solGazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
solGazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.7.13

Haydi durmayın ‘elitizm’ deyin!

“Nasıl oldu da bu adamlar tepemize çıktı” sorusu, son 11 yılın en popüler sohbet konularından biriydi.
Liberallere göre bu soru elitizmin tezahürüydü, mahkum edilmeliydi. Zaten AKP’yi biraz da bu yüzden, mazlum halkın dili, öfkesi olduğundan destekliyorlardı. Hükümet partisinde cisimleşen pespayeliği, geriliği sorgulamak suçtu, ayıptı, günahtı!
Arada Aysun kızımız ve benzerleri “çobanla benim oyum nasıl bir olur” türünden tuhaf laflar ederek, seçkincilik suçlamasına magazin desteği sağlıyor, ampul partisi “işte bizim mücadele ettiğimiz zihniyet tam da bu” diyerek üste çıkıyordu.
İlginç bir “halk” tarif ediliyordu. “Halk” cehaletti, “halk” gericilikti, “halk” zevksizlikti, “halk” muhafazakarlıktı, “halk” vurdumduymazlıktı, “halk” “ben bilmem paşam bilir”, “ben bilmem beyim bilir”di. En sonunda “halk”, padişahın bir tarafının kılı bile oldu!
Çaldılar çırptılar, “halk”a sadakayı layık gördüler. Her tarafa AVM dikip, “halk”ı alışveriş gezintisine çıkardılar. Bilime, emeğe, kültüre, insana hakaret ettiler, “halk”a alkışlattılar. Sömürüye sömürü katıp, “halk”ın tercihi dediler. “Ayaklar baş mı olacak” diye sorup bir de üstüne elitizme savaş açacak kadar pervasızlaştılar.
Sonra… Mayıs 2013’ün sonunda başka bir halk çıktı ortaya. Cesur, kafası dik, aydınlık, yaratıcı…
“Halk” gitti, halk geldi.
Cehalete, gericiliğe, zevksizliğe karşı çıkanları elitizmle suçlayanlar, hooooop ağız değiştiriverdiler. “Halk”a dalkavukluktan halka dalkavukluğa terfi ettiler. Haziran Direnişi’nin halkına “aslansın, kaplansın, en doğrusunu sen bilirsin” diye tezahüratla yaklaşanlar, düne kadar AKP’nin seçkinciliğe karşı “halk” devrimi yaptığını ileri sürmekteydi.
Ağız değiştirdiler çünkü halkın devamını getirmesinden korkuyorlar.
Biliyorlar ki halk yalnızca zorbalığa, baskıya isyan etmedi, aynı zamanda “siz bizi yönetecek çapta değilsiniz” dedi ve bugünün seçkinlerini aşağıladı.
Bugünkü iktidarın pespayeliğine dönük halk tepkisinin, daha az pespaye iktidarlarla da kolay kolay yatışmayacağını da biliyorlar.
O halde…
Halkın meydan okuması, “sivil” düzlemde kalsın, siyasete taşınmasın!
Bütün dertleri bu.
Siyasete taşınırsa, halkı hiçe sayan sistem sorgulanır. Kapitalist sömürü kalitesizlik, çirkinlik, çürüme, ve cehalet olmadan yapamadığı için sorgulanır.
AKP’yi başımıza musallat ettiler, bedelini ödeyecekler, ödemeliler.
Evet, şimdi tam da halk adına soruyu yeniden sorma zamanıdır: Nasıl oldu da bu adamlar tepemize çıktı?
Bu soruya başka bir soruyla verilecek kısa bir yanıt, kibirli burjuvaları da, çok bilmiş liberalleri de, emperyalistleri de üzer, hem de çok!
Kim bu adamları tepemize çıkardı?

sol, Kemal Okuyan, 3 Temmuz 2013

12.12.12

Toplumsal muhalefetin dili

Halkların kapitalizme ve emperyalizme karşı hızla yükselen kalkışmaları, sınıf mücadelelerinin geleneksel, tarihsel dilini yeniden keşfetmek zorundadır.
Kapitalizme karşı toplumsal muhalefet dalga dalga yükseliyor; ama ciddi bir bellek kaybına uğramış olarak… “Kaybedilen bellek”, toplumsal muhalefetin tarihsel dilidir.
Bu dil, kapitalizme karşı iki yüzyılı aşkın sosyal mücadeleler içinde oluşmuştur. Mücadele öncülerinin programlarından, çalışmalarından türetilmiştir. Öncelikle diyalektik bir dildir. Ezen/ezilen; sömüren/sömürülen gibi karşıtlıklara dayanır. İkincisi, mücadelenin ortamını bir toplumsal sistem olarak adlandırmış; önceki düzenlerden ayrıştırmıştır: Kapitalizm… Sistemin temel toplumsal karşıtlıklarını belirlemek için bir toplumsal sınıf terminolojisi gerekmiş; adlandırılma buna göre yapılmıştır: Kapitalistler, burjuvazi, işçi sınıfı, aristokrasi, köylülük, toprak ağaları… Ulusal boyutları aşan kapitalizm emperyalizm olarak yeniden tanımlanmıştır.
Egemen sınıflar ise, düzeni meşrulaştıran başka bir dil geliştirmiştir. Bu anlatımda karşıtlıklar ortadan kalkmış; farklılıklar, “kader birliği içinde aynı geminin yolcuları” söylemi içinde eritilmiştir. Burjuva iktisadı, kapitalist sistemi bir analiz birimi olmaktan çıkarmış; tüm toplum biçimlerini kucaklayan, adeta evrensel bir piyasa mekanizması kavramı üzerinde odaklanmış; toplumsal sınıflar yerine üretim faktörleri; bölüşüm karşıtlığı yerine genel denge analizi geçmiştir.
Bu iki farklı dil uzun süre yan yana yaşadı. Kırk yıl önce sınıflar arasında yeni bir hesaplaşma gündeme geldi. Sermaye karşı saldırıya geçti. Siyasette, sosyal, ekonomik politikalarda tahakkümünü sınırlayan düzenlemeleri hızla aşındırdı. Sınırsız hegemonyasını ideoloji alanına da taşıması gerekiyordu. Toplumsal muhalefetin tarihsel dili hedef alındı. İdeolojik hegemonyayı tehdit eden terimler, söylemler toplum belleğinden silinmeliydi. Böylece, geleneksel burjuva ideolojisi yeni bir söyleme dönüştü.
Bu dil “masum olmayan” terimlerle yüklüdür. Örneğin, sermayenin sınırsız tahakkümünü hedefleyen saldırı, kendisini neo-liberalizm olarak adlandırdı. Vahşi kapitalizme geçişin adımlarını oluşturan programlar “reform”, emeğin geçmiş kazanımlarını savunmak “tutuculuk” olarak nitelendirildi. Dünya Bankası’nın köylü düşmanı yıkım programları piyasa dostu reformlar diye adlandırıldı. Emperyalizm, küreselleşme adını aldı.

***

Ne var ki, dünya durmuyor. Kapitalizmin vahşeti yoğunlaştıkça, mağdurlar sokağa dökülüyor. Ancak, ne istediklerini tam ifade edemeden… Zira, otuz yıldan beri siyasetin dilinde de benzer bir ayıklama yapılmıştı. Geçmişin radikal, devrimci, anarşist, sosyalist, komünist hareketlerini birleştiren ortak öğe, yani anti-kapitalist söylem unutturulmuştu. Yüzyılların mücadele geleneğini taşıyan siyasi hareketler büyük ölçüde marjinalleşmişti. Halk muhalefetinin talepleri, yeni ifade biçimleri sokaklarda aranır oldu.
Tunus’ta, Mısır’da kitleler, uluslararası sermayenin otuz yıllık saldırısının (neo-liberalizmin) dayanılmaz hale getirdiği sömürü düzenine karşı sokaklara döküldü. Ancak muhalefetlerini anti-emperyalist ve sınıfsal bir söylemle ifade edemedikleri için, iktidarları emperyalizmin yeni bekçilerine teslim ettiler.
2008 krizi ABD kapitalizminin çirkin yüzünü, siyasetin büyük sermayeye teslimiyetini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Sokaklara dökülen mağdurlar, el yordamıyla muhalif bir söylem oluşturdular. Bunu, kendilerini (yüzde 99’u), sömürücü azınlıktan (yüzde 1’den) ayırarak ve büyük sermayeyi (“Wall Street’i işgal” sloganıyla) hedef göstererek yaptılar. Böylece, geleneksel toplumsal muhalefetin diyalektiğini, karşıtlıklar üzerine oluşturulan dilini, adeta yeniden keşfettiler. Ancak, Amerikan işçi sınıfı ile anarşist-sosyalist hareketler arasındaki bağ, yüz yıl önce kesinlikle koparıldığı için, toplumsal muhalefetin örgütlenme geleneğini hatırlaması, oluşturması güç olacaktır.
Batı Avrupa’da geleneksel Marksizmin izleri tamamen silinmemiştir. Ancak, kendiliğinden sokaklara yığılan büyük halk muhalefeti, bu geleneğe uzak durmakta; egemen ideolojinin etkisinden arınamamaktadır.
İspanya’dan bir örnek vereyim. Bu ülkede “15 Mayıs” adı altında ve büyük kitle gösterileri içinde oluşan muhalif hareketle bağlantılı, Econo Nuestra adlı bir iktisatçılar grubunun “Çatlamış Bir Avrupa’da Çevre Ülkeleri” başlıklı bildirisini geçenlerde okudum. Kendilerini “heterodoks iktisatçılar” olarak tanımlayan bu “muhalif” grubun uzun (6000 sözcüğü aşkın) bildirisinin içinde, kapitalizm, emperyalizm, sınıf, kapitalist, burjuvazi, işçi sınıfı ifadelerinin hiç geçmediğini; “işçiler” sözcüğünün ise sadece bir kez kullanıldığını şaşkınlıkla fark ettim..

***

Kısacası, halkların kapitalizme ve emperyalizme karşı hızla yükselen kalkışmaları, sınıf mücadelelerinin geleneksel, tarihsel dilini yeniden keşfetmek zorundadır. Bu arayışa başlamazlarsa muhalefetin meyvesini Araplar gibi yeni efendilere teslim edebilirler; Amerikalılar gibi “el yordamıyla” arayışa geçerken, İspanyollar gibi yollarını kaybedebilirler.
Korkut Boratav

Korkut Boratav'ın "Toplumsal Muhalefetin Dili" başlıklı köşe yazısı 27 Kasım 2012 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.