Yargıçlar Sendikası, basın açıklaması
Yargıçlar Sendikası, bir basın açıklaması yayınlayarak Başbakan'a göndermelerde bulundu.
Açıklamanın tam metni şu şekilde:
Tarihteki gerici bir ayaklanmanın simgesi olan Taksim Topçu Kışlası’nın
yeniden inşaası ve AVM yapımı için, anıtsal yeşil alan olan Taksim Gezi
Parkı’nın yeniden düzenlenmesi projesinin gerçekleşmesi yolunda
şahsınızın gösterdiği ısrar ve çabalar; İstanbul’da, Ülkenin ve
Dünya’nın değişik yerlerinde düzenlenen örneği görülmedik toplantı ve
gösterilerle protesto edilmektedir.
Her sınıftan, yaştan,
meslekten, kökenden, düşünceden, inançtan insanın ortak irade ve
paylaşım duygusu içinde katıldığı bu gösteriler; anlaşılmaz bir hırsla,
ölçüsüz şiddet uygulanarak dağıtılmak istenmekte, polis kuvvetlerinin
geri çekildiği yerlerde ise daha vahim sonuçlar yaşanması önlenmektedir.
Bu gösterilerde aşırılık gösterip kamu, kurum ve kişilere ait mallara
zarar verenlerin eylemleri ise elbette ki kesinlikle onaylanamaz.
Bu toplantı ve gösterilere, toplumun barışçıl ve bugüne kadar tepkisiz
kalmış kesimlerinin de yoğun ilgi ve duyarlılık göstermesi, başta siz
olmak üzere hepimizi düşündürmelidir.
Tepki ve protestoların bu yoğunluk ve yaygınlıkta yaşanmasının nedenleri, hepimizce sorgulanmalıdır.
Tarihi bir sorumluluğun gereği olarak, biz gördüklerimizi, düşündüklerimizi söyleyelim:
-“İdeolojik, marjinal olmak” gibi sığ söylemlerle, kendinizden farklı düşünenleri ötekileştirip susturmaya çalıştınız.
-“Dinin emrettiğine neden karşı çıkıyorsunuz” türü ifadelerle, herkesin
sizinle aynı inanç ve algılara sahip olması mecburiymiş gibi yaklaşım
göstererek, başkalarının hukuk ve sosyal yaşam kurallarını kendi inanç
referanslarınıza dayandırmayı alışkanlık hâline getirdiniz.
-Kendinizden görmediklerinizin iş, kariyer, özgür ve güvenli yaşam
alanlarını gittikçe daralttınız. Parti referansı olmadan taşeron işçisi
olmayı bile imkânsız hâle getirdiniz.
-Maksatlı, tek yanlı ağır
vergi cezalarıyla; özgürlükçü, çok sesli basını, sesini çıkaramaz,
demokratik işlevini yerine getiremez hâle getirdiniz.
-Batık gazeteleri devlet kurumları eliyle yandaşlara devredip iktidarınızın “hık deyicileri” yaptınız.
-Birkaç kadeh veya ne kadar içiyorsa içsin, içki içenleri “ayyaş-alkolik” diye aşağıladınız.
-Alkollü araç kullanmayı kabahatten cürme terfi ettirip hapisle cezalandırma niyetine girdiniz.
-Sigara içerek iyi bir şey yapmayan, ama asıl kendisine zarar
verenlere, “gidin zehir odalarında için” diyerek kafes canlısı muamelesi
yaptınız.
-Kentsel dönüşüm, imar planı değişimi gibi adlar
altında birilerine tatlı rantlar sağlayan, beton yığını sitelerle,
plazalarla, AVM’lerle her yeri doldurup fakirlik-zenginlik çelişkisini
insanların gözüne gözüne soktunuz.
-5-10 yıl öncesinde hiçbiri
yokken şimdi milyon TL’lerini nereye harcayacaklarını şaşırmış,
iktidarcı dinsel kimliklerini kartvizit yapan, sonradan görmelerle
etrafı doldurdunuz.
-“Başörtülüler dışlanıyor, ötekileştiriliyor” yakınmalarınızı, başı açıkları dışlayarak, ötekileştirerek giderdiniz.
-Devlet okullarında okuyan çoğunluğun çocuklarını, yetersiz kadro,
donanım koşullarına, geçim zorluğu çeken öğretmenlerin bıkkınlığına terk
ederken, nitelikli eğitim-öğretimi yüksek gelir sahiplerinin
ayrıcalığına dönüştürdünüz.
-Artık iktidarınızın,
bakanlıklarınızın, belediyelerinizin arzu ve taleplerine aykırı pek az
yargı kararı çıkmasına rağmen, Taksim Gezi Parkı’yla ilgili “yürütmeyi
durdurma” kararında olduğu gibi aleyhe çıkan tek tük mahkeme kararını
bile sindiremeyip “maksatlı” buldunuzu beyan ettiniz; “sonunda yine de
bizim dediğimiz olacak” diyerek yargıyı, hukuk devletini hiçe saydınız.
-Adalet Bakanınızın Müsteşarı eliyle oluşturulan yeni HSYK
kararlarıyla, yargıyı tepeden tırnağa yeniden dizayn ettiniz; Yargıtay
üyeliklerinde, özel görevli mahkemelerde nerdeyse size aykırı gelecek
tek bir yargıca, savcıya yer vermediniz.
-Darbe planlarına
katıldıkları iddiaları çerçevesinde adları öne sürülenlerden
yargılanmadık, tutuklanmadık, en üstten en alt rütbeye kadar asker,
bürokrat, akademisyen, gazeteci, sivil bırakmadınız. Kalabalık iddianame
sayfalarına rağmen birçoğunun hangi terörist fiilleri işledikleri
konusunda kamuoyuna somut bilgi aktarımında bulunmadınız.
-Genelkurmay Başkanı’nın, hükümet aleyhine internet sitelerini yayına
sokarak “terörist şiddet yöntemleriyle hükümeti yıkmaya teşebbüs
suçundan” özel görevli mahkemede yargılanmakta olmasını sorgulamazken,
MİT Müsteşarınız için çok çabuk çözüm ürettiniz.
-Kesin
delillere dayalı mahkeme kararıyla, “33 askerin şehit edilmesinin baş
sorumlusu olduğu” sabit olan bölücü bir terörist şefinin, başka suçların
failleri olan şahısların dahil olduğu kimi gizli tanıkların
beyanlarıyla, üst düzey görevler yapmış insanların ağır suçlarla çok
kolay suçlanmasına zemin hazırlayan düzenlemeler yaptınız.
-Tarihin en karanlık ve umutsuz günlerinde dahi Vatanın ve Ulusun umudu
ve kurtarıcısı olmuş Türk ordusunun binlerce onurlu subayını, bu
dava-tutuklama kaosu süreci içinde büyük bir moral, güven yıkımına
uğratırken, ayaklar altına alınmış onurlarından başka bir şey düşünemez
hâle getirdiniz.
-Halkın hiçbir onayını almadan, şehit
yakınlarının ve gazilerin yaralarını yeterince sarmadan, yasal alt yapı
oluşturmadan, kendi ordumuzun tutsak komutanlarına göstermediğiniz
müsamaha ve anlayışla, bölücü terör örgütüyle müzakereler yaptınız.
-Bu Ülkenin her zaman asli unsuru olmuş milyonlarca Alevinin; “herkesin
Sunni kurallara göre inancını yaşaması mecburiymiş” gibi “sapkınlık”
olarak aşağılanmasına, hakarete uğramasına onay veren sözler sarf
ettiniz.
-Bu aşağılama pervasızlığı üzerine; Alevi akıncıları
ve yeniçerileri fetihten fetihe koşturup İmparatorluk topraklarını 2,5
kat büyütürken, diğer yandan 40 bin Alevi Türkmeni katleden bir
padişahın adını “en uygunu bu” diyerek 3. Boğaz Köprüsüne vermeye
niyetlendiniz.
-“Yasama, yürütme, yargı erklerinin, kendi
içlerinde ve birbirlerine karşı ayrı görev ve sorumlulukları olmasını”
ifade eden, “Devlette kuvvetler ayrılığı” ilkesini, “herşeye ilk önce ve
en son kral karar verir” mantığına dayalı “kuvvetler birliği” ilkesine
dönüştürmek isteyerek, “başkanlık despotizmi” tehlikesiyle toplumu son
derece kaygılandırdınız.
-TV dizilerinin senaryolarını, oyuncu
kıyafetlerini eleştirip baskılayıp değiştirecek, “kaç çocuk sahibi
olmaları gerektiğini” söyleyecek kadar her konuya müdahil olarak,
insanlarda özgürlüklerinin gırtlağına çöküldüğü duygusu yaratmaya
başladınız.
- Kurucu önder Atatürk’ü getirdiği Türkiye
Cumhuriyeti’nin çağdaş, laik kimlik ve ilkelerini pek benimseyemediniz;
Sık sık çıkmaya başlayan mazeretleriniz nedeniyle katılamadığınız Milli
bayramları, bayram gibi kutlamamıza da izin vermediniz.
-Kendi savaşımız olmayan Suriye’de çıkan iç savaşta, Meclis kararı bile olmadan “fiili savaş tarafı” oldunuz.
-İleride belki de onbinlerce, yüzbinlerce çocuğumuzun canına mâl
olacak, on yıllarca sürecek bir savaşa girmemize heveskâr olarak,
geleceğe dair kaygılarımızı artırdınız.
-İktidarınız yenilendikçe, halkınıza daha yüksekten ve uzaktan bakmaya başladınız.
-“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için
çalışın” hadisini unuttunuz, eski Yunan tanrıları gibi davranmaya
başladınız.
-Ve daha sıralayabileceğimiz pekçok gönül ve umut kırıcı şeyler yaptınız.
Ama siz maalesef bunların tek birini dahi görmediniz, kabul etmediniz.
Sanki, bizler sizin kullarınızmış gibi düşünmeye ve davranmaya başladınız.
Bu halkın düşünce ve iradesi, bir süre önce hararetle alkışladığınız
başka ülkelerin meydanlarında toplanan halkların düşünce ve
iradelerinden, çok daha demokratiktir, çok daha meşrudur ve çok daha az
marjinaldir.
Siz bu halkın barış, özgürlük, güven içinde yaşama
ve geleceğe umutla bakma duygularında travmalar ve korkular yarattınız;
Onun için bardağı taşıran damlalardan birinin, Gezi Parkı’nda kesilen
ağaçlar olmasına da çok şaşırmamak gerekir.
Saygılarımızla..
YARGIÇLAR SENDİKASI