kadınlar günü kutlu olsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadınlar günü kutlu olsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.3.18

Halvetçi kafanın en büyük hüsranı

“Asansörde halvete” kafayı takmış o adamlar...
“Kadınlar okumasın” diyen o fetvacılar...

“Öldürmeye Cihangir’den başlarız” diyen o caniler...

Hepimizi uyandırdı.
Hepimizi birleştirdi.

Bakın 48 saatte Türkiye’de neler oldu.

Önce Devlet Bahçeli çıktı. Ağır konuştu bu adamlara.
Sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, resmen ayar verdi.
“İslam’ın yüzyıllar öncesinde kalmış” cümleleriyle bugünün açıklanamayacağını açık açık söyledi.
Dün gece, Türkiye’nin bugüne kadarki en büyük ve en canlı kadın yürüyüşü yapıldı.
Hürriyet, “Kadının Gücü” başlığı altında, son yılların en ses getiren toplantısını düzenledi.
Başta Filli Boya, Boyner, Elidor, Uludağ gibi şirketler olmak üzere ülkenin birçok kuruluşu etkileyici ilanlar verdi.
Kadınları ilk defa bu kadar zinde ve kararlı görüyorum. İlk defa bu kadar “Yetti gari” modundalar.

Çakma fetvacıların en büyük hüsranı ise kendi yandaşı zannettikleri, muhafazakârı, mütedeyyini de karşılarında bulmaları oldu.

Yazın şuraya...

Bu yıl 8 Mart Kadınlar Günü Türkiye tarihine geçti.

Bunun bütün ülkemiz için mutlu sonuçları olacaktır.

Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 9 Mart 2018

8.3.18

Kadının yeri cehennemin dibi

Kadını aradığınızda onu bu toplumun güvenli olarak belirlediği dar bir alanda elinizle koymuş gibi bulursunuz.
Kadın buralarda öyle fazla uzağa gidemez, geniş bir hayat hayal edemez...
Yukarı çıkamaz, derine inemez.
İpi kısadır.
Ya mutfakta soğanların ve patateslerin hemen yanındadır ve patlıcan kızartmakta, fasulye ayıklamakta, turşu kurmaktadır;
Ya da tencerelerin, tavaların, tabakların, bardakların, yıkanmış, yıkanmamış bulaşıkların arasında bir ileri bir geri sallanmaktadır.
Zaman zaman pencereden dışarı bakmaktadır ve çatalların ve bıçakların sivrisi hep kalbine kalbine saplanmaktadır.
Olmadı, çamaşır makinesinin dibinde, kirli yığınının altında, ütü masası kadar dar bir alanda iki büklüm yatmaktadır.
Karnında bir sancı, kasıklarında bir akrep, onu kadınlığından sokmaktadır.
Evden ancak bakkala, manava kadar uzaklaşır; bazen berbere gider, bazen ağdaya, bazen komşuya, bazen sinemaya.
Gider... gider... gider...
Ve nihayetinde hep onun için belirlenen o güvensiz yere, kapalı kapıların çekili perdelerin arkasında, ona öğretildiği gibi güven içinde yaşamaya döner.
Tertemiz evlerde kirli düşlerle, kimseyi üzmeden ve namusuna leke değdirmeden, kadınlığın tedirginliğinde sadece izin verilen ölçülerde var olmaya devam eder.
İlk kanamasında bir tokatla kendine getirilir, son kanamasında sosyal hayatın kimsesizler mezarlığına gömülür.
Onaylanmayan aşkları tadamayacağına, gemileri yakamayacağına, farklı davranamayacağına, tabulara kafa tutamayacağına ikna edildiğinden;
Fikirleri dolaptaki kıyafetlerin ölçülü kısalığına, yakaların temkinli açıklığına kilitlidir.
Hedeflerine erkeğin izin verdiği uzaklıkta durur.
En çok topuklu ayakkabıları kadar yükselebilir yerden.
En çok, ailesinin haysiyetine zeval getirmeyecek kadar genişler fikren.
Sadece kendi içinde delirirse iner derine.
Kutsal aile ile kutsal toplumun hedefindedir ve yapma denileni yaptığı anda hayatı artık tehlikededir.
Bir erkeğin bir kadını öldürmesi, aile mahkemeleri kurulup kadınların intihara sürüklenmesi, evden kaçan kızların illa kötü yola düşmesi o yüzden bu coğrafyada kimseyi şaşırtmaz.
Yoldan çıkan kadının başına her türlü felaket gelir.
Yasaları korkunç bir eril yargıya göre düzenleyen ve kadınlığı bir varoluş hatası olarak gören kültürlerin tehdidindeki varlığı lanetlidir.
Onu ne doğurganlığı kurtarabilir bu lanetten ne de kadim kültürlerde taşıdığı değerler.
Kadının yeri neresidir diye tartışırken bile, o yer erkeğe göre belirlenir.
Kadını cennetle cehennem arasındaki bir Araf’ta, bir lekeleyip bir melekleştiren şizofren kültür onun erkeğin altında mı, yanında mı yoksa üstünde mi olduğunu tartışadursun...
Medeni bir erkek milyonların gözü önünde “Kadın kendi istikbalini bir adamın vicdanına, aşkına, samimiyetine, günün sonunda bir gün aklının karışmasına yanılgılarına bırakmamalı” diyerek “medeni” bir kadını kadın erkek eşitliğine ikna etmeye çalışıyorsa...
Ve o “medeni” kadın, erkeğin bu endişeli uğraşına “Ama..” diye başlayan ve erkeğin kadına üstünlüğünü savunan cümlelerle cevap vermekte ısrar ediyorsa...
Bu topraklarda kadının yeri bellidir.
O yer daha uzun süre cehennemin dibidir.
Mine Söğüt, Cumhuriyet, 07 Mart 2018