Balkon konuşması değil, yeni bir cumhurbaşkanı!
Son günlerde, AKP kampındaki yazarlar partinin kapatılmamasının bir yöntemi olarak “uzlaşma”dan daha çok söz eder oldular.
Uzlaşma imalarının dolaşıma girmesi, Türkiye’de temaslarda bulunan ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris’in, 16 Temmuz’da Washington’da, “AKP’nin kapatılmasının önüne geçecek bir çözümün ortaya çıkması ihtimalini eskisine göre daha yüksek gördüğünü” söylemesinden sonraya rastlıyor. Parris’in bahsettiği “çözüm ihtimali”, krizin bütün taraflarına doğrulatılmış sağlam bir istihbarata mı dayanmaktadır, yoksa tek cepheden elde edilmiş bir duyumdan mı ibarettir, bilemiyoruz tabii...
AKP’den uzlaşma mesajları
Bildiğimiz, bu “anlaşma” ya da “uzlaşma” mesajlarının, AKP kampındakiler tarafından Parris’in ardından verilir olduğu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dünkü Hürriyet’te gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e söyledikleri de bu doğrultuda anlaşılmalıdır.
“Uzlaşma”dan anlaşılan, AKP ile müesses nizam arasında, kırmızı çizgilerin net olarak çekildiği, bir “birlikte yaşama formülü” bulunması ise, bunun bulunmasının, bulunsa da sürdürülmesinin bu aşamada imkansıza yakın derecede zor olduğunu düşünüyorum.
AKP ile başını ordu ve yüksek yargının çektiği müesses nizam (Buna “kurumsal iktidar” desek de yanlış olmaz) arasında bir politik uzlaşmanın olabilmesi için öncelikle güçlü garanti mekanizmalarının mevcudiyeti gerekiyor. Bu şart; çünkü müesses nizam ile siyasi iktidar arasında çok derin bir güvensizlik var.
Güvensizliğin tek ilacı, güçlü “kontrol ve dengeleme” mekanizmalarının varlığıdır.
Güvence, Çankaya’dır!
Müesses nizamın “kontrol ve dengeleme” kapasitesi Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesiyle dramatik biçimde zayıflatılmıştır. “Kontrol ve dengeleme” adına geriye sadece Anayasa Mahkemesi kalmış bulunuyor. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davasını müesses nizamın, siyasal İslam’ın laiklik karşıtı eylemlerine karşı alabileceği son “yasal önlem” olarak görebiliriz. Gül Çankaya’ya çıkmasaydı belki de bu dava hiç açılmayacaktı.
AKP kapatılır, siyasal İslam yeni bir partiyle erken seçime gider, beklendiği üzere yine tek başına iktidar olursa... Ve yeni oluşum da AKP gibi bildiğini okursa, bir kapatma davası daha mı açılacak? Büyük ihtimalle... Bu olumsuz senaryoya göre Türkiye kriz ve kutuplaşmadan kurtulamıyor.
Anayasa Mahkemesi, beklenmedik bir gelişme olmaz ise, daha beş-altı sene eski Cumhurbaşkanı Sezer’in şekillendirdiği gibi, laik ve cumhuriyetçi olarak bilinen üyelerin çoğunlukta olduğu haliyle kalacak. Ancak, kapatma davası, Anayasa Mahkemesi’nin Çankaya’dan doğan “kontrol ve dengeleme” misyonu boşluğunu layıkıyla dolduramayacağı görülmüştür. Çünkü adı üstünde, kontrol edip dengelemekten söz ediyoruz; “yargılayıp idam etmekten” değil!
AKP neleri yapmamalı?
Evet, AKP kapatılmasın...
Ama AKP, “kamusal alanda İslam’a yer açmak” adı altında yürüttüğü, Türkiye’yi İslamileştirme çalışmasından vazgeçsin.
AKP türban/tesettür dayatmasından, adı konmamış içki yasaklarından, oruç baskısından da vazgeçsin.
AKP kadınlara karşı uyguladığı sinsi ayrımcılığa son versin.
AKP Alevileri dışlamayı bıraksın.
AKP eğitimi dinselleştirmesin.
AKP işe almalarda, atamalarda “türbanlı eş”i kriter yapmasın.
AKP, “müesses nizam”la varılacak bir uzlaşmanın ötesinde, toplumun kendisine oy vermemiş olan kesimleriyle de demokratik zeminde bir “toplumsal uzlaşma sözleşmesi” yapmak istiyorsa, sadece kendisine demokrat olmayı bırakmalıdır.
Tamam, AKP kapatılmasın. Ama sürdürdüğü “amok koşusu”nda AKP’nin menziline yaklaşması nispetinde, Türkiye’nin de demokrasiden uzaklaşacağı, gözüne perde inmemiş insanlar tarafından şu son bir yılda herhalde görülmüştür. AKP koşusunun bir etabında, demokrasimizin ağır bir dış müdahaleye uğramayacağının garantisini de kimse veremez.
Her şeyi isteyenler, her şeylerini riske atarlar!
Bu yüzden, kazananı olmayacak bu çatışmadan Türkiye’nin uzlaşmalarla çıkması, evet, şart! Ancak, mutabakatın güvencesini oluşturacak “kontrol ve dengeleme” mimarisinin kilit taşı, siyasal İslam kökenli Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmiş olması nedeniyle yerinden oynamıştır. Önce kilit taşının yerine oturtulması gerekiyor.
Nasıl bir cumhurbaşkanı?
AKP ciddiyse, “kontrol ve dengeleme” işini bihakkın yerine getirecek yeni bir cumhurbaşkanı adayının belirlenerek halk oyuna sunulması konusunda muarızlarıyla uzlaşmayı denemelidir.
22 Temmuz 2007 gecesi yapılana benzer “balkon konuşmaları” artık inandırıcı olmuyor!
Türkiye, Anayasa Mahkemesi’nin kararı ne olursa olsun, demokrasisinin hassas dengelerinin teminatı olacak, en geniş tasvip zeminine sahip bir cumhurbaşkanını aramaya hemen başlamalıdır.
Kadri Gürsel, Milliyet, 27 Temmuz 2008