemize de karşısın... Övgünün gizli zararları neler? Övmek yerine ne yapmalıyız?
-Çocuk iyi bir şey yapınca översen, bir süre sonra o işi senden övgü almak için yapacaktır. Senin övgüne ve yargına bağımlı hale gelecektir. Onun için çocuğu övmek yerine, ona öz değerlendirme şansı veya geribildirim vermek gerekir. “Aferin oğluma!”  ya da “Aferin kızım çok güzel olmuş!” dersen, övgü olur. Ama “Sence nasıl olmuş?” diye sorarsan, gelişim odaklı diyalog yaşarsan. Veya yaptığı işi güzel yapan şeyleri söylersen, çocuk o işi neden iyi yaptığını bilir ve sürekli gelişim gösterir. Amacın gelişim değilse, sadece “Anlat bakalım ne yaptın?” dersin. Bu ilgi sorusu, hem ilişkinizi hem de çocuğun iç motivasyonunu artırır.
Peki zararlıysa, aileler neden bunu kullanıyor?
-Çünkü geribildirim, öz değerlendirme ve ilgi soruları zaman, sabır ve emek gerektiriyor! Çocuğa, “Anlat” dediğinde, yarım saat anlatacak. Günümüz ailesinin bu kadar zamanı ve sabrı yok. Daha kısa yoldan olayı halletmek istiyor. Ama işte o zaman da çocukla ilişkisi çok zarar görüyor. Birey üzerinden değil, davranışlar üzerinden bir ilişki  kuruluyor. Bir sebep daha var: Değersizlik duygusu olan aileler zaten çocuk kendisinden bağımsız olsun istemiyor. Sevgi ihtiyacını çocukla karşılamak istiyor. Onu kendisine mümkün olduğu kadar bağımlı yapıyor. Bu durumda da bol bol övgü kullanıyor ve ödül veriyor...
Peki gerçek sevgi nedir? Çocuklarımızı gerçekten nasıl sevmeliyiz?
-Gerçek sevgi, kişiyi sever. Yapay sevgi, davranışları. Mesela, bir kadın, varlıklı diye bir erkekle evleniyor diyelim. Ne deriz? “Aslında sevmiyor ama parası için onunla beraber.” Burada, gerçek sevgiden bahsedemeyiz. Başka birisi, “Olur mu canım, sürekli beraberler” dese de, biz sürekli birlikte olmalarını sevginin ispatı olarak kabul etmeyiz. Aynı şekilde aileler de çocuklarını başarılı olunca seviyorsa, bu yapay sevgidir. Çünkü davranışı seviyordur aile. Aile, gerçekten sevdiğini söylese de şüphe duyarız. “Başarılı olduğun için ya da başarılı olursan seni severim” yapaydır. “Başarısızlığına rağmen seni seviyorum!” gerçek sevgidir.
Bazı okullarda belli bir yaşa kadar not sistemi yok. Bu, iyi bir şey mi?
-Gerçek hayatta not yoktur. Mozart’a, Plato’ya, Michelangelo’ya, Messi’ye kimse not vermemiştir. Sadece geri bildirim vermiştir. Onun için insanlar geri bildirimle gelişir. Okulda not vermek zorundaysak, öğrenme sürecinde not verilmemeli, öğrenme sonunda verilmeli...


‘Üzülme!’ demektense ‘Ne oldu, anlatmak ister misin’ demeli


Anne-babaların, eğitim açısından çocuklarına yapabilecekleri en iyi şeyleri sıralar mısın?
-Ben hep farklı bakış açıları vermeye çalışıyorum. “Övgü, ödül, rekabet, ceza, başarı odaklı mutluluk, ben dili zararlıdır” diyorum. Ama sonra fark ettim ki, farklı bakış açısı vermekten ziyade, ilk önce normal bakış açısını vermek gerekiyor. Yani ne mi yapmalı anneler-babalar? Çocuğuyla vakit geçirmeli. Çocuğa sormalı ve cevabını dinlemeli. Çocukla oyun oynamalı. Yetişkinse, ortak etkinlik yapmalı. Müdürünü nasıl eleştirmiyorsan, çocuğunu da eleştirmeden onunla vakit geçirmeli. Üzülünce, “Üzülme!” demektense, “Ne oldu, anlatmak ister misin?” demeli. Başarıya dayalı bir mutluluk yaratmamalı. Çocuğu birey yerine koyup saygı göstermeli...


Neden mi teknolojiye bu kadar bağımlılar?

Şimdiki çocuklar teknolojiye bağımlı. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Aileler ne yapmalı?
-Teknoloji bağımlılığı çocuğun bir ihtiyacını karşılıyor. O ne mi? Bir insanın dört temel ihtiyacı var: Gelişim, özerklik, bağlanma ve keşfetme. Bunu gerçek hayatta ve okulda bulamayan çocuklar, bu ihtiyaçlarını bilgisayarla karşılıyor. Arkadaşlarıyla sohbet eder (bağlanma), oyunlarda seviye atlar (gelişim), oyun ortamında gezinir (keşfetme) ve seçim yapar (özerklik). Bu ihtiyacı, gerçek hayatta karşılayan çocuklar, bilgisayara ve oyuna yönelmez. Çocuklar zaten okulda sıkılıyor. Bir baba dedi ki bana, “Çocuğumla oyun oynamaya başladım. Çocuk tabletle oynamayı bıraktı!” Teknolojinin tüketicisi olmak zararlıdır. Ama çocuklar kodlama veya tasarım yaparak teknolojinin yaratıcısı olabilir. Bu durumda yukarıda bahsettiğim dört temel ihtiyaç da karşılanır. Zaten çoğu zaman aile, çocukla ilgilenmek istemediği ya da zamanı sabrı olmadığı için, teknolojiyi çocuğuna sunuyor. Sonra da şikâyet ediyor...
Çocuk, ailede mi öğrenir, okulda mı?
-Aslında çocuğu şekillendiren çevresi. Aile, ilk çevreyi, akrabalar ikinci çevreyi, arkadaşlar üçüncü ve okul dördüncü çevreyi oluşturuyor. Tabii toplum ve kültür de var. Temeli, her zaman, çocuğu yetiştirenler atıyor. Eskiden “aile” kelimesi daha sık kullanılırdı ama şimdi daha çok “yetiştiren” kelimesi kullanılıyor. Çünkü  ailesi olmayıp başkaları tarafından yetiştirilen çocuklar da var. Ben şuna inanıyorum: Ailenin veremediğini okulun vermesi zor. Mümkün ama zor. Onun için zaten okula çocuklar değil, aileler gitmeli! Ve çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmeli...

Ayşe Arman, Hürriyet 06.01.2016 Çarşamba

13.11.09

Çocuklu yaşam

Bu yazı ilk kez 27 Ekim 1996 Pazar günü Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştı. Yıllardır kayıptı. İlk kez veya yeniden okumak isteyenlerin sayısı da hayli fazlaydı. Onca zamandır bu yazıyı kesip saklamış olan ve bana yollamak nezaketini gösteren Yıldırmak Ailesi’ne teşekkür borçluyum.
Piyasada birçok ‘bebeğe hazırlık’ el kitabı var.
Bu kitaplarda aklı başında olduğu varsayılan bazı erkek ve kadınlara, ki onların evli oldukları da farzediliyor, nasıl iyi birer anne ve baba olabilecekleri anlatılıyor
Aklı başında olan insanların çocuk yapmasının mantıksızlığı nedense tartışılmıyor ama tabii bu tamamen başka bir yazı konusu.

ATIN O KİTAPLARI ATIN:
Hiçbirisi işe yaramaz çünkü gerçekçi değiller.
Bugün ise ben gerçek bir ‘Bebeğe hazırlık’ kılavuzu veriyorum.
Çocuk doğmadan önce bu dediklerimi uygulayarak antrenman yaparsanız çocuk geldikten sonra şoka girip tuhaflaşmazsınız.
İşte çocuklu yaşama hazırlanmanın en iyi adımları:
1- Süpermarkete gidin. Size mutluluk verecek hiçbir şey satın almadan doğrudan kasaya yönelin ve cebinizdeki bütün parayı kasiyere verin. Daha sonra ise yandaki eczaneye yönelin ve kredi kartınızı kullanarak bir insana olabilecek her hastalık için ilaçlar alın.
2- Akşam saat 17.00 ila 22.00 arası elinizde ortalama 4 kilo olan bir ağırlıkla dolanıp durun. Saat 22.00 civarında ağırlığı beşiğe koyun. Bu sefer de saat 24.00’e kadar endişelerle dolu olarak eve yürüyün. Arada bir saatinizi kontrol edip sabaha daha ne kadar kaldığını kontrol edin. Gece yarısından sonra asıl maraton başlayacak. Bunu düşünün ve daha da endişelenin. Gece yarısından sonra sabah 02.45’e kadar ağırlıkla dolaşın ve 15 dakikada bir ağırlığı yatağa bırakıp beş dakika sonra da tekrar kucağınıza alın. 02.45’te ağırlığı yatağa koyduktan sonra saati 03.00’e kurup uyuyun. Saat çalar çalmaz fırlayıp ağırlığı tekrar elinize alın. 15 dakikalık huzursuz uykunun keyfini yaşayın. Saat 03.00’ten sonra evde dolaşırken yüksek sesle şarkı söylerseniz ve kendi kendinizle konuşursanız daha iyi olur. 04.30 civarı saati 05.00’e kurarak yarım saat daha uyuyun. Böylece toplam uyku saatinizi 45 dakikaya yükseltmiş olursunuz. Uyanınca kahvaltıyı hazırlayın ve güleryüzlü olun. Bu gece egzersizlerini beş yıl boyunca aksatmadan tekrar etmeyi unutmayın.
3- Eve bir ahtapot getirin. Ve beş yıl boyunca her sabah onu giydirmeye çalışın. Ayrıca ahtapotu bir torbaya hiçbir kolu dışarıda kalmayacak şekilde sokmaya ve onu çuvalın içinde sakin tutmaya çalışın. (Bu prova sonunda sevimli miniğinizi her sabah minimum hasarla giydirmesini öğreneceksiniz.)
4- Bir kavun satın alın. Üstüne küçük bir delik açın. Sonra kavunu tavandan sarkıttığınız iple asın. Ve sallayın. Kavun sağdan sola durmadan sallanırken bir kaşık sıcak suyu kavunun üstüne açtığınız deliğe dökmeye çalışın. (Bunu başardığınızda da o mini minnacık sevimli mi sevimli yavrunuza en az hasarla yemek yedirmeyi de öğrenmiş olacaksınız.)
5- Ağzınızdan çıkan her cümleyi en azından beş kez tekrarlayarak konuşmaya önem verin. Bu tarz konuşmayı bir hayat tarzı olarak kabul edin.
6- Dışarıya çıkmak için hazırlanın. Evin tuvaletinin kilitli kapısı önünde en azından yarım saat bekleyin. Sonra aniden bıkıp evin kapısından çıkın. Sokakta beş dakika bekleyin. Sonra eve geri dönün, tekrar dışarıya çıkın. Yolda yürümeye başlayın. Çok ama çok yavaş yürüyün. Yürürken de yerde gördüğünüz her sigara izmaritini, cikleti, kirli kağıt mendili ve ölü karıncayı dikkatle uzun uzun seyredin. Aniden ‘Yeter artık çektiğim senden’ diye avazınız çıktığı kadar bağırın, eve geri dönün.(Bu provayı yaptığınızda da küçük sevimli ile yürüyüşe çıkmaya hazır hale geleceksiniz.)
7- Süpermarkete giderken yanınızda azgın bir keçi götürün. İçeriye girer girmez keçiyi serbest bırakın. Daha sonra da keçinin içeride kırdığı, tahrip ettiği her şeyin parasını sorgusuz sualsiz ödeyin. (Bu da çocukla alışveriş provasıdır.)
8- Evdeki koltuklara tereyağı sürün. Perdelere de reçel bulaştırın. Mutfakta pişirilmek için bekleyen balığı çalın ve misafir odasında bir yere saklayın. Balığın odada beş ay kimse tarafından bulunmadan kalmasını sağlayın. Evde yeni sulanmış çiçek saksısına elinizi daldırın ve aldığınız çamurla evin duvarlarına resimler çizin... (Şu anda ev de provalı artık çocuğun gelmesine...)
Tamam mı? Bu eski yazımı 8 Kasım 2009 tarihli ‘Çocuk yapmadan önce şunları prova edin-2’ başlıklı yazım ile birlikte okur ve tavsiyelerimi tutarsanız anne ve baba olarak yenilmez olursunuz.
Serdar Turgut, Akşam, 13 Kasım 2009

Çocuk yapmadan önce şunları prova edin-2

Aynı başlıklı yazının ilkini bundan çok uzun yıllar önce yazmıştım. O yazı hızla klasikler arasına yerleşti ve bugün hâlâ daha hatırlanır.
Okuyucular o yazıyı aradıklarını ve bulamadıklarını söylüyorlar. Ben de aradım, ben de bulamadım. Hürriyet’in arşivinde bulabilseydim istek olduğundan tekrar yayınlayacaktım.
Yazı kendi kendisini yok edemeyeceğine göre kesinlikle Ertuğrul Özkök’ün talimatı üzerine Fatih Çekirge attırmıştır Hürriyet’in arşivinden diye düşünüyorum.
Neyse ne; o yazıyı aramayı sürdürme yerine devamını yazayım bari dedim. Hem ilk yazıyı yazdığımda babalık konusunda hiç tecrübem yoktu. Şimdi ise kıdemli sayılırım, deneyimim fazla. Bu yüzden yeni tavsiyelerimi herkesle paylaşmamın zamanı geldi diye düşündüm.
İşte anne ve baba adaylarına bebek yapmadan önce mutlaka prova etmeleri gereken konular. Bunlarda sadece bebekler ile ilgili değil, büyümeye başlamış çocuklar ile ilgili deneyimler de vardır:
1- Çocuğunuzun hangi yaşında hangi değişimlerin beklenmesi gerektiği konusunda yazılmış kitaplardan mutlaka alacaksınız. Önceden bilin ki; o kitaplarda yazılı olanlardan çok daha farklı şeyler mutlaka olacaktır. Olması normal diye yazılan gelişmeler ise illa da gecikecektir veya size öyle gelecektir. Örneğin; ben yürümesi veya konuşması gecikti diye düşünmeyen hiçbir anne-baba tanımadım. Bu insanlara verilen cevap da standarttır: Bebeğe göre değişir bunlar. Bazıları geç yürür-konuşur. Bu kitapları çocuğunuz doğmadan önce dikkatle okuyun ve çıkabilecek her sorun hakkında önceden panik yapın, daha sonra rahat edersiniz.
2- Çocuğunuz büyümeye başlamadan önce bir köpek alın. Ama köpeğin tamamen sağır olmasına da özellikle dikkat edin. Sağır bir köpeğin siz ona ne kadar seslenirseniz seslenin dediğinizi yapması mümkün olmadığına göre bu prova, ileride çocuğunuza belki de günde milyon kez ‘Haydi çabuk’ diye seslenip cevap alamamanıza alışmanız için yardımcı olacaktır.
3- İleride çocuğunuzun odası olarak kulanılacak odaya kirli çamaşır torbasını rastgele dökün. Odanın her yeri kirli çamaşırlarla dolu olsun. Bu prova sizi hem ilerideki odanın doğal görüntüsüne alıştıracak hem de o odaya özgü kokuya da duyarsızlaşacaksınız.
4- Eviniz henüz sakinken, oturmuş belki de bir filmi son kez başından sonuna kadar kesintisiz seyrediyorken, haftada birkaç kez eşinizle birlikte hızlı biçimde evden çıkıp en yakın hastanenin acil servisine gitme tatbikatı yapın. Nasılsa çocuk doğduktan sonra bu en azından beş-altı kez olacağından önceden prova yapmanın da yararı büyük tabii ki...
5- Şimdi anlatacağım sadece bir prova değil, aynı zamanda pratik anlamı büyük olan bir konu. Doğum yaklaşınca seçtiğiniz çocuk doktorunuza gidin. Giderken de bankadaki hesabınızda bulunan tüm paranızı yanınızda götürün. Doktorun odasına girince yanınızdaki paraları masasına yayın ve ‘İçinden ne geliyorsa onu al, hepsi senin olacak nasıl olsa’ deyin. Böylece ileride doktora vereceğiniz paraların sizi üzmesine alışacaksınız.
6- İşe gitmiyor olsanız bile sabah vakti bulabileceğiniz en pahalı en şık kıyafeti giyin, kahvaltı masasına öyle oturun. Kahvaltı tam bitmek üzereyken reçel şişesini alın, gömleğinizin ve kravatınızın üstüne boca edin. En pahalı kıyafetinizin gözünüzün önünde tahrip olmasından dolayı neler hissettiğinizi kafanızda not edin. Sonra da kirli kıyafetleri değiştirip evden çıkmanızın ne kadar ilave vakit aldığını ne kadar geciktiğinizi bilmek için eşinize kronometre tutturun.
7- Çok gecikmeden ergenliğin anne ve babaların çocuklar tarafından büyütülmeye başladığı yıllar olduğu gerçeğine kendinizi alıştırın.
8- Çocuğumun konuşması gecikti diye hiç boşuna üzülmeyin. Bir gün nasıl olsa konuşacaktır. O zaman da konuştuğuna pişman olacaksınız, bunu unutmayın. Ergenlik döneminin avantajlı yönü de var. Ergenlik, çocukların anne ve babalarına hiç durmadan soru sormalarının durduğu dönemdir. Çünkü ergen çocuklar bu dünyada var olabilecek tüm soruların cevaplarını anne ve babalarından çok daha iyi bildiklerini düşündüklerinden bir ihtimal o dönemde biraz susabilirler.
9- Bu madde sadece baba adayları için. Bu provayı çocuk doğduktan sonra da yapabilirsiniz. Arada bir sadece kadınların birlikte olduğu ortamlara girin. Sizin katiyen ilgilenmediğiniz, üzerinde hiçbir zaman düşünmediğiniz ve katiyen de düşünmeyeceğiniz konular üzerine sohbetleri çok ilgiliymiş gibi suratlar yaparak dinleyin. Bunu hiç yapmasanız iyi olur ama arada bir sohbetlere aktif biçimde katılma denemelerinde bulunun. Kadınların sohbete katılma çabalarınızı bakışlarıyla aşağılamalarına alışın.
10- Çocuk olmadan önce hayatınızı tehdit etseler bile katiyen gitmeyeceğiniz, salonun bulunduğu sokağın yanından bile geçmeyeceğiniz film ve tiyatro oyunlarına gidin. Hepsinin sonuna kadar sabırla oturma ve seyrettiğinizden büyük zevk alıyormuş gibi davranma provası yapın. Hatta oyunun sonunda ayağa kalkarak alkışlayabilirsiniz de. Örneğin; ben bunu ‘Bız Bız Arı Bazi’ oyununun sonunda aynen yaptım. Çok da ilgiyle karşılandım.
11- Sıhhatinize çok dikkat edin. Unutmayın ki; çocuğunuzun büyürken size çektirdiklerinin öcünü almak ve aynen ona da çektirebilmek için yaşlanmak zorundasınız. İleriki yaşta çocuğunuz mutlaka size bakmak zorunda kalmalı. Adalet ancak böyle sağlanabilir bu dünyada. Hayatta kalmak en büyük provanız olmalı. 
Serdar Turgut, Akşam, 8 Kasım 2009