DÜNKÜ Cumhuriyet gazetesinin manşeti:
“Direnişçiler, siyasilerin değil, katiller ve tecavüzcülerin bulunduğu ağır cezalık adi mahkûmların koğuşuna yerleştirildi”.
Bakın açık açık yazıyorum.
Faşizmin dünyadaki en pespaye, en iğrenç uygulamalarından biridir bu.
Evet, doğruysa, yapılan iş budur...
Bunu yapanlara, yaptıranlara, izin verenlere, göz yumanlara, sesini çıkarmayanlara söylüyorum:
Lütfen İtalyan yönetmen Marco Leto’nun 1973 yılında yaptığı “La Villeggiatura” filmini seyredin.
İngilizce “Black Holiday”(Kara Tatil) adıyla çevrilen, orijinalinin Türkçe karşılığı “Sayfiye” olan bir filmdi bu.
Bu
ağır suça ortak olan yetkililere, göz yuman siyasilere, o kurumun
başında bulunan bakana; Başbakan’a bu filmi özetlemek istiyorum:
* * *
1930’lu yıllar...
İtalya’da
Mussolini faşizmi zirvesinde.
Vikipedi, Faşist Mussolini yönetimini şöyle özetliyor:
- 1922 yılında kral tarafından başbakan ilan edildi.
- Önceleri liberallerin desteğini aldı.
- Arkasından İtalya’yı
“polis devleti” haline getirdi.
- Komünistleri ezdi.
- Kitap ve gazetelere sansür getirdi, gazetelerin editörlerini bile o tayin etti.
- Seçim sisteminde değişiklikler yaptı.
- Şirketleri kontrolü altına aldı...
- Neredeyse tüm bakanlıkların görevini kendi yüklendi.
- Dış politikada
“Pasifist antiemperyalizmin yerine agresif milliyetçiliğe” geçti.
Böyle bir politika yani.
* * *
İşte o günlerde, Komünist Parti sempatizanı bir öğretim üyesi göz altına alınır.
Mussolini rejimi siyasi tutukluları Akdeniz’de küçük bir adaya göndermektedir.
Ancak profesörün babası, adanın faşist müdürünün hocası olduğu için, ona özel bir muamele yapılıp, ev hapsine alınır.
Profesör o adadaki uygulamaları öğrenmeye başlar.
Faşist yönetimin en ağır uygulaması, siyasi tutukluları ve mahkûmları adi suçluların bölümüne göndermektir.
Yani katillerin arasına...
Bunların bir bölümü cezaevi yönetiminin adamlarıdır ve komünist mahkûmlar o koğuşlarda öldürülür.
* * *
Televizyon kanallarından rica ediyorum...
Bu filmi bir kere olsun yayınlayın.
Yayınlayın
ki, Gezi’nin çocuklarını adi suçluların koğuşlarına atanlar görmese
bile, onların siyasi sorumluluğunu taşıyanlar görsün.
Sporcu arkadaş o lafı telefonda söylediysen fark etmez, o öğrendi
VATAN gazetesi yazarı Murat Çelik’i kutlarım.
Benim aklıma gelmeyen çok güzel bir noktayı yakalamış.
Milli basketbolcu Cenk Akyol, Gezi olaylarına sembolik bir destek verdiği için Milli Takım kadrosundan çıkarıldı.
O da son derece ağırbaşlı ve mükemmel bir açıklama yaptı. “Bir insanın, bir televizyona konuşma hakkı kadar, konuşmama hakkı da vardır” dedi.
Çelik’in yazısından okuyorum ki...
Basketbol camiasından birçok kimse milli oyuncuyu arayıp, desteğini bildirmiş.
Ama ülkeyi öyle bir korku sarmış ki, bir teki bile bunu açıkça söyleyemiyor.
Telefon edenlere de bir çift sözüm var:
Telefonda söylediğiniz şey gizli değil... Bilin ki, büyük kulak öğrendi ve gereken yerlere istihbaratı verdi.
Yani ha telefonda söylemişsiniz, ha açık açık...
Korkunuza çare olmaz...