14 Nisan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Nisan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.4.07

Darbeci değil devrimciyiz

Hoşgeldiniz!
Birbirimizi özlemiştik.
Bir Ankara’ya geldiniz! Yedi metrelik duvarlarla örülmüş malikaneleri korku sardı. Korku medyanın plazalarından çıkıp gazete sayfalarını sararttı. İşgal edilen tv ekranlarını kararttı.
Bir Ankara’ya geldiniz! Vaşington ile Brüksel sarsıldı! 1988 yılında Türkiye'ye şubeleriyle yerleşen imf ve dünya bankası bürolarının nefesleri kesildi.
Bir Ankara’ya geldiniz! Kurtla kuzu artık bir daha karışamayacak kadar açığa çıktı! Herkesin yeri belli oldu!
Bir geldiniz! Pir geldiniz! Hoşgeldiniz!


***

Buradayız. Büyük bir derneğin öncülüğüyle buradayız. Mustafa Kemal ATATÜRK’ü yaşatan Atatürkçü Düşünce Derneği’ni selamlıyoruz.
Bu derneğin başkanını, Amerikalı Bush’un “bizim oğlan” diyemediği paşaları, askerinin kafasına çuval geçirtme ayıbıyla ezilmemiş subayları, şehitlerimizi, gazilerimizi, bağımsız Türkiye’nin güvencesi Kemalist orduyu bağrımıza basıyoruz!
Buradayız! Üniversitelerimizin ışığıyla buradayız. Yabancı dilde iş görme kıskacına düşmüş, sözleşmeli asistanlık sistemiyle bağımsız bilim adamı yetiştirme gücüne darbe vurulmuş, dört bir taraftan gericiliğin ve emperyalizmin hizmetine sokulmaya çalışılan üniversitelerimizle buradayız. Kurumlarını gericiliğe, Soros turuncusuna, emperyalizme teslim etmemek için direnen rektörlerimizi bağrımıza basıyoruz.
Buradayız! Yargı kurumlarımıza güvenimizle buradayız. Küresel çetelere karşı ülkemiz için, güçlüye karşı güçsüz için, hukuk devleti için direnen yargıçlarımızı bağrımıza basıyoruz. “Babalar gibi satılan” fabrikalarımızın satışına “dur” diyen; topraklarımızın yabancılara ve çoktan memleketin yabancısı olmuşlara satılmasına “dur” diyen mahkemelerimizi selamlıyoruz.
Memleketin savunması ABD’nin eline bırakılmışsa,
Memleketin bütçesi imf’ye teslim edilmişse,
Memleketin yönetimi Brüksel memurlarına terk edilmişse,
Türkiye sömürgeleştiriliyorsa,
Türkiye eyaletleştiriliyorsa,
Türkiye parçalanmak isteniyorsa,
Kemalist ordu konuşacak!
Üniversite konuşacak!
Yargı konuşacak!
İşçi, köylü, memur, esnaf….
Kadın-erkek, genç-yaşlı yollara düşecek, örgütlenecek.
Bağımsızlık bunu gerektirir!
Demokrasi bunu gerektirir!
Demokrasi, bağımsızlığın gerektirdikleridir.

***

Bir ateş denizine düştük.
Yanmaktan kurtulmak için bindirildiğimiz gemiler mumdan çıktı !
Özelleştirme gemisi mumdan çıktı. Hantal devletin yerini çevik hür teşebbüs alacaktı. İstihdam artacak; ülke zenginleşecek, fakirliği değil zenginliği bölüşecektik……. Oysa fabrikalarımız, telefon sistemlerimiz, petrol işletmelerimiz, madenlerimiz elimizden çıktı, tarlalarımız üretemez oldu. Sanayisizleştik. Taşeron olduk. İşsizlikten kırıldık.
Dünyaya açılma gemisi mumdan çıktı. Biz dünyaya açılmadık. Dünya bize açıldı! Meğer “dünya” dedikleri imf-dunya bankası, bir avuç şirket, bir avuç banka ve ikide bir ürken piyasa dedikleri şeymiş... “Dünya” dedikleri Vaşington ile Brüksel'den ibaretmiş… Biz bu dünyaya açıldıkça, bu çetenin eline düştük. … Şimdi bankalarımız yoktur! En büyük bankalarımızın başına yabancı genel müdürler oturuyor. Şimdi büyük mağazalarımız yoktur. Mağazalar yabancılarındır. Şimdi doğurgan tohumlarımız yoktur! Birkaç küresel şirketin sattığı, tohum adına yakışmayan kısır tohumlara mahkumuz…. Bütün bunları bırakın bir yana, şimdi sütümüz ve yoğurdumuz yoktur. Küresel çeteleri doyurabilmek için çocuklarımızın boğazından kesmek zorunda kaldık.
Dünyaya açılmanın böylesi, emperyalizmin ağına takılı kalmaktır. Bu, tek sözle sömürgeleşmektir.
Yerelleştirme gemisi mumdan çıktı. Herşeyi yerele devredelim; yönetimi halka yakınlaştıralım dendi. Bu yapıldıkça yönetim halktan uzaklaştı… Antalya'da, Çeşme-Alaçatı'da çeşmelerden akan suyun sahibi Fransız – İngiliz şirketleri oldu! Urfa'nın içme suyunu Ankara değil, ama Şanlıurfa da değil, Brüksel ihaleye çıkardı! Diyarbakır suyunun yönetimini Ankara değil, ama Diyarbakır da değil, Berlin üstlendi.. Ankara'daki iller bankası belediyelere uzak sayıldı; iller bankasını yok edecek bir yasa hazırlandı. Belediyeler merkezi Brüksel'deki bir bankanın insafına terkedildi.
Bu da yetmedi… Cumhuriyetin başından beri homurdanan mıntıkacılar, eyaletçiler, bölgeciler, çeyrek yüzyıldır ülkemizin eyaletleşmesi için ardı arkası kesilmeyen denemeler yaptılar. 12 Eylül'ün Amerikan mamülü “sekiz eyalet" tutmadı; yirmibeş yıl sonra AB’nin 12 eyalet modeli yürürlüğe girdi. Türkiye önce 12, bunlar da kendi altında 26 bölgeye ayrıldı. İlk adımlar İzmir veMersin'de atıldı. Danıştay bu, anayasaya aykırı diyor; ilgililer anayasa mahkemesine başvurdu… çıkar sahipleri çok ama çok kızgınlar!
Çok kızgınlar! Çünkü ajans kılığındaki eyalet planı, önceki planlar gibi yine bozulacak.
Çok kızgınlar! Çünkü biz bu ateşten çıkmak için mumdan gemilere doluşmaktan vazgeçtik.

***

Bu mitinge hazırlanırken, son mumdan gemiyi de tanıdık!
Şimdi, bugünlerde, bizim buluşmamızı kastederek, bizlere demokrasi dersi veriyorlar.
Dini inançları afyon gibi kullanıp halkı yoksullaştırırken kendileri servet içinde yüzen din tacirleri, Soros demokratlarıyla elele, tuhaf bir demokrasi tarif ediyorlar. Atlantiğin ötesinde yazılmış bir reçete okuyorlar. Bu reçetenin adı demokrasi projesidir. Demokrasi projesi Ukrayna'da Gürcistan'da turuncu renkle zuhur etmişti; Irak’ta top-tüfekle işgal oldu!
Türkiye’de Cumhuriyeti soykırım ayıbıyla lekelemeye uğraşanlar tarihte aradıklarını bulamayınca, katledilen aydınlarımızı kullanarak turuncu darbe provalarına soyundular. Turuncu demokrasi, ülkemizde, başına Amerikan sefirinin geçip yürüdüğü cenazelerimizde, yeni moda küçük-yuvarlak dövizlerin ardından sırıttı! Sırıtması yüzünde dondu kaldı!
Amerikan mamülü turuncu demokrasi, karşımıza çıkarılan son mumdan gemidir.
Din tacirleriyle Soros demokratlarına göre Bush demokrattır, Bolivarcı Chavez darbeci... Yabancı fonlardan beslenenler kendilerine demokrat diyorlar bize darbeci.... Biz darbeci değil, devrimciyiz. Bak burada turuncu yok, burası boydan boya al-bayrak...
“Siz farklısınız” dedikleri bizler birbirimize gelin-damat olmuşuz. Biz tarihimizle, inançlarımızla, geçmişimizle, düşlerimizle “biz”iz… bizim kaderimiz ortak… bizim derdimiz ortak.. Biz birbirine “öteki” değiliz. Bizim “ötekimiz” bellidir: bize öteki olan, komşularımızın üstüne bomba yağdıran, öteye beriye tehditler savuran gerici batıdır; bunun emellerine hizmet eden işbirlikçilerdir.
Bugün, burada, Tandoğan meydanında, son mumdan gemi de erimiştir.
Biz din tacirliğini ve Soros demokrasisini, demokrasiye ihanet sayıyoruz.
Biz bugün burada, cumhuriyet tarihimiz boyunca elimizden kayıp gidenlere üzülmeye son veriyoruz.
Biz bugün burada ulusal demokrasiyi, Türk demokrasisini inşa ediyoruz.

***

Çeyrek yüzyıllık karşıdevrim darbesi, son adımını atıyor. Çankaya, meşruiyeti olmayan güçlere gayrımeşru biçimde açılmaya çalışılıyor.
Çankayayı zorlayan güçler gayrımeşrudur.
Halkın dörtte birinden destek almış bir iktidar, seçim dönemini tamamlamış, halka hesapverme zamanı gelmiş bir parlamento, ülkeyi yedi yıl temsil edecek cumhurbaşkanını seçmeye kalkışıyor.
Meşruiyet eksikliğini, beş yıldır, ABD ve AB menşeli odaklara yaslanarak kapatan bir iktidar, cumhurbaşkanlığına aday göstermeye kalkışıyor.
Politikaları iflas etmiş, başarısız bir başbakan Çankaya'ya çıkmaya çalışıyor.
Halkına karşı sevgisi olmayandan cumhurbaşkanı olmaz.
Dış destekle ayakta duranlardan cumhurbaşkanı olmaz!
Gizli gündemi olanlardan cumhurbaşkanı olmaz.
Şeriat yanlılarından cumhurbaşkanı olmaz.
Ülkemizin cumhurbaşkanlığı üzerinde yürüyen mücadele, tam bağımsız ve demokratik Türkiye mücadelesinin zirve noktasıdır.
Her ne olursa olsun, Çankaya laiktir ve laik kalacaktır!

***

Şimdi yanınızdaki çocuğun, kucağınızdaki bebeğin yanağına kocaman bir öpücük yapıştırın!
Yanınızda sevdikleriniz var. Birbirinize dikkatlice bir bakın!
Bastığınız toprağa bir daha basın… aldığınız havayı içinize çekin!
İşte bunlar için buradayız ve hep burada olacağız!
Çünkü:

Dört nala gelip uzak asyadan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!

Tek tek her birinizi, tüm kalbimle selamlıyorum.

Prof. Dr. Birgül Ayman GÜLER'in Cumhuriyet Mitingi Konuşma Metni

Bir kez daha 14 Nisan'ın dili, havası!

Ben, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini, AB yolunda ilerlemesini savunuyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, asıl AB yolundan çıkan bir Türkiye'nin ekonomik ve siyasal istikrarsızlığa düşeceğini, asıl o zaman bölünme tehlikesiyle karşılaşacağını düşünüyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, Türkiye'nin Kuzey Irak'a girmesine karşıyım.
Vatan haini, satılmış!
Ben, cumhuriyetin elden gittiğine inanmıyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, Türkiye'de laik cumhuriyetin demokratik rejim içinde korunacağı görüşündeyim.
Vatan haini, satılmış!
Ben, ekonomide dışa açılmayla yabancı sermaye olmadan, özelleştirmeler olmadan, kısacası serbest rekabete dayalı pazar ekonomisi olmadan, Türkiye'de aş ve iş sorununun çözülemeyeceği kanısındayım.
Vatan haini, satılmış!
Ben, Çankaya'nın laiklik açısından bir 'son kale' olduğunu kabul etmiyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa, cumhuriyet elden gider diye düşünenlere katılmıyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasına taraftar değilim; ancak olursa da, bu dünyanın sonu olmaz; Meclisin kararına, iradesine saygılı olmak demokrasinin gereğidir diye düşünüyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, AKP'li değilim; AKP'yi baştan beri birçok açıdan eleştirmiş bir gazeteciyim; ancak dört buçuk yıllık AKP iktidarı sonrasında artık Tayyip Erdoğan'ın 'gizli gündem'i olabileceği görüşünü inandırıcı bulmuyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, "Ermeni soykırımı yoktur!" demek gibi, "Ermeni soykırımı vardır!" demenin de serbest olmasından yanayım.
Vatan haini, satılmış!
Ben, Kıbrıs'ta Annan Planı'nı savundum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, Kürtlerin haklarını savunuyorum; Kürtlerin kimlik sorunlarının çağdaş demokrasi ve hukuk devleti içinde çözülmesinden yanayım.
Vatan haini, bölücü!
Ben, Türkiye'nin AB'ye olduğu gibi ABD'ye de sırtını dönmesinin bu ülkenin çıkarına olduğu düşüncesinde değilim.
Vatan haini, satılmış!
Ben, ülke işgal altındaymış gibi, yeni bir Kurtuluş Savaşı eşiğindeymiş gibi, Türkiye'nin düşman kamplara bölünerek siyaset yapılmak istenmesini çok tehlikeli buluyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, Türkiye'nin böylesine siyah-beyaz kutuplaştırılmak istenmesini, bu ülkenin barışına, huzuruna, istikrarına bir komplo olarak görüyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, Türkiye'nin böylesine cepheleşme ve kutuplaşmalardan, düşman kamplara bölünmekten çok çektiğini, bu açıdan özellikle 1970'lerde çok fazla kan ve gözyaşı döktüğünü ısrarla söylüyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, laik cumhuriyetin bu ülkenin tarihsel gelişiminde büyük bir kazanım olduğuna inanıyorum; ama Türkiye'nin bu kazanımı demokrasi içinde koruyacak güce ve tarihsel deneyime bugün artık sahip olduğunu bir kez daha belirtmek istiyorum.
Vatan haini, satılmış!
Ben, Türkiye'nin bugün laik cumhuriyet rejimine yönelik olarak tarihinin en büyük tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna inanmıyorum; bu görüşün herhangi bir inandırıcılığı olmadığını düşünüyorum; bu görüşün ortaya sürülmesinin ardındaysa, demokrasiye dönük tuzakların olabileceğinden kuşkulanıyorum.
Vatan haini, satılmış!
Evet, Ankara'da geçen cumartesi günü yapılan büyük 14 Nisan mitinginin dili, söylemi, havası, yani ruhu aynen böyleydi.
Kendi düşüncesinden başka her şeyi vatan hainliğiyle, satılmışlıkla, Türkiye düşmanlığıyla eşanlamlı görebilen bir ruh, bir inançtı bu.
Bir zamanların komünistleri, bir zamanların faşistleri gibi, nasıl onlar 'laik din' haline getirdikleri kendi inançlarını meydanlarda bayraklaştırdılarsa, kendi düşüncelerinden başka her düşünceyi nasıl lanetledilerse, iktidarı ele geçirdiklerinde kendilerinden farklı olanı nasıl tümüyle yasakladılarsa, Tandoğan Meydanı'ndaki 14 Nisan ruhu da bu bakımdan pek o kadar farklı değildi.
Evet, görkemli bir mitingdi.
Çok kalabalık ve coşkuluydu.
Ancak, 14 Nisan'ın bu coşku ve heyecanını paylaşanlar, bu mitingi "bir demokratik hakkın kullanımı" olarak görenler, bu gösteriye biraz da 'demokrasi penceresi'nden bakıp soğukkanlı bir durum muhakemesi yapabilirlerse, bu tavır da barış ve demokrasi, huzur ve istikrar adına işe yarayabilir diye düşünüyorum.

hasan cemal, Milliyet, 17 Nisan 2007


* * *

Sonunda Ahmet Altan ile Hasan Cemal'in nerdeyse tıpkısının aynı fikirleri üstelik tıpkısının aynı üslupla kaleme aldığını görmek tuhaf... Yoksa burda bir kamplaşma mı söz konusu? Aynı etüd salonlarında mı çalışılıyor?

Korktukları kadar...

YÖK'ün, Genelkurmay Başkanı'nın ve Cumhurbaşkanı'nın konuşmaları fayda etmedi. 14 Nisan mitinginin de 'bir etkisi olmadı'. Sn. Erdoğan cumhurbaşkanlığına gidiyor.
Gazeteciler, Başbakan'ın karar vermiş insanların iç huzuruna sahip olduğunu söylüyor. Yani irrasyonel ihtirası, rasyonel kuşku ve tereddütlerini yenmiş.
Kararını verdiğinin en önemli göstergesi, Almanya'daki bir konuşmasında 'ölüm'e yaptığı atıf. Çelişkili biçimde makamın önemli olmadığını söylerken, o makam için, sembolik de olsa, ölebileceğini kabullenmiş görünüyor. Bu, Menderes ve iki arkadaşının idamından bu yana, sağ kanat liderleri için en yüksek makam ile ölümün özdeşleştiğini gösteriyor. Böylece en yüksek ihtiras, en derin mazlumiyet duygusuyla birleşiyor.
Türk siyasetinin trajik niteliği bu.
Sn. Erdoğan'ın ikinci ölüm imgesiyse çok farklı. Cumhurbaşkanı olmak için AKP lideri olarak ölmesi gerektiğini söylüyor. Dört yıllık başbakanlığının cumhurbaşkanı seçilmesi önünde en büyük engeli oluşturduğunu biliyor. Cumhuriyet'le barışması, tüm ulusu kucaklaması ve 'normalleşmesi' için adeta kişilik ve kimlik ölümü boyutunda değişmesi gerektiğini seziyor. Milli Görüş'ten getirdiği Selefi/Harici inancı, bunun Cumhuriyet karşıtı söylemini ve türban dahil tüm simgelerini, sanki, ruhunun derinliklerinde lanetliyor.
Ama Türkiye'nin Sn. Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını kaldırması artık mümkün değil. 'Her şeyi' değiştiren 14 Nisan mitingi bunu açıkça gösterdi.
Cumhuriyet tarihinde halk ilk kez evet ilk kez Cumhuriyet'e sahip çıktı. Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet'i kurmak için yapılmamıştı. Büyük kurtarıcı ve bir avuç arkadaşı tepeden inme bir kararla Cumhuriyet'i kurdular. Devrimleri halka sormadan yaptılar.
Demokrasiyle birlikte 'karşı devrim' kaçınılmaz biçimde başladı. Bazen CHP, ama çoğunlukla ordu Cumhuriyet'i korumak için bir şeyler, bazen gereğinden çok şeyler yaptı. Ama Cumhuriyet kuşakları Cumhuriyet için kımıldamadılar. 1982 Anayasası Cumhuriyet'i korumak amacıyla bir kurumlar sistemi kurdu. Ordu artık yalnız değildi. Cumhurbaşkanı, yüksek yargı ve YÖK vardı.
Halk ilk kez 28 Şubat sürecinde ufukta belirdi.
Ve son 10 yılda bir avuç insanın çabasıyla Cumhuriyet; Atatürkçülüğü, laikliği, tekilliği, milli kimliği, milliyetçiliği ve gerçek anlamda demokrasiyi içererek toplumun en yüce değeri haline geldi.
14 Nisan'da halk bu değerin savunmasını üzerine aldı. Devrim buydu. Böylece henüz tamamlanmamış ulus-devlet kurma ve uluslaşma sürecinin son aşamasına girdik. Anayasal kurumların altı doldu.
Mitingdeki halk çağdaştı, ama Batılı değildi.
Batı onları Batı karşıtı yapmıştı. Kürsüden söylenenlerin tercümesi, ulusal onuruna ve çıkarına saygı göstermeyen Amerika ve AB'den 'bağımsız'
bir Türkiye isteğiydi.
AKP'nin ve medyadaki omurgasız, kimliksiz ve gayrı milli 'liberal' köşe yazarlarının izlediği teslimiyetçi AB, Kıbrıs, Kürt ayrılıkçılığı, Ermeni soykırımı politikalarını reddedenler, 'milliyetçi, ırkçı, faşist marjinal bir kitle' değil, ulusun çoğunluğuydu.
Partiler üstü olan ve toplumun en az üçte ikisini temsil eden bu kitle, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Ortadoğu ülkesi olmasını istemiyor. AKP'nin laikliğe karşı tavrını, din ve inanç özgürlüğü değil, kendisine dayatılamayacak, Cumhuriyet karşıtı bir hayat tarzı olarak görüyor. Sn. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasını, Cumhuriyet'e varoluşçu bir tehdit sayıyor.
AKP'nin ve destekçilerinin böyle bir tehdit olmadığını savunmalarının yararı yok. Çünkü taraflardan biri 'tehdit var' diyorsa, vardır. AKP'nin tek çıkış yolu bu tehdit niteliğinden çıkmaktır. Ama Sn. Erdoğan ulusun üçte ikisine meydan okumaya devam ederse, rejim bunalımı sadece ağırlaşacaktır.
Cumhuriyet'in kurucu ilkelerine karşı çıkmanın, ülkeyi bu ilkelerin kanla yazıldığı başlangıç şartlarına döndüreceğini daha önce de yazmıştık.
O şartlarda Cumhuriyet'e karşı yapılacak mücadeleyi kimse kazanamaz.
Mitingin de gösterdiği gibi, Türkiye'nin kaderi Ankara'da kararlaştırılacak, İstanbul'da değil. Herkes hesabını buna göre yapsın!
Gündüz Aktan, Radikal, 17/04/2007

14.4.07

14 Nisan 2007 Cumartesi, 16:27

"Finike'de yaşıyorum, sağlık sorunlarım nedeniyle gidemiyorum, yol masraflarını karşılayarak bir genç arkadaşımı gönderiyorum, Ergun",

"Mitingi yazanlar parmakla gösterilecek kadar az, mitinge katılacak olanlar hesap makinesiyle sayılamayacak kadar çok... Herkes görecek, Altan",

"Ne mutlu Ankara'da olabilene... Reşit",

"Hayır demeye gidiyoruz, Metin",

"Bafra'dan yola çıkıyoruz, Arda",

"Shangai'dayım, kalbim orada, Hamit",

"Gelemeyeceğim ama bayrağımı astım, Gülgün",

"Tandoğan'dayım, Bora",

"85 yaşındaki babamız ve küçük torun hariç, ailemizin tamamı Ankara'da olacak, sevgi ve dua ile, Kenter",

"Basının objektiflerine gerek kalmayacak, hafızalarda basılacak deklanşöre... İzmir'in bayrak dolu balkonlarını görmenizi isterdim, Senem",

"İki yaşındaki kızımı anneme bırakıp, gidiyoruz. Büyüyünce Cumhuriyet onurunu yaşayabilsin diye, Arzu",

" Antalya geliyor... Ben de eşimle birlikte otobüsle yola çıkıyorum, Sedat" ,

"Almanya'dayım. Yüksek lisans için geldim. Çaresizim. Size yurttaki odamda çekilmiş, bayraklı fotoğrafımı gönderiyorum. Ricam, bu fotoğrafı yazıcıdan çıkartıp, Ankara'ya giden birisine vermeniz... Bu sayede kendimi orada bulunmuş sayabilirim, Göksel",

"Ailece oradayız, Berrin",

"Ali Kemaller 1919'da da İstanbul'da yazıyordu, o zaman da Ankara'ya gelemiyorlardı, İhsan",

"Ailem Bodrum'dan geliyor, 11 saat, yola çıktılar bile, Burak",

"Eşimle birlikte, bayraklarımızı aldık, İstanbul'dan yola çıkıyoruz. Evimizi de bayraklarla donattık. İnşallah bu miting İstanbul'da da yapılır, Gülsüm",

"6 yaşındaki oğlumla orada olacağım, Filiz",

"Otobüsle gidiyoruz, birlikte yola çıktığımız insanların çoğunu tanımıyorum ama, Atatürk sevgisi hepimizi dost yapıyor. Sesimiz duyulsun istiyoruz, Özge",

"Öyle bir lider düşünün ki, bizi hâlâ Atatürk örgütleyebiliyor, Ceylan",

"Ben 52, eşim 47 yaşında, ilk defa bir mitinge katılıyoruz. Memleketin sahipsiz olmadığını göstermek istiyoruz, Atilla",

"Ben de, şeker hastası babamla gidiyorum. Bol bol fotoğraf çekeceğim. Hem internette yayınlayacağım, hem de mitingi yazmayan gazetecilere göndereceğim, Bedra",

"Eşimle birlikte oradayım. Bu kalp son atımına kadar Ata'nın emrinde, Haluk",

"İletişim öğrencisiyim, arkadaşlarımla birlikte trenle gidiyoruz. Meslek büyüklerimiz utansın, Barbaros",

"Zürih Üniversitesi'ndeyim, ben sınavda, yüreğim Tandoğan'da, Altan",

"Mitinge gelemeyen bayrak assın, İrem",

"Balıkesir'den 3 vagon, 10 otobüsle yola çıkıyoruz. Çılgın Türkler pankartı görürsen, o biziz, Metin",

"Akın var Ata'ya akın, Ankara'yı zaptedeceğiz, Kemal",

"Dedikleri gibi, anamı da alıp, Ankara'ya gidiyorum, Özlem",

"60 yaşındaki babam, emekli arkadaşlarıyla ekip kurdu, biletlerini aldılar, yola çıkıyorlar, Kevser",

"15 günlük bebeği olan anneyim, gidemiyorum. Eşim gidiyor. Kızımla birlikte babamızı gururla seyredeceğiz, Serpil",

"Milletin andıçını görecekler, Umut",

"Arabam 8 kişilik, o kadar arkadaş gidiyoruz İzmir'den, Önder",

"Tutuştular, Koray",

"Burasının Irak olmadığını göstermek için yürüyeceğiz. Kimsenin arkasından değil, omuz omuza yürüyeceğiz, Gökçen ",

"Hepimiz Mustafa Kemaliz, Necibe",

"Basının yazmadığı haberi, millet yazacak, Meltem ",

"Babam iş seyahatinden geceyarısı 3 gibi geliyor, 5'te ailece yola çıkıyoruz, Efe",

"Hayatımda almadığım kadar mesaj aldım, hayatımda atmadığım kadar mesaj attım. Meğer herkes bugünü bekliyormuş, Senem",

"Birliğimiz, dirliğimiz, çocuklarımız için gidiyoruz, Serdar",

"2 yaşındaki kızım, 9 yaşındaki oğlum, 82 yaşındaki babaannem, 80 yaşındaki anneannem, eşim, annem, babam, ben... Allah bu milleti seviyor, oradayız, İbrahim",

"60 yaşını geçen annem, 35 yıl sonra meydanlara iniyor, 68 kuşağı da orada olacak, Kerem."
Buraya bu kadarı sığdı.
Tandoğan'a sığmayacağı kesin.
Yılmaz Özdil, Heddam, 14 Nisan 2007

9.4.07

Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine Doğru

Ses...Ses...

TÜRKİYE'de bundan böyle darbe olmaması için şu üç şeyin mutlaka var olması gerekli:
- Demokrasi.
- Hukuk.
- Bilinçli ve örgütlü toplum.
Bu üçü var mı?
Yok...

Darbe olması için ise şu üçünün olmaması gerekiyor:
- Devrim yasalarına hakaret.
- Rejime karşı hareket.
- Cumhuriyete ihanet.
Bu üçü var mı?
Var...

*


Bu "yok"lar ile "var"ların esrarengiz tel örgüleri arasındadır korktuğumuz darbeler.
Aslında bizler Erbakan'ın, "Kanlı mı olacak, kansız mı?" sorusunun yanıtını yaşıyoruz şu günlerde.
Erbakan'ın yetiştirdiği, ondan daha zeki ve kamuflajlı veletleri, onun başaramadığını başarıyorlar.
Evet...

Kansız oluyor...

Pekiiii; kendini Atatürk devrimlerinin ebedi bekçisi sayan ve elinde silahlı güç olanların, tüm bu olanlar karşısında sessiz ve seyirci kalmalarına ihtimal veriyor musunuz?..
Hayır...

*

Önümüzdeki günler büyük olaylara gebe.
Patron kuruluşlarının, esnaf ve işçi örgütlerinin, medyanın, üniversitelerin, aydınların pısırık, ikiyüzlü ve çıkarcı tavırları, demokratik olmayan müdahaleler olasılığını artırıyor.
Çünkü; bu karşı devrim durdurulmasına durdurulacak.
Burada Erbakan'ın, "Kanlı mı olacak, kansız mı?" sorusunun karşı versiyonu söz konusudur:
"Darbeli mi olacak, darbesiz mi?.."
Hangisi?..

Siviller her zaman gaflete düştükleri için, darbeler her seferinde Türkiye'yi beterin beterine sürükledi.
O zaman laik cumhuriyetin çocukları yükseltin sesinizi...

Ses...

Ses...

Bekir Coşkun, Hürriyet, 7 Nisan 2007