Mehmet Ali Güler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Ali Güler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.2.13

Oscar dediğin baştan sona siyaset

ÇOK belli ki, Oscar'ları dağıtan "Academy" ya da tam adıyla "The Academy of Motion Picture Arts and Sciences", tam anlamıyla ABD milliyetçiliğinin, Neo-Con'ların ve Yahudi lobisinin kontrolü altında. Oscar ödülleri tam olarak ABD'nin siyasi amaçları ve kültürü doğrultusunda dağıtılıp yönlendiriliyor. Bunun böyle olduğu zaten çoktandır belliydi ama Kathryn Bigelow'un o beş para etmez filmine sadece ve sadece Irak'ta geçtiği ve ABD askeri tarzını yansıttığı için Oscar verildiği gün bu durum netleşmişti. Şimdi de tam İran meselesi ısıtılırken, İran rejiminin karanlığı üzerine yapılmış bir filme, hem de Başkan'ın eşi eliyle Oscar verilmesi, üzerine tüy dikti. 
Argo elbette kötü bir film değil, ama rakipleriyle kıyaslandığı zaman Oscar'ı alması mümkün değil. Üstelik de böyle bir film olabilir mi?
İran rejimini zerre savunacak halim yok, fakat bir tane bile "iyi İranlı" olmayan bir İran olabilir mi? Bir ülke halkı tamamıyla böylesine kara ve karanlık gösterilebilir mi? Bir halk, bir kültür sadece ve sadece rejimi baskıcı diye "aşağılık bir halk" olarak gösterilebilir mi? Ve bu haksızlığa Oscar verilebilir mi?
Verilebildiğini gördük. Oscar'ın da ne b.k olduğunu bir kez daha anladık.
Fatih Altaylı, Habertürk, 27 Şubat 2013

 * * *


Bir film düşünün, erkek ve kadın oyuncuları en iyi değil; yardımcı erkek ve kadın oyuncuları da en iyi değil; hatta yönetmeni de en iyi değil. Ama film en iyi film!
Bu yıl en iyi film ödülünü alan Ben Affleck’in Argo isimli İran karşıtı filminden bahsediyoruz. Aslında filmin Oscar törenindeki sunumunu First Lady Michelle Obama’nın yapması bile bu filmin neden “en iyi” ilan edildiğine tek başına bir göstergedir. Çünkü Oscarlar ABD’nin emperyalist politikalarına uygun olarak dağıtılıyor! Eskiden bunu daha usturuplu yaparlardı, şimdi iyice alenileştirdiler ve CIA operasyonu filmlere doğrudan Beyaz Saray üzerinden ödül vermek durumunda kaldılar!
Kuşkusuz bu ölçüsüzlüğün ABD’nin siyasal gücünün inişe geçmesiyle doğrudan bir bağı vardır.
Filme gelirsek... Film, İran’da ABD Büyükelçiliğinin basılması ve 52 kişinin rehin alınması sırasında, Kanada Büyükelçiliği’ne sığınan 6 Amerikalının, bir CIA operasyonuyla Tahran’dan çıkarılmasının hikâyesi: CIA bir film şirketi kurar ve 6 Amerikalıyı o filmin bir parçası yaparak kurtarır.
 MEHMET ALİ GÜLLER, / Beyaz Saray CIA’ya OSCAR verdi, Aydınlık,   27 Şubat 2013 


* * *



Beyaz Saray’ın Oscar’ları


Bu yılın Oscar’larında, kurgu ve gerçek hiç olmadığı denli iç içeydi.
Oscar töreninde “en iyi film ödülünü” açıklamak misyonunu üstlenen Michelle Obama kırmızı halı starlarına nispet yapan bir havadaydı.
“Beyaz Saray”dan Oscar’ların dağıtıldığı tiyatro ile canlı bağlantı kuran “first lady”, süper iddialı Hollywood yıldızlarıyla şıklık yarışına girmişti.
Moda dünyasında moda olan kâhkülleri, askılı dekolte, gümüş rengi elbisesi ile “Mrs. Obama”yı, Oscar camiası kadınlarından ayırt etmek mümkün değildi.
Sesi kısıp salt görüntülere baktığınızda pekâlâ Halle Berry-vari hoş bir siyah derili Hollywood yıldızı ile yüz yüze olduğunuzu düşünebilirdiniz.
Söylenenlere kulak kabartıldığında ise damardan yapılan bir “Beyaz Saray” propagandası devreye giriyordu.
“Bu yıl Oscar’a aday gösterilen filmler bizi güldürdü, ağlattı, birbirimize daha yaklaştırdı” diyordu ABD başkanının eşi: “Bu filmler, çok çalışıp kendimize inandığımızda, her türlü zorlukların üstesinden geleceğimizi gösterdi!”
Örneğin hangi zorlukların?
Hukuk dışı işkenceyle CIA’nın avladığı Usame bin Ladin’in öldürülüşü ya da gene CIA marifetiyle İran yobazlarının elinden kaçırılan ABD’li yurttaşların kurtuluşunun…
Hollywood’la Beyaz Saray arasındaki tüm ölçüler böylece ortadan kalktı. Birlikte bunu gördük önceki gece.
Gerçi Holyywood’a öteden beri hep Amerikan emperyalizminin aracı gözüyle bakanlar çok olmuştu ama kurgu ile gerçek hiçbir zaman bu denli içli dışlı olmamış, bu oranda kör kör parmağım gözüne açık ve net hemhal olmamıştı.

Embedded sinemanın zaferi
“En iyi ses kurgusu” ödülünü alan filmlerden biri olan “Zero Dark Thirty” -misal- tümüyle “embedded” yöntemlerle, Usama bin Ladin’in takibi hakkında CIA’nın verdiği her türlü destek ve bilgiyle üretilmişti.
“En iyi film” ödülünü kazanan “Argo” tam bir “CIA güzellemesi” olarak çalışılmıştı.
Resmi tarih ve Hollywood’un kurgu dünyası arasında bundan böyle hiçbir boşluk kalmamıştı.
Amerikan emperyalizminin, Avrupa solu tarafından ağır biçimde eleştirildiği Soğuk Savaş yıllarının Vietnam filmlerini düşündüm Oscar’ları izlerken.
Bu yeni “embedded” prodüksiyonlar yanında, “Müfreze/Platoon” tarzı Soğuk Savaş yıllarının yapımları aklımdan geçti. “Müfreze” vaktiyle örneğin “en iyi yönetmen, en iyi film, en iyi kurgu, en iyi ses” olmak üzere az buz değil 4 Oscar almış bir filmdi ama “savaş, şiddet karşıtı” duruşuyla, resmi tarihe de mesafe koyabilmişti.
Oysa bugün bu mesafe sıfırlanmış durumda.

Uygarlık çatışmasına alkış
Paradigma değişikliği burada.
Bu paradigma değişikliğini mesele edecek sol bir kültür de yok artık. Orada burada bazı çatlak sesler çıksa da ana akım medya ile Batılı ortalama izleyicinin tutumu, Hollywood’un “embedded” değişimine ayak uydurmak, hatta alkış tutmak şeklinde.
“Alkış tutmak” ifadesini yalnız mecazi anlamda kullanmıyorum…
“Argo”yu, geçen güz aylarında, henüz daha film Türkiye’ye gelmeden önce İtalya’da görmüştüm.
Roma’da “yalnız yabancı dildeki” gösterimlerin izlenebildiği, salt entelektüel çevrelerin devam ettiği bir sinemada yakaladığım filmin sonunda, seyirciler salonu alkıştan yıktılar.
Kalburüstü bir İtalyan sinemasında, “Kurtlar Vadisi” izleyicisi tepkisi görmek beni şaşırttı.
Argo’nun öyküsünü muhtemelen biliyorsunuz.
79’da Humeyni yılları Tahranı kaynarken ABD Büyükelçiliği İslamcılarca rehin alınıyor. Konsolosluktan 6 görevli, ilk kargaşada hemen yakındaki Kanada Büyükelçiliği’ne sığınıyor ve burada 79 gün saklanıyor ama ABD’li diplomatların ikametleri uzadıkça, varlıklarının açığa çıkma ihtimali artıyor. Rehineleri buradan çıkarıp gizlice ABD’ye götürmek şart oluyor. CIA görevlisi Tony Mendez (Ben Affleck) bu amaçla yaratıcı bir plan yapıyor. Humeyni tsunamisi ortasındaki İran’a bir “yıldız savaşları” filmi çekmek için gelen Hollywood yapımcısı kimliğine bürünüp Kanada Büyükelçiliği’ndeki diplomatları filmin “kast” kisvesiyle dışarı çıkartıyor ve arkadan Mehrabad Havaalanı’ndan özgürlüklerine uçuruyor.

Bu Humeyni Tahranı nere, İtalya nere değil mi?
Ne var ki Roma’nın kalburüstü sinemaseverleri dahi, tipik bir “uygarlık çatışması” şablonuyla izledikleri öykünün sonunda artık “uygar Batılıların vahşi İslamcıların elinden kurtarılmasını” alkışlamak ihtiyacı duyuyor.
Beyaz Saray propagandası başka deyişle sadece ABD’yi değil, dünyayı ele geçirmiş durumda.
Bu Oscar’lar son kertede, işte bu olgunun taçlandırılması.

Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet, 26 Şubat 2013