çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.5.09

İŞTE DÜNYAYI SARSAN DOMUZ GRİBİNİN NEDENİ

“Kuş gribi olayının çok benzeri ile karşı karşıyayız. Bu olayın Türkiye’yi etkilemesi kuvvetle muhtemeldir. Domuz yetiştirilmediği için sevinilmesin. Çünkü artık virüsün domuzlarla bir ilgisi kalmadı. İnsandan insana yayılıyor. Grain adlı uluslar arası biyoçeşitlilik kuruluşu gene uyarıyor. (www.grainorg/articles/?id=48) Olay aynen kuş gribinde olduğu gibi endüstriyel tarımın bir sonucudur. Hayvancılıkta bu sisteme fabrika tarımı da deniyor. Kapalı ortamlarda tavuk, domuz veya inekler sıkışık ortamlarda tamamen hazır kesif yemlerle, bazen birbirlerinin gübrelerini de yedirterek yetiştiriliyor. Bu sistemde üretilen hayvanların ürünlerinin besleme açısından insan için hastalık üretici özelliği bir yana bu sıkışık ortamın kuş gribi benzeri seri katiller üretmesi kaçınılmaz oluyor. Ülkemizde kuş gribi hep köy tavukçuluğu ile ilgili gibi görünmüştü. Hâlbuki bütün dünya örneklerinde çıkış noktasının endüstriyel çiftlikler olduğu kesin bir gerçektir. Ancak o zamanlar nerede ise her ülkede (ülkemiz dâhil) sağlık ve tarım bakanları köy tavukçuğuna suçu atarak yok edilmeleri için öneride bulunmuşlardı. Neyse ki bunu istedikleri düzeyde gerçekleştiremediler.
Bu satırların yazıldığı saate kadar Meksika’da 150 kişi domuz gribi denilen, gerçekte domuz, kuş ve insan grip suşlarının genetik bir kokteylinden oluşan yeni bir domuz gribi suşundan öldüler. Bu yeni virüs insandan insana geçme özelliği kazandı ve sağlıklı bir insanı bile öldürebiliyor. Bu virüsün tam olarak çıkış yeri bilinmese bile Meksika ve ABD’nin büyük endüstriyel çiftliklerinden çıktığı açıktır.
Uzmanlar uzun yıllardır büyük boyutlu hayvancılık işletmelerinin yeni yüksek derecede zararlı grip suşlarının ortaya çıkışı ve yayılması için mükemmel bir çoğalma ortamı yarattığı konusunda uyarılar yapıyorlardı. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Enstitülerinden (NIH) bir uzman 2006 yılında “yoğunlaştırılmış hayvan besleme işlemlerinin çok sayıda hayvanı bir araya getirmesi nedeniyle, virüslerin karışması ve iletilmesini kolaylaştığını” söylemişti. (Mary J. Gilchrist ve ark. "The Potential Role of CAFOs in Infectious Disease Epidemics and Antibiotic Resistance," Journal of Environmental Health Perspectives, 14 November 2006)
Salgının merkezi olan Meksika’da Veracruz eyaletinin La Gloria kentinde halk bir solunum yolu hastalığı salgını için yetkilileri uyarıyorlar ancak doğru dürüst karşılık alamıyorlardı. Halk sorunun kentlerinde yeni kurulan ve dünyanın en büyük domuz üreticisi olan Amerikalı Smithfield şirketinin bir kolu olan Granja Carroll adlı büyük bir domuz işletmesinden kaynaklandığını ileri sürüyorlardı. Sonunda yöneticiler testler yaptırdılar ve bir solunum hastalığı olduğunu söylediler. Ancak hastalığın ne olduğu tam olarak belirtilmedi. Şirket her türlü ilişkiyi reddetti. 27 Nisanda domuz gribi hastalığının salgın yaptığı Meksikalı yetkililerce açıklandığında ilk vakanın dört yaşında ve La Gloria’lı bir çocuk olduğu belirtildi. (Andrés T. Morales, "Cerco sanitario en Perote, tras muerte en marzo de bebé por gripe porcina," La Jornada, 28 April 2009: http://www.jornada.unam.mx/2009/04/28/index.php?section=politica&article=012n2pol)
La Gloria kentinde epeyce tavuk işletmesinin de bulunduğu bildirilmektedir. Bunlardan biri olan ve kente sadece 50 kilometre mesafede olan Meksika’nın en büyük tavukçuluk şirketi olan Granjas Bachoco’da kuş gribi salgını da görülmüş idi. Tavuk çiftliklerinde gübre, tüy, altlıktan oluşan malzeme domuz çiftliklerinde yem olarak da kullanılmaktadır. Bütün bu faktörler domuz, kuş ve insan gribi arasındaki bu yeni oluşumları açıklamaktadır. La Gloria halkı Smithfield şirketinin durumuna yıllarca direndiler. Son aylarda garip hastalık konusunda yetkilileri uyardılar. Göz ardı edildiler. Onların sesleri ne Birleşmiş Milletlerin Dünya Sağlık Örgütünün küresel yeni hastalıklar gözlem sisteminde ne de Uluslararası Hayvan Hastalıkları Kuruluşunun küresel hastalık alarm sistemi üzerinde en ufak bir etki bile yaratmadı.
Endüstriyel şirketler olayların üstünü örtmektedirler. Şu anda ayrıca ilaç sanayi krizden bir yarar sağlama konumundadır. Roche, Gilead and Glaxo SmithLine antiviral ilaçlar üzerinde tekel sahibidirler.
Sorunun çözümü için Meksika ve Kuzey Amerika’da büyük domuz ve tavuk şirketleri üzerinde şeffaf bağımsız bir soruşturma açılması önerilmektedir. Dünya çapında fabrika tarımına son verilmeli ve geriye çevrilmelidir. Diğer yandan dünyanın birçok ülkesinde sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi süreci bu gibi salgınlarla başa çıkma kapasitesini hızla ortadan kaldırmaktadır. Sağlık hizmetlerinde özelleştirme durdurulmalıdır.
Prof. Dr. Tayfun Özkaya
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü
Odatv.com, 30 Nisan 2009

25.11.07

Ciglik

AYILARI vurma kararı aldılar.

Kararı alan Çevre ve Orman Bakanlığı.


Bir de Bozcaada’nın kınalı kekliklerini vuracaklar. Karar yine Çevre ve Orman Bakanlığı’nın.

Kimi açıkgöz firmalar yabancı avcıları getirip ülkemizdeki hayvanları büyük paralar karşılığında vurduruyorlar.

İzin veren; Çevre ve Orman Bakanlığı...

Çığlıkları duyan yok.

*

Çevre ve Orman Bakanlığı
çevreyi ve ormanı korumak için kurulmamış mıdır?

Ama öyle değil işte... Bu bakanlığın izni olmadan ne bir dalın kesilmesi, ne bir taşın yerinden kaldırılması, ne bir kazmanın vurulması olası...

Bu bakanlık verdiği izinlerle, süregelen doğa yağmasının "yasal" olmasını sağlıyor.

Koruması gerekenleri, yok etmeye yarayan bir devlet kuruluşu...

- Belek ormanlarının kesilip golf sahası yapılması...

- Acarkent faciası...

- Kaz Dağları katliamı...

- Tuz Gölü’nün yok oluşu...

- Tam 72 gölün kurutulması...

- Hasankeyf rezaleti...

- Bergama yüz karası...

- Boğaz ormanlarının taş-kömür ocaklarına verilmesi...

- Yüzlerce güzelim koyun çirkin kooperatif evleri ile kaplanması...

- Irmak ve nehirlerin boyalı akması...

Say say bitmez...

Tüm bu doğa katliamları, bu yağmalar, bu yok edişler ancak Çevre ve Orman Bakanlığı’nın izniyle olabiliyor.

*

Şimdi sıra ayıları ve keklikleri satmaya geldi.

Dışardan getirilen zengin avcılara ayılar ve keklikler vurdurulacak, bu işi yapan turizm şirketleri ile kimi görevlilerin cepleri dolacak...

Ve kimse o canlıların çığlıklarını duyamayacak...

Kimin izin ve onayıyla?...

Tabii ki Çevre ve Orman Bakanlığı’nın...

Çevre ve Orman Bakanlığı diye bir kurum olmasaydı, belki bu işler bu kadar kolay olmayacaktı.

Ama ne yazık ki bir Çevre ve Orman Bakanlığı var...

Bekir Coskun, Hurriyet, 25.11.2007