28.3.10

Evdeki eşya üzerime geliyor

100 yıldır matematikçilerin çözemediği Poincare Conjectureadı verilen matematik problemini, Rus bilim adamı Dr. Grigory Perelman çözdü. Perelman, söz konusu önermenin çözümünü de internet üzerinden göndererek tüm dünyaya doğru sonucu tanıtmış oldu. Yüz yıldır çözülmeyen soruyu çözen, 44 yaşındaki Dr. Grigory Perelman aynı zamanda dünyanın yaşayan en zeki insanı olduğunu da ispat etmiş oluyor.
Fakat asıl olay bundan sonra başlıyor: Dünyanın en zor matematik sorularından birini çözen Perelman kendisine sunulan 1 milyon dolarlık ödülü ise reddetmiş. Dünyanın en zeki adamı olarak kabul edilen Grigory Perelman, St. Petersburg’da bakımsız ve böceklerle dolu bir apartman dairesinde oturuyor. Ancak Her istediğime sahibim diyor.
ABD’deki Clay Matematik Enstitüsünün koyduğu 1 milyon dolarlık ödülü reddeden Perelman; “Meşhur olmak istemiyorum. Kahraman falan değilim” demiş. Perelman’ın komşusu Vera Petrovna, “Bir kere dairesine girdim ve şoke oldum. Sadece bir masası, bir klozeti ve daha önceki oturanlar tarafından bırakılmış kirli bir yatağı vardı. Apartmandaki hamamböceklerinden kurtulmaya çalışıyoruz ama onun dairesinde saklanıyorlar demiş.
HABERİ okur okumaz evimdeki eşya sanki üzerime yürümeye başladı. Matematikçi Perelman, 1 milyon dolar ödülü reddetmiş, bir masa, bir sandalye, bir de yataktan ibaret olan düzeninin, yaşama ve çalışma biçiminin bozulmasına müsaade etmemiş. İyi de etmiş!
Ben de, biz de bunu yapabilsek, aza indirgenmiş bir hayat anlayışını uygulayabilsek keşke... Evime gelenler, yerleri ve duvarları koltuk üstlerini kitapların, long play ve CD’lerin kapladığını bilirler.
Gerçekten de, insanın kendisini işine adamasında engel olan şeylerin başında, eşya ve mal mülk edinme hırsı gelmez mi?
Bütün bir haftanın yorgunluğunu, hafta sonu mobilya tarlasının ortasında geçiren aile reisleri, benim için birer trajik figürdürler.
Türkiye’de de fotoğrafları sergilenen Koudelka’nın da yaşadığı yerin böyle bir yer olduğunu, yıllar önce beni onunla tanıştıran dostum Ara Güler söylemişti. Giyimindeki sadelikten zaten bunu anlayabiliyordunuz da.
Sanatın, edebiyatın bencilliğini, kıskançlığını bilenler, doruğa çıkabiliyorlar. Çünkü eşya, mülkiyet safrasından kurtulmuş oluyorlar.
Bunun için, bir otel odasında yaşayarak yazanlara, çizenlere birer kutsal varlık gözüyle bakarım.
Yahya Kemal Beyatlı bir otel odasında yazdı, bu güzel eşsiz şiirleri. Tapularla, vergilerle, mobilya cilasıyla uğraşmadı.
Portekiz’deki ikizi Fernando Pessoa da pansiyonlarda yaşamış. Vazgeçilmez varlıkları, kitaplarını ve şiirlerini de bavulunun içinde oradan oraya taşırmış.
Hayalet Oğuz’un otelleri de dost evleriydi.
Sezer Duru-Orhan Duru’nun yazdığı Pera’daki Hayalet, mal mülk esaretinden kurtulanların öyküsüdür.
Celâl Sılay’ın da, Vedat Günyol’un da evleri olmadı, mülk edinmediler.
Elbette otel odalarının yalnızlığı ayrı bir şiire sahiptir. Dolayısıyla Necip Fazıl’ın Otel Odaları şiirini anmadan bu yazı yazılamazdı.
Ama yazıya daha fazla yakışan bir şiirle noktayı koyalım.
Max Jacob’dan iyi şair İlhan Berk’in çevirdiği Kamichi şiirinin bir bölümünü aldım yazıma:


Giyotinle ölüm cezası bugün
Kırallar hariç, istenmiyor.
Sana bu satırları yazan
Çarmıhta olsun ölümüm diyor
Kanıma banıp yazıyorum.
Unvan mı mülk mü? Budalalık,
Tanrı da sizleri kınar muhakkak.
Doğan HIZLAN,  Hürriyet 28.03.2010