Cüneyt Ülsever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cüneyt Ülsever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.4.09

Obamania (inşallah) sona ererken...

BU haftaki tüm yazılarımı, içerideki nahoş gelişmelere rağmen, dış politikaya ayırdım, zira geçen hafta yaşadığımız Obama haftası bazı Türk aydınlarını çığırından çıkardı ve ülkede tam bir Obamania yaşandı.
Aydınların bir kısmı halkı yanlış ve tehlikeli bir yönde şartlandırdılar.
Evet, ziyaret çok önemliydi, yeni dönemde herkes kendine yeni roller çıkarmak zorundaydı ama Obama'ya düzülen methiyeler en çok Amerikalıları güldürüyordu.
Tarih önünde vurgulanması için önem verdiğim bazı yazarlardan alıntılar yapmak istiyorum.

* * *

"ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama'ya büyük bir hayranlık duyduğumu gizlemiyorum. Bana göre Obama, genç yaşımdan itibaren tanımak fırsatını bulduğum Amerikan toplumunun en iyi niteliklerini temsil eden olağanüstü bir lider."( "Teşekkürler Başkan Obama", Şahin Alpay, Zaman, 09.04.2009)
"Dış politika için şu kadarını söyleyeyim: ABD Başkanı'nın ziyareti, Medeniyetler İttifakı projesindeki Türkiye rolünü muhkemleştiren, dünya barışı için Ankara'yı Washington ile örnek-model bir ortaklığa yükselten yeni bir durumu işaret ediyor. İç politika için belki bugünden iddialı bir laf olacak ama söylemeliyim: Obama'dan önceki Türkiye'yi unutunuz, Obama'dan sonra yeni bir Türkiye var. (Hüseyin Gülerce, Zaman, 09.04.2009)
"Bu dönemi başlatan Amerikan Başkanı'nın bir 'ilk' olan 'tarihi' Türkiye ziyaretinin verdiği izlenimi üç sözcükle ifade et deseniz, Obama için şu '3 D'yi söylerdim: Dürüst, duyarlı, dost..." (Cengiz Çandar, Radikal, 07.04.2009)

* * *

Önemli yazarlar doğru dürüst tanımadıkları ve daha işin başında olduğu için ne yapacağını Amerikalılar dahil hiçbirimizin bilmediği bir Başkan için methiyeler düzdüler.
Halbuki Obama muazzam bir siyasi kıvraklık içinde bize eski ABD mutfağının söylediklerini tekrar ediyordu:

1) Rusya'nın denetimi dışına çıkabilecek Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan enerji yolunu aç. Bak elimde 24 Nisan kozu var. Ama ben ABD'nin üstün çıkarlarını düşünmek istiyorum.
2) Belirli bir süreç içinde Irak'tan askerimi çıkarmak istiyorum. Ancak ABD'nin yüksek çıkarları gereği orada denetimi katiyen yitiremem. Bu konuda beraber ne yapabileceğimizi Savunma Bakanım Gates ülkenize gelince görüşürüz. Kuzey Irak'a enerji yoğunluğu nedeniyle (Irak'ın toplam petrol ve doğalgaz rezervinin %20'si orada) ayrı bir önem veriyorum. Orada özel yardıma ihtiyacım var. Sen önce kendi Kürdünü memnun et. PKK'yı beraber hallederiz ama unutma ki, illa ki Kuzey Irak benim için çok önemli.
3) Bana Afganistan'da muharip güç lazım. Bu konuda da neler yapabileceğinizi yine Gates'e bildirirsin.
4) İncirlik konusunda senden geniş çaplı beklentilerim var.
5) İran-Suriye ve Hamas-Hizbullah ile görüşmende bir sakınca yok. Ancak İran'la ilişkilere dikkat et. Zaten onlar da senin arabuluculuğunu istemiyorlar, sen sadece habercisin.

Ben, herkes Obama'ya methiyeler düzerken günlerdir bunları millete hatırlatıyorum.

* * *

Allah'tan durumu Cengiz Çandar fark etmiş ki 7 Nisan günü yazısına "Barack Hussein Obama; Dürüst, Duyarlı, Dost?" diye başlık atarken sadece 1 hafta sonraki yazısına 14 Nisan günü "Obama Türkiye'ye niye mi geldi? Afpak* ve Irak için..." diye başlık atıyor. (Afpak* = Afganistan+Pakistan)
Zira ona Türkiye uzmanı eski Büyükelçi Morton Abrowitz böyle söylemiş!
Dilerim, diğerleri de Obama rüyasından çabuk uyanırlar!
Cüneyt ÜLSEVER, Hürriyet, 16 Nisan 2009

15.12.08

Bayram sonuna ayrılık yazısı yakışır

HEMEN her kul gibi en çok ölümden korkarım. Herhalde insan yaşamaya doyamıyor.
İnancınız ne olursa olsun; ölümün ne olduğunu tam olarak bilememek de insanı rahatsız ediyor. İnsanoğlu tam bilemediği, tarif edemediği, emin olamadığı her şeyden korkar, en azından ürker.
Ben ayrıca yalnızlıktan da korkarım. Hayatta yalnız kalma fikri beni çok yorar.
Bu iki korkum nedeniyle Allah'a bana uzun ömür vermesi, ama ölümümün eşimin kollarında olması için niyaz ederim.
Yalnız kalmaktan korktuğum için ayrılmak fikri de bana kötü gözükür.

* * *

Bayramda sevdiklerimize kavuşmak bizleri sevince boğar.
Ama hayatta her şeyin bir sonu olduğu için bayram da biter, ayrılık vakti gelir çatar.
İstemesek de hayat şartları bizi ayrı köşelere fırlatmıştır.
Allah bağışlasın, iki oğlum var.
İkisi de benden ve analarından ayrı düştüler.
Gelecekleri zaman sevince gark olurum, ama giderlerken de içimdeki mahzun Cuniş'e çok acırım.
Bu bayram da öyle oldu.
Bir oğlumu hiç göremedim, diğeri geldi ve gitti.

* * *

Bir erkeğim ama biliyor ve kabul ediyorum ki "ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar!"
Onun içindir ki başımıza gelen kötü veya zor bir olayı bir arkadaşımıza anlatırken duygumuzu vurgulamak için "anamı ağlattılar" deriz.
Bu bayram da anaların bir kısmı gurbetteki evlatlarını, torunlarını bağırlarına bastılar.
Çocuklar da "ana evine" gitmek için aylarca önceden hesap kitap yaptılar.
Nedense "babamlara" değil de "anamlara" gitmek üzere hazırlandılar.
Analar da günler önce hazırlığa başladılar, evlatlarının sevdiği aşları, tatlıları pişirdiler. Çocuklarına birkaç güzel gün geçirtmek için bütçelerini zorladılar. Sonra heyecanla evlatlarını beklediler. Gelecekleri gün bir türlü geçmedi. Kavuşma saatinde beklenenden biraz gecikme olsa elleri yüreklerine gitti.
Sonra evlatlar geldi, analar-babalar onlara sarıldı. Mahalleli, evladı gelenlere "gözün aydın!" dedi.
Hep birlikte güzel günler, saatler yaşandı.

* * *

Ama ne var ki, sayılı günler her güzel şey gibi çabuk bitti. Ayrılık vakti geldi çattı.
Yolculuğun başlayacağı günün gecesi geçmek bilmedi. Ertesi gün evladı gidecek olan analar yatakta dönüp durdular, "Sen hálá uyumadın mı hanım?" diye soran babalar da esasında kendilerinin de uyuyamadıklarını beyan ettiler.
Sabah oldu, ayrılık vakti geldi çattı. Analar ellerine bir bakraç su aldılar, akar su gibi yolun açık olsun diye evlatlarının ardından döktüler. Ayrılmadan önce evlatlarına, torunlarına sarılarak onları bir güzel kokladılar. Dünyanın en güzel şeyi olan evlat-torun kokusunu önce içlerine sindirdiler, sonra zihinlerine kazıdılar.
İnsan özlediğinin kokusunu burnunda hisseder.
Analar evlatlarını üzmemek için yanlarında ağlamadılar, arkalarından ağladılar. Sonra "Allah günah yazmasın!" diye gözyaşlarını, varsa tülbentleriyle, yoksa bir mendille, o da yoksa ellerinin tersiyle sildiler. Babalar ise dik durmaya çalıştılar.

* * *

Ancak, burada ilan ediyorum.
Babalar da giden evlatlarına ağlarlar, sadece göstermezler!
Cüneyt ÜLSEVER, Hurriyet, 14.12.2008