cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.12.08

Örnek Müslüman-2

‘Guantanamo üssünün askeri otoriteleri 'zihni mücadele alanı' kavramından sıkça bahsediyorlar ama görünüşe bakılırsa mahpusları geleceğe hazırlamaktansa onları oyalamak için uğraşıyorlar. Jeoloji sınıfları, 'gameboy'lar ve pastel boyalar onları oyalayabilir ama köktenci İslama alternatif oluşturmaz.'
'Zihni Mücadele Alanında Kaybetmek' başlıklı ve Christopher Boucek imzalı bu makale Herald Tribune'de birkaç gün önce yayımlandı. Batı basınında 'İslamcıları nasıl tedavi ederiz?' anafikirli, düşünce kuruluşları kaynaklı bu türden makalelere birkaç günde bir rastlayabilirsiniz.
Bu türden makaleler siz hiç farkında olmadan radikal İslami hareketleri bir tür virütik durum, eylemcileri de henüz tedavisi bulunamamış bir kanserin kurbanları olarak sunarlar. Bu makalelerin asli görevi her türlü şiddetin kaynağı olan eşitsizliği unutturmak, radikal İslami hareketin birinci kaynağı olan yoksulluk ile olan bağını yok saymaktır.

İslamı 'tedavi etmek'
Bu bilimsel görünümlü abrakadabra, çokuluslu şirketler 'özelleştirilmiş' savaş ve güvenlik endüstrisinden para kazanmaya devam ederken kendini İslami radikalizm olarak gösteren devasa eşitsizliği 'estetize' eder.
Bu yüzden de yukarıdaki makaledeki gibi 'eski zihni silip yerine yenisini koymak' ya da 'radikalleri tedavi etmek', 'radikalleri işleme tabi tutmak' gibi kavramlar kullanılır. Guantanamo ve benzerleri sanki sanatoryummuş ve içeridekiler radikal İslam belasından kurtulmak için kendi istekleriyle buralara gelmişler gibi...

Guantanamo ve ılımlı İslam
Guantanamo ve benzerleri işin kirli tarafı. Bir de o kadar kirli değilmiş gibi görünen tarafı var.
İslami öfkeye karşı 'zihni alanda mücadelenin' bir de think-tank'lerde, Batı'nın ve Ortadoğu'nun beş yıldızlı otellerindeki toplantılarda, gazete köşelerinde yürütülen kısmı var.
Her ne kadar göze şirin görünseler de Guantanamo nasıl Müslümanları iyi ve kötü diye ikiye ayırıyorsa onlar da aynısını yapıyor. Guantanamo'daki işkenceciler yoksulluğun İslami bir yüzle ortaya çıkan öfkesini nasıl işkence ile yıldırmaya çalışıyorsa, bu taraftaki ılımlılar da o efendilerin daha çok kazanması için çeşitli yöntemlerle çalışıyor:
Bir yandan efendilerin dikte ettiği sistemle tam uyum sağlıyor bir yandan da gerektiği zaman radikallere örnek gösterilmek üzere hep tırnak ve mendil kontrolüne hazır bekliyor.

Kerbela ve IMF
Oysa onlar:
Seccadesi çocuk-köle-işçilerin terinden biriken artı-değer ile dokunan, kıblesi Guantanamo'da işkence tezgâhları kuran özel güvenlik şirketlerini icat eden Amerikan düşünce kuruluşlarıyla aynı olan, duasının başına aç çocukları değil helalinden finans şirketlerini koyan ve Hüseyin'in altı aylık Ali Asgar'i Kerbela'da bir yudum su için havaya kaldırdığı gibi Asya'da aç bebeklerini kaldıranlara karşı IMF'nin yanında saf tutanlar...
Ilımlı İslam böyle bir garabet olduğu sürece anlıyorum Londra'nın, Paris'in, Kahire'nin ve İslamabad'ın arka sokaklarında ılımlı olmayı hiç istemeyen, öfkesiyle tüm 'alışverişlerin' kalbinde patlatmak isteyen çocukları.

Eski örgüt üyeleri bulmak
Ve memleketimizde de mebzul miktarda pazarlamacısı ve inanmış misyoneri bulunan bu ılımlı İslam Guantanamo ve benzeri işkence merkezlerinin tükürdüğü öfkeli addamları 'rehabilite etmekle' görevlendiriliyor.
Onların görevi, öfkeli Müslümanları uyumlu olmaya çağıracak din adamları, eski örgüt üyeleri bulup ortaya çıkartmak.
Serbest pazar tezgâhının dağılmamasını isteyen bütün güçler onların sponsoru.
Görevleri, Müslüman- kapitalist iktidarları desteklemek ve kurban bayramlarında zenginlerin sofrasından düşen sakatatlara kanaat edecek uysal Müslümanlar üretmek...
Bunları bilen Müslümanlar var. Ama onlar örgütlenmeye kalktığında kimse onlara para vermiyor. Onlar örnek müslüman rolüne çıkan serbest piyasacı, ılık Müslümanlar kadar Müslüman sayılmıyor.
Ece Temelkuran, Milliyet, 12 Aralık 2008

10.12.08

Örnek Müslüman

‘Londra’daki ılımlı Müslümanlar, belediye imkânlarının köktenci Müslümanlar tarafından kullanılmasından şikayetçi oldular. Bu protestoların müslüman vatandaşlardan geliyor olması iyiye işaret...'
‘İnsanlık piyasalara feda olsun, kapitalizm sağolsun’ duasının mihrabı; ‘yerküre çok uluslu şirketlere seccade olsun; serbest piyasanın ezanları semayı doldursun’ ilahisinin baş terennümcüsü, The Economist dergisi yukardaki şekilde buyurmuş.
6-12 Aralık sayısında Avrupa ve Amerika’daki İslam üzerine üç parçalı bir çalışma yayınlayan dergi, yazılara Amerikan istihbarat örgütlerinin bir süredir tartışılan kehanetiyle bakıyor.
Yapılan projeksiyona göre Avrupa şehirlerindeki İslami yaygınlaşma herhangi bir ekonomik daralmayla birlikte 2025 yılına kadar ‘gergin ve stabil olmayan durumlara’ yol açabilir. Derginin alttan alta önerdiği çözüm, tabii ki ılımlı İslam.

Virütik Müslüman
Müslüman toplumdan bu şekilde, yani ‘kontrol altında tutulması gereken virütik bir durum’ olarak söz edildiğinde, bütün dinlere karşı son derece mesafeli olan benim bile saf tutup İslami direnişe destek veresim geliyor.
Din için değil, o dine inanan ezilmiş, aşağılanmış insanlar için. Allah’a değil, insanlara inandığım için. Hele ana-akım Batı medyasında ‘iyi Müslüman, ılımlı Müslümandır’ baretmenliğini gördüğümde, o okumuş yazmış Batılının içindeki beyaz takım elbiseli, yelpazelenip duran kolonyalisti ifade etmek istiyorum. O kadar çaresiz ve zavallılar ki...
Radikal İslami örgütler adalet, insanlık, erdem, eşitlik, dünyayı değiştirmek, zalim efendileri yok etmek gibi tutkulu hedeflerden bahsederken onlar, Avrupa şehirlerinin gettolarındaki kalbi olan olan ve kız çocuklarına son derece uyuz bir ‘Uyum sağla!’ nutku atmaktan öteye geçemiyor.
Ama ‘ılımlı İslam’ anahtar sözcüğü meseleye kalp değil ‘kafayı çalıştır’ nahiyesinden bakan cemaatlere çok şey vaat ediyor çünkü...

Alan, satan ve razı
Müslüman toplumuyla Batılı toplum arasındaki sorunlar, mümkün olduğunca kafa kafaya gelerek değil, meselelerin etrafından dolanarak hallediliyor. Okullarda “helal et” sorunu çıkınca mesela, ‘laik menü’ uygulanıyor ve öğlen yemeğinde sebze çıkıyor.
Avrupa’daki Müslümanlar, yüksek minareli camiler yapıp ‘ezanlar inlemeli Rotterdam’ın üzerinde’ dediğinde bir biçimde belediyelerle Müslüman topluluk arasında pazarlıklar başlıyor.
Pazarlıkları ılımlı olanlar yürütüyor ve onlar ‘Bulandırma denizi, uyandırma kerizi’ sistemiyle çalıştıkları için herşey tatlı tatlı hallediliyor. Bu tatlı pazarlıktan hem ılımlı Müslüman memnun kalıyor hem Avrupalı.
Ne Avrupa’nın insan hakları ve demokrasi façası, ne ılımlı İslam’ın abdesti bozuluyor. ‘Minareyi yüksek yap, ama’ diyor Avrupalı ‘altına kızlı erkekli oturulan bir toplum merkezi kur’.

Minareden taviz vermek
Eğer politika bir ‘taviz sanatıysa’ olup bitenler dinden ziyade politika kokuyor. Batı, bu politik pazarlık masasını açık tutabilmek için ılımlı İslam kavramını destekliyor.
Fetullah Gülen’in yüzyılın en önemli şahsiyetlerinden biri seçilmesinin nedeni de bu. Dünyanın efendileriyle hem ticaret, hem ziyaret yapan ve Hıristiyanlarla Avusturalya’da ortaklıklar kurabilen bu cemaat sadece Türkiye’de değil dünyada ılımlı İslam’ın promosyonunu yaparak Batı ile Doğu arasındaki pazarlık platformunu ve örnek Müslüman profilini oluşturuyor.
‘Vay nasıl yaparlar?’ demiyeceğim. ‘Velev ki başörtüsü ideolojik olsun...’ diyen Başbakan’a tüm samimiyetimle katılıyorum. Zira baş örtmemek de ideolojik bir tavırdır ve din ile politika yapmak da bir haktır. Herkesin, İslami bir hayat savunanların da bu yönde politika yapma hakkı vardır.
Ama yapmıyormuş gibi yaptıklarında tıpkı Batılının içindeki kolonyalisti ifade eder gibi o ‘dindar amca’nın içindeki iletmeci-politikacıyı da ortaya sermek lazım.
Ama yine de bu acayip oyunu Avrupa’daki Müslümanların dağıtacağını, bu alveri tezgahını özellikle Avrupalı Müslüman kadınların bozacağını öngörüyorum. Anlatacağım...
Ece Temelkuran, Milliyet, 10 Aralık Çarşamba 2008