Hukuk dersi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hukuk dersi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.11.17

‘İyi bir tek adam’dan ‘kötü bir tek adam’a


İrili ufaklı iktidarlar gücü ellerinde tutmak için hep birlikte büyük suçlar işlerler.
Sonra gün gelir tüm suç ortakları gibi birbirlerine düşerler.
Eteklerinin altında paylaşamadıkları ganimetler...
Dillerinin altında asla itiraf edilmeyecek kirli ilişkiler.
Hangi iktidar hangi iktidarla neden ve ne zaman müttefiktir?
Zamanında neye karşı ve ne uğruna birleşilmiştir?
Bu arada onların güç birliği yüzünden karşılarındakilerin başına neler gelmiştir?
Yollar hangi çıkar için kesişmiştir, bu çıkar için neler feda edilmiştir?
Bu süreçte görmezden gelinen, gözden çıkarılan, başına iş açılan kimdir, nedir?
Sonra ne olmuştur da her şey değişmiştir?
Asıl suç nedir, asıl suçlu kimdir?
Niyetlerin vardığı noktada yargılanması gereken nedir?
Devletleri ayakta tutmak ve ekonomileri kollamaktan başka bir kaygısı olmayan resmi hukuk, bunlarla hiç ilgilenmez.
Bunlar, felsefenin meselesidir ve iktidarların felsefeyle işi olmaz.
İktidarlar hukukun sisteme hizmet eden ve tıkır tıkır işleyen matematiğini severler.
Bir artı birin iki etmesiyle ilgilenirler.
Matematiğin işaret ettiği sonsuzluğu ve o sonsuzluğun barındırdığı sınırsız olasılığı işlerine gelmediği için göz ardı ederler.
Hukuk meseleye girmesi gereken yerden, ortadan girer, fazla oyalanmadan çıkması gereken yerden, kestirmeden çıkar.
Bu pratiklik her zaman iktidarların işine yarar.
Halklar, insanlar, bağımsızlık, özgürlük, eşitlik, hatta adalet bile hukukun ekseninde değildir.
Asker nedir, savaş nedir, sınır nedir, tehlike nedir, tehdit nedir?
Evrendeki yaşamsal kaynaklar nasıl paylaşılmalıdır?
Para ne işe yarar, para için neler yapılabilir, neler yapılamaz?
Bir kısım halkların refahı için bir kısım halkların felaketi şart mıdır?
Bu rezil döngü kader midir, olacak iş midir?
İnsanın değil sistemin ihtiyaçlarına, taleplerine ve gereklerine göre şekillenen hukuk bu soruları sormaz.
İktidarların kirli niyetleriyle ilgilenmez, aksine onları meşrulaştırır ve mevcut güçler dengesi üzerinden kendince o güçleri gözeten en mantıklı dili kullanarak mahkemeler kurar.
***
İşte şimdi uzak kıtada, büyük bir iktidarın küçük bir iktidarı faka bastırmaya çalıştığı böyle bir mahkeme daha kuruldu.
Şu anda mahkemenin hedefindeki bu ülkenin diplomasisi ve bürokrasisi haklı olarak panikte.
Silahlar çekilecek, dişler gösterilecek, tehditler havalarda uçuşacak, kozlar paylaşılacak, dengeler hep olduğu gibi bir bozulacak, bir kurulacak....
Bu süreçte suçlar, suçlular, ithamlar ve itirazlar, aslında bambaşka anlamlar taşıyacaklar.
Ama kimse bu anlamları konuşmayacak.
Delirmiş, gözü dönmüş, ağzı köpürmüş iktidarlar kendi paylarını başkalarına kaptırmamak için, adı hukuk olan ama haktan yana olmayan sistemlerin içinde yine kaçak dövüşecekler.
Bu arada yakılıp yıkılmış evler, dağılmış aileler, savaş hukukunun onayıyla işlenmiş cinayetler, üst üste yığılmış cesetler...
Silahlar ve silahlar ve silahlar.
Mezarlar ve mezarlar ve mezarlar.
Paralar ve paralar ve paralar.
Hayatın tam ortasında mültecilerin kan ve kemiklerinden müteşekkil adacıklar.
Ortadoğu’yu yakıp yıkan, savaşı doğal insanı da yok sayan, her türlü güç için kimsenin gözünün yaşına bakmadan kapışan, bunu da kendi hukukuna emanet sahte bir adalet çadırında yapan iktidarlar tepiştikçe...
Devletlerin vahşiliği büyüyecek ve o vahşetin zehrinde, insan küçülecek, küçülecek, küçülecek.
Uygarlık tarihinde iktidarlar ilk kez tepişmiyor, irili ufaklı güçler ilk kez kapışmıyor, insan insana bunu ilk kez yapmıyor.
Sadece bir zamanlar bağımsızlıktan güç alan “iyi bir tek adam”ın benzersiz dehası sayesinde bu ezeli sistemin içinde felaketin eşiğinden dönen şu coğrafyası lanetli ülke...
Yakın zamana kadar bağımlılıktan medet uman “kötü bir tek adam”ın sıradan hırsları yüzünden bu defa fena yalpalıyor.
Hikâye, dünya yıkılırken ülke kurtarandan, hazin bir şekilde, kendi yıkılırken ülkeyi de yakana doğru hızla evriliyor.
Mine Söğüt, Cumhuriyet, 22 Kasım 2017

23.5.13

Eşlerimizi son bir kez daha göreve çağırıyorum

Ülkemizin içerisinde bulunduğu bu karanlık dönemin gerçek kahramanları Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy, Casusluk, Andıç, 28 Şubat ve benzeri davaları kadınlarıdır. Bu davaların tutuklu tutuksuz sanıklarının eşlerinin hepsi birer kahramanlık abidesidir. Çeşitli komplolar ile kocaları tutuklanan bu vefakâr kadınlar, tek başlarına hem evlerini idare etmişler, hem babaları hapiste olan çocuklarını büyütmüşler hem de Hiçbir yılgınlık göstermeden sonuna kadar kocalarını savunmuşlardır. Bazen düşünmeden edemiyorum, aynı durumda biz erkekler olsaydık bu kadar metanetli olabilir miydik?

YASAL TEMSİLCİ OLARAK EŞİN DURUŞMALARA KATILMASI
Yaklaşık dört yıldır devam eden bu çileli hayat mutlaka bir gün bitecek. Kadınlarımız tekrar sadece eşlerimiz olacaklar. Eski mutlu günler inanıyorum ki en kısa zamanda gelecek. Bunca çileyi tek başlarına omuzlarında taşıyan cefakâr kadınlarımızı son bir defa daha göreve çağırıyorum. Bugüne kadar pek çok şey oldunuz. Anne oldunuz, baba oldunuz, öğretmen oldunuz, aktivist oldunuz. Duruşmalara geldiniz. Seyircilere ayrılan bölümde eşlerinize yapılan bu haksızlıkları savcının, mahkeme heyetinin yüzüne haykırmak istediniz ama seyirci olduğunuz için yapamadınız. Yüreğinizin sesini içinize gömdünüz. Yutkundunuz. Gözyaşlarınızı içinize akıttınız. Şimdi ben sizlere duruşmalara gidip, eşlerinizi savunabileceğinizi söylüyorum. Eşinizin avukatının yanına oturup, daima kocanızın yanında olduğunuzu, onun için adalet istediğinizi tüm dünyaya haykırabileceğinizi, söz alıp savcıya, yaptığı suçlamaların hepsinin asılsız ve iftira olduğunu, mahkeme heyetine tüm bunların birer komplo olduğunu, tek bir somut ve hukuki delil olmadan kocanızı haksız yere tutukladığını yüzlerine haykırabileceğinizi söylüyorum.

EŞİN DURUŞMADA HAZIR BULUNMASI
Şimdi tüm bunları nasıl yapacağınızı kısaca açıklayacağım. Türkiye Cumhuriyeti’nde görev yapan tüm mahkemeler, önlerine gelen davaları 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun hükümlerine göre yürütürler. Ne zaman iddianame okunacak, sanık tanık, bilirkişiler ne zaman dinlenecek, delillerin zaman ortaya konulup tartışılacak gibi tüm bu hususlar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunundaki yasal düzenlemeler ile belirlenir. Bu Kanunun 149 ile 15.maddeleri arasında yer alan düzenlemeler müdafi seçimini, görevlendirilmesi ile görev ve yetkilerini belirlemektedir. Örneğin, 149.madde müdafi seçimini, 153. madde müdafinin dosyayı inceleme yetkisini, 154 madde müdafi ile görüşmeyi düzenlemektedir. Bu bölümdeki maddelerin arasında Balyoz, Ergenekon, Casusluk ve benzeri davalann kahraman kadınlarını ilgilendiren madde, " Kanuni Temsilci veya Eşin Duruşmada Hazır Bulunması" başlıklı 155.maddedir. İşte bu 155.madde sanık eşlerine duruşma salonunun içerisinde bir avukat gibi eşinizi savunma ve mahkeme heyetine onun suçsuzluğunu haykırma olanağını vermektedir.

CEZA MUHAKEMESİ'NİN 155.MADDESİ
Ceza Muhakemesi Kanununun 155.maddesi iki fıkradan meydana gelmiştir.
" (I) Sanığın kanuni temsilcisine duruşma gün ve saati bildirilir ve duruşmaya kabul edilerek istemi üzerine dinienebilir. (2) Sanığın eşi hakkında da tebligat yapılmaksızın birinci fıkra hükmü uygulanır" CMK’nın 155.maddesi ile eşe kanuni temsilci olma hakkı verilmiştir. Peki nedir bu kanuni temsilcilik. Ansiklopedik Hukuk Sözlüğüne göre kanuni temsilcilik " bir kimseyi veya bir şeyi kanunen temsil etme yetkisine sahip olan kimse " olarak tanımlanmıştır. Bu maddenin ne demek istediğini daha iyi anlatabilmek için kanun gerekçesini inceleyelim. Bu maddenin amacı, yani hangi amaca hizmet etmek için yasama erki tarafından kanun olarak düzenlendiği Tasarı gerekçesinde şu şekilde açıklanmıştır; "Madde, sanığın yasal temsilcisine duruşma gün ve saatinin bildirileceği ve adı gecenin duruşmaya kabul edilerek isterse dinlenebileceği hükmünü getirmiştir. Böylece yasal temsilci sonuna kadar hazır bulunmak ve gerektiğinde dinlennesini istemek hakkına sahip olmaktadır. İkinci fikraya göre sanığın eş, karı ve koca olsun, birinci fıkranın verdiği hakkı kullanabilecektir. Ancak adı geçenlere, bu hakkı kullanabilmeleri için tebligat yapılması gerekmemektedır." Madde gerekçesi açık olarak eşi, kanuni temsilcinin haklarına sahip kılmaktadır. Sanığın eşine de (karı veya koca) birinci fıkranın kanuni temsilciye sağladığı hakları kullanabilme olanağı getirilmiştir. Sanığın eşinin duruşmaya geldiğinde kabul edilerek duruşmaya katılmasının sağlanacağı, isterse dinleneceği ve hatta kanuni temsilci sıfatıyla eşi hakkında verilen kararı temyiz edebileceği hüküm altına alınmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, davetiye gönderilmeyeceği göz önünde bulundurularak eşin kendiliğinden duruşmaya gelmesi ve sanık olan eşin duruşmada hazır bulunmasıdır. Kanuni temsilci olan eş, ancak sanık olan eşiyle birlikte hazır bulunabilir. Temyiz Safhasindaki Davalar CMK.nın 155. maddesindeki bu haklar, sadece Ergenekon, Casusluk, 28 Şubat gibi henüz karar verilmemiş ,duruşmalan devam eden davalar ile sınırlı değildir. Balyoz davası gibi temyiz aşamasında olan ve temyiz incelemeleri Yargıtay'da duruşmalı olarak yapılacak davalarıda kapsamaktadır. Ceza Muhakemesi Kanununun "Duruşmalı İnceleme" başlıklı 299.maddesi "(1) On yıl veya daha fazla cezasına ilişkin hükümlerde, Yargıtay,incelemelerini sanığın veya katılanın temyiz başvurusu üzerine veya re'sen duruşma yoluyla yapar. Duruşma gününde sanığa, katılana, müdafi ve vekile haber verilir. Sanık duruşmada hazır bulunabileceği gibi, kendisini bir müdafi ile de temsil ettirebilir. (2) Sanık tutuklu ise duruşmaya katılmak isteminde bulunamaz." hükmü ile Yargıtay'da yapılacak olan duruşmalı incelemenin duruşma gününden, sanığın, katılanın mudafi ve vekillerinin yanısıra temyiz başvurusunda bulunan sanığın eşinin ve yasal temsilcisinin de haberdar edilmesini zorunlu kılmaktadır.

SAVUNMA SIRASI KADINLARDA
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 155 ve 299. maddeleri, eşlerinizin kanuni temsilcileri olarak sizlere Silivri’de; Çağlayan’da, Bayraklı’da, Yargıtay’da yapılan duruşmalara katılma ve onları savunma hakkı vermektedir. Haydi hanımlar gidin Silivri'ye 267 kadın oturun dimdik avukatların yanına. Bakın savcılan, hakimlerin gözlerine, birde siz orada gurur ile otururken vicdanları rahatsa sizlerin yüzüne karşı suçlasınlar kocalarınızı. Sizler Balyoz'un asil kadınları, üç yüz yirmi beşiniz birden dikilin yüksek yargıçlann karşısına. Onlara birde sizler anlatın kocalannızın suçsuz olduğunu. İzmir Bayraklı 'da oturun duruşma salonunun savunma bölümüne.Tüm dünyaya gösterin kocanızın birer kahraman olduğunu. Onlara casus diyenlere haykırın tüm vakarınız ile kocalannızın yanında olduğunuzu. Alın yanınıza evlilik cüzdanlarınızı iyi günde kötü günde Silivride, Bayraklı’da, Ankara’da her zaman ve her yerde kocalarınızın yanında olduğunuzu gösterin tüm dünyaya. Haydi kadınlar şimdi savunma zamanı. Söz söyleme sırası sizde.

Ahmet Zeki Üçok, 22 Mayıs 2013, Odatv.com

1.11.12

Baykal komisyon salonunu terk etti

CHP Milletvekili Deniz Baykal Darbe Komisyonu toplatısında yazılı bir açıklama yaptıktan sonra durumun içtüzüğe aykırı olduğu gerekçesiyle salonu terk etti. 
İşte Deniz Baykal'ın yapmış olduğu yazılı açıklama: 


Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Darbe ve Muhtıraları incelemek üzere kurulmuş bir Araştırma Komisyonu olarak yapmış olduğunuz 30 Ekim 2012 tarihinde saat 17.00’de Komisyon toplantısında hazır bulunma çağrınızı almış bulunuyorum.
Bilindiği gibi Komisyonunuz Anayasamızın 98/3 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105. maddelerine göre oluşturulmuş ve yetkilendirilmiştir. Buna göre Meclis Araştırması, Anayasamızda ‘‘belli bir konuda bilgi edinilebilmek için yapılan bir inceleme’’ olarak tanımlanmıştır. Araştırma Komisyonlarının yapacakları araştırma ve incelemelerde kimleri muhatap alabilecekleri Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün 105. maddesinde 10 kalemde sayılmıştır. Bunlar;

  • Bakanlıklar
  • Genel ve Katma Bütçeli Daireler
  • Mahalli İdareler
  • Muhtarlıklar
  • Üniversiteler
  • Türkiye Radyo Televizyon Kurumu
  • Kamu İktisadi Teşebbüsleri
  • Özel kanun ile veya özel kanunun verdiği yetkiye dayalı olarak kurulmuş banka ve kuruluşlar
  • Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları
Kamu yararına çalışan derneklerden ibarettir.


"BAZI MİLLETVEKİLLERİ BAŞKA MİLLETVEKİLLERİNİ SORGULAYAMAZ"
Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonları bu çerçeve içinde kalan kurum ve kuruluşlardan;
Bilgi istemek Bu kurum ve kuruluşlarda inceleme yapmak
Bu kurum ve kuruluşların ilgililerini çağırıp bilgi almak yetkisine sahiptir. Elbette alınacak olan bilgi ilgilinin şahsıyla ilgili değil kurum ile ilgili olacaktır. Ayrıca uzmanların bilgilerine de başvurulabilir. Elbette bu durumda komisyon toplantılarına katılma çağrısı ile uzmanlığa başvurma konusu iki farklı yöntemdir.
Anlaşılıyor ki, Araştırma Komisyonları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yürütme organından bilgi isteme, yerinde inceleme yapma, kamusal kurum ve kuruluşların ilgililerini çağırıp bilgi alma ihtiyacına göre yetkilendirilmiştir. Bu konuda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve onun adına görev yapan Araştırma Komisyonları’nın muhatabı kamudur, yürütmedir, genel idaredir. 
Açıkça anlaşılmaktadır ki Araştırma Komisyonları, kamu kurum ve kuruluşlarının ilgilisi durumunda bulunmayan vatandaşları, sivil toplum kuruluşlarını, basın mensuplarını, televizyoncuları, eğlence dünyasının şöhretlerini, özel banka ve şirket sahip, yönetici ve mensuplarını, siyasi parti mensup ve yöneticilerini, siyasetçileri ve genel olarak tüm vatandaşları komisyon toplantılarına çağırıp bilgi talep etme yetkisine sahip değildir. Araştırma Komisyonu marifeti ile milletvekilleri, bazı vatandaşları; ya da bazı milletvekilleri başka bazı milletvekillerini sorgulayamaz. 


"MÜZAKERE ETMEKTEN MUTLULUK DUYARIM"
Bütün bunlar dikkate alınınca,  bir yazı ile Komisyonunuzun 30 Ekim 2012 tarihli toplantısına saat 17.00’de katılma ve bilgi verme çağrısının, bana, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 105. maddesinde sayılan, hangi kamu kurum ve kuruluşunun ilgilisi kimliği ile yöneltilmiş olabileceğini anlayabilmiş değilim.
Bu komisyonda görev yapan değerli arkadaşlarımın, askeri darbeler ve demokraside yaşanan tıkanıklıklar konusunda bir rapor hazırlarken benimle de istişare etmek, bilgi alışverişinde bulunmak ihtiyacını hissetmiş olmalarını doğal karşılarım. Ben de farklı siyasi görüşleri olan arkadaşlarımla ülkemizin bu temel sorunlarını müzakere etmekten mutluluk duyarım.
Bu çerçevede, 12 Eylül Askeri Darbesi, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve siyasi partileri kapatarak nasıl hala telafi edilemeyen bir siyasi tahribata ve etnik çatışmalara kadar yansımaları olan bir temel siyasi istikrarsızlığa yol açmıştır? Bu dönemde, hukuku kullanarak ya da hukuk dışı uygulamalarla topluma yaşatılan travmaların insanlarımıza ve topluma ödettiği bedeller, siyasal hayatımızı nasıl derinden sarsmıştır ve sarsmaya devam etmektedir?  Elbette bu konularda hepimizin yapacağı katkılar vardır.
Bilindiği gibi, 12 Eylül sonrası dönemde, ilkesiz koalisyonlarla ortaya çıkan, soruşturma şantajları ve siyasi pazarlıklara dayalı aklamalarla ve kirli milletvekili transferleri ile şekillenen bir siyasi çürüme, ahlaki yozlaşma ortamına girilmiştir. Bu ortamın her aşamasında, muhtıra öncesinde de, muhtıra sonrasında da, çözümün, parlamentonun seçim yoluyla yenilenmesinde olduğunu ısrarla söyleyen, yalnız kalmış tek bir ses vardır. Muhtıra öncesinde de muhtıra sonrasında da çürümüş ya da dayatılmış koalisyon tertiplerine bulaştırılmayı, bilinçli olarak reddedip, çözümün ısrarla seçim yoluyla yenilenmiş bir Meclis’te olduğunu söyleyerek tek başına seçim talep etmiş olan bu anlayışın, Türkiye’de darbe tartışmalarına elbette ciddi katkı yapabileceği açıktır.


"İÇTÜZÜĞE AYKIRI ÇAĞRI VE SORGULAMA YÖNTEMİ"
Bu bunalım döneminde, hem askeri muhtıraya yol açan yozlaşma ve çürüme sürecinin içinde hiçbir sorumluluğu bulunmayan,  üstelik, yaşanan bu siyasi yozlaşma ve siyasi çürümeye karşı mücadele vermiş,  hem de koalisyona katılma önerilerini reddederek muhtıraya itibar etmeyi, ondan yararlanmayı aklından bile geçirmemiş insanların bu dönemle ilgili söyleyecek çok sözü vardır.
Fakat böyle bir görüşmenin gerçekleştirileceği ortam herhalde Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğüne aykırı bir çağrı ile oluşturulacak bir komisyon toplantısı ve onun ifade alma ve sorgulama yöntemi değildir.
Sizlerle ve ilgi duyan herkesle, askeri darbe ve demokratikleşme sorunlarının tümünü, resmiyetten uzak dostça bir ortamda müzakere edebilmeyi gerçekten isterim.
Gene, bugün yaşanmakta olan demokrasi ve hukuk-yargı sorunlarının da kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutulmasına ihtiyaç vardır. Geçmiş dönemlerdeki darbelere ya da darbe girişimlerine gösterilen hassasiyet, bugünkü demokrasi ve hukuk-yargı ihlallerine sergilenen duyarsızlıkla çelişmemelidir.
Darbe konusu, geçmiş dönemlerdeki komünizm ve irtica saplantıları gibi bir topyekûn suçlama, sindirme ve soruşturma mekanizmasına dönüştürülmemelidir.
Basın ve düşünce özgürlüğü ile ilgili sorunlar ne yazık ki artık, tutuklu gazeteci sayıları ile ölçülebilir olmaktan çıkmıştır. Uygulanan sindirme ve yıldırma yöntemleri sonuç vermiş, basın ve televizyonlar diz çökmüş,  özgürce görevini yapamaz hale gelmiştir.
Siyasi hesaplaşma niteliğindeki davalar, yargılamanın her aşamasında ortaya çıkan hukuk zaaflarıyla artık inkâr edilemez hale gelmiştir. Belli davalar için özel yetkili mahkeme uygulamasının sürdürülmesi, çifte standartlı bir yargılama sistemi oluşturmuştur. Siyasi kasta dayalı uzun tutukluluk halleri ve tutuklu milletvekilleri uygulaması, savcı ve hâkimlerin aldıkları kararların iktidarın siyasi tercihlerine göre değerlendirilerek, terfilerinin, atamalarının ve soruşturmalarının yapılması, Deniz Feneri davasının acıklı görünümü Türkiye de yargının artık tarafsız da bağımsız da olmadığını ortaya koymaktadır.
Askeri darbelerden ve siyasi baskılardan arındırılmış bir demokrasi ve hukuk-yargı düzeni, hepimizin ortak özlemi olmaya ne yazık ki hala devam ediyor. Buna ulaşmak için birbirimizi daha çok dinlemeye ve anlamaya ihtiyacımız var. Bu amaçla yapılacak her türlü çalışmada sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyacağımı bir kez daha ifade etmeliyim.


"DEMOKRASİYE SAYGI İLE BAĞDAŞTIRALAMAZ"
Bununla birlikte, Araştırma Komisyonlarının, özellikle de Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu uygulamasının, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğüne uygun olmayan bir istikamette sürdürülmekte olduğunu görüyorum. Buna gerekçe olarak da, toplumda demokrasi bilincinin artırılması, darbelere karşı bir duyarlılık geliştirilmesi, yanlışlıkların hesabının sorulması gibi iyi niyetli bekleyişler ifade ediliyor.
Fakat unutulmamalıdır ki insanların kamu otoritesi ile ilişkilerinin hukukilik, öngörülebilirlik ve kesinlik taşıması,  hukuk devleti ve demokrasi için yaşamsal önemdedir. 
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapan bir komisyonun, içtüzük sınırlarını aşan keyfi çağrılar yaparak, sadece kamu kurumlarının temsilcileri için söz konusu olabilecek bilgi isteme yetkisini, sorgulama olarak kullanması ve bunun teşhir edilmesi suretiyle tek tek insanları, bireyleri fiilen suçlama ve yargılama kapsamına alması, hukuk devleti anlayışı ile de insan haklarına ve demokrasiye saygı anlayışı ile de bağdaştırılamaz.
Komisyonunuzun hazırlayacağı rapor, TBMMM genel kurulunda müzakere edilecektir. Yargıda halen sürmekte olan davalar ve Anayasanın 138. maddesi karşısında bu müzakere nasıl yapılabilecektir? Eğer Anayasanın 138. maddesine uygun bir rapor söz konusu olacaksa o ifadeler niçin alınmıştır, o sorgulamalar niçin yapılmıştır?


"MÜCADELEYE DEVAM ETMEK DURUMUNDAYIZ"
Eğer bu yöntemle, yargı organlarında yürütülmekte olan bazı davalara kamuoyu desteği sağlamak ve dava kapsamını belli kesimlere doğru genişletme çabalarına destek vermek amaçlanıyorsa bunun açık bir anayasa ihlali olduğu da bilinmeli, eğer biliniyorsa bu durum daha ciddiye alınmalıdır.
Bütün bunlar göstermektedir ki ister darbe ve askeri müdahale dönemlerinde olsun ister seçimle işbaşına gelen sivil iktidar dönemlerinde olsun siyaset-yargı ilişkisi olağanüstü önemlidir. 
Siyasi güç sahipleri, seçimle işbaşına gelen iktidar dönemlerinde  zaman zaman, darbe dönemlerinde daima, yargıyı, geçmiş dönemlerle hesaplaşmak onlardan intikam almak ya da kendi geleceklerini güvence altına almak için şekillendirmişlerdir.
Ne yazık ki bu çerçevede, Yassıada Mahkemeleri de Silivri Yargılamaları da adalet tarihimizin mahcubiyet sayfalarını oluşturmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, siyasetimizi, hiçbir gücün adaleti kendi özel hesaplarına göre kullanmasına izin vermeyecek bir noktaya ulaştırıncaya kadar, mücadeleye devam etmek durumundayız.
"HUKUKSUZ SORGULAMA GİRİŞİMİ YANLIŞ"
Ne yazık ki dün de öyleydi, bugün de öyledir. Dün, hiçbir yargı kararı olmadan sürgüne gönderilmiş bir siyasetçi olarak yapılan hukuksuzlukları Zincirbozan’dan Kenan Evren’e yazılı olarak bildirmiştim. Bugün de, Darbeleri ve Askeri Müdahaleleri Araştırma Komisyonuna yetkisiz ve hukuksuz siyasi sorgulama girişiminin yanlışlığını ifade ediyorum. 
Yargıyı, siyasetin, geçmişle hesaplaşma, kendi geleceğini güvence altına alma tasallutundan kurtarmak lazımdır.
Yargının siyasallaşması kadar, siyasetin yargılaşması da temel bir yanlıştır.
Bütün bunları, düne ve bugüne ait tüm demokrasi, hukuk ve insan hakları sorunlarını, elbette Komisyonunuzun yetki dışı çağrısı ile ifade-sorgulama ilişkisine girmeden, sizlerle konuşmaktan mutluluk duyarım.
Fakat bu fiili uygulamanın bir parçası haline gelmeyi kabul etmem mümkün değildir. Komisyonunuz bir siyasi heyet olarak, gazete yazarlarını, televizyoncuları, gazete patronlarını, eğlence dünyasının şöhretlerini ve diğer siyasetçileri çağırmadan önce kendi yetkisini sorgulamak durumundadır.

İyi dileklerle.


Ve çekip gider 
30.10.2012