Muazzez İlmiye Çığ'ı Yargılama Ayıbı
Yirmi birinci yüzyılın başında Türkiye hâlâ ifade özgürlüğünün yargılandığı davalarla uğraşıyor.
Önümüzdeki günlerde Sümeroloji alanında dünya çapında bir uzman olan Muazzez İlmiye Çığ hakim karşısına çıkacak.
Bu yaşlı Cumhuriyet hanımefendisini tanımıyorum ama onu ekranda gördüğüm, konuşmasını duyduğum zaman içim ısınıyor, yaşamlarını yeni bir ülke kurmak için adamış umutlu, inançlı Cumhuriyet kuşakları aklıma geliyor.
Hakkında ceza davası açılan Muazzez İlmiye Çığ doksan iki yaşında bir bilim kadını. Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni bitiren Çığ, yüzlerce Sümer tabletini çözerek çivi yazılı belgeler arşivinin oluşturulmasına büyük katkıda bulunmuş.
İstanbul Üniversitesi’nin 2000 yılında fahri doktorluk unvanı verdiği Çığ’ın kendi uzmanlık alanında on üç kitabı var.
Muazzez İlmiye Çığ ve Analiz Yayıncılık’ın sorumlu müdürü İsmet Öğütücü hakkında, Çığ’ın 2005 yılında yayımlanan ‘Vatandaşlık Tepkilerim’ adlı kitabında yer alan başörtüsü ile ilgili ifadeleri nedeniyle, Ceza Yasası’nın 125. ve 216. maddelerine dayanılarak dava açıldı. Yazar ve yayımcının 9 aydan 1 yıla kadar hapsi isteniyor.
TCK’nin 125. maddesi, “kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlere hakaret”i TCK’nin 216. maddesi ise “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama”yı içeriyor. Bu maddeler de 301. madde gibi ifade özgürlüğünü tehdit edecek şekilde yorumlanabilme riski taşıyor.
Çığ, dava konusu kitabında kadınların başlarını örtme adetinin Sümerler’e dayandığını anlatıyor; o dönemde hayatlarını Tanrıça İnanna’ya vakfeden rahibelerden bazılarının fahişelik yaptıklarını ve sadece bu kadınların başlarını örttüklerini söylüyor.
Ayrıca Sümer dininin Tevrat, İncil, Kuran gibi kutsal kitapları nasıl etkilediğinden bahsediyor ve Sümerler’deki baş örtme uygulamasıyla bugünkü baş örtme biçimlerini karşılaştırıyor.
Çığ bu düşüncelerini geçmişte de farklı yerlerde yazılı olarak ifade etmiş. 1995 yılında yayımlanan ‘Kuran, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni’ kitabında aynı düşüncelere ayrıntılı biçimde yer vermiş. 1997’de Ütopya Dergisi’nde benzer düşüncelerini dile getirmiş, fakat bunlar hiçbir tepki almamış ya da dava konusu olmamış.
Muazzez İlmiye Çığ’ın yargılanması bugün Türkiye için çok büyük bir ayıptır. Bu, ifade özgürlüğünün yargılanması demektir.
Bir bilim insanı ile aynı fikirleri paylaşmayabilir, araştırma yapıp onun tezlerine karşı tezler ileri sürebilirsiniz ama onun kitap yazarak düşüncelerini açıklama hakkına saygı göstermelisiniz. Bilim böyle ilerler.
Her zaman söylüyorum; bu tür davalar Türkiye’yi çok yıpratıyor, Türkiye’ye geri dönülmez biçimde zarar veriyor.
Umarım Çığ’ın davası olumlu bir şekilde sonuçlanır ve Türkiye bir bilim kadınını yargılamak ayıbından bir an evvel kurtulur.
Önümüzdeki günlerde Sümeroloji alanında dünya çapında bir uzman olan Muazzez İlmiye Çığ hakim karşısına çıkacak.
Bu yaşlı Cumhuriyet hanımefendisini tanımıyorum ama onu ekranda gördüğüm, konuşmasını duyduğum zaman içim ısınıyor, yaşamlarını yeni bir ülke kurmak için adamış umutlu, inançlı Cumhuriyet kuşakları aklıma geliyor.
Hakkında ceza davası açılan Muazzez İlmiye Çığ doksan iki yaşında bir bilim kadını. Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni bitiren Çığ, yüzlerce Sümer tabletini çözerek çivi yazılı belgeler arşivinin oluşturulmasına büyük katkıda bulunmuş.
İstanbul Üniversitesi’nin 2000 yılında fahri doktorluk unvanı verdiği Çığ’ın kendi uzmanlık alanında on üç kitabı var.
Muazzez İlmiye Çığ ve Analiz Yayıncılık’ın sorumlu müdürü İsmet Öğütücü hakkında, Çığ’ın 2005 yılında yayımlanan ‘Vatandaşlık Tepkilerim’ adlı kitabında yer alan başörtüsü ile ilgili ifadeleri nedeniyle, Ceza Yasası’nın 125. ve 216. maddelerine dayanılarak dava açıldı. Yazar ve yayımcının 9 aydan 1 yıla kadar hapsi isteniyor.
TCK’nin 125. maddesi, “kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlere hakaret”i TCK’nin 216. maddesi ise “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama”yı içeriyor. Bu maddeler de 301. madde gibi ifade özgürlüğünü tehdit edecek şekilde yorumlanabilme riski taşıyor.
Çığ, dava konusu kitabında kadınların başlarını örtme adetinin Sümerler’e dayandığını anlatıyor; o dönemde hayatlarını Tanrıça İnanna’ya vakfeden rahibelerden bazılarının fahişelik yaptıklarını ve sadece bu kadınların başlarını örttüklerini söylüyor.
Ayrıca Sümer dininin Tevrat, İncil, Kuran gibi kutsal kitapları nasıl etkilediğinden bahsediyor ve Sümerler’deki baş örtme uygulamasıyla bugünkü baş örtme biçimlerini karşılaştırıyor.
Çığ bu düşüncelerini geçmişte de farklı yerlerde yazılı olarak ifade etmiş. 1995 yılında yayımlanan ‘Kuran, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni’ kitabında aynı düşüncelere ayrıntılı biçimde yer vermiş. 1997’de Ütopya Dergisi’nde benzer düşüncelerini dile getirmiş, fakat bunlar hiçbir tepki almamış ya da dava konusu olmamış.
Muazzez İlmiye Çığ’ın yargılanması bugün Türkiye için çok büyük bir ayıptır. Bu, ifade özgürlüğünün yargılanması demektir.
Bir bilim insanı ile aynı fikirleri paylaşmayabilir, araştırma yapıp onun tezlerine karşı tezler ileri sürebilirsiniz ama onun kitap yazarak düşüncelerini açıklama hakkına saygı göstermelisiniz. Bilim böyle ilerler.
Her zaman söylüyorum; bu tür davalar Türkiye’yi çok yıpratıyor, Türkiye’ye geri dönülmez biçimde zarar veriyor.
Umarım Çığ’ın davası olumlu bir şekilde sonuçlanır ve Türkiye bir bilim kadınını yargılamak ayıbından bir an evvel kurtulur.
Zülfü Livaneli, Vatan gazetesi, 18. 10. 2006
