Gül'e neden karşılar
Gül, Türkiye’nin sadece askeri güce değil, ‘soft power’ (yumuşak güç) diye tanımlayacağı ekonomik güce de dayalı dış politika oluşturmasının gerektiğini düşünüyor. Türkiye bölgesinde ve dünyada önemli güç olacaksa, bunu askeri üstünlüğüne dayanarak yapamazdı. Ekonomik gücünü de ortaya koymalıydı.
Dışişleri Bakanı’yken kendisiyle yaptığımız söyleşilerden bir tanesinde Abdullah Gül, Türkiye’nin dış ilişkilerinde yeni bir bakış açısının ürünü olan kavramı ortaya atmıştı.
Yakın zamana kadar Türkiye’nin dış ilişkilerini sadece askeri gücüne dayanarak yürüttüğüne dikkat çeken Gül, yeni dönemde Türkiye’nin sadece askeri güce değil, ‘soft power’ (yumuşak güç) diye tanımlayacağı ekonomik güce de dayalı dış politika oluşturmasının gerektiğini düşünüyor.
Burada askeri güce duyulan bir antipati söz konusu değil.
Aksine Gül, bunun ne kadar önemli olduğunu biliyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sağlamış olduğu güvenceler nedeniyle şükran duyduğunu da ifade ediyordu konuşmasında.
Sadece askeri güç üstünlüğünün artık yetmediğini belirtiyordu.
Türkiye kendi bölgesinde ve dünyada önemli güç olacaksa, bunu sadece askeri üstünlüğüne dayanarak yapamazdı. Ekonomik gücünü de ortaya koymalıydı.
Biliyorsunuz; bu denilen Kuzey Irak’ta aynen uygulanıyor. Kuzey Irak’ta yapabileceklerimiz uluslararası dengeler ve yeni konjonktür nedeniyle hayli sınırlıyken, ekonomik güç olarak orada yapacaklarımız hayli fazla ve de bunlar yapılmaya bile başlandı.
Türk şirketleri bölgedeki en önemli yatırımları ve altyapıyı kurma işini üstlendiler. Bu da Kuzey Irak’ta Türkiye’ye ‘büyük abi’ rolünü oynamasına imkan verecek zemini hazırlamış durumda.
Dış politikaya bu bakışı Abdullah Gül’ün, seçilirse ne tür bir cumhurbaşkanı olacağının ipuçlarını da taşımakta. Dış ilişkilerde ‘soft power’ın önemini bilen Gül’ün iç politikada da, iç ilişkilerde de ‘soft power’ın öne alınmasından yana olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Başbakan da, Abdullah Gül de kendi iktidarlarının en büyük gücünün ekonomik gelişmeden geldiğini görmektedir. AKP iktidarı döneminde Türk ekonomisi mükemmel bir istikrar yakalamış ve sürdürmektedir. Yabancı sermayenin Türkiye’ye ilgisi müthiştir. Yurtdışında yapılan değerlendirmeler ‘dıştan bir müdahale olmadığı takdirde’ (siyasi kriz) Türk ekonomisinin gücünün artarak süreceği yolundadır.
Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayını belirlerken istikrarı bozmayacak bir isim araması bu yüzdendir. Abdullah Gül’ün de istikrarı bozmayacak bir aday olduğu konusunda hemen herkes hemfikirdir. O da verdiği birçok mesajda bu yönde konuşmuş ve ‘soft power’ kullanan bir cumhurbaşkanı profili çizmiştir.
Bütün bunlar bilindiği ve görüldüğü için bazı çevrelerin şimdi de Gül’ün eşinin türbanını mesele haline getirmekten başka çareleri kalmamıştır.
Ne Abdullah Gül ne de eşi türbanı siyasi bir sembol olarak kullanma niyeti göstermemişlerdir. Ancak türbanlı bir cumhurbaşkanı eşini Türkiye’yi seküler bir sistem yapısına kavuşturmak yolunda büyük bir adım olarak görmektedirler. (Sekülarizm konusunu bugün beşinci sayfadaki yazımda işledim).
Er geç yaşanması gereken bu sürecin Abdullah Gül gibi bakış açısına ve vizyona sahip bir devlet adamının cumhurbaşkanlığı döneminde yaşanmasının da avantajı büyüktür.
Bugün ilk tur oylaması yapılacak seçim için, bazı partiler ve milletvekilleri ideolojik takıntıları nedeniyle Abdullah Gül’ü engellemek için-bu yazı yazılırken- uğraşmaktadırlar. Başarılı olup olmayacakları bir süre sonra anlaşılacak. Eğer başarılı olurlarsa Türkiye son derece olumlu bir pozisyon alma şansını bir süre erteleyecek.
Muhalif çevreler, Abdullah Gül’e neden karşı olduklarını bilmiyor. Bilseler bile bunu formüle edip bize anlatamıyorlar. Her türlü durumda da kaybetmeye mahkumlar. Erken seçim olacaksa bunu kendilerinden daha çok AKP istemektedir. Çünkü kazanacaklarını biliyorlar.
Şimdiden mağlup olmuşlar ise bu mağlubiyetlerini yakına çekmek için, ilginç bir şekilde-nedense-mücadele veriyorlar. Bir tür ‘kamikaze siyaseti’ diye adlandırılabilir de bu.
Er veya geç de olsa bu ülkenin yeni cumhurbaşkanı Abdullah Gül olacaktır. Bugün aslında hangi partilerin yok olacağı belli olacak. Yeni Meclis’in de şekillenmeye başladığı gün olacak bugün. Cumhurbaşkanlığı meselesinin çözümü ise sadece ertelenecektir.
Her durumda da Türkiye’de siyasi devamlılık sürecek ve ekonomik istikrar da bozulmayacaktır.
Bugünkü iktidara gözü kan bürümüş düzeyde düşman olanlar bu tür istikrara hiç önem vermiyor. Onlar iktidar sallansın da nasıl sallanırsa sallansın diyerek, ekonomik krizden bile yanalar.
Asıl bu tür insanlar halk düşmanıdır.
Dışişleri Bakanı’yken kendisiyle yaptığımız söyleşilerden bir tanesinde Abdullah Gül, Türkiye’nin dış ilişkilerinde yeni bir bakış açısının ürünü olan kavramı ortaya atmıştı.
Yakın zamana kadar Türkiye’nin dış ilişkilerini sadece askeri gücüne dayanarak yürüttüğüne dikkat çeken Gül, yeni dönemde Türkiye’nin sadece askeri güce değil, ‘soft power’ (yumuşak güç) diye tanımlayacağı ekonomik güce de dayalı dış politika oluşturmasının gerektiğini düşünüyor.
Burada askeri güce duyulan bir antipati söz konusu değil.
Aksine Gül, bunun ne kadar önemli olduğunu biliyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sağlamış olduğu güvenceler nedeniyle şükran duyduğunu da ifade ediyordu konuşmasında.
Sadece askeri güç üstünlüğünün artık yetmediğini belirtiyordu.
Türkiye kendi bölgesinde ve dünyada önemli güç olacaksa, bunu sadece askeri üstünlüğüne dayanarak yapamazdı. Ekonomik gücünü de ortaya koymalıydı.
Biliyorsunuz; bu denilen Kuzey Irak’ta aynen uygulanıyor. Kuzey Irak’ta yapabileceklerimiz uluslararası dengeler ve yeni konjonktür nedeniyle hayli sınırlıyken, ekonomik güç olarak orada yapacaklarımız hayli fazla ve de bunlar yapılmaya bile başlandı.
Türk şirketleri bölgedeki en önemli yatırımları ve altyapıyı kurma işini üstlendiler. Bu da Kuzey Irak’ta Türkiye’ye ‘büyük abi’ rolünü oynamasına imkan verecek zemini hazırlamış durumda.
Dış politikaya bu bakışı Abdullah Gül’ün, seçilirse ne tür bir cumhurbaşkanı olacağının ipuçlarını da taşımakta. Dış ilişkilerde ‘soft power’ın önemini bilen Gül’ün iç politikada da, iç ilişkilerde de ‘soft power’ın öne alınmasından yana olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Başbakan da, Abdullah Gül de kendi iktidarlarının en büyük gücünün ekonomik gelişmeden geldiğini görmektedir. AKP iktidarı döneminde Türk ekonomisi mükemmel bir istikrar yakalamış ve sürdürmektedir. Yabancı sermayenin Türkiye’ye ilgisi müthiştir. Yurtdışında yapılan değerlendirmeler ‘dıştan bir müdahale olmadığı takdirde’ (siyasi kriz) Türk ekonomisinin gücünün artarak süreceği yolundadır.
Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayını belirlerken istikrarı bozmayacak bir isim araması bu yüzdendir. Abdullah Gül’ün de istikrarı bozmayacak bir aday olduğu konusunda hemen herkes hemfikirdir. O da verdiği birçok mesajda bu yönde konuşmuş ve ‘soft power’ kullanan bir cumhurbaşkanı profili çizmiştir.
Bütün bunlar bilindiği ve görüldüğü için bazı çevrelerin şimdi de Gül’ün eşinin türbanını mesele haline getirmekten başka çareleri kalmamıştır.
Ne Abdullah Gül ne de eşi türbanı siyasi bir sembol olarak kullanma niyeti göstermemişlerdir. Ancak türbanlı bir cumhurbaşkanı eşini Türkiye’yi seküler bir sistem yapısına kavuşturmak yolunda büyük bir adım olarak görmektedirler. (Sekülarizm konusunu bugün beşinci sayfadaki yazımda işledim).
Er geç yaşanması gereken bu sürecin Abdullah Gül gibi bakış açısına ve vizyona sahip bir devlet adamının cumhurbaşkanlığı döneminde yaşanmasının da avantajı büyüktür.
Bugün ilk tur oylaması yapılacak seçim için, bazı partiler ve milletvekilleri ideolojik takıntıları nedeniyle Abdullah Gül’ü engellemek için-bu yazı yazılırken- uğraşmaktadırlar. Başarılı olup olmayacakları bir süre sonra anlaşılacak. Eğer başarılı olurlarsa Türkiye son derece olumlu bir pozisyon alma şansını bir süre erteleyecek.
Muhalif çevreler, Abdullah Gül’e neden karşı olduklarını bilmiyor. Bilseler bile bunu formüle edip bize anlatamıyorlar. Her türlü durumda da kaybetmeye mahkumlar. Erken seçim olacaksa bunu kendilerinden daha çok AKP istemektedir. Çünkü kazanacaklarını biliyorlar.
Şimdiden mağlup olmuşlar ise bu mağlubiyetlerini yakına çekmek için, ilginç bir şekilde-nedense-mücadele veriyorlar. Bir tür ‘kamikaze siyaseti’ diye adlandırılabilir de bu.
Er veya geç de olsa bu ülkenin yeni cumhurbaşkanı Abdullah Gül olacaktır. Bugün aslında hangi partilerin yok olacağı belli olacak. Yeni Meclis’in de şekillenmeye başladığı gün olacak bugün. Cumhurbaşkanlığı meselesinin çözümü ise sadece ertelenecektir.
Her durumda da Türkiye’de siyasi devamlılık sürecek ve ekonomik istikrar da bozulmayacaktır.
Bugünkü iktidara gözü kan bürümüş düzeyde düşman olanlar bu tür istikrara hiç önem vermiyor. Onlar iktidar sallansın da nasıl sallanırsa sallansın diyerek, ekonomik krizden bile yanalar.
Asıl bu tür insanlar halk düşmanıdır.
Serdar TURGUT, Akşam, 27 Nisan 2007