Putin'in Erdoğan'dan farkı ne
Rus liderin konuşmasındaki Türkiye ayrıntısı... Örsan K. Öymen yazdı...
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, gelenekselleşmiş yıl sonu
basın toplantısını bu yıl da yaptı. Putin, bini aşkın gazetecinin
katılımıyla gerçekleşen toplantıda, 3 saat içinde, 32 gazetecinin, 47
sorusuna yanıt verdi. Putin’in bu konudaki rekoru 2008 yılına ait. O yıl
Putin, 4 saat 40 dakika içinde gazetecilerin 106 sorusunu yanıtladı.
Ama 3 saat içinde 32 gazeteciye ve 47 soruya yanıt vermek de kolay
değil.
Bizde ise, Cumhurbaşkanı kamuflajı altındaki Padişah Erdoğan, yıllardır, sadece kendi seçtiği beş-on “gazetecinin”
çanak sorularını yanıtlamakla meşgul. Bizdeki manzara şu: Seçilmiş bir
televizyon kanalı stüdyosunda saksı gibi yan yana dizilmiş veya
Erdoğan’ın özel uçağına paketlenmiş kargo yükü gibi bindirilen birkaç “gazeteci”,
Erdoğan’ı tatmin edecek sorularını soruyorlar, kritik denebilecek 1-2
soruyu da, ürkek bir edayla, lafı ağzında geveleyerek, ultra-diplomatik
bir dille, imalı bir biçimde yöneltebiliyorlar.
Erdoğan da çoğunluk oyuyla seçilmiş diktatör, Putin de çoğunluk
oyuyla seçilmiş diktatör. Ama anlaşılan Putin, Erdoğan’dan daha cesur.
Putin’in bugün gerçekleşen basın toplantısında, AKP, Erdoğan ve
Suriye krizi konusunda yaptığı açıklamalar ise, herkesin, özellikle de
ABD, Avrupa Birliği ve Türk medyasının üzerinde düşünmesi gereken ciddi
konulardır. Bu açıklamalar, öyle hafife alınacak açıklamalar değildir.
Bunlar tarihe düşülen önemli notlardır.
Burada, hiçbir yorum yapmadan, okurları, Putin’in basın toplantısında ifade ettiği alıntılarla baş başa bırakıyorum:
ATATÜRK, İSLAMLAŞMA VE BATI
“‘Teröre Karşı İslam İttifakı’nda Türkiye de var. Biz Türkiye’yi
düşman olarak görmüyoruz. Türkiye, Hava Kuvvetleri’mize karşı düşmanca
bir eylemde bulundu. Ama Türkiye’ye düşman ülke olarak yaklaştığımızı
söyleyemeyiz. İlişkilerimiz bozuldu, evet. Bu durumdan nasıl çıkarız
bilmiyorum. Top bizde değil, Türkiye’nin tarafında.”
“ABD, Suudi Arabistan ve Türkiye'yi içeren bir koalisyonu varken
Teröre Karşı İslam İttifakı'nı kurmaya neden gerek gördüler
anlayamıyorum. Bir ittifak varken, hemen hemen aynı üyeleri içeren
ikinci bir ittifak kurmaya neden gerek gördüler? Kendi planları mı var
ya da içeride bazı anlaşmazlıklar mı çıktı? Herhalde bazı anlaşmazlıklar
çıktı.”
“Türkiye'deki mevcut yönetimle anlaşmaya varmak zor olacak gibi
görünüyor. İlişkilerin onarılması konusunda umut görmüyorum. Türkiye
yönetiminden ilişkilerin onarılmasına yönelik bir adım gelmedi.
İslamlaştırma politikaları bizi de etkiliyor. Orada bizim ülkemize de
sızabilecek militanlar var.”
“Türkiye’de sinsi sinsi yürütülen İslamlaştırma yüzünden Atatürk
muhtemelen mezarında ters dönmüştür. Bu (politika) bize de yansıyacak.
Türkiye’de Kuzey Kafkasya kökenli militanlar var. Bunu görüyoruz, tespit
ediyoruz. Bunu Türk ortaklarımıza birçok kez söyledik. Biz Türkiye’ye
böyle davranmıyoruz. O militanlar Türkiye’de yaşıyor, tedavi oluyor,
Türkiye ile aramızdaki vize muafiyetinden yararlanarak Türk
pasaportlarıyla Rusya’ya geliyor. Biz de daha sonra onları ya Kuzey
Kafkasya’da ya da milyonlarca nüfuslu şehirlerde bulup yakalamak zorunda
kalıyoruz.”
“Türkiye ile yaşadığımız anlaşmazlıkta üçüncü bir tarafın etkisi var
mı bilmiyorum. Belki de mevcut Türk yönetimi, ABD ve AB’ye şunu
göstermek istedi: ‘Evet ülkeyi İslamlaştırıyoruz. Ama bizler modern
İslamcılarız, medeniyiz.’ Ronald Reagan, zamanında Nikaragualı diktatör
Somoza hakkında şöyle demişti: ‘Somoza tabii ki alçak biri ama o bizim
alçağımız’ (ABD’nin 32. Başkanı Roosevelt'in sözü). Şimdi Türkiye
yönetimi de ‘Evet biz İslamcıyız ama sizin İslamcınızız’ diyor. Ama
bundan iyi bir şey çıkmaz.”
ABD-TÜRKİYE ANLAŞTI MI?
“Anlaşmazlıkta üçüncü bir tarafın etkisi var mı bilmiyorum. Belki
de Türk yönetiminden birileri (Rus uçağını düşürerek) ABD’lilere
yalakalık yapmak istemiştir. Biz bunu bilemeyiz. Çünkü ilk olarak
ABD’nin buna ihtiyacı var mı bilmiyorum. Belki şöyle bir anlaşma
yaptılar: ‘Biz Rus uçağını vuracağız, siz de Irak’a girip bir kısım
toprağını işgal etmemize göz yumacaksınız.’ Bu olabilir. Bilmiyorum belki de böyle bir takas yaptılar. Bizim bu konuda bilgimiz yok.”
“Türkiye uçağımızı düşürdükten sonra oradan (Suriye'den)
çekileceğimizi mi düşündü? Rusya öyle bir ülke değil. Suriye'deki
varlığımızı güçlendirdik. Suriye'de artık S-400 hava savunma
sistemlerimiz var. Türkiye eskiden Suriye'nin hava sahasını sürekli
olarak ihlal ediyordu. İsterse, buyursun şimdi de etsin.”
TÜRKMENLER HAKKINDA BİLGİ VERİLMEDİ
“Bu trajedinin yanı sıra bize dokunan bir diğer şey daha var. Biz
Türkiye ile işbirliğini reddetmedik ki. Antalya’ya (G20 zirvesine)
gittim. Türk meslektaşlarımız önümüze çok hassas konular koydular ve
yardım istediler. Sundukları konu uluslararası hukukla bağdaşmıyordu.
Ama biz ‘Evet, sizi anlıyoruz ve yardıma hazırız’ dedik. Türkmenler
hakkında ise hiçbir şey duymadım. Türkmenistanlı Türkmenleri biliyorum
ama bize (oradaki) Türkmenlerden bahsetmediler.”
“Biz Türkler için çok hassas sorunlarda işbirliğine hazır
olduğumuzu göstermişken, uçağımızı vurmadan önce telefon açıp ya da
mevcut askeri işbirliği kanalları yoluyla bize ulaşıp şöyle
diyebilirlerdi: ‘Sınır konusunu konuşmadık ama biz bu bölgede de
çıkarlara sahibiz. Haberiniz olsun, sizden bu bölgeyi bombalamanızı
istemiyoruz.’ Ama hiç kimse hiçbir şey söylemedi.”
BİZE SORMAK YERİNE NATO’YA SAKLANDILAR
“Bizi çileden çıkaran şey şu oldu: Talihsiz bir durum ortaya çıkarsa
hemen telefon açar, durumu açıklarsın. Türk yönetimi, güya, uçağın
Rusya’ya ait olduğunu bilmiyormuş. İnsanlar öldü. Ama (Türkler) bize
telefon etmek yerine Brüksel’e koştular. ‘Aman yardım edin, bize zarar
veriyorlar’ dediler. NATO'nun arkasına saklandılar. Oysa bu mesele
NATO’nun meselesi mi? Zaten sonra NATO’nun meselesi olmadığı anlaşıldı.”
“Türkiye yönetiminin uçağımızı düşürmesini, dostça bir adım olarak değil düşmanca bir adım olarak değerlendiriyoruz.”
IŞİD İKİNCİ PLANDA
“Bence, IŞİD ikinci planda olan bir konu. Zamanında Irak’a girdiler,
ülkeyi mahvettiler. Sonra petrol ticaretiyle bağlantılı unsurlar ortaya
çıktı. Endüstriyel düzeyde petrol kaçakçılığı sistemi Irak’ta kuruldu.
Bu kaçakçılık sistemini ve yasadışı ticareti korumak için askeri güce
ihtiyaç duydular. İslamcılık faktörünü kullanıp, İslami sloganlarla
‘ölmeye hazır kişileri’ bölgeye çekmek çok iyi bir yöntem. Oysa bu
kişiler aslında, ekonomik çıkarlarla bağlantılı bir oyunda oyunculuk
yapıyor. Bu kişileri Irak’a çağırdılar ve son aşamada IŞİD ortaya
çıktı.”
OdaTv, 17.12.2015