17.3.12

VEFAT EDEN ANNENİN ARDINDAN

(...)

Balyoz davası tutuklusu emekli kurmay albay Dursun Çiçek’in annesi ağır hastaydı. Öleceğini, günlerinin sayılı olduğunu herkes biliyordu. Dursun albay, kendisini tutuklayan mahkemeye başvuruda bulundu:

“Cezaevinden iki gün izin verin, onu son kez göreyim.”

Henüz tutuklu olduğu için, yasalar uyarınca böyle bir izin verilemezmiş…Nitekim verilmedi. Anne hep oğlunu soruyor, ölmeden önce bir kez olsun görmek istediğini söylüyordu. Kendisine hep aynı yanıt veriliyordu:

“Dursun Amerika’ya gitti. İşleri biter bitmez gelecek.”

Bunlar insancıl olaylardır. İstediği her konuda iki günde yasa çıkaran iktidar, böyle insancıl konularda her nedense kılını bile kıpırdatmaz, iki satırlık bir yasa değişikliği yapmak aklına bile gelmez.

Cezaevlerinde yaklaşık 130 bin tutuklu ve hükümlü var. Onların da “İnsan” olduğunu, sevdikleri, ana babaları, kardeşleri, evlatları olduğunu, nice üzüntüler ve sıkıntılarla yaşadıklarını akla hiç getirmezler.

Çünkü zannederler ki bu düzen hep böyle gidecek, bugünküler krallar gibi yaşarken başkaları hep ezilecek, hak aramak onların aklına hiç gelmeyecek!

Dursun Çiçek bilinen bir isim. Böyle bilinen isimlerin sorunları kamuoyuna az veya çok yansıyor. Ya bilinmeyenler?..

Ya hiçbir hakkı olmadan, yasal haklarını bile nasıl arayacağını bilmeden cezaevlerinde yatmakta olan onbinlerce tutuklu ve hükümlü?!

***

Dursun albayın aynı zamanda avukatı olan kızı İrem Çiçek’i dün öğle saatlerinde arayıp başsağlığı dileklerimi ilettim. Telefonda çok üzgün, yorgun, çaresiz bir ses:

“Emin Bey biliyor musunuz, cenaze yarın (yani bugün) kalkacak. Mahkeme iki gün cenaze izni verdi. Ancak babamı İstanbul’daki cezaevinden Tokat’a uçakla değil de ring aracı ile göndermek istiyorlar. Ayrıca aracın yola ne zaman çıkacağını da bize söylemiyorlar. Gizlilik varmış. Biz şu anda hiçbir şey bilemiyoruz…”

Saat 14.30’da bir kez daha arayıp durumu sordum. Aynı çaresiz ses:

“Uçakla gelmesini sağlamak için çaba harcıyoruz ama muhatap bulamıyoruz…Ring aracının cezaevinden yola çıkıp çıkmadığını da öğrenemedik…”

Bu yazıyı yazdığım saatlerde durum böyleydi. İşlemin nasıl sonuçlandığını bilmiyordum.

Adına ring aracı denilen nesneyi biliyorsunuz. Mavi renkli, mahkum taşımak için kullanılan büyükçe minibüsler. Mahkemeye, başka illere, hatta hastaneye gönderilen her mahkumun içine bindirildiği demirden kafes.

Hani geçenlerde Van’dan İstanbul’a mahkum taşırken biri yandı ya!..Ve aracın içinde kilitli kalan beş mahkum cayır cayır yanarak öldü ya!..

Aracın içinde çeşitli kafesler var. Kelepçeniz çıkarılmıyor ve o daracık bölmelerden birine tıkılıyorsunuz. Üzerinize birkaç kilit vuruluyor. Bölmenin tek penceresi tavanda, dört parmak genişliğinde!..

Tutuklusunuz…Ama kesinleşen yargı kararına kadar masumsunuz. Kim takar!

Böyle bir ortamda anneniz vefat ediyor ve sizi cenaze için Silivri’den Tokat’ın Reşadiye ilçesine kadar ring aracı ile göndermeye kalkışıyorlar.

Neresinden baksanız 700 kilometre!

İşkence ille de vurmakla, dövmekle, çarmıha germekle, tırnaklarını sökmekle olmuyor. Böylesine acılı bir günde bile insanlara manevi işkence yapılıyor ki, vurmalı kırmalı olanından çok daha fazla acı veriyor.

Her gün Allah peygamber deyip Müslümanlıktan dem vuranların ayıbı mı, yoksa günahı mı!

***

Emin Çölaşan’ın notu: Durum dün akşam saatlerinde belli oldu. Dursun Çiçek Tokat’a bu sabah görevlilerle birlikte uçakla gidecek. Kendisine ve ailesine dün bütün gün bunca çile, bunca ıstırap acaba niçin çektirildi?

Emin Çölaşan
Sözcü