Hüsnü Mahalli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hüsnü Mahalli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.3.09

Darfur gerçeği - 2

Ortadoğu petrollerine olan bağımlılığından kurtulmak isteyen ABD, petrol zengini Sudan'ı ve civarındaki 15 Afrika ülkesini kontrol etmek için Darfur'u kullanıyor
Dün Sudan'ın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri olan bir ülke olduğunu özetlemiştim. Ayrıca Sudan'ın emperyalist ülkelere karşı mücadele eden Afrika halklarına ne denli destek verdiğini ve bununla da tüm emperyalist ülke ve güçleri kızdırdığını hatırlatmıştım.
Böyle bir Sudan, Çin ile stratejik ilişkiler geliştirince doğal olarak emperyalist ülkelerin tepesini attıracaktı. Çünkü son 5 yılda Sudan'da 6 milyar dolarlık yatırım yapan, petrol alanında bu ülkede söz sahibi olmaya başlayan ve bu ülke toplam dış satımının %65'ini satın alan Çin'e karşı Batılı ülkeler cephe almak durumundaydı. Sudan ise bu cepheleşemenin yaşandığı sahne olacaktı.

SİYAH OBAMA BİR OYUN
Çünkü Sudan'ı kontrol edenler, en az 15 Afrika ülkesini kontrol edecek ya da bu ülkelerdeki gelişmelerde söz sahibi olacak ve başta Mısır olmak üzere Nil Nehri'nden yararlanan ülkeleri de sürekli korkutarak siyasi iradelerini ipotek altına alacak.
Belki de bu endişeyle Mısır ABD, İsrail ve Batılı ülkeler ile iyi geçinmeye çalışıyor , sınırları içindeki yaklaşık 10 milyon Batı destekli Hıristiyan Kıbti'nin geleceğe dönük ayrılıkçı heveslerini kontrol altında tutmayı amaçlıyor. Tüm bu projelerin de başını ABD çekmektedir. Çünkü ABD siyahi bir kişiyi başkan seçerek Afrika petrollerine ilgisini gösterdi. ABD yavaş yavaş Ortadoğu petrollerine olan bağımlılıktan kurtulmayı amaçlamaktadır.
Petrolün büyük bölümü Sudan'da, Darfur'da ve Darfur'a sınır ülkelerde. ABD 2012'den Afrika'dan ithal edeceği petrol miktarının şu anda Ortadoğu bölgesinden ithal ettiği petrole eşit olmasını amaçlıyor. Belki de bu nedenle ABD'deki Amerikan Yahudi Kongresi geçen hafta Obama'ya bir çağırıda bulunarak Darfur'un işgal edilmesini istedi. Darfur konusunda alınan son kararda ABD ve Avrupa'daki Yahudi lobiler ve onlara bağlı medya ve sözde sivil toplum örgütleri büyük rol oynadı. Yüzyıllar boyunca 'Kara Afrika'yı işgal eden emperyalistler (Fransa, İngiltere, İtalya, Belçika, Hollanda, İspanya, Almanya, Portekiz) ve askeri üs ve ajanları ile son dönem onlara katılan ABD ile İsrail asla bildik huylarından vazgeçmeyeceklerdir.
Afrika'nın tüm ülkelerini işgal eden ve ayrıldıktan sonra bu ülkelerde iç savaş çıkartarak halkları birbirine kırdıran, sonra da bununla yetinmeyerek bu ülkelerde askeri üsler kuran ve faşist iktidarları işbaşına getirerek koruyan emperyalistler şimdi de uluslararası bir mahkemeyi kendi amaçlarına hizmet edecek şekilde kullanıyor. Darfur'da komplonun başını çeken ABD kendi askerlerinin yargılaması söz konusu olduğunda mahkemeyi tanımayacağını ilan etmiş, Irak'ta ölümüne yol açtığı 1 milyon kişiyi unutmuştur.
Tıpkı Hiroşima ve Nagazaki'de cayır cayır yaktığı 600 bin Japon'u unuttuğu gibi. Tıpkı Vietnam halkına karşı kullandığı her türlü yasak bombaları attığını unuttuğu gibi. Tıpkı Fransa'nın Cezayir halkına, İsrail'in Filistin halkına, Rusya'nın Çeçen halkına, İngiltere'nin İrlanda halkına, Rumların Kıbrıslı Türklere, Ermenilerin Azerilere ve diğerlerinin soykırım ve cinayetlerini unuttukları gibi.

IRKÇILIK KONFERANSINA GİDİN
Emperyalistler, milyonlarca insanın ölümü için harcadıkları paraları barış, kalkınma ve refah için harcamış olsaydı bugün Afrika'da başta kuraklık, açlık, bulaşıcı hastalıklar olmak üzere hiçbir sorun olmayacaktı.
Amerikan uydularının tespit ettiğine göre Darfur'da çok zengin yeraltı su kaynakları var. Aynı Darfur'da petrol, uranyum, bakır, benzeri zenginlikler bulunmaktadır.
İstikrarlı, zengin ve barış içinde bir Sudan, Afrika'nın barış, güvenlik, istikrar ve refahına katkıda bulunur. Ama bu olası değil.
Elbette Sudan yönetiminin Darfur'da uyguladığı güvenlik, siyasal baskı ve uygulamalar kabul edilemez. Ama unutmamak gerekir ki; dünyadaki tüm ülkeler kendi ulusal bütünlüklerini koruma konusunda aynı refleksleri gösterir. Yoksa nisanda toplanacak ve İsrail'i ırkçılıkla suçlaması beklenen uluslararası konferansa Darfur konusunda duyarlı olduğunu söyleyen ABD, AB ve Batılı ülkelerin büyük bölümü neden katılmıyor?
Yoksa El-Beşir; Avrupa'dan gelerek Filistin topraklarını ele geçiren ve 70-80 yıldır Filistinlileri öldüren Ben Gurion, Begin, Perez, Şaron, Olmert, Livni, Netanyahu, Barak ve tüm bunlara destek veren ve yalnız Irak'ta 1 milyon insanın ölümüne neden olan ve dünyanın dört bir yanında yaşanan katliamlarda dolaylı-dolaysız payı olan ABD ve Avrupa liderlerinden daha mı tehlikeli!!!
Hüsnü Mahalli, Akşam, 13 MART 2009

12.3.09

Darfur gerçeği

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Darfur'da 'savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlediği' iddiasıyla hakkında tutuklama kararı çıkarttığı Sudan Devlet Başkanı El-Beşir'in ülkesi 30 yıldır emperyalistlerce parçalanmak isteniyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi geçen hafta aldığı karar ile Sudan Devlet Başkanı Ömer El-Beşir'in tutuklanmasını istedi.


Arap kökenli El-Beşir, kendi ülkesinin kuzey batı bölgesinde yani Darfur'da yaşamakta olan kendi dindaş ve ırkdaşı olan insanlara karşı 'soykırım' uygulamakla suçlanmaktadır.

Peki gerçek nedir?
Konuya özel ilgi gösteren Türk medyası ve bazı köşe yazarları (ABD, İsrail ve Avrupa'dan daha az) her nedense Darfur gerçeğini Türk halkına anlatmak yerine Başbakan Erdoğan'a saldırmayı tercih etti. Onlara göre; Gazze'de İsrail katliamlarına karşı çok sert tepki gösteren Erdoğan her nedense soykırım yapmakla suçlanan radikal İslamcı El-Beşir'e destek veriyor.

Kısa notlarla bakalım...
Sudan denilen ülke 2.5 (Türkiye'nin üç katı) milyon kilometrekare yüzölçümü ile Afrika'nın en büyük ülkesi. 1956'da bağımsız olan bu ülke dünyanın en verimli topraklarına, hayvancılık potansiyeline ve başta petrol, uranyum ve bakır olmak üzere birçok yeraltı zenginliklerine sahip. Emperyalist ülkeler için çok önemli 9 ülkeye sınır olan Sudan aynı zamanda herkes için stratejik öneme sahip Kızıl Deniz'i de kontrol ediyor. Tüm 'Kara Afrika' halklarının anti-emperyalist, anti-sömürgeci ve anti-siyonist mücadelesine hep destek veren Sudan, doğal olarak bu güçlerin nefretini kazandı. İntikam yemini eden bu ülke ve güçler son 30 yıldır Sudan'ı parçalamak için ellerinden gelen her şeyi yaptı.
Ocak 2005'te merkezi Sudan yönetimini güneydeki ayrılıkçı güçlerle federalizm konusunda anlaşmaya zorlayan Batılı güçler bu ülkeyi 5 ayrı devletçiğe ayırmak için yoğun çaba harcadı, harcıyor.
Örneğin; yüzölçümü 700 bin kilometrekare olan güney eyalette yaşayan 2.5 milyon insanın %17-18'i Hıristiyan olmasına karşın Batılı ülke ve güçler bu eyalette Hıristiyan bir devlet kurmak için her türlü pis oyunu oynamaktadır.
Son bir yılda AB üyesi ülkelerden ve ABD'de bu eyaleti ziyaret eden bakan sayısı 23. Bölgeye çok yoğun bir Hıristiyan ve Yahudi misyoner akını var. Amaç 2011'de yapılacak ‘ayrılma' referandumunda Hıristiyan sayısını artırmak. Çünkü eyalet nüfusunun % 17-18'i Müslüman, geri kalanlar ise ateist. Üstelik bu güney eyaleti Etiyopya, Kenya, Uganda, Kongo ve Orta Afrika gibi çok önemli ülkelere sınır ve yemyeşil bir bölge. Topraklarının %40 otlaklık, %30 tarıma elverişli, %23'ü ormanlar ve %7'si yüzeysel su alanları ile kaplı. Bu eyaletin 2011'de Sudan'dan ayrılma kararı alacağına kesin gözü ile bakılmaktadır.

2003'e gelindiğinde işler karışmaya başladı
Kuraklığın ağır bir şekilde hissedilmeye başlandığı (BM raporları ve Genel Sekreter Ban Ki Moon'a göre çatışmaların başlama nedeni kuraklık) bu bölgede su ve mera konusunda sıcak çatışmalar yaşanmaya başlanır. Başta İsrail ve ABD olmak üzere Batılı emperyalist ülkeler de hemen devreye girerek grupları birbirine karşı kışkırtır. Bu güçler ne pahasına olursa olsun Çin ile yakın ilişki kuran stratejik konumdaki Sudan'ı parçalamayı kafaya koymuştu. Onlara göre 1989'da askeri darbe ile işbaşına gelen Sudan yönetimi başta El-Kaide olmak üzere radikal İslamcı gruplara destek veriyor. Bu nedenle de ABD; Bin Ladin'in sahibi olduğu ve kimyasal silah ürettiği iddia edilen başkent Hartum'daki ilaç fabrikasını bombaladı (1998) ve Sudan'a karşı uluslararası ambargo uygulanmasını sağladı.

Dış güçler devrede
Bu arada gruplar arasında su ve otlaklıkların paylaşımı nedeniyle başlayan çatışmalar dış güçlerin de kışkırtması ile siyasal bir içerik kazanıyordu. Ayrılıkçı bir söylemle giderek yayılan bu çatışmaların durdurulması amacıyla merkezi hükümet 'Cencevid' denilen ve güneydoğudaki koruculara benzeyen grupları kullanmaya başladı. Yani bir tarafta İsrail, ABD ve Batılı güçlerin desteklediği ayrılıkçı Müslüman ve ateist gruplar, öbür tarafta devlet destekli Cencevid milisler.
Çok farklı, çelişkili, abartılı bilgi ve rakamlar olmasına karşın bu çatışmalarda son beş yılda yaklaşık 40 bin insan öldü, yaklaşık 2 milyon da bölgeden kaçarak komşu ülkelere sığındı. Bunu fırsat bilen ABD destekli Kofi Annan, Ekim 2004'te özel bir komisyon oluşturulmasını kararlaştırdı ve bu komisyonu Darfur'a gönderdi. Böylece emperyalist ülkelerin Sudan'a yönelik ikinci parçalama operasyonu başlıyordu. Geçen hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kararı bu çabanın en önemli halkalarından biridir. Yani emperyalist ülkeler ve yandaşları, başta Afrika olmak üzere dünyanın dört bir yanında işledikleri ve işlettikleri cinayetleri unutarak bir kez daha ne denli ikiyüzlü ve çifte standartlı olduklarını kanıtladılar. Örneğin; milyonlarca insanın sokaklarda öldürüldüğü Ruanda, Brundi, Uganda, Nijerya ve benzeri Afrika ülkeleri için kılını bile kıpırdatmayan emperyalist ülkeler, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in dediği gibi bu katliam görüntülerini magazin haber olarak izliyordu.
Hollanda Barış Gücü'nün Sırpların Bosnalılara karşı katliamlarını, Çeçenistan'da Rusların vahşetini, Karabağ ve çevresindeki bölgelerde Ermenilerin Azerilere karşı saldırılaları ve herkesin vicdanını sızlatan İsrail'in Filistin'e karşı 60 yıldır sürdürdüğü soykırım ve vahşeti görmezlikten gelen ve İsrailli yöneticilerin yargılanmaktan kurtulması için kendi yasalarını bile değiştiren emperyalist ülkeler Sudan için timsah gözyaşı dökmeyi marifet sanıyor.

İngiltere işgal etti
Yaklaşık 6 milyon insanın yaşadığı 550 bin km, alana yayılan Darfur güneyden farklı olarak kurak bir bölge. Petrol, uranyum, bakır ve benzeri önemli yeraltı doğal zenginliklere sahip. 1821'de Mehmet Ali Paşa Darfur'u Sudan ile birlikte Mısır'a ve dolayısıyla Osmanlı'ya bağlamıştı. Çok dindar ve kültürlü insanların yaşadığı Darfur'da insanların yarısından fazlası Kuran'ı ezbere bilmektedir. 11 Şubat 1914'te Osmanlı Sultanı'nın cihat çağrısı üzerine Darfur Sultanı Ali Dinar, binlerce Darfurlu ve Sudanlı'yı Anadolu'ya gönderir. Bu insanların torunları hala İzmir, Adana, Tarsus, Mersin ve Ege'nin çeşitli yörelerinde yaşamaktadır. Sultan Dinar'ın tavrına kızan İngilizler 1916'da Sudan'ı işgal ettiklerinde ilk iş Dinar'ı tutuklayarak topraklarını Sudan'a kattılar. 40 yıl süre ile Sudan ve Darfur'u işgal altında tutan İngilizler çekildiklerinde buralarda çok karmaşık sosyal, ekonomik ve siyasi bir yapı bıraktılar.
Örneğin Darfur'da yaklaşık 1000 kabile yaşamaktadır. Bu kabilelerden Arap kökenli olanlar genellikle tarım ile uğraşmaktadır. 'Kara Afrika' kökenli olanlar hayvancılıkla uğraşıyor.
Hüsnü Mahalli, Akşam, 12 MART 2009