Tolga Tanış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tolga Tanış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.6.15

Eşcinsel evliliği kararı

BİR yanda 150 yıl önceki iç savaşı kaybettiğini kabul etmeyen, kölelik yanlısı konfederasyonun bayrağını taşıyan ırkçıların yeri...
Bir yandan da siyah birini başkan seçenlerin büyüttüğü bir demokrasi.
Bir yandan sanki başka kimse kalmamış gibi Hillary Clinton ve Jeb Bush'u başkan adaylığına sürükleyen bir hanedan yarışının yaşandığı yer.
Bir yandan da özgürlüklerin genişlediği, yaratıcı fikirlerin yeşerdiği bir düşünce ortamı.
Tutarsız bir ülke Amerika.
Öyle olmasa bir sistem nasıl hem insanların kolayca silah edinmesine müsaade edecek kadar gerici hem de bir zamanlar toplumdan dışlanmış, ayrımcılığa uğramış eşcinsellere eşit haklar tanıyacak kadar progresif olur!

*

ÜZERİNDE herkesin uzun uzun düşünmesi gereken bir hikâyeydi Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin eşcinsel evlilikleri yasal güvence altına alan kararı.
Önemli, çünkü bir defa, 21'inci yüzyılın en canlı, en etkin sosyal adalet hareketlerinden biri olan eşcinsel haklar mücadelesinin işi nereye vardırdığının anlaşılması açısından çarpıcıydı.
Çünkü sadece eşcinsel hakları için değil, özgürlüklerin genişlemesi için çaba sarf eden bir dayanışmanın zaferiydi bu.
Ve gittikçe küresel bir hale gelen bu mücadelenin Türkiye de dahil bütün dünyaya yayacağı kavganın da bir işaretiydi.

*

MEŞHUR laftır, haklar verilmez alınır. Bizlerin bundan 10 yıl önceye göre bugün daha özgür bir ortamda yaşıyor olmamız da kolay olmadı.
Siz bu mücadelenin bir parçası mıydınız bilmiyorum.
Ama eğer bugün yaşam sınırlarımız daha genişlediyse, bunu bizlerin yerine kavga eden, bedel ödeyen, hatta yaşamını yitiren insanlara borçlu olduğumuzu bilmeliyiz.
İşte eşçinsel haklar mücadelesini de ben böyle görüyorum.
Belki fark etmesek de, sadece kendileri için değil toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren özgürlükler için çaba sarf eden, cesur, ilerici, olağanüstü bir örgütlenme.
Irkçılığa, ayrımcılığın her türlüsüne, baskıcı düşünceye karşı çıkan, bugün medeniyete en büyük katkıyı sağlayan, en ilham verici hareketlerden biri.

*

TÜRKİYE için belki şimdilik düşünülemeyecek bir adım.
Ama eşcinselliğin gittikçe daha küresel hale gelen, toplumlar üstü bir kültür boyutu olduğunu hesaba katınca farklı ülkelerdeki hedeflerin de zamanla birbirlerine yakınlaşacağını düşünmek yanlış olmaz.
Kaldı ki, Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin kararında özellikle muhafazakâr toplumlar nezdinde bu mücadeleyi destekleyecek unsurlar da karşımıza çıkıyor.
Zira progresif bir hareket evlilik hakkını mücadelenin odak noktası kılarak, hak savaşının 70'lerde bayraktarlığını üstlenen ve o dönem dünyayı sallayan feministlerin bir zamanlar savaş açtığı bir kurumu yeniden kutsuyor.
Böylece bir zamanların bizim için kavga veren 2'nci dalga feministleri, kadını baskı altına aldığı, kadını suistimal ettiği için evlilik müessesesini yıkmaya çalışırken, bugün hak savaşında feministlerin yerini alan eşcinsellerin elinde evlilik iade-i itibar yaşıyor.

*

BİR çırpıda açıklanamayacak ve dünyadaki toplumsal dönüşümü anlamak için de üzerinde düşünmeye değer bir mesele bu.
5'e 4 oyla geçen Yüksek Mahkeme kararında belirleyici oyu 9 üyeli mahkemenin Cumhuriyetçilere yakın üyesi Tony Kennedy'nin vermesi ve gerekçeli kararı da lehte oy veren dört liberal üye dururken Kennedy'nin yazması bile bu açıdan başlı başına çarpıcı bir durum.
Cumhuriyetçilerin sahip çıktığı, "aile değerleri" denilen bir kalıba sokuyor işi Kennedy.
Ve şimdi Cumhuriyetçilerin büyük bir öfkeyle karşıladığı bu kararı, tam tersine, muhafazakâr bir söylemle açıklıyor.
"Hiçbir birliktelik evlilikten daha derin değildir" diyor yazısında ve bunu da "aşk, sadakat, bağlılık, fedakârlık ve aileye ilişkin en yüce amaçları evliliğin temsil etmesiyle" açıklıyor.
Böylelikle eşcinselleri geleneksel evlilik kurumunun içine girip toplumsal normlara uymaya teşvik ediyor.

*

ÇOK önemli bir karardı Yüksek Mahkeme'nin kararı. Dünyadaki hak mücadelesinde bana kalırsa bir kilometre taşı oldu.
Ve evliliğin toplumsal rolünden eşcinsel hareketin küresel gelişimine dünyanın gidişine ilişkin de fikir veren belirleyici bir gelişmeydi.
Abraham Lincoln döneminde köleliğe karşı savaşın öncüsü olan Cumhuriyetçiler, bugün göçmen sorunundan eşcinsel haklarına insanların tartıştıkları konularda toplumun nasıl gerisinde kaldıklarını ne zaman fark edecekler bilmiyorum.
Ama kendini uygarlığın ilerleyişine göre şekillendirmeye çalışan her siyasi hareketin iyi okuması gereken bir olaydı.
Tolga Tanış, Hürriyet, 28.06.2015 Pazar

23.6.13

Online haklarınızı kim koruyor?

Prism skandalından bahsedeceğiz biraz. Haklarınız için Amerikalılardan açık açık neden hesap sorulmuyor ona bakacağız.
Kim koruyacak hakkınızı? Eğer başka bir ülkenin online kişisel bilgilerinize erişimi olduğu anlaşılırsa, bunun peşine düşmek kimin görevi? Öncelikle hükümetin değil mi? Peki İngilizlerin Bakan Mehmet Şimşek’i kendi ülkelerindeki bir toplantıda dinlediği ortaya çıkınca hemen “doğruysa skandal” açıklaması yapan Türk hükümetinin, Amerikalıların ‘Prism’ dediği bir programla Facebook, Twitter ne kadar sosyal ağ, Google, Microsoft, ne kadar e-posta servis sağlayıcı varsa, hepsinin server’ları üzerinden sizi izleyebildikleri ortaya çıkınca neden sesi çıkmıyor? Bakan’ın çok çok önemli hakları için kıyameti koparırlarken sizin mahremiyetiniz demek pek umurlarında değil. Öyle mi? Peki bu normal mi? 70 küsur milyonun her türlü güvenliğinden sorumlu hükümet eğer bunu da yapmayacaksa, başka ne yapacak bana söyler misiniz?
Hikâye, eskiden CIA’de çalışırken edindiği yüksek düzeyli güvenlik sertifikasıyla daha fazla maaşa CIA taşeronu danışmanlık şirketi Booz Allen Hamilton’a geçen Edward Snowden’ın (30) ifşaatıyla patladı. Washington Post’a yolladığı 41 sayfalık bir sunumun Post’un yayımlamaya cesaret edebildiği sadece dört sayfasında, Amerikalıların Prism’le dünyada herkesin dijital sırlarına ulaşabildiği ortaya çıktı.

BIG DATA
Ben de skandal ortaya çıkınca Amerikan Dışişleri Bakanlığı’ndaki brifinglerde sormaya başladım. “Size şimdiye kadar bu konuda kaygılarını ileten ve bilgi isteyen bir yabancı hükümet oldu mu?” diye. Sözcü de sürekli “Duymadım” dedi. Baktım olacak gibi değil. Vazgeçtim. Bu sefer “Bu programın kapasitesinden başka hükümetleri de yararlandırdınız mı?” diye sormaya başladım. Öyle ya... Bir hükümetin bu konuda Amerika’dan hesap sormaması için ancak işin içinde olması lazım. Onu sorunca da sözcü, “Bu konuyu tartışmam” diye cevap vermeye başladı.
Sorun şu: İki ayrı olay var. Guardian gazetesinin ortaya çıkardığı birincisinde, Amerikan hükümeti, kendi vatandaşlarınınki dahil Amerikan telefon operatörleri üzerinden yapılan arama dökümlerini arşivliyor. İçerik yok. Sadece kim kiminle konuşmuş. Bununla ‘Big data’ denilen bir üst veri oluşturuyor. İhtiyaç olunca da... Mesela bir terör saldırısı riski halinde veriyi açıp bakıyor. Amerikalılar tabii köpürdü. Hükümet mahkeme kararı olmadan mahremiyetimizi nasıl ihlal eder, diye. Yönetim de dedi ki, “Her şey yasal bize güvenin.”
Sonra ikinci olarak, Post bu Prism işini yazdı. Amerikalılar yine ayaklandı. Ama yönetim, “Dökümler Amerikalılara ilişkindi ama Prism daha çok yabancılara yönelik, merak etmeyin” deyip iç politika kısmından sıyrıldı. Çünkü kamuoyu ve basın da, büyük oranda “E iyi o zaman” dedi. Prism için “Yabancıların hakkı yok mu, yabancı hükümetler bu işin peşine düşmüyor mu?” diye etrafta yerli yersiz soru soran sadece  birkaç yabancı gazeteci kaldı.
Gördünüz değil mi?...  “Alman Hükümeti, Obama Yönetimi’ne Prism işi yüzünden yüklenmiş” haberleri çıkınca, Obama çarşamba günü Berlin’deki Brandenburg Kapısı’nda 200 bin kişiye nasıl izahat verdi. “Mevcut programlarımız, hukukun üstünlüğüyle bağlıdır. Ve güvenliğimize yönelik tehditlere odaklı, sıradan insanların iletişimlerine değil” diye başlayıp Prism demeden uzun uzun nasıl günah çıkardı. İşte anlamadığım… Obama neden sadece Alman hükümetiyle çalışmalarına vurgu yaptı da Türkiye’nin de içinde bulunduğu diğer ülkelere benzer türden bir açıklama yapma zorunluluğu hissetmedi? 

HESAP SORMA
Ya da acaba ben soruları yanlış mı soruyorum? Aslında şöyle düşünsem daha mı doğru olur: “Elinizde böyle bir kapasite varken ve dünyada erişemeyeceğiniz dijital bilgi kalmamışken, kim sizden kendi vatandaşlarının hakkını aramak için hesap sorabilir ki!”
Mesela Türkiye’yi ele alın. Son beş yıllık siyasi tarihi, dijital skandallarla sarsılmış bir ülkesiniz. Gazetecilerinize virüslü mesajlar yollandığı iddiaları var. Muhalefet lideriniz internete yüklenen bir kasetle gitmiş. Bir ara neredeyse her gün sanal âleme ses kasetleri düşmüş, seçim aday listeleri altüst olmuş, bunlar yüzünden insanlar hapse atılmış. Ve karşınızdaki ülke, elindeki teknolojiyle bunların hepsinin iç yüzüne vâkıf. Siz bunları ya hiç ortaya çıkarmaya bile çalışmamışsınız ya da uğraşmışsınız ama bulamamışsınız ya da bulmuşsunuz ama açıklamıyorsunuz. Her durumda, karşınızdakinin size karşı üstünlüğünü hayal edebiliyor musunuz! İki ülke lideri olarak oturduğunuzda bu şartlarda adil bir müzakere yürütebilmenize en ufak bir ihtimal var mı? Geçtim herhangi bir dış politika konusunda baskı kabiliyetini, “Benim vatandaşlarımı izledin mi?” demeye bile cesaretiniz olabilir mi?
Bagaj, diyorlar buna…
Batı demokrasileri, yıpranmadan, bagajları çoğalmadan, temsil ettikleri kitlelerin haklarını güçlü bir şekilde koruyabilmeleri için liderleri bir süre sonra neden görevlerini bırakmaya zorluyor, şimdi anlıyor musunuz?
Hürriyet, Tolga TANIŞ, 23 Haziran 2013