21.11.09

Amerikalılar havlu atmış

WASHINGTON
Garip bir atmosfer var bu şehirde. Nasıl anlatmalı bu muallaklığı? Yıllardır buraya gelip giderim, Amerikalıları hiç bu kadar kafayı dağıtmış, bu kadar amaçsız görmemiştim. Ne 11 Eylül sonrasında, ne de Irak savaşının en zor günlerinde bu kadar ‘flu’ değillerdi...
Belki de hata bende. Washington turlarıma önce ‘yetkililerle’, yani halihazırda hükümette görev yapan insanlarla başlamalıydım. Ama gazeteciler, hükümetten yeni ayrılmış isimler, düşünce kuruluşlarıyla başladım. Ardından da Kongre’ye uğradım.
Ve gördüğüm tablo şu: Barack Obama’nın seçimiyle ilgili ilk heyecan dalgası bitmiş. Bitmiş ama güzel laflar ve medyatik gezilerden sonra ortada somut bir başarı yok. Afganistan, Irak, İran’ın nükleer programı ve Ortadoğu barışı... Irak’ı saymazsanız, ABD Başkanı’nın en önemli gündemi olan bu başlıklarda işler daha iyiye gitmiyor. Aradan neredeyse bir yıl geçmiş olmasına karşın hükümet dış politikada bir şey yapabilmiş değil.
“Ciddi anlamda bir başarı öyküsüne ihtiyaç var. İster inan ister inanma; belki de şu zamana kadar dış politikadaki en somut adım Ermenistan ve Türkiye arasındaki o protokollerin imzalanması oldu. Sadece bir niyet beyanı bile olsa, şu zamana kadarki tek iyi haber.”
Bir yetkilinin yukarıdaki sözleri, kafalardaki bütün soru işaretlerine rağmen, Obama yönetiminin Ankara’yla işbirliği konusunda neden bu kadar gayretli olduğunu özetliyor.
‘Kafalardaki soru işaretleri’ diyorum çünkü Türkiye’ye bakış toz pembe değil. Görüştüğüm herkes, ben sormadan, Türkiye’de bir ‘eksen değişikliği’ olduğunu söyledi. Türkiye artık bir Avrupa ülkesi değil, ancak Ortadoğu ve Kafkaslar’ın ‘bölgesel gücü’ olarak görülüyor. Amerikalılar İsrail’le artan gerilimden rahatsız, El Beşir davetine homurdanıyorlar. Özellikle telefon dinlemelerin çığırından çıktığına, hâkimlerin dinlendiğine ilişkin tartışmalar ile Ergenekon’la ilgili tartışmaları duymayan kalmamış. (Tesadüfen öğreniyorum ki Ergenekon soruşturmasını eleştiren raporun yazarı İstanbul’da yaşayan gazeteci Gareth Jenkins bu hafta ABD Kongresi’nde bir oturuma davet edilmiş ve bir dizi temasta bulunmuş. Türkiye’yi yakından izleyenler çevrelerde, Ergenekon’a bakış 6 ay öncesinden çok farklı. Davanın fazlaca dallanıp budaklandığı ve bazı açılardan tartışmalı olduğu izlenimi yaygın.)
“Ama Türkiye’ye ihtiyacımız var şu anda” diye özetliyor üst düzey bir Kongre yetkilisi. Irak’tan 2010’da asker çekme operasyonunun kazasız belasız yapılması, İran’ın uranyumunu Türkiye’ye gönderme ihtimali, Ermenistan’la barışın sağlanabilmesi şu an Amerikalılar için her şeyden daha önemli.
İşin aslı, Amerikalılar artık dünya imparatoru olmaktan yorgun gözüküyorlar. Obama her konuşmasında artık ABD’nin tek başına karar alan (unilateralist) bir dünya gücü olmak istemediğini vurguluyor.
Hükümete yakın Brookings Enstitüsü’nden Jeremy Shapiro ile Nick Witney Financial Times’ta yazdığı bir yazıda Obama’nın stratejisini şöyle aktarıyor. “Dış politika önceliği Amerika’yı post-Amerika dünyası için hazırlamaktır. ABD’nin kısa süren global hâkimiyeti noktasının gelip geçtiğini anlayan biri olarak, taktiksel ittifakları garantilemeyi hedefliyor. Ekonomi için Çin’le, nükleer silahsızlanma için Rusya’yla ve ABD çıkarları için herkesle işbirliği yapabilir.”
Anlayacağınız, Washington neredeyse ‘havlu atmış’ gibi. Artık büyük patron olmak istemiyor...
Aslı Aydıntaşbaş, Milliyet, 19 Kasım  2009