Müzik ve pop üzerine birkaç söz
Çok gergin bir ortamda yaşıyoruz. Tartışamamak en büyük sorunumuz. Özellikle de kültür tartışmayı hiç bilmiyoruz. Her seferinde konu dışında kalmış birtakım hakaret ve saldırı yazılarıyla karşılaşıyoruz. Halbuki genel itibarıyla çoğumuz "iyiyi" istiyoruz.
Bu yazımda sizinle biraz müzik tartışmak isterim. Pop müzik olsun, diğer konular olsun... Önce şunu söyleyeyim; klasik Batı müziği ve caz, haliyle Türk toplumunun "binde birine" ya da "10 binde birine" hitap etmekte.
Ama biz klasikçiler de her tür müziği dinleriz. Evde benim dönemlerim vardır mesela, Aşık Veysel dinlediğim ya da Sting, Björk, Ella Fitzgerald, Sezen Aksu, Pink Martini, Sertab Erener dönemlerim... Son zamanlarda ise Zeki Müren'in eski kayıtlarına çok merak sardım. Bir aralar Tamburi Mustafa Çavuş dinlerdim. Zülfü Livaneli dinlerim, Mercan Dede severim...
İbrahim Tatlıses de dinlerim ama bir şartla
Asıl dedelerden Dede Efendi'nin "Mevlevi Ayinleri" yıllar önce Ankara'da, kompozisyon dersinde konumuzdu, o derece mühimdir yani. Aynı Itri'nin "Nevakar"ının da bir başyapıt olması gibi.
Yani sırf senfonik müzik dinliyor değilim. Zaten bu bir besteci için çok yanlış olurdu. Şaşıracaksınız belki ama -CD'de ve halk türküsü olması şartıyla- İbrahim Tatlıses'i de dinlerim. İyi yorum, derin dalış, enerji yüklemesi de doğru (Ama arabesk dinleyemiyorum, sebebinin ne olduğunu bir ara anlatırım. Kulak ve ruhla ilgili, teknik eksikliklerle ilgili; yani sorunum "toplumsal imajlamalarla" değil, tamamen "estetik sebeplerle" ilgilidir. Her neyse)...
Bu konuları irdeleyen yazılar yazmayı düşünüyorum, sonuçta anlatmak istediklerim var.
Popla başlayalım... Kültür camiasında hakikaten güvendiğim eleştirmenler var. Tuhaftır, pop için aynı şey geçerli değil.
Söze buradan başlamamın sebebi şu; bence Türk pop müziğinin en büyük sorunlarından biri referans olabilecek eleştirmenlerden yoksun oluşudur. Klasik müziği çok iyi bilen, caz ve popun da iyisini kötüsünü daha iyi ayırt edebilir kanımca.
Müziğin ve müzisyenin dilinden iyi anlamak lazım. Armonisinden, melodisine, ritimlerinden kurgusuna kadar "bestecilikten" ve her detayıyla "yorumculuktan" iyi anlamak lazım. Bu yolda da bir ömür tüketmiş olmak lazım, "inandırıcı" olmak için...
İşte o inandırıcılığa sahip kimseye henüz rastlamadım ama rastlamayı çok isterdim.
Klasik müziğe düşman bir görüntü ise oldukça hastalıklı sonuçlar veriyor. Tartışamamak acıklı.
Klasik müzik yükselişi popu da yükseltecek
Bakın, insanlık tarihi bir duvar gibidir, her tür "tuğla"nın eklenmiş olduğu. Nasıl bilimde Darwin bizi aydınlattıysa, "ruha yansıyan güzelliğimizde" de Mozart bir o kadar aydınlatmıştır. Nasıl Einstein bize uzayın sırlarını anlattıysa, Beethoven da iç derinliklerimizdeki sırları anlatmıştır. Nasıl Mimar Sinan eserlerinin "mimari"sini son detayına kadar düşündüyse, Bach da müziğinin kurgusunu muhteşem bir matematikle düşünmüştür. Nasıl Dostoyevski edebiyatta buhranlardan bahsettiyse, Çaykovski de orkestrasyonunda bunu gerçekleştirmiştir.
Demek istediğim aslında şu: Türkiye'de klasik müziğin yükselişi, otomatikman pop müziğimizin de kalitesini yükseltecektir. Bu ise tamamen eğitim ve kültür meselesi, başka yolu yok.
Sonuçta ben Türk halkının dünyada müziğe en yetenekli halklardan biri olduğuna inanıyorum.
Tınıyı kağıda dökmeyi neden hiç öğrenmedi?
Rahmetli Onno Tunç'u ve Uzay Heparı'yı çok beğenirdim. Onların gencecik yaşlarda ölümü Türk popu için çok ama çok büyük kayıplar olmuştur.
Sezen Aksu'ya sormak lazım, "Onno Tunç, nasıl Sezen Aksu'nun kafasında tınlayan ama adını ya da yazılışını bilmediği akor ve armoni ilişkilerini hisseder, bulur ve ortaya çıkarırdı?" diye. Armonik telepati? Merak etmişimdir hep. (Burada hain bir ilişik yapıp Sezen Aksu'ya "Kafasında tınlayanları kağıda dökmeyi onca yıl niye öğrenmedi?" diye de sorabiliriz aslında. Sevinecektir bunu soran biri olmasına).
Onno Tunç'un enteresan bir sözü var: "Türk halkının Mozart'ı iyi anlaması için araya köprüler kurulması lazım." Doğrudur. O köprüler için uğraşıyoruz, uğraşanların sayısı da artmaktadır.
Peki sizce Onno Tunç niye Türk halkının Mozart'ı anlaması gerektiğini savundu?
Yıllar önce İdil Biret'in demiş olduğu sözler aklıma geldi bu noktada: "Mozart'ın müziği bizim müziğimizdir."
Doğrudur bu da. Nasıl "Einstein'ın evreni" hepimizinse, "Mozart'ın kalbi" de hepimizin. Bu gezegen bizim. Bu dehalar da bizim... İnsanoğlunun uzaydaki medarı iftiharı diyelim Mozart için.
Bir de Ruhi Su aklıma geldi. "Batı uygarlığının son 500 yılda müzikte yükselişi, bilimdeki yükselişine eşdeğerdir" der.
"Ruh duşu" alınmalı, tüm maskeler inmeli
Türkiye'nin dünyadaki bu yükselişteki yerini alabilmesi klasik müzikçileriyle mümkün olabilmekte. Cumhuriyetin kültür politikaları, Türkiye'nin dünyadaki var oluşunu sağlayacak başarıyı getirmiştir.
Klasik müzikçiler dünyada iyi yerlere geldiler. Atatürk bir mucize yarattı. Devamı? Duracak mıyız Sayın Erdoğan?
Popta da büyük başarılar oldu. Mesela Sertab (az sayıdaki eğitimli popçulardan biri, kanımca hakiki bir sanatçı, ilerleme inancıyla donanımlı) mühim bir Avrupa birinciliği hediye etmiştir Türk halkına.
Biliyor musunuz, biz müzisyenlerin içi titremekte, cumhuriyetimize bir zarar gelmesin diye... Halk gerçek müzisyenlere sahip çıkmalı.
Gerçek eleştirmenler de bu "tekrar tanışmalara" önayak olmalı. "Ruh duşu" alınmalı. Saçma çatışmalar, kıskançlıklar, yanlış ayarlar sona ermeli. Sahte kariyerler, sahte kuvvet dengeleri bitmeli. Maskeler inmeli...
Bu yazımda sizinle biraz müzik tartışmak isterim. Pop müzik olsun, diğer konular olsun... Önce şunu söyleyeyim; klasik Batı müziği ve caz, haliyle Türk toplumunun "binde birine" ya da "10 binde birine" hitap etmekte.
Ama biz klasikçiler de her tür müziği dinleriz. Evde benim dönemlerim vardır mesela, Aşık Veysel dinlediğim ya da Sting, Björk, Ella Fitzgerald, Sezen Aksu, Pink Martini, Sertab Erener dönemlerim... Son zamanlarda ise Zeki Müren'in eski kayıtlarına çok merak sardım. Bir aralar Tamburi Mustafa Çavuş dinlerdim. Zülfü Livaneli dinlerim, Mercan Dede severim...
İbrahim Tatlıses de dinlerim ama bir şartla
Asıl dedelerden Dede Efendi'nin "Mevlevi Ayinleri" yıllar önce Ankara'da, kompozisyon dersinde konumuzdu, o derece mühimdir yani. Aynı Itri'nin "Nevakar"ının da bir başyapıt olması gibi.
Yani sırf senfonik müzik dinliyor değilim. Zaten bu bir besteci için çok yanlış olurdu. Şaşıracaksınız belki ama -CD'de ve halk türküsü olması şartıyla- İbrahim Tatlıses'i de dinlerim. İyi yorum, derin dalış, enerji yüklemesi de doğru (Ama arabesk dinleyemiyorum, sebebinin ne olduğunu bir ara anlatırım. Kulak ve ruhla ilgili, teknik eksikliklerle ilgili; yani sorunum "toplumsal imajlamalarla" değil, tamamen "estetik sebeplerle" ilgilidir. Her neyse)...
Bu konuları irdeleyen yazılar yazmayı düşünüyorum, sonuçta anlatmak istediklerim var.
Popla başlayalım... Kültür camiasında hakikaten güvendiğim eleştirmenler var. Tuhaftır, pop için aynı şey geçerli değil.
Söze buradan başlamamın sebebi şu; bence Türk pop müziğinin en büyük sorunlarından biri referans olabilecek eleştirmenlerden yoksun oluşudur. Klasik müziği çok iyi bilen, caz ve popun da iyisini kötüsünü daha iyi ayırt edebilir kanımca.
Müziğin ve müzisyenin dilinden iyi anlamak lazım. Armonisinden, melodisine, ritimlerinden kurgusuna kadar "bestecilikten" ve her detayıyla "yorumculuktan" iyi anlamak lazım. Bu yolda da bir ömür tüketmiş olmak lazım, "inandırıcı" olmak için...
İşte o inandırıcılığa sahip kimseye henüz rastlamadım ama rastlamayı çok isterdim.
Klasik müziğe düşman bir görüntü ise oldukça hastalıklı sonuçlar veriyor. Tartışamamak acıklı.
Klasik müzik yükselişi popu da yükseltecek
Bakın, insanlık tarihi bir duvar gibidir, her tür "tuğla"nın eklenmiş olduğu. Nasıl bilimde Darwin bizi aydınlattıysa, "ruha yansıyan güzelliğimizde" de Mozart bir o kadar aydınlatmıştır. Nasıl Einstein bize uzayın sırlarını anlattıysa, Beethoven da iç derinliklerimizdeki sırları anlatmıştır. Nasıl Mimar Sinan eserlerinin "mimari"sini son detayına kadar düşündüyse, Bach da müziğinin kurgusunu muhteşem bir matematikle düşünmüştür. Nasıl Dostoyevski edebiyatta buhranlardan bahsettiyse, Çaykovski de orkestrasyonunda bunu gerçekleştirmiştir.
Demek istediğim aslında şu: Türkiye'de klasik müziğin yükselişi, otomatikman pop müziğimizin de kalitesini yükseltecektir. Bu ise tamamen eğitim ve kültür meselesi, başka yolu yok.
Sonuçta ben Türk halkının dünyada müziğe en yetenekli halklardan biri olduğuna inanıyorum.
Tınıyı kağıda dökmeyi neden hiç öğrenmedi?
Rahmetli Onno Tunç'u ve Uzay Heparı'yı çok beğenirdim. Onların gencecik yaşlarda ölümü Türk popu için çok ama çok büyük kayıplar olmuştur.
Sezen Aksu'ya sormak lazım, "Onno Tunç, nasıl Sezen Aksu'nun kafasında tınlayan ama adını ya da yazılışını bilmediği akor ve armoni ilişkilerini hisseder, bulur ve ortaya çıkarırdı?" diye. Armonik telepati? Merak etmişimdir hep. (Burada hain bir ilişik yapıp Sezen Aksu'ya "Kafasında tınlayanları kağıda dökmeyi onca yıl niye öğrenmedi?" diye de sorabiliriz aslında. Sevinecektir bunu soran biri olmasına).
Onno Tunç'un enteresan bir sözü var: "Türk halkının Mozart'ı iyi anlaması için araya köprüler kurulması lazım." Doğrudur. O köprüler için uğraşıyoruz, uğraşanların sayısı da artmaktadır.
Peki sizce Onno Tunç niye Türk halkının Mozart'ı anlaması gerektiğini savundu?
Yıllar önce İdil Biret'in demiş olduğu sözler aklıma geldi bu noktada: "Mozart'ın müziği bizim müziğimizdir."
Doğrudur bu da. Nasıl "Einstein'ın evreni" hepimizinse, "Mozart'ın kalbi" de hepimizin. Bu gezegen bizim. Bu dehalar da bizim... İnsanoğlunun uzaydaki medarı iftiharı diyelim Mozart için.
Bir de Ruhi Su aklıma geldi. "Batı uygarlığının son 500 yılda müzikte yükselişi, bilimdeki yükselişine eşdeğerdir" der.
"Ruh duşu" alınmalı, tüm maskeler inmeli
Türkiye'nin dünyadaki bu yükselişteki yerini alabilmesi klasik müzikçileriyle mümkün olabilmekte. Cumhuriyetin kültür politikaları, Türkiye'nin dünyadaki var oluşunu sağlayacak başarıyı getirmiştir.
Klasik müzikçiler dünyada iyi yerlere geldiler. Atatürk bir mucize yarattı. Devamı? Duracak mıyız Sayın Erdoğan?
Popta da büyük başarılar oldu. Mesela Sertab (az sayıdaki eğitimli popçulardan biri, kanımca hakiki bir sanatçı, ilerleme inancıyla donanımlı) mühim bir Avrupa birinciliği hediye etmiştir Türk halkına.
Biliyor musunuz, biz müzisyenlerin içi titremekte, cumhuriyetimize bir zarar gelmesin diye... Halk gerçek müzisyenlere sahip çıkmalı.
Gerçek eleştirmenler de bu "tekrar tanışmalara" önayak olmalı. "Ruh duşu" alınmalı. Saçma çatışmalar, kıskançlıklar, yanlış ayarlar sona ermeli. Sahte kariyerler, sahte kuvvet dengeleri bitmeli. Maskeler inmeli...
Fazıl Say, Milliyet, 23 Eylül 2007