Mutlu çocuk yetiştirmek istiyorsanız
EĞİTİM bilimci, akademisyen ve Hürriyet yazarı Özgür Bolat benim yakın arkadaşım.
Kafasının çalışma biçimini sevdiğim, yazılarından ve kendisinden çok şey öğrendiğim biri. Bence Özgür’ün kitap yazması gerekiyor, hem köşeyi döner hem de biz ana-babalara büyük bir hizmet...
Çocuk yetiştirmek zor. Dünya değişiyor, sorunlar da değişiyor. Farklı bakış açılarına ihtiyaç var. Özgür pedagog değil ama Alya konusunda birkaç kere fikir aldım. Açıyorum, soruyorum.
Her söylediği kafama yatıyor mu? Hayır. Ama çok okuduğunu, eğitim bilimi konusunda kendini sürekli geliştirdiğini biliyorum.
Anlayacağız bugün ve yarın okuyacaklarınız, tamamen benim kendi çocuğumla ilişkimde bana ışık tutsun diye ona sorduğum sorgular...
Biliyorum ki, benim kafamı meşgul eden şeyler sizinkini de ediyor. Bu iyiliğimi de unutmayın!
“Mutlu çocuk” yetiştirmek istiyoruz, nasıl yapacağız?
- Mutluluğun özünde, “kabul görmek” var. Kabul gören çocuklar, insanlar mutlu oluyor. Ama hangi özellikleriyle kabul gördükleri çok önemli. Parayla, işiyle, statüsüyle ya da başarısıyla kabul görüyorsa sürekli bir mutluluk yakalayabilmeleri imkânsız!
Neden?
- Çünkü o zaman, mutlu olmak için sürekli başarmaları gerekiyor! Ama bu kalıcı değil. Ancak kişiliği, kimliği ve değerleriyle kabul görenler her zaman mutlu olur. Çünkü kalıcı olan bu. Çocuk, “Ailem beni, sadece ben olduğum için seviyor!” demeli. “Başarılı olursam beni sevecekler” diye düşünmemeli. Bunların temelleri de ailede atılır. Bizler çocuklarımıza “koşullu sevgi” sunarsak, yani “Yüksek not alırsan seni severim!” dersek, çocuğumuz başarılı olur ama mutlu olamaz. “Başarı odaklı insanlar” için başarı, ihtiyaç ve amaçtır. O olmadan kendilerini “değerli” hissedemezler. Değersiz hisseden kişi de, altı delik testi gibidir. Başarı ile testi dolar ama sonra yine boşalır. Bir de “sağlıklı başarı” var...
O nasıl oluyor?
- Sağlıklı başarı “etki” yaratmaktır. Başarı burada amaç değil, sonuç. Şöyle bir örnek vereyim: “En iyi köşe yazısını yazmalıyım” diyen kişi, eninde sonunda başarısız ve mutsuz olacaktır. Ama “Yazılarımla insanlara sağlıklı yaşamaları için yol göstermeliyim!” diyen kişi asla başarısız olmaz. Her yazı, buna hizmet eder. Tutku ve yaşam enerjisi asla bitmez. Nobel alan insanlara sormuşlar: “Nobel kazanmanın ilk şartı nedir?” Çoğu, “Nobel için çalışmamak” demiş.
Sorumluluk duygusu nasıl verilir
1-Kural koyun: Ama koyduğunuz kurallar net ve anlaşılır olsun. Mesela, “Uslu dur!” net bir kural değil. Anne de baba da konacak kuralda hemfikir olmalı. En önemlisi de kurallar çocuk açısından mantıklı olmalı. Bir aile diyor ki, “Bir saat televizyon izlenir.” Ee üç program 1 saat 10 dakika sürüyorsa...
2-Problemi çözün: Çocuk, kurallara rağmen işini yapmıyorsa, ilk önce neden yapmadığını araştırın. Ödevini yapmıyor çünkü seviyesinin üstünde. Yemek yemiyor çünkü anneanne, gün içinde abur cubur veriyor. O zaman çocuğa kızılmaz...
3-Bedel ödetin: Her şeye rağmen yapmıyorsa, yine ceza vermeyin. Ama çocuk, davranışının bedeli ödemeli. Bedel, davranışın doğal sonucudur. Ceza değildir. Eğer elektrik faturanı yatırmazsan, elektriğin kesilir. Bu, bedeldir. Eğer elektrik faturanı ödemezsen suyun kesilirse, bu cezadır. Ve mantıksızdır. Ödevini yapmayan çocuğun bilgisayar oynaması yasaklanırsa; bu, ceza olur. Çocuk yemeğini yemeyince, aç kalırsa bu bedel olur.
4-Emek vermeyi öğretin: Bu da bizim elimizde. Tablet isteyen bir çocuğa tablet almayın. Çocuk biraz para biriktirsin, üstünü tamamlayın.
ÇOCUK, BİRİNCİ OLSA NE OLACAK!
OKUL 16 YIL HAYAT 70 YIL
Sınıf birincisi olması kötü mü?
- Birincilik amaçsa kötü, sonuçsa iyi. Çocuk, ailesi tarafından kabul görmek için birinci oluyorsa kötü. Zaten bu çocuklar çok az çalışarak da birinci oluyorsa, daha fazla çalışmaz. Kendi kapasitesini durdurur. Bu da kötü. Ama çocuk, öğrenmek için çalışıyorsa ve sonuçta birinci olduysa, bu kötü değil. Başarı amaç değil, sonuç olmalı. Çocuk birinci olsa ne olacak ki? Birincilik ona hayat tutkusunu bulduracak mı? Okul 16 yıl, hayat 70 yıl. Ona göre yaşamak lazım...
Çocuk tembelse, bunu dert etmemek mi gerekiyor yani...
- Sebebine bağlı. Aslında özünde bu çok derin bir soru. Zaten çocukların yüzde 50’si okulda olmamalı. Çünkü o çocuklarda gerekli bilişsel beceri yok. Çok kısa bir adam nasıl basketbol sahasında değilse -farklı bir yeteneği olmadıkça- bilişsel becerisi olmayan çocuk da okulda olmamalı. Ne olacak peki? Onlar kendi yeteneklerine -spor, sanat, müzik- göre eğitilecek. Onlara özgü okullar veya aynı okul içinde farklılaştırılmış eğitim olacak. Olmaması gereken bir yerde olan çocuk -bilişsel becerisi düşük, atletik becerisi yüksek- otomatikman tembel olacaktır. Ülke olarak bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Bilişsel becerisi varsa ama tembelse, bunun çok nedeni olabilir: Öğrenilmiş çaresizlik, başarısızlık veya başarı korkusu. Ya da otokontrolü gelişmemiştir, okul ilgisini çekmiyordur. Hiçbir insan tembel değildir. Sadece motivasyonu yoktur. Bilinçli bir seçimdir tembellik. Bunu keşfetmek gerekiyor.
(Devamı yarın: “Başarılı olduğun için seni severim” yapay sevgidir, “Başarısızlığına rağmen seni seviyorum” gerçek sevgidir.)
Sen, çocukları övmemize de karşısın... Övgünün gizli zararları neler? Övmek yerine ne yapmalıyız?
-Çocuk iyi bir şey yapınca översen, bir süre sonra o işi senden övgü almak için yapacaktır. Senin övgüne ve yargına bağımlı hale gelecektir. Onun için çocuğu övmek yerine, ona öz değerlendirme şansı veya geribildirim vermek gerekir. “Aferin oğluma!” ya da “Aferin kızım çok güzel olmuş!” dersen, övgü olur. Ama “Sence nasıl olmuş?” diye sorarsan, gelişim odaklı diyalog yaşarsan. Veya yaptığı işi güzel yapan şeyleri söylersen, çocuk o işi neden iyi yaptığını bilir ve sürekli gelişim gösterir. Amacın gelişim değilse, sadece “Anlat bakalım ne yaptın?” dersin. Bu ilgi sorusu, hem ilişkinizi hem de çocuğun iç motivasyonunu artırır.
Peki zararlıysa, aileler neden bunu kullanıyor?
-Çünkü geribildirim, öz değerlendirme ve ilgi soruları zaman, sabır ve emek gerektiriyor! Çocuğa, “Anlat” dediğinde, yarım saat anlatacak. Günümüz ailesinin bu kadar zamanı ve sabrı yok. Daha kısa yoldan olayı halletmek istiyor. Ama işte o zaman da çocukla ilişkisi çok zarar görüyor. Birey üzerinden değil, davranışlar üzerinden bir ilişki kuruluyor. Bir sebep daha var: Değersizlik duygusu olan aileler zaten çocuk kendisinden bağımsız olsun istemiyor. Sevgi ihtiyacını çocukla karşılamak istiyor. Onu kendisine mümkün olduğu kadar bağımlı yapıyor. Bu durumda da bol bol övgü kullanıyor ve ödül veriyor...
Peki gerçek sevgi nedir? Çocuklarımızı gerçekten nasıl sevmeliyiz?
-Gerçek sevgi, kişiyi sever. Yapay sevgi, davranışları. Mesela, bir kadın, varlıklı diye bir erkekle evleniyor diyelim. Ne deriz? “Aslında sevmiyor ama parası için onunla beraber.” Burada, gerçek sevgiden bahsedemeyiz. Başka birisi, “Olur mu canım, sürekli beraberler” dese de, biz sürekli birlikte olmalarını sevginin ispatı olarak kabul etmeyiz. Aynı şekilde aileler de çocuklarını başarılı olunca seviyorsa, bu yapay sevgidir. Çünkü davranışı seviyordur aile. Aile, gerçekten sevdiğini söylese de şüphe duyarız. “Başarılı olduğun için ya da başarılı olursan seni severim” yapaydır. “Başarısızlığına rağmen seni seviyorum!” gerçek sevgidir.
Bazı okullarda belli bir yaşa kadar not sistemi yok. Bu, iyi bir şey mi?
-Gerçek hayatta not yoktur. Mozart’a, Plato’ya, Michelangelo’ya, Messi’ye kimse not vermemiştir. Sadece geri bildirim vermiştir. Onun için insanlar geri bildirimle gelişir. Okulda not vermek zorundaysak, öğrenme sürecinde not verilmemeli, öğrenme sonunda verilmeli...
‘Üzülme!’ demektense ‘Ne oldu, anlatmak ister misin’ demeli
Anne-babaların, eğitim açısından çocuklarına yapabilecekleri en iyi şeyleri sıralar mısın?
-Ben hep farklı bakış açıları vermeye çalışıyorum. “Övgü, ödül, rekabet, ceza, başarı odaklı mutluluk, ben dili zararlıdır” diyorum. Ama sonra fark ettim ki, farklı bakış açısı vermekten ziyade, ilk önce normal bakış açısını vermek gerekiyor. Yani ne mi yapmalı anneler-babalar? Çocuğuyla vakit geçirmeli. Çocuğa sormalı ve cevabını dinlemeli. Çocukla oyun oynamalı. Yetişkinse, ortak etkinlik yapmalı. Müdürünü nasıl eleştirmiyorsan, çocuğunu da eleştirmeden onunla vakit geçirmeli. Üzülünce, “Üzülme!” demektense, “Ne oldu, anlatmak ister misin?” demeli. Başarıya dayalı bir mutluluk yaratmamalı. Çocuğu birey yerine koyup saygı göstermeli...
Çocuk yetiştirmek zor. Dünya değişiyor, sorunlar da değişiyor. Farklı bakış açılarına ihtiyaç var. Özgür pedagog değil ama Alya konusunda birkaç kere fikir aldım. Açıyorum, soruyorum.
Her söylediği kafama yatıyor mu? Hayır. Ama çok okuduğunu, eğitim bilimi konusunda kendini sürekli geliştirdiğini biliyorum.
Anlayacağız bugün ve yarın okuyacaklarınız, tamamen benim kendi çocuğumla ilişkimde bana ışık tutsun diye ona sorduğum sorgular...
Biliyorum ki, benim kafamı meşgul eden şeyler sizinkini de ediyor. Bu iyiliğimi de unutmayın!
“Mutlu çocuk” yetiştirmek istiyoruz, nasıl yapacağız?
- Mutluluğun özünde, “kabul görmek” var. Kabul gören çocuklar, insanlar mutlu oluyor. Ama hangi özellikleriyle kabul gördükleri çok önemli. Parayla, işiyle, statüsüyle ya da başarısıyla kabul görüyorsa sürekli bir mutluluk yakalayabilmeleri imkânsız!
Neden?
- Çünkü o zaman, mutlu olmak için sürekli başarmaları gerekiyor! Ama bu kalıcı değil. Ancak kişiliği, kimliği ve değerleriyle kabul görenler her zaman mutlu olur. Çünkü kalıcı olan bu. Çocuk, “Ailem beni, sadece ben olduğum için seviyor!” demeli. “Başarılı olursam beni sevecekler” diye düşünmemeli. Bunların temelleri de ailede atılır. Bizler çocuklarımıza “koşullu sevgi” sunarsak, yani “Yüksek not alırsan seni severim!” dersek, çocuğumuz başarılı olur ama mutlu olamaz. “Başarı odaklı insanlar” için başarı, ihtiyaç ve amaçtır. O olmadan kendilerini “değerli” hissedemezler. Değersiz hisseden kişi de, altı delik testi gibidir. Başarı ile testi dolar ama sonra yine boşalır. Bir de “sağlıklı başarı” var...
O nasıl oluyor?
- Sağlıklı başarı “etki” yaratmaktır. Başarı burada amaç değil, sonuç. Şöyle bir örnek vereyim: “En iyi köşe yazısını yazmalıyım” diyen kişi, eninde sonunda başarısız ve mutsuz olacaktır. Ama “Yazılarımla insanlara sağlıklı yaşamaları için yol göstermeliyim!” diyen kişi asla başarısız olmaz. Her yazı, buna hizmet eder. Tutku ve yaşam enerjisi asla bitmez. Nobel alan insanlara sormuşlar: “Nobel kazanmanın ilk şartı nedir?” Çoğu, “Nobel için çalışmamak” demiş.
Sorumluluk duygusu nasıl verilir
1-Kural koyun: Ama koyduğunuz kurallar net ve anlaşılır olsun. Mesela, “Uslu dur!” net bir kural değil. Anne de baba da konacak kuralda hemfikir olmalı. En önemlisi de kurallar çocuk açısından mantıklı olmalı. Bir aile diyor ki, “Bir saat televizyon izlenir.” Ee üç program 1 saat 10 dakika sürüyorsa...
2-Problemi çözün: Çocuk, kurallara rağmen işini yapmıyorsa, ilk önce neden yapmadığını araştırın. Ödevini yapmıyor çünkü seviyesinin üstünde. Yemek yemiyor çünkü anneanne, gün içinde abur cubur veriyor. O zaman çocuğa kızılmaz...
3-Bedel ödetin: Her şeye rağmen yapmıyorsa, yine ceza vermeyin. Ama çocuk, davranışının bedeli ödemeli. Bedel, davranışın doğal sonucudur. Ceza değildir. Eğer elektrik faturanı yatırmazsan, elektriğin kesilir. Bu, bedeldir. Eğer elektrik faturanı ödemezsen suyun kesilirse, bu cezadır. Ve mantıksızdır. Ödevini yapmayan çocuğun bilgisayar oynaması yasaklanırsa; bu, ceza olur. Çocuk yemeğini yemeyince, aç kalırsa bu bedel olur.
4-Emek vermeyi öğretin: Bu da bizim elimizde. Tablet isteyen bir çocuğa tablet almayın. Çocuk biraz para biriktirsin, üstünü tamamlayın.
ÇOCUK, BİRİNCİ OLSA NE OLACAK!
OKUL 16 YIL HAYAT 70 YIL
Sınıf birincisi olması kötü mü?
- Birincilik amaçsa kötü, sonuçsa iyi. Çocuk, ailesi tarafından kabul görmek için birinci oluyorsa kötü. Zaten bu çocuklar çok az çalışarak da birinci oluyorsa, daha fazla çalışmaz. Kendi kapasitesini durdurur. Bu da kötü. Ama çocuk, öğrenmek için çalışıyorsa ve sonuçta birinci olduysa, bu kötü değil. Başarı amaç değil, sonuç olmalı. Çocuk birinci olsa ne olacak ki? Birincilik ona hayat tutkusunu bulduracak mı? Okul 16 yıl, hayat 70 yıl. Ona göre yaşamak lazım...
Çocuk tembelse, bunu dert etmemek mi gerekiyor yani...
- Sebebine bağlı. Aslında özünde bu çok derin bir soru. Zaten çocukların yüzde 50’si okulda olmamalı. Çünkü o çocuklarda gerekli bilişsel beceri yok. Çok kısa bir adam nasıl basketbol sahasında değilse -farklı bir yeteneği olmadıkça- bilişsel becerisi olmayan çocuk da okulda olmamalı. Ne olacak peki? Onlar kendi yeteneklerine -spor, sanat, müzik- göre eğitilecek. Onlara özgü okullar veya aynı okul içinde farklılaştırılmış eğitim olacak. Olmaması gereken bir yerde olan çocuk -bilişsel becerisi düşük, atletik becerisi yüksek- otomatikman tembel olacaktır. Ülke olarak bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Bilişsel becerisi varsa ama tembelse, bunun çok nedeni olabilir: Öğrenilmiş çaresizlik, başarısızlık veya başarı korkusu. Ya da otokontrolü gelişmemiştir, okul ilgisini çekmiyordur. Hiçbir insan tembel değildir. Sadece motivasyonu yoktur. Bilinçli bir seçimdir tembellik. Bunu keşfetmek gerekiyor.
(Devamı yarın: “Başarılı olduğun için seni severim” yapay sevgidir, “Başarısızlığına rağmen seni seviyorum” gerçek sevgidir.)
İşte bu gerçek sevgidir...
07.01.2016 Perşembe
O bir devrimci bence.
Hep farklı bakış açıları vermeye çalışıyor. “Övgü, ödül, rekabet, ceza, başarı odaklı mutluluk, ‘ben dili’ zararlıdır” diyor. Demekle kalmıyor, yazıyor, çiziyor, Türkiye’nin her yerinde eğitim amaçlı konferanslar veriyor.
Ben sahnede de izledim, eğitimbilimci ve akademisyen
Özgür Bolat’ı; bence çok etkileyici. Verdiği mesajlar da insanı
sarsıyor. Ara ara kızımla ilişkimde yanlış yapmamak için minik tüyolar
alıyorum kendisinden. Dün okumaya başladığınız yazı, işte o tüyo ve
tavsiyelerle bugün de devam ediyor...
Sen, çocukları övmemize de karşısın... Övgünün gizli zararları neler? Övmek yerine ne yapmalıyız?
-Çocuk iyi bir şey yapınca översen, bir süre sonra o işi senden övgü almak için yapacaktır. Senin övgüne ve yargına bağımlı hale gelecektir. Onun için çocuğu övmek yerine, ona öz değerlendirme şansı veya geribildirim vermek gerekir. “Aferin oğluma!” ya da “Aferin kızım çok güzel olmuş!” dersen, övgü olur. Ama “Sence nasıl olmuş?” diye sorarsan, gelişim odaklı diyalog yaşarsan. Veya yaptığı işi güzel yapan şeyleri söylersen, çocuk o işi neden iyi yaptığını bilir ve sürekli gelişim gösterir. Amacın gelişim değilse, sadece “Anlat bakalım ne yaptın?” dersin. Bu ilgi sorusu, hem ilişkinizi hem de çocuğun iç motivasyonunu artırır.
Peki zararlıysa, aileler neden bunu kullanıyor?
-Çünkü geribildirim, öz değerlendirme ve ilgi soruları zaman, sabır ve emek gerektiriyor! Çocuğa, “Anlat” dediğinde, yarım saat anlatacak. Günümüz ailesinin bu kadar zamanı ve sabrı yok. Daha kısa yoldan olayı halletmek istiyor. Ama işte o zaman da çocukla ilişkisi çok zarar görüyor. Birey üzerinden değil, davranışlar üzerinden bir ilişki kuruluyor. Bir sebep daha var: Değersizlik duygusu olan aileler zaten çocuk kendisinden bağımsız olsun istemiyor. Sevgi ihtiyacını çocukla karşılamak istiyor. Onu kendisine mümkün olduğu kadar bağımlı yapıyor. Bu durumda da bol bol övgü kullanıyor ve ödül veriyor...
Peki gerçek sevgi nedir? Çocuklarımızı gerçekten nasıl sevmeliyiz?
-Gerçek sevgi, kişiyi sever. Yapay sevgi, davranışları. Mesela, bir kadın, varlıklı diye bir erkekle evleniyor diyelim. Ne deriz? “Aslında sevmiyor ama parası için onunla beraber.” Burada, gerçek sevgiden bahsedemeyiz. Başka birisi, “Olur mu canım, sürekli beraberler” dese de, biz sürekli birlikte olmalarını sevginin ispatı olarak kabul etmeyiz. Aynı şekilde aileler de çocuklarını başarılı olunca seviyorsa, bu yapay sevgidir. Çünkü davranışı seviyordur aile. Aile, gerçekten sevdiğini söylese de şüphe duyarız. “Başarılı olduğun için ya da başarılı olursan seni severim” yapaydır. “Başarısızlığına rağmen seni seviyorum!” gerçek sevgidir.
Bazı okullarda belli bir yaşa kadar not sistemi yok. Bu, iyi bir şey mi?
-Gerçek hayatta not yoktur. Mozart’a, Plato’ya, Michelangelo’ya, Messi’ye kimse not vermemiştir. Sadece geri bildirim vermiştir. Onun için insanlar geri bildirimle gelişir. Okulda not vermek zorundaysak, öğrenme sürecinde not verilmemeli, öğrenme sonunda verilmeli...
‘Üzülme!’ demektense ‘Ne oldu, anlatmak ister misin’ demeli
Anne-babaların, eğitim açısından çocuklarına yapabilecekleri en iyi şeyleri sıralar mısın?
-Ben hep farklı bakış açıları vermeye çalışıyorum. “Övgü, ödül, rekabet, ceza, başarı odaklı mutluluk, ben dili zararlıdır” diyorum. Ama sonra fark ettim ki, farklı bakış açısı vermekten ziyade, ilk önce normal bakış açısını vermek gerekiyor. Yani ne mi yapmalı anneler-babalar? Çocuğuyla vakit geçirmeli. Çocuğa sormalı ve cevabını dinlemeli. Çocukla oyun oynamalı. Yetişkinse, ortak etkinlik yapmalı. Müdürünü nasıl eleştirmiyorsan, çocuğunu da eleştirmeden onunla vakit geçirmeli. Üzülünce, “Üzülme!” demektense, “Ne oldu, anlatmak ister misin?” demeli. Başarıya dayalı bir mutluluk yaratmamalı. Çocuğu birey yerine koyup saygı göstermeli...
Neden mi teknolojiye bu kadar bağımlılar?
Şimdiki çocuklar teknolojiye bağımlı. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Aileler ne yapmalı?
-Teknoloji bağımlılığı çocuğun bir ihtiyacını karşılıyor. O ne mi? Bir insanın dört temel ihtiyacı var: Gelişim, özerklik, bağlanma ve keşfetme. Bunu gerçek hayatta ve okulda bulamayan çocuklar, bu ihtiyaçlarını bilgisayarla karşılıyor. Arkadaşlarıyla sohbet eder (bağlanma), oyunlarda seviye atlar (gelişim), oyun ortamında gezinir (keşfetme) ve seçim yapar (özerklik). Bu ihtiyacı, gerçek hayatta karşılayan çocuklar, bilgisayara ve oyuna yönelmez. Çocuklar zaten okulda sıkılıyor. Bir baba dedi ki bana, “Çocuğumla oyun oynamaya başladım. Çocuk tabletle oynamayı bıraktı!” Teknolojinin tüketicisi olmak zararlıdır. Ama çocuklar kodlama veya tasarım yaparak teknolojinin yaratıcısı olabilir. Bu durumda yukarıda bahsettiğim dört temel ihtiyaç da karşılanır. Zaten çoğu zaman aile, çocukla ilgilenmek istemediği ya da zamanı sabrı olmadığı için, teknolojiyi çocuğuna sunuyor. Sonra da şikâyet ediyor...
Çocuk, ailede mi öğrenir, okulda mı?
-Aslında çocuğu şekillendiren çevresi. Aile, ilk çevreyi, akrabalar ikinci çevreyi, arkadaşlar üçüncü ve okul dördüncü çevreyi oluşturuyor. Tabii toplum ve kültür de var. Temeli, her zaman, çocuğu yetiştirenler atıyor. Eskiden “aile” kelimesi daha sık kullanılırdı ama şimdi daha çok “yetiştiren” kelimesi kullanılıyor. Çünkü ailesi olmayıp başkaları tarafından yetiştirilen çocuklar da var. Ben şuna inanıyorum: Ailenin veremediğini okulun vermesi zor. Mümkün ama zor. Onun için zaten okula çocuklar değil, aileler gitmeli! Ve çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmeli...
-Teknoloji bağımlılığı çocuğun bir ihtiyacını karşılıyor. O ne mi? Bir insanın dört temel ihtiyacı var: Gelişim, özerklik, bağlanma ve keşfetme. Bunu gerçek hayatta ve okulda bulamayan çocuklar, bu ihtiyaçlarını bilgisayarla karşılıyor. Arkadaşlarıyla sohbet eder (bağlanma), oyunlarda seviye atlar (gelişim), oyun ortamında gezinir (keşfetme) ve seçim yapar (özerklik). Bu ihtiyacı, gerçek hayatta karşılayan çocuklar, bilgisayara ve oyuna yönelmez. Çocuklar zaten okulda sıkılıyor. Bir baba dedi ki bana, “Çocuğumla oyun oynamaya başladım. Çocuk tabletle oynamayı bıraktı!” Teknolojinin tüketicisi olmak zararlıdır. Ama çocuklar kodlama veya tasarım yaparak teknolojinin yaratıcısı olabilir. Bu durumda yukarıda bahsettiğim dört temel ihtiyaç da karşılanır. Zaten çoğu zaman aile, çocukla ilgilenmek istemediği ya da zamanı sabrı olmadığı için, teknolojiyi çocuğuna sunuyor. Sonra da şikâyet ediyor...
Çocuk, ailede mi öğrenir, okulda mı?
-Aslında çocuğu şekillendiren çevresi. Aile, ilk çevreyi, akrabalar ikinci çevreyi, arkadaşlar üçüncü ve okul dördüncü çevreyi oluşturuyor. Tabii toplum ve kültür de var. Temeli, her zaman, çocuğu yetiştirenler atıyor. Eskiden “aile” kelimesi daha sık kullanılırdı ama şimdi daha çok “yetiştiren” kelimesi kullanılıyor. Çünkü ailesi olmayıp başkaları tarafından yetiştirilen çocuklar da var. Ben şuna inanıyorum: Ailenin veremediğini okulun vermesi zor. Mümkün ama zor. Onun için zaten okula çocuklar değil, aileler gitmeli! Ve çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmeli...
Ayşe Arman, Hürriyet 06.01.2016 Çarşamba