Ege Cansen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ege Cansen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.3.11

TÜSİAD'ın sözünü dinleyip mutlu olma yöntemi

HERKES kendince bir sosyal psikologdur.
Ben de öyleyim. Bugünkü yazımda “Ergenekon ve Kontr-Ergenekon” soğuk savaşının yarattığı, özellikle okumuş kesimi mutsuz eden bir ruhsal soruna değineceğim.


¡ ¡ ¡


Freud, ‘insan dünyaya bir “beden” ve bir “ben” ile gelir; insanın doğuştan vicdanı yoktur' der. Vicdan, kişinin, bedensel ve bencil davranışlarından dolayı, kendini başkalarına sorumlu hissetmesini sağlar. Vicdan, insan geliştikçe, oluşur. Vicdan oluştukça, beden ve benlikle çatışır. Bu çatışma insana azap verir. Vicdan azabı çekmek, vicdanın oluştuğuna işarettir. Hiç vicdan azabı çekmeyenin vicdanı, bencilliğine yenilmiş demektir.


¡ ¡ ¡


Nasıl kişinin vicdanı ona azap verirse, toplumun vicdanı da topluma azap verir. Toplumun vicdanı, onun aydınlarıdır. Bu yüzden toplum, aydınları sevmez. Bir insan iyi eğitilmiş ve kendini yetiştirmiş olabilir. Belli konularda uzmanlaşmış ve toplumun başvuru kaynağı haline gelmiş de olabilir. Ama bu özellikleri onu aydın yapmaz. Aydının görevi, topluma vicdan azabı çektirmektir. Aydın olmanın ön şartı ise kişinin vicdan azabı çekmiş olmasıdır. Kendisi hiç vicdan azabı çekmeyen, üstelik hayatının tadını doyasıya çıkarmayı yaşam biçimi haline getiren kişiye “aydın” denemez. Toplum bu kişileri derhal teşhis eder. Onları, “entel, dantel” gibi sıfatlarla alaya alır. Toplumun vicdanı olmaya başlayan aydın, bu görevinde vicdanlı davranmakla yükümlüdür. Aydın olmanın raconu budur.


¡ ¡ ¡


Aydınların en büyük sorunu, tutarsızlaşmaktır. Vicdanlarını inşa ederken kullandıkları fikir, kanaat ve inançları bir gün gelir birbiriyle çelişebilir. Bu uyumsuzluğu, önce kişi fark eder. Kısa bir süre sonra kişinin söylem ve eylemlerindeki tutarsızlık, dışarıdan bakınca da görülür. Buna “bilinçsel uyumsuzluk” veya “bilinçsel tutarsızlık” (İngilizcesi Cognitive Dissonance) denir. Bu kafa karışıklığı, sadece aydınlara musallat olan bir illet değildir. Kendi çapında düşünen, yazan ve konuşan herkes hayatının bir döneminde bu derde duçar olabilir. Nitekim bugün Türkiye'de yaşanan “Cumhuriyet Değerleri ile İslamcıl Demokrasi” çatışması, çok kişide bilinçsel uyumsuzluk yaratmıştır. Kişiler kendilerine ve başkalarına güvenmez olmuştur. Ötekileri, yalancı, aptal, hain veya art niyetli görme eğilimi artmıştır.


¡ ¡ ¡


Bu derde düşen insanda doğal olarak tutarsızlığı ortadan kaldırma dürtüsü harekete geçer. Çünkü insan “mutlu” olmak ister. Bilinçsel tutarsızlık ise insanı mutsuz eder. Psikolog Feslinger'e göre “Bilinçsel Tutarsızlık” tan kurtulanın aşamalı olarak başvurulacak üç yolu vardır.


1. Sorun çıkaran inanç ve fikirlerinizi önemsiz ve hatta yanlış ilan edin.

2. Kafanızı, yeni inanç ve fikirlerle donatın.

3. Bilinçsel tutarsızlığınıza sebep olan eski inanç ve fikirlerden vazgeçin.

Benim ilavelerim: Modaya uyun, bükemediğiniz eli öpün, güce tapın, başkalarını suçlayın, yeni çevre oluşturun ve yeni ruh dostları edinin. Davranışlarınızı, konuşmanızı değiştirin. Böylece kafa karışıklığınız ve iç huzursuzluğunuz bitecektir. İşte mutluluk! Yeniden doğdunuz. Tebrikler.

Son Söz: İnsanın en yakın dostu, kendisidir.

Ege Cansen, Hürriyet, 26 Mart 2011

19.9.08

'Devlet Gazetecisi'

ELLİLİ yıllarda, TCDD'nin yeniden yapılanması ve kárlı bir işletme haline dönüşmesi için çalışmalar yapılmış. Bu amaçla demiryolu işletmelerini incelemek üzere bir heyet Amerika'ya yollanmış.
Heyetin dönüşte hazırladığı raporda şu tespit yer almış. "ABD'de, devlet demiryolları özel sektöre aittir." Devletçilik, bizim kanımıza girmiştir. Çünkü devlet, toplumun geçim davasını halletmekte ne kadar beceriksizse, kişilerin parasal sorunlarını bir çırpıda gidermekte o kadar etkindir.
Çok başarılı bir dergici olan Sedat Simavi, "Türkiye'de gazeteler devlete satılır; ben halka satılan bir gazete yapacağım" diyerek Hürriyet'i tasarlamıştır. Aradan 60 yıl geçti. Değişen fazla bir şey yok. Gazeteler, özellikle son zamanlarda, devlete yani hükümete satılsın, yani gazeteciler geçimlerini hükümet yandaşı olarak sağlasın diye yeniden tertiplendi. Bu gelişmeleri de dikkate alarak uzun süredir "imal-i fikir" eylediğim bir projemi okurların takdirine sunuyorum. Türkiye'de nasıl "devlet sanatçısı" diye bir páye varsa "Devlet Gazetecisi" diye bir páye de ihdas edilmelidir. Marifet, iltifata tabi olduğuna göre, gazetecilerin marifetini inkişaf ettirmek için bu teşvik çok gereklidir. Üstelik bu, demokrasinin bir gereğidir; di mi?

Genel Hükümler:

1. Her yıl, aşağıda açıklanan kıstaslara göre, son üç yıl içinde toplamda en yüksek puanı alan üç kişiye "Devlet Gazetecisi" unvanı verilir.
2. "Devlet Gazetecisi" seçilenlere, beratıyla birlikte bir nişan ve günün şartlarına göre bir ödül verilir. Ödül, bu yıl için 250 bin liradır.
3. Devlet Gazetecisi seçim işlerini Kültür Bakanlığı yürütür.

Kıstaslar ve puanları:

1. Cumhurbaşkanı, başbakan veya bakanlarla yurt içi gezilere çıkmak. (Gezileri izlemek bu tanıma girmez.) Her gezi 5 puan.
2. Cumhurbaşkanı veya başbakan ile birlikte dış geziye çıkıp, uçakta söyleşi yapmak. Her gezi 10 puan.
3. Cumhurbaşkanının veya başbakanın özel uçağında dış geziye çıkıp, havada çok samimi sohbet etmek. Her gezi 20 puan.
4. Yemek davetinde, devlet büyüklerinin tam yanına veya tam karşısına oturmak. Beher oturuş 5 puan.
5. Başbakanın "sizi hep okuyoruz" iltifatına mazhar olmak. 5 puan.
6. Başbakana akıl vermek ve teşekkür almak. 10 puan.
7. Başbakanla özel mülakat yapmak. Her söyleşi 20 puan.
8. Başbakanla TV sohbeti yapmak. Her program 50 puan.
9. Başbakan bana dedi ki diye yazıya girmek. 10 puan.
10. Ben, başbakana dedim ki diye yazıya girmek. 20 puan.
11. Avrupa Birliği komiserleriyle enseye tokat olmak. 20 puan.
12. AB komiserlerinin Türkiye raporlarına malzeme vermek. 30 puan.
13. Başbakan tarafından yanağı okşanmak. 25 puan
14. Başbakanın yanağını okşamak. 100 puan.

Son Söz: Halk içinde muteber bir meslek yok, gazetecilik gibi; olmaya devlet cihanda "Devlet Gazeteciliği" gibi.
Ege Cansen, Hürriyet, 6 Eylül 2008

* * *

Bunun mizah olarak algılanmaması için:





19 Eylül 2008
Yine basına yüklendi

Basın meslek örgütleri olağanüstü toplanıyor
'Gücü yetiyorsa Almanya'ya ambargo uygulasın'
Başbakan Tayyip Erdoğan, Almanya’da 3 kişinin ceza almasıyla sonuçlanan Deniz Feneri e.V davasını yazan gazetelere yönelik "almayın" kampanyası başlattı.


Erdoğan, partisinin Ankara İl Başkanlığı’nın dün akşam Bilkent Oteli’nde verdiği iftar yemeğinde, bağış paralarından Başbakanlığa da iletildiği iddialarına tepki göstererek, "Milyarlarca lira Türkiye’ye, Başbakanlığa geliyor, banka yoluyla mı geliyor, çuvalla mı geliyor? En ufak bir ispatı yok, sonra geri vitese takıyor, orada bir yanlışlık oldu diyor" dedi.

Almayın kampanyası başlattı
Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: "Bu ülkede medya güvenilirliğini yitirmiştir, kendini bitirmiştir. Partimin mensupları olarak yalan yanlış haberleri yapan medyaya karşı sizler de kampanyanızı yapın, bu gazeteleri evlerinize sokmayın, bu kadar açık konuşuyorum. Siz mi bize karşı yalan yanlış bu tür kampanyalar yapıyorsunuz, biz de en doğal hakkımızı kullanıyoruz, biz de size karşı bu kampanyayı başlatıyoruz, almayacağız. Hangi dilden anlarsanız o dilden konuşacağız. Biz ülkede bu hizmetleri canla başla sürdürürken bir de sizinle mi uğraşacağız ya, bizim işimiz gücümüz var."
AKP teşkilatına güvendiğini de vurgulayan Erdoğan, "Yazılı ve görsel medya ne yazarsa yazsın, yeter ki şu örgütlenmiş teşkilatım gece gündüz şu ana kadar verdiği mücadeleyle çalışsın, bizi kimse tutamaz. Bu yüzde 47, 50’nin üzerine rahatlıkla çıkar. Çünkü biz barış elçileri olarak dolaşacağız" diye konuştu.

CHP ve MHP’ye: Sen de dağıt
Seçim zaferlerinin yoksullara yapılan yardımlara bağlanmasına da tepki gösteren Erdoğan, CHP ve MHP’ye, "Sen de dağıt, yok mu sizin içinizde hayır sahipleri, dağıtın, niye dağıtmıyorsunuz?" diye seslendi. Erdoğan, "’Her seçmene bir Cumhuriyet altını dağıtıyorlar kardeşim’ diyorlar. 16 milyon 500 bin altın dağıttık, kardeşim bunlar hesap da bilmiyor" dedi.

Dolar milyarderi eleştirisi
Erdoğan, dün AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ile röpartajında muhalefetin kendisine yönelik "dolar milyarderi" eleştirilerini dile getiren NTV’nin Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ü de isim vermeden hedef aldı. Erdoğan, "Bir modaratör beni dolar milyarderi ifadesiyle suçluyor. Yazıklar olsun, ya sen hesap bilmiyorsun, ya da sen hiç kitap okumadın, dolar milyarderi, ayıptır yahu, insan utanır, sıkılır" dedi.

Araştırılıyor
Başbakan Erdoğan MYK’da Deniz Feneri davasını kendisi ve partisiyle ilişkilendirilmesine sert tepkisi için, "İftiraya uğradım, öfkemde haklıyım" açıklaması yaptı. Deniz Baykal yönelik "Yanlış yapıyor. Bize iftira ediyor" diyen Erdoğan Deniz Feneri ile ilgili, "Nereye uzanırsa uzansın, nereye giderse gitsin, sonuna kadar soruşturulup, varsa sorumluluları bulunup adalete teslim edilecek" dedi.


Hürriyet, 19 Eylül 2008