Odin Kulübü’nü kuruyoruz
Değerli Mehtap İnce, Gamze Gencaslan, Martı Aslandoğan, Mehtap Özdemir, Beyhan Yıldırım, Tunç Akkoç Arkadaşlar,
Avrupa’daki tarihçilerimiz, halkbilimcilerimiz, kazıbilimcilerimiz ve dilbilimcilerimiz,
Drophox sitesinde dosya açmışsınız. Bana da geldi. Sağolun.Önerim: ODİN KULÜBÜ kuralım. Öncelikle internette. Kuruluş Bildirisi önerimi yolluyorum.
ODİN KULÜBÜ KURULUŞ BİLDİRİSİ ÖNERİSİ
Asya
ve Avrupa’nın tarih öncesini ve tarihini incelediğimiz zaman, şu
gerçeği görüyoruz: Avrasya dediğimiz bu büyük iklimin insanları,
okyanustan okyanusa, Pasifik’ten Atlas’a kadar akrabadır. Amerika’daki
Kızılderililer, Mayalar ve İnkalarla da Bering Boğazı üzerinden akraba
olduğumuz hep söyleniyor. MÖ 10 binlere gidersek doğrudur.
Bu, eşsiz
bir mirastır. Bu mirasta, Türklerin özel bir konumu olduğu görülüyor.
Türk kavminin evrensel kültüre katkısı, Ural ve Karadeniz
bozkırlarındaki atlı çoban kültürüyle başlıyor. Öntürkler ve
Önhintcermenler, MÖ 3. ve 4. binlerde o iklimde komşu olarak
yaşıyorlardı.
Atlı çoban kültürü herhangi bir göçebe kültürü
değildir. Göçebe kültürünün en yüksek basamağıdır. Atı evcilleştirenler,
pantolonu keşfedenler, üzengiyi bulanlar, demiri ilk işleyenler
onlardır. Tarih öncesini araştıran halkbilimcileri, onların geniş
otlakları denetlemek için geliştirdikleri örgütlenme yeteneklerinden söz
ederler. Tek tanrı da, geniş alanlardaki kabileleri barış içinde
örgütleme ihtiyacıyla birlikte ilk kez onlar arasında ortaya çıkmış ve
Mezopotamya’dan Çin’e kadar çeşitli iklimlere taşınmıştır. İnsanlığın
bildiği ilk Tanrı kavramı olan Sümerce Tingir, bütün Türk dillerinde Gök
ve Tanrı anlamıyla bugünlere gelmiştir. Çin’e MÖ 13. yüzyılda Hazar’ın
kuzeyinden Coular tarafından götürülmüş, orada Tien olmuştur.
İşte o
atlı çobanlar, verimli toprakların bulunduğu büyük ırmak havzalarına
yaptıkları akınlar sonucu ilk devletlerin kurulmasına da önderlik
etmişlerdi. Onların örgütleme yetenekleri ile tarım yapan halkların
zenginliklerinin birleşmesinden devletler çıkmıştır. Devletlerin,
uygarlıkların doğuşuyla birlikte tek tanrıya inancın evrenselleşmesi de
aynı tarihsel dönemlere denk düşmektedir.
Atlı çobanların akınları,
uygarlıklar arasında köprüler kurmuş, insanlığın kültür ve inanç
alışverişinde başlıca etken olmuştur. Doğuyu batıya, Batıyı Doğuya,
Kuzeyi Güneye, Güneyi Kuzeye taşıyan onlar olmuştur. İpek yollarında,
Baharat yollarında kervanların güvenliğini sağlayan, ticareti
haydutlardan kurtaran hep onlardır. Ticaretin güvenliği, uygarlığın
güvenliğidir.
Bu miras, bir barış ve uygarlık mirasıdır.
Atlı
çobanların hep atlarından, keskin kılıçlarından, baltalarından,
oklarından ve yaylarından, savaş yeteneklerinden söz edilir. Ancak
onlar aynı zamanda örgütlenme ve devlet kurma yetenekleriyle kabileler
arası yağmalara ve savaşlara son vererek barışı sağlamışlardır. Dahası
geniş iklimlere hükmeden kabile konfederasyonlarıyla ve
imparatorluklarla kavimler arasına barışı da getirmişlerdir. Asya
kavimleri ile Avrupa kavimleri arasındaki kültür tanışmalarında ve
alışverişlerinde bir tür köprü işlevi görmüşlerdir.
Asya’dan
Avrupa’ya ve Avrupa’dan Asya’ya doğru seferler ve akınlar, yalnız
savaşlara değil, kaynaşmalara, birleşmelere, zenginleşmelere ve yeni
uygarlıklara da yol açmıştır. Bu kaynaşmaların bir sonucu da çeşitli
iklimlerin halklarının birbirlerini tanımaları, birbirlerini anlamaları,
birbirlerini sevmeleri ve birbirlerinden öğrenmeleridir. Bu süreçte
çeşitli kavimler birbirleriyle harmanlanırken, günümüze miras kalan dil
alışverişleri de olmuştur. Yepyeni kavimler ve yeni diller ve kültürler
ortaya çıkmıştır.
Bu kaynaşma son iki yüzyılda emperyalizme karşı
devrimci boyutlar kazanarak sürdü. 20. yüzyılın başından beri Ruslar,
Çinliler, Hintliler, İranlılar, Araplar, Vietnamlılar, Koreliler,
arkasından Afrikalılar ve Latin Amerikalılar ile birlikte Mazlumlar
Dünyasının öncü konumlarında bulunan Türk milleti, insanlığın büyük
isyanının da öncülerindendir. Ezilenlerin emperyalizme isyanı, aynı
zamanda ezilenlerin ve insanlığın kaynaşmasıdır.
Atatürk,
“Sömürgeciliğin ve emperyalizmin yeryüzünden yok olacağını ve yerlerine
milletlerarasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir
ahenk ve işbirliği çağının hakim olacağını” belirtmişti. “Toplumlar,
birer yüce insanlık kitlesi haline dönüşeceklerdir. İşte o zaman
milletlerin bütün gayesini insaniyet ve karşılıklı muhabbet teşkil
edecektir.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.12, s.200.)
Bugün çeşitli
milletler ve halklar, bu geçmiş kültür birikimine sahip çıkıyorlar.
Hatta bu konuda çeşitli milletlerin tarihçileri ve kültür adamları
arasında bir rekabetin bulunduğundan bile söz edilebilir. Örneğin
Türkler, Ruslar ve çeşitli İrani kavimler; “Biz İskitiz” diyorlar.
“Atilla’nın torunları” olduklarını söyleyenler arasındaki miras kavgası
da bitmeyecek gibidir.
Odin, bütün Avrupa halklarının Tanrısıdır.
Ancak Asyalı olduğu İskandinav destanlarında kuşaktan kuşağa söylenmiş
ve yazılı belgelerle bugünlere kadar gelmiştir. Odin’in Od/Hot kökündeki
ateş, Türkçeden İngilizceye kadar bütün Avrasya halklarını
ısıtmaktadır.
İşte o 36 derece sıcaklığını, bugün bütün Avrasya’da
insan sevgisi ve kardeşlik için sönmeyen bir ateş olarak görüyoruz.
Odin, Okyanus’tan Okyanus’a insanları birleştiriyor. Biz tarih
öncesinden Odin’i bu kişiliğiyle keşfedip çıkartarak bu mirasa sahip
çıkıyoruz.
Geçmişimiz bize, özgüven ve gurur yanında uluslararası
kardeşlik kültürü sunuyor. Tarih öncesinden beri Asya ve Avrupa’nın,
Kuzey Afrika ve hatta Amerikanın halklarıyla kaynaşıyoruz.
Biz Aslar
(Asyalılar), Odin’i Okyanus kıyılarına gidip Savaş Tanrısı olsun diye
göndermemiştik. Odin’in başına bir taç koyan, altına bir taht veren
Avrupalılardır. Kuzeyli kardeşlerimiz öyle münasip görmüşler, hürmetimiz
var.
Oysa biz, Odin’i Kuzeylileri kucaklasın ve ateşiyle ısıtsın diye yollamıştık.
Odin, bizim kavimleri birbirine kavuşturan kahramanımızdır.
Bizimdi, hepimizin oldu.
Hepimiz, Odiniz!
Hepimiz Avrasyalıyız.
Hepimiz insanız ve insanlık kavramına büyük değer veriyoruz.
Odin Kulübü’nü bu amaçla kuruyoruz.
Pasifik
Okyanusu’ndan Atlas Okyanusu’na kadar insanlık ve barış davasına değer
veren aydınları, emek öncülerini, Avrasyacıları, Avrupa-Asya
kardeşliğini savunanları, Odin araştırmacılarını Odin Kulübü’ne davet
ediyoruz.
Okyanustan okyanusa kardeşiz!
Pasifik’ten Atlas’a hepimiz Odiniz!
ODİN KULÜBÜ’nün Kurucu Üyeleri için önerileri toplayalım.
Sümer Vikinglerinden Sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın Kurucu Başkan olmasını öneriyorum.
Tarihçilerimizi,
dilbilimcilerimizi, halkbilimcilerimizi, kazıbilimcilerimizi, gönlü
insanlığa açık aydınlarımızı, Silivri, Hasdal, Maltepe, Şirinyer’deki
Çaka Beyleri, Piri Reisleri, Turgut Reisleri, yüzen, uçan ve yürüyen
bütün sivil ve askerlerimizi Odin Kulübü’ne davet ediyorum.
Haberlerinizi bekliyoruz.
Doğu Perinçek,Ayınlık 12 Ocak 2014 14:02